Boğaziçi Üniversitesi’nde işten çıkarılan Cemre Baytok: ‘Kaldığımız yerden devam edeceğiz’

Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK) Ofis Koordinatörü Cemre Baytok’un kayyum rektörün atanmasıyla ücretsiz izne ayırıldığını duyurmuştuk. Cemre, Ağustos ayı içinde de işten çıkarıldı. Onunla CİTÖK’deki çalışmalarını ve işten çıkarılma sürecini konuştuk. Cemre’nin feminist olduğu için işten atılması kadına yönelik ayrımcılıktır, arkadaşımız güvenceli olarak derhal işe alınmalıdır.
Paylaş:
Mürüvet Yılmaz
Mürüvet Yılmaz
dramahewi@gmail.com
Mürüvet Yılmaz     dramahewi@gmail.com

Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK) Ofis Koordinatörü Cemre Baytok’un kayyum rektörün atanmasıyla ücretsiz izne ayırıldığını duyurmuştuk. Cemre, Ağustos ayı içinde de işten çıkarıldı. Onunla CİTÖK’deki çalışmalarını ve işten çıkarılma sürecini konuştuk. Cemre’nin feminist olduğu için işten atılması kadına yönelik ayrımcılıktır, arkadaşımız güvenceli olarak derhal işe alınmalıdır.

Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektör Melih Bulu pandemi koşulları da fırsat bilerek genç kadın öğrencinin gerektiğinde cinsel şiddetle ilgi başvuru yaptığı, gerektiğinde yaşadığını anlamlandırmak ve mücadele etme yol ve yöntem öğrendiği ofise, Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu’na (CİTÖK) göz dikti. İlkin BÜLGBTİ kulübünü kapattı. Arkasından cinsel tacizi önlemeye yönelik çalışmalar yürüten CİTOK koordinatörü Cemre Baytok’u “ödenek sıkıntısı” gerekçesiyle ücretsiz izine ayırdı.

Bulu gitti ama uygulamalar değişmedi. Cemre Baytok, Fazıl Önder Sönmez tarafından feminist olduğu için hedef alındı, sonrasında da “bu göreve ilişkin tam zamanlı bir istihdam hizmetine ihtiyaç kalmamış olup, kendisine başka bir pozisyon da bulunamadığı için” gibi bir bahane ile işine son verildi.

Cemre Baytok’la CİTÖK, işten çıkarılma, feminist mücadele üzerine konuştuk.

Cemre Baytok kimdir?

Boğaziçi Üniversitesi’nde sosyoloji okudum. Sosyoloji masterı yaptım. Budapeşte’de toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine master yaptım. Değişik işler yaptıktan sonra da, 2021 Nisan ayına kadar Boğaziçi üniversitende Cinsel Şiddet ve Tacizi Önleme Komisyonunun ofis koordinatörlüğünü yürüttüm. Öğrenciliğimden beri feminist hareket içindeyim. Şu an feminist bir yayın olan Çatlak Zemin online dergide aktif olarak çalışıyorum.

Ofis koordinatörü olarak neler yaptınız?

Boğaziçi Üniversitesi’nde 2012 den beri Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu diye bir komisyon vardı. Birçok üniversitede böyle birimler bulunuyor. Ofis 2016 yılında dönemin rektörü Gülay Barbarosoğlu’nun aktif desteğiyle açıldı. Ofis fiziksel bir mekan demek. Üniversitede komisyon var. Ama komisyondaki akademisyenler, idari personel, öğrenci temsilcileri üniversitede başka görevleri olan ve tam zamanlı olarak burada çalışmayan bu işten maaş almayan kişilerdi. Bağımsız olarak çalışabilecek bir insana ihtiyaç duyuluyor. Başka bir neden de komisyon ve ofisin çalışma alanının cinsel tacizi önleme olması. Dolayısıyla üniversite ortamında toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcı davranışları önleme faaliyetlerini bağımsız olarak yürütebilecek bir kişiye ihtiyaç var. Aynı zamanda gelen başvuruları, soruları alabilecek, doğru yere yönlendirerek, mekanizmaları çalıştırmak için uğraşacak biri de gerekiyor. Bu da bağımsız bir pozisyon anlamına geliyor. Örneğin akademisyen olan biri başvuruyu aldığında, başvuran öğrenci ya onun dersini alan ya da alacak olan biri olabilir. Çeşitli çıkar çatışmaları oluşturabilecek durumları engellemek için üniversitede her hangi tanımlı bir işi olmayan, bağımsız bir koordinatöre ihtiyacı duyuluyor. Bu tamamen komisyonun deneyimleri sonucunda ortaya çıkan bir ihtiyaç. Komisyonun iki ana görevi var. Biri faaliyetleri, eğitimleri yürütmek, materyal hazırlamak. Diğeri de başvuruları yönlendirmek.

Toplumsal cinsiyet konusunda uzmanlığı olan biri

CİTÖK’un oluşumuna yol açan koşullar nelerdi?

CİTÖK, Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu’nun deneyimleri sonucunda ortaya çıkıyor. Komisyon oluşunca başvurular gelmeye başlıyor. Başvurularla hangi hoca görüşecek? Psikiyatrist mi, psikolog mu görüşecek? Nasıl bir yönlendirme olacak? Bir süre sonra karışıklığa yol açıyor. Başvuruları değerlendirip yönlendirmek psikolog ya da psikiyatrın işi değil. Tabii ki sonradan ihtiyaç varsa yönlendirilebilir. Ama bu alanda deneyimi olan birinin bu başvuruları değerlendirmesi gerekiyor. Komisyonun içinde olanlar bu alanla ilgilenen, çalışmaları olan, üniversitenin içinde bir durum olduğunda, yurt ihtiyacı olduğunda ya da karakola gitmek gerektiğinde destek olabilecek kişilerden seçiliyor ama bu onların günlük çalışmaları doğrudan yürütebileceği anlamına gelmiyor. Çünkü başka işleri var. Dolayısıyla komisyondakiler kendi deneyimleri sonucunda “Biz bu işin üniversitede yürümesi için bir araya geldik. Ama gündelik işleri yürütebilecek, toplumsal cinsiyet alanında uzmanlığı olan birine ihtiyacımız var.” diyorlar.

O dönem için bağlamını da düşünmek gerekiyor. 2015-16 YÖK’ün “Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi”ni üniversitelere gönderdiği bir dönem. Bu birimlerin kurulması devlet tarafından da destekleniyor. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde toplumsal cinsiyet eğitimleri veriliyor. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesinden sonraki dönemlerden söz ediyorum. Boğaziçi örneği diğer üniversiteler için de önemliydi. Çünkü ofis ve orada bir çalışanın olması istisnai bir örnekti. Üniversiteler toplumun önemli bir parçası olan genç ve büyük bir öğrenci kitlesini barındıran kurumlar. Oralarda da toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili bilgi eksikliği, talepler, şikayetler olduğu görülüyor. Bunların nasıl yürüyeceğine dair kafa karışıklıkları var. Öğrencilerin soruları, yapmak istedikleri, ne yapacaklarını bilmedikleri için sessiz kaldıkları durumlar var. Tüm bunları yoluna koymak için ofisin kurulmasına karar veriliyor.

CİTÖK’un çalışma yöntemi neydi? Üniversiteler arası kurduğunuz bir ağ vardı, bu nasıl çalışıyor?

30 üzerinde birimi olan üniversite var. Birimi olmayan ama bu alanda bir şey yapmak isteyen ya da kurma aşamasında olanlar var. Bütün bu insanların bir araya geldiği bir de ağ var: Cinsel Tacizi ve Cinsel Saldırıyı Önleme Ağı (CTS). 2012’ den bu yana yılda iki kere çalıştay yapıyor ve her yıl farklı üniversitelerde bir araya gelerek deneyim aktarımı, ortak sorun alanları hakkında tartışılıyor ve nelerin yapılabileceği konuşuluyordu. Son zamanlarda iletişim daha sıklaştı. Materyal üretimi, ortak paneller başka şeyler de yapılmaya başlandı.

Bire bir görüşme önemliydi

CİTÖK’un üniversite içinde ve üniversite dışındaki kadınlara, kurumlara etkileri oldu mu? Özellikle feminist hareketle etkileşimi ne düzeydeydi?

CİTÖK, bu birimler, feminist mücadelenin, feminist hareketin, kadın hareketinin bir kazanımıdır. 90’lardan beri Türkiye’de en temel gündem erkek şiddetidir. Özellikle kadınların yakın çevresinden gelen şiddet… Kurumsal bir yapı içinde böyle bir birim olması İstanbul Sözleşmesi’nin mantığıyla çok uyumluydu. Ayrıca hareketin yakınlardan gelen şiddete sessiz kalmayıp, açığa çıkarma politikasıyla uygunluk teşkil ediyordu. Çalışma biçimi de hareketle uyumluydu. Mor Çatı’nın başvuru alma deneyimlerinin bu birimlere etkisi büyüktü. 2016’ da ofis kurulduktan sonra başvuru sayısında artış oldu. Beş yılda bire bir görüşerek aldığım başvuru sayısı 384’tü. Çalışmada bire bir görüşme esastı. Bire bir görüşme yaklaşık kırk dakika sürüyordu. Bu resmi bir şikayetle geldim – çıktım gibi değildi. ‘’Ben böyle bir şey yaşadım.’’ Anlamlandırmaya çalışıyorum. Bu nedir?’’ şeklindeki sorulara cevap arandığı bir yerdi. Genelde yakın ilişkilerde kötü muameleler, flört şiddeti gibi durumların konuşulduğu, TCK’da tanımlı cinsel saldırı gibi değil daha karışık, gündelik yaşamda süre giden bütünlüklü bir hikâyenin anlatıldığı, o yüzden de danışma istenilen, danışmanlığın yapıldığı bir yerdi. Zaman içerisinde ofis bilinir oldu. Üniversite’de bilinir oldukça üniversite dışına da yayıldı. Çünkü biz sadece başvuru almakla yetinmedik, önleme faaliyetleri adı altında eğitimler, hazırlık sınıflarına zorunlu dersler, sunumlar, atölyeler, forumlar oluşturduk. Yavaş yavaş dışardan da talep gelmeye başladı.

Başka üniversitelerden, kendi birimini oluşturmak isteyenlerden davet alıp deneyimlerimizi anlattık. Sivil toplum örgütleri, meslek odaları, barolar gibi değişik kurumlarla da deneyimlerimizi paylaştık. Bu tür çağrılar özellikle son iki yılda daha çok arttı. Birçok yer kendi birimini kurmaya, politika belgesi yayınlamaya çalışıyordu. Demek ki böyle bir ihtiyaç vardı. Tabii “ me- too” hareketi gibi Türkiye’de de ifşaların artması bu konuda etkili oldu. Böyle bir süreçte anlamlı bir yer olarak görüldüğü için öğrenciler tarafından kullanılır hale geldi. Üniversite dışındaki kurumlar nezdinde de kabul gördü. Bu kurumlar bizi arayarak “Gelin bize anlatın” dediler. Tam bir atılım noktasındayken atanan kayyum yönetim tarafından böyle bir müdahale geldi.

Bulu’nun icraatları

Boğaziçi Üniversitesine kayyum olarak atanan Melih Bulu’nun ilk işi BÜLGBTİ’yi kapatmak oldu. Arkasından da sen çıkarıldın. Boğaziçi yönetiminin politik olarak yapmak istedikleriyle ilgili ne düşünüyorsun?

Türkiye’nin gidişatıyla orantılı hareketler bunlar. Pandemi başından beri, önceki yönetim döneminde de ben ‘’ödenek sıkıntısına” hemen yönlendirildim. Bunun da nedeni önceki yönetimin de CİTÖK koordinatörünün pozisyonunu güvenceli bir pozisyon olarak tanımlamamış olmasıydı. Defalarca konuştuk. Sözleşmeli çalışma güvenceli bir pozisyon değil, dedik. Önceki yönetim döneminde de uzman memur şeklinde bir pozisyon tarif edilerek güvenceli hale getirilebilirdik. Yapmadılar. Geçen yıl Mart- Nisan’dan itibaren benim için çalışma ödeneğine başvurdular. Atanan yönetim geldiğinde ödeneğinin bittiği ilan edilince, ben ücretsiz izine yönlendirileceğimi biliyordum. Zaten ilk uygulamalardan biri LGBTİ kulübünün kapatılmasıydı.

CİTÖK ve çalışmaları onlar için tehlike arz ediyordu. Uluslararası akademik standartlara göre bu tür birimlerin fazla puan ettiğini biliyorlardı. O yüzden doğrudan kapatma yerine feminist bakış açısından burayı arındırmaya çalıştılar. Normalde ofis yani komisyon duruyor. Beni sakıncalı ve feminist buldukları için (bunu rektör yardımcısı açıkça söylediği için ben de söylüyorum) işten çıkarmayı seçtiler. Beni ücretsiz izine çıkardıkları Nisan ayından sonra ödenek geri döndü. O zamana üniversitenin içinde bulunan diğer çalışanlar için ödenek istenmesine rağmen benim için istenmedi. Çünkü benimle çalışmak istemiyorlardı, bunu açık açık söylediler. Ücretsiz izin süresi Temmuz başında dolunca bir ay bekletip Ağustos başında da işten çıkardılar. Bütün bunları Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun bir yansıması olarak görüyorum.

Yıllardır biriktirdiğimiz deneyimleri yok saydılar

Tüm bunları feminist mücadeleyi, kazanımlarını, cinsel taciz ve saldırıyı önlemeye yönelik yapılan çalışmaları yok saymaya yönelik bir saldırı olarak değerlendirebilir miyiz?

Devletin şiddetle mücadele etme biçimiyle, bu mücadeleye yıllarını vermiş kendi deneyimleri sonucu bir takım talep ve mücadele yöntemleri biriktirmiş, feminist hareketin, kadın hareketinin bakışı bir birine uyuşmuyor. Bu İstanbul Sözleşmesi tartışmalarında da görüldü, Cinsel İstismar yasasının değişmesiyle ilgi tartışmalarda da, nafaka tartışmasında da…

Kadın cinayetlerini önlemeye yönelik kararlar, acil eylem planları çıkıyor. Ama harekete yıllardır emek vermiş, hareketin içinde, STK’larda, dernek vakıf gibi kurumlarda çalışan kadınlar bu sürece dahil edilmiyor. Konuyla hiç alakası olmayan, hiç bir çalışması bulunmayan bir yöneticinin, “bu iş böyle olmaz, başka türlü olur’’ demesiyle, beni yılların deneyimi ve birikimine bakmaksızın işten çıkarıyorlar. Onun kararıyla oluyor her şey. Komisyonun biriktirdiği deneyimler ve çalışma biçimi yok sayılıyor.

Bu bizim yaşam biçimimiz!

Peki buradan nasıl çıkılır? Bugün ve daha sonrası için nasıl bir mücadele öngörüyorsunuz?

Bizler açısından buradan geriye dönüş yok. Yılların deneyim ve birikimiyle bir şeylerin nasıl olması gerektiğini tartışarak, görerek sonuçlarını alarak bir yere geldik. Ben başka bir yerde benzer çalışmayı yürütmeye devam edeceğim. Şu an bir sürü yerde CİTÖK gibi oluşumlar oluşturulmaya çalışılıyor. Yıldız Teknik’te geçen sene öğrencilerin çabaları sonucu bir birim kuruldu. Bunun geri dönüşü yok. Su akacak yolunu bulacak. Öğretim görevlileri talep etmese de öğrenciler bunu talep edecek, Tabii Boğaziçi gibi bir üniversitede ofisin bu şekilde ortadan kaldırılması çok üzücü. Ama bunu üniversitenin başına gelenlerin bir parçası olarak nitelendirmek gerekir. O yüzden başka yerlerde başka şekillerde bu birimler, çalışmalar devam edecek. Kadınlar “ Ayy burası kapatıldı. Bu tür şeyler yasaklandı” diyerek bildiklerini, yaşadıklarını söylemekten vaz geçmeyecek. Çünkü bu bizim yaşam biçimimiz. Bir şeylere maruz kalan biri geldiğinde başka şeyler söylemeyeceğiz. Yine aynı şeyleri söyleyeceğiz. Yapılması gerekenleri, uygulanmayan yasanın uygulanması gerektiğini, polisin nasıl davranması gerektiğini, o mekanizmanın nasıl işletileceğini söylemeye devam edeceğiz. Biz kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!