‘Daha çok bir araya gelmeliyiz’

Hayatının 35 yılını sağlık hizmetlerine adayan Ayşe Neşe Kaynar, laboratuvar çalışanı olarak başladığı hastanede müdürlüğe kadar yükseldi. Gece nöbetleri ve çocuk bakımı arasında sıkışıp istifa etmeyi düşündüğünde annesi  “Ben seni boşuna okutmadım” diyerek onu caydırdı ve çocuk bakımını üzerine aldı. Kadın dayanışması sayesinde yaşamının seyri değişen Kaynar, daha fazla bir araya gelmemiz gerektiğini söylüyor.
Paylaş:
Gülay Fırat
Gülay Fırat
glyfirat@gmail.com
Gülay Fırat                glyfirat@gmail.com

Hayatının 35 yılını sağlık hizmetlerine adayan Ayşe Neşe Kaynar, laboratuvar çalışanı olarak başladığı hastanede müdürlüğe kadar yükseldi. Gece nöbetleri ve çocuk bakımı arasında sıkışıp istifa etmeyi düşündüğünde annesi  “Ben seni boşuna okutmadım” diyerek onu caydırdı ve çocuk bakımını üzerine aldı. Kadın dayanışması sayesinde yaşamının seyri değişen Kaynar, daha fazla bir araya gelmemiz gerektiğini söylüyor.

Sağlık çalışanlarının değerini Covid 19 pandemisiyle bir kez daha anladık. Sağlık hizmetleri bir bütün. Toplam içinde deneyimlerini açıkça gördüklerimiz de var, çeşitli nedenlerle görmediklerimiz de.  Bu sektörde 35 yıl çalışan emekli Ayşe Neşe Kaynar’ın hikâyesi sağlıkçıların dünyasındaki o sıra dışı mesailere dair bir fikir edinmemizi sağlayacak…

Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya bölümü mezunu Ayşe Neşe Kaynar, eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Kartal’daki Yavuz Selim Hastanesi’nin laboratuvarında 20 yıl kimyager olarak çalıştı. Ardından aynı hastanede on beş yıl da hastane müdürü olarak görev yaptı. Üç sene önce emekli oldu.

İhmale yer yok

Meslek yaşamı boyunca yüzlerce hayata temas eden Kaynar, karşılaştığı kötü vakalara yardım etmek için verdiği mücadeleyi ve bunların yaşamına etkisini şöyle anlatıyor, “Sağlık sektörü en küçük ihmale dahi yer olmayan bir sektör, insan hayatı, ruhu ve psikolojisiyle hemhal oluyorsunuz çünkü. Aşırı stres yüklenmek, zamana karşı yarışmak ve sürekli enfeksiyon ortamında yaşamak kişisel olarak zor süreçler. Laboratuvarda çalıştığım 20 sene boyunca sürekli tahlillere bakıyorduk. Siroz olanlar, kanser olanlar, şeker hastaları ve daha pek çok hastanın kan tahlillerini yapıyorduk. Bir zaman sonra hastaların isimlerini unutmadığımı ve tetkikleri yaparken bir öncekilerle karşılaştırdığımı anımsıyorum. Üre, karaciğer fonksiyon bozukları olanlar mesela, tahlillerde dikkat çekici bir düşüş veya tırmanış varsa bu farkın doğruluğunu teyit için yeniden tetkikler yapardık. İnsan sağlığı hata kaldırmaz.  Bazen üç kez teyit ettiğimiz tahliller olurdu. Çok titiz çalışırdık. Sağlık sektöründe çalışırken ister istemez hastalarla duygusal bağ kuruyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz o hasta yaşamını yitirmiş. Bu, insan psikolojisini zorlayan çok yıpratıcı bir durum. Etkileniyorsunuz fakat yapılması gereken işler var, devam etmek zorundasınız. Çünkü sağlık sektöründe çalışmak için çok zinde olmalı ve dikkatinizi dağıtmamalısınız. ”

İnsansınız sınırlarınız ve bir noktaya kadar, koşullar Kaynar’da bazı psikolojik sorunların ortaya çıkmasına yol açmış; “O dönem obsesif kompulsif olmuştum. Sanki tüm hastalıkları anlamam gerekiyordu. Annemi, eşimi, çocuklarımı sürekli kontrol ediyordum ve onlara düzenli olarak kan tahlili yaptırıyordum. Enfeksiyon riski olan bir işte çalışınca hijyene özen daha bir artıyor. Mesela annem de işten eve geldiğimde bana çocukları hemen vermezdi. Önce kıyafetlerimi değiştirirdim, hijyene ekstra özen gösterirdim.”

Çalışan bir anne olarak her sektörün zorlukları ve sıkıntıları olduğunu vurgulayan Kaynar, “Fakat sağlık sektörü biraz daha zorlu olabiliyor. Öncelikle hastane müdürü olarak görevim, tüm personelin özlük hakları, mali işler (tüm alım satım ihale süreçleri) bir işletmenin gelir gider dengesini ayakta tutmaktı. Güvenlik, bilgi işlem sistemleri, temizlik, teknik detaylar da yine benim sorumluluğumdaydı. En önemlisi de insan ilişkileri,  çalışma arkadaşlarımızın işlerini en iyi şekilde yapabilmeleri için maddi manevi ortam sağlamak. Bu görevleri gereğince yaptım sanıyorum. O yılları düşündüğünde aklıma birçok anı geliyor. Çalışan bir kadın ve anne olarak çok zorlandığım dönemler oldu. İhalelerle çakıştığı için çocuklarımın doğum günleri ve veli toplantılarına katılamadığım zamanlar geliyor aklıma. Üstelik bu çok kez başımıza geldi çünkü o malzemelerin alımı yapılmadığı takdirde bir ameliyatı geciktirebilirsiniz. Böylesi hayati bir riski ötelemek mümkün olmadığı için veli toplantılarına pek katılamadım. Öte yandan çocuklarımın belli vakitleri de bu sebeplerden ötürü çoğunlukta hastanede yanımda geçti.”

İstifa etmeyi düşündüm

.

Ayşe Hanım çocuk bakımı sorununu ilk zamanlar ülkemizde çok rastlanan bir kadın dayanışması biçimiyle çözmüş. Kreşe gidecek yaşa gelene kadar çocuklara annesi bakmış; “Evlendikten sonra üst üste iki çocuğumuz oldu. Eşim banka müfettişi olduğundan sürekli yanımızda değildi. Altı ay İstanbul’da çalışıyor altı ay da farklı şehirlere gidiyordu. Benim hastanede gece nöbetlerim oluyordu. O zaman da çocuklar gece yalnız kalıyordu. Bu şartlarda çalışmak çok bunaltıcıydı. Neredeyse istifa ediyordum. Hatta eşim de ‘istifa et, benimle şehir şehir gezersin’ diyerek kendince bir çözüm önermişti. İstifayı ciddi ciddi düşünürken, bu fikrimi anneme söylediğimde bana çok kızdı. ‘Ben sen üniversiteyi Ankara’da okuyacaksın diye Kırıkkale’yi memleketimi terk ettim. Sen utanmadan istifa mı ediyorsun?’ dedi. İstanbul’a yanıma geldi. Haftada birkaç gün olan gece nöbetlerim birkaç sene sürdü ve annem çocuklar kreşe gidecek yaşa gelene kadar bizimle kaldı, onlara baktı. Ailemin desteğiyle çocuklarım büyüdükten sonra ve eşimin de sabit göreve geçmesiyle büyük bir rahatlama yaşadık. Şimdi düşünüyorum da nedense kadın olarak ben hep kendimden özveride bulundum. Ama işte o yıllar gençtik, ‘kadın çocuklarına bakar’ düşüncesiyle çocuklarım için kendimi feda edecektim. Neyse ki annemin, ‘Kafana göre istifa edemezsin’ itirazıyla işe devam ettim. İyi ki de annem karşı çıkmış ve ne şanslıyım ki bana destek olmuş.”  Çocuklarının büyümesi ve eşinin de sabit göreve geçmesiyle ailecek rahatladıklarını söyleyen Kaynar, “Zamanla eşim de çocuklarım da bana çok büyük destek sağladılar. Geceleri acil durumlarda hastaneye gitmemiz gerektiğinde dahi benimle birlikte çok kez beklemişlerdir” diyor.

Hastane Müdürü olarak çalışırken bulunduğu ortamında çok fazla zorlukla karşılaşmadığını belirten Kaynar, “Karşılıklı saygı her zaman çok önemlidir. Ayrıca yeri geldiğinde mesela teknik arızalar yaşandığında, gece gündüz demeden hastanede ekipteki diğer arkadaşlarımızla birlikteydik. Mesleğimi severek yaptığım için güçlükler karşısında yılmadım, devam ettim” diyor.

Sendikalı olarak da çalıştığını vurgulayan Kaynar, ilk memur sendikaları kurucularından ve ilk işyeri temsilcilerinden olduğunu da belirterek, “ Memur Sendikaları kurulurken hastane yönetimi gelişmelere sıcak bakmadı, ‘Gereksiz yere uğraşmayın’ dediler. Fakat vazgeçilmedi sendika kuruldu. Yönetim kızar diye herkes kaçarken, ben kurulur kurulmaz üye oldum. Benim dışımda üç arkadaşım daha üye oldu. İlk dört üye olduğumuz için de akabinde iş yeri temsilcileri olduk.” diyor.

Pandemide gönüllü çalışma

Üç yıl önce emekli olan Neşe Kaynar, “Şu anda bir yardım kurumunun müdürlüğünü yürütüyorum. Bir buçuk senedir gönüllü olarak çalışıyorum. Biraz bahsetmek gerekirse, şu an üç bin kişilik bir ihtiyaç sahibi listesi var. Yardımları gereken ihtiyaçları kategorize ederek yapıyoruz. Yaş almış teyzelerimiz ve amcalarımızın sosyalleşmeleri amacıyla ziyaretler yapıyor, onları yürüyüşe çıkarmak için destek veriyoruz. Yemek ve ev temizliği için de dönemsel desteklerimiz oluyor. Kurum içi eğitimlerle, gönüllülerimize eğitim verip motivasyonlarını sağlayarak, ihtiyaç sahiplerine daha çok fayda sağlamayı hedefliyoruz.”

Pandemi sürecinde sürekli sahada çalıştıklarını belirten Kaynar, “Pandemi şartlarında çalışmak zor olsa da hiçbir zaman arkamızı dönüp hayatımıza devam etmedik. Gönüllü çalışmalarımızı sürdürdük. Kendi ailelerimiz için ne yapıyorsak yardıma ihtiyacı olanlar için de yapmaya gayret ettik. Sürekli sahadaydık, hala da öyleyiz. Ayrıca Covid olan hastalara yemek, ilaç, erzak sağladık. Hatta hastaneye götürüp getirme gibi ihtiyaçlarını karşıladık. Bunların hepsi gönüllülerimizin şahsi destekleriyle mümkün oldu.”

Herkes gibi pandemi yüzünden kişisel ilgi alanlarına ulaşmakta sıkıntı çeken Kaynar, “Özellikle seyahat etmek, yeni yerler keşfetmek, yeni bilgiler öğrenmenin insanın dönüşümüne katkısının büyük olduğunu düşünüyorum. Pandemi hayatımıza anlam katan etkinliklerimize ket vursa da ‘ insanlara nasıl daha faydalı olabiliriz’ düşüncesi üzerinden çalışmak besleyici bir yandan da.  Herkesin herkese vereceği bir şeyler mutlaka vardır.” diyor. Kadınların ve kız çocuklarının toplumun en önemli halkası olduğunu vurgulayan Kaynar, “Kadınların bilgisiyle, görgüsüyle, kültürüyle toplum oluşur! Bu yüzden eğitim görerek bir meslek sahibi olmak çok mühim. Kendini tanımayı ve geliştirmeyi işin diğer kısmı olarak görüyorum. Tüm kadınlar birlikte olursak güzel şeyler ortaya çıkar” diye konuşuyor.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Son 15 yılda 374 kamu kreşi kapatıldı. 3-5 yaş grubunda üç milyona yakın çocuk bu hizmetten yararlanamıyor. 13 milyon kadın, çocuk baktığı için iş bile arayamıyor. “Özel kreşlere paramız yetmediği için çocuğumuzla eve kapanmak istemiyoruz” diyen TİP’li Kadınlar, “Çocuklar kreşe, kadınlar işe” sloganıyla kampanya başlattı.
Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
Ezgi Deler; geçtiğimiz günlerde kocası tarafından katledildi. Mahalle esnafı her yeri morluklar içinde olan Ezgi’nin alışverişte kendisi için de mutlaka çekirdek aldığını anlatıyor. Ona bu kadarcık keyif bile çok görüldü. Kıskançlık nedeniyle cinayet, deniliyor. Avukat Diren Cevahir Şen’e göre ise bu, en klasik katil erkek ezberi, kadınlar boyun eğmedikleri için öldürülüyor.
İş bulma vaadiyle kadınlara tuzak kurduğu için görevden alınan Ağrı İşkur müdürüne kadınlar tepkili. Haber- Sen’den Özlem Berkit, olayın kadınların çaresizliğini ve umutlarını suiistimal etmek anlamına geldiğini söylerken, İKEP’li kadınlar utanmazlık olarak değerlendiriyor. Kadınİşçi avukatı Hatice Tuğba Yılmaz’a göre ise bu; kamu eliyle bir erkek şiddetidir.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!