Depremden kurtulan LGBTİ+’lar, katmerli ayrımcılıkla boğuşuyor

Deprem bölgelerinde LGBTİ+’lar, zaten yetersiz olan hizmetlere de erişemedi. İhtiyaçları görmezden gelindi. Barınmak için tenha köşelere, hasar almış evlerine sığındılar. Enkazdan çıkan bir trans kadın, ancak Ankara’ya geldikten sonra tedavi olabildi. Kaos GL’den Yıldız Tar’la depremin ardından LGBTİ+’ların yaşadıklarını konuştuk.
Paylaş:

6 Şubat’ta yaşanan Maraş merkezli depremler, toplumdaki eşitsizlik ve ayrımcılıkları daha da derinleştirdi. Hâlihazırda dezavantajlı konumda olan, yoğun bir biçimde şiddet, ayrımcılık, nefret söylemine maruz kalan ve uzun süredir iktidar tarafından hedef gösterilen LGBTİ+’lar, deprem bölgelerinde akut hizmetlere ulaşma noktasında ciddi sıkıntılar yaşadılar. Özgül sorunları ve ihtiyaçları önemsizleştirildi, görmezden gelindi. Bölgedeki en basit ihtiyaçları bile LGBTİ+ örgütleri ve gruplarının dayanışma ve yardımlaşma faaliyetleriyle sağlanabildi. Devletin ihtiyaçları belirleme ve temin noktasında “aileyi” merkeze alması, hem deprem bölgelerinde bulunan hem de başka şehirlere göç eden LGBTİ+’ların maruz kaldıkları ayrımcılığın temel nedenlerinden.

Kaos GL’den gazeteci ve LGBTİ+ aktivisti Yıldız Tar’la deprem sonrasında LGBTİ+’ların yaşadıkları,  acil ihtiyaçları, LGBTİ+ mülteciler ve üniversite öğrencilerinin durumu ile Ankara LGBTİ+ Deprem Dayanışması olarak yürüttükleri faaliyetler üzerine konuştuk.

Tenha köşelere sığınmak zorunda kaldılar

Deprem bölgesindeki LGBTİ+’ların, temel ihtiyaçlarının temini noktasında yaşadıkları başlıca sorunlar nelerdi?

Yıldız Tar

Deprem sonrasında AFAD’ın koordinasyon eksikliği sebebiyle içme suyu, gıda, barınma, ısınma gibi temel insan hakkı olan haklara erişim sağlanamadı. İçme suyu, gıda ve ısınma ihtiyaçlarını karşılamak için toplu alanlarda LGBTİ+’lar, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve/veya cinsiyet ifadeleri nedeniyle ayrımcılığa ve şiddete uğrama ihtimali nedeniyle hâlihazırda az olan hizmetlere erişmekte büyük zorluklar yaşadı. Çadırların az olmasından dolayı pek çok kişinin bir arada yaşaması, LGBTİ+’ların çadırlarda barınamamasına neden oldu. Kendilerine ait kalabilecekleri bir çadır bulabilseler dahi birçok insanla yan yana yaşamak zorunda kalmaları, onları şiddete açık hale getiriyordu. Bu nedenle LGBTİ+’lar barınmak için daha tenha köşelere veyahut hasar almış evlerine sığınmak zorunda kaldılar.

Deprem bölgelerini tahliye etme noktasında ulaşım kanallarının yetersizliğinden dolayı kişilerin nakliye araçlarıyla döndüğüne de şahit olduk. Ancak heteroseksist, cisseksist ataerkil sistem, LGBTİ+’ların nakliye araçlarıyla dönme konusunda da kaygı ve korku yaşamasına sebep oldu ve dolayısıyla şehirden ayrılmak her tek kişi için zorken LGBTİ+’lar için ekstra çaba harcanması gereken bir soruna dönüştü.

Deprem sonrasında Ankara’da LGBTİ+ Deprem Dayanışma Ağı kuruldu; ancak herkesin aynı depremden etkilendiği yönünde eleştiriler aldık. Bu denli büyük bir deprem herkes için bu kadar hayatı zorlaştırmışken LGBTİ+’lar aynı oranda mı bu zorluğu deneyimliyor? Sağlık hakkına erişim bir soruna dönmüşken HIV baskılayıcı ilaçlar ve hormonlar gerçekten deprem bölgesinde düşünülen ve çözülmesi için çabalanan bir sorun mu oldu? Hayatın her gününde ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan LGBTİ+’lar, yine ayrımcılığa uğradıkları ve uğrama ihtimalinin çok yüksek olduğu bir sistem içerisinde depreme yakalandılar.

“Antakya’dan Ankara’ya gelmesine destek olduğumuz bir trans kadın arkadaşımızın ayağında çatlak varmış ve günlerce toplu alanlara gittiğinde sözlü tacizle karşılaştığı için tedavi edilemeden Ankara’ya geldi. Buraya geldiğinde, doktora götürdüğümüzde öğrenebildik çatlak olduğunu. Sebep ise enkaz altından kendi çabasıyla çıkmasıydı.”

Depremzede LGBTİ+’ların sağlık hakkına erişim konusunda bile yaşadıkları ayrımcılığa ve bunun nedenlerine dair neler söylersiniz?

Hatırlarsanız, depremden hemen önce ülkede yapay da olsa etkili olan bir Anayasa gündemi vardı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz yıl ekim ayındaki başörtüsü çıkışıyla başlayan süreç, iktidarın hamlesiyle LGBTİ+’ları hedef gösteren ayrımcı Anayasa teklifine evrilmişti. Teklif komisyondan geçti. Anayasa’nın aile birliğini yeniden tanımlamasını içeren teklifin gerekçesinde, LGBTİ+’lar “sapkın” olarak nitelendiriliyor. Tartışmalı geçen komisyon görüşmelerine hiçbir LGBTİ+ örgütü davet edilmezken, uzman olarak bir ürolog çağrıldı. Ayrıca “Birleşik Aile Platformu” denilen bir oluşum da komisyonda dinlendi.

Ne demişti o ürolog? LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığıyla tanınan Ürolog Zeki Bayraktar, doğuştan gelen özellikler olan cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini; “vakalarda patlama” diye nitelerken; LGBTİ+’ların ortalama ömrünün daha kısa olduğunu öne sürmüştü. Çıra Yayınları ve Süleymaniye Vakfı Yayınları’ndan kitapları da olan Bayraktar’ın konuyla ilgili “İnterseks – Hermafrodit ve Eşcinsel” kitabı ise bilimsel bilgilerin aksine, eşcinselliği “aile hatası” olarak niteliyor. Bayraktar, Yeni Şafak’ın LGBTİ+’ları hedef gösteren dosyasına konuşan isimlerden de birisi. Bayraktar, o dosyada şu ifadelerle LGBTİ+’ları hedef göstermişti: “Haddini aşan LGBT aktivitesi yasaklanmalıdır diyorum ben. Yapılması gereken, LGBT aktivitesinin haddini aşan bu azgınlıklarıyla mücadele etmektir.” Bayraktar ayrıca prezervatif karşıtı bir ürolog. Prezervatif kullanmanın “cinsel, ruhsal ve fiziksel zararları” olduğunu savunuyor.

Bu durum bile LGBTİ+’ların sağlık hakkı ve bu hakka erişimi söz konusu olduğunda ne durumda olduğumuzu apaçık gösteriyor. Nefret suçu araştırmalarına göre, bir saldırı gerçekleştikten sonra çoğu durumda hastanelerde ayrımcılık devam ediyor. Hastasının kişisel bilgilerini sosyal medyada paylaşan mı dersiniz, tedavi etmeyi sırf cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliği gerekçesiyle reddeden mi… Deprem olduktan sonra bu durum daha da katmerlendi ve hayati bir duruma geldi.

Örnek verebilir misiniz, neler gözlemlediniz?

Mesela Antakya’dan Ankara’ya gelmesine destek olduğumuz bir trans kadın arkadaşımızın ayağında çatlak varmış ve günlerce toplu alanlara gittiğinde sözlü tacizle karşılaştığı için tedavi edilemeden Ankara’ya geldi. Buraya geldiğinde doktora götürdüğümüzde öğrenebildik çatlak olduğunu. Sebep ise enkaz altından kendi çabasıyla çıkmasıydı.

Deprem gibi kriz anlarında insanların zihninde ister istemez bir ihtiyaç hiyerarşisi beliriyor. Ama herkes bu hiyerarşiyi kendinden, kendi bulunduğu yerden kuruyor. Cis-hetero bir erkek için mesela ped ihtiyacı acil değil. Kendisinin kullanmadığı ya da temel ihtiyaç olarak görmediği bir şeyin herkes için aynı olduğunu varsayıyor. Cis-hetero erkek aklın belirlediği yardım ve dayanışma kampanyaları da haliyle kadınların, LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını görmediği gibi bir yandan da önemsizleştiriyor. Bu, apaçık bir haddi aşma açıkçası.

Benzer şekilde, tüm yardım süreçleri planlanırken hormona erişim düşünülmedi. Bölgede kalmak zorunda kalan trans arkadaşlarımız bize ulaşarak hormonlara erişemediklerini söylüyor. Elimizden geldiğince ulaştırmaya, bölgedeki kurumlarla iletişime geçerek sorunu çözmeye çalışıyoruz ama yeterli değil. Şu an bölgedeki sağlığa dair her türlü ihtiyaç, Ankara’dan suni teneffüs yoluyla çözülüyor. Kamunun duyarsızlığı da şu anlama geliyor: Ölmeyin ama sürünün.

“Burada aile temelli yardımlaşma ve dayanışmanın yarattığı sınırları görüyoruz. Depremden etkilenen insanlarla yardımlaşırken kelle hesabı yapılması, bir aileye destek olunca tüm aile üyelerine destek olunacağı varsayımının kendisi sorun. Bir kere o aile içerisinde eşitlik yoksa, o desteğin de aile fertlerine eşit ulaşacağını nereden biliyoruz?”

LGBTİ+ mülteciler yalnızlığa mahkûm edildi

Göçmen ya da farklı etnik kimliğe sahip olan, dolayısıyla da çifte ayrımcılığa maruz kalan LGBTİ+’lar bu süreçte neler yaşadılar, yaşıyorlar?

Depremde, AKP-MHP iktidarının rant, talan ve yağma politikalarının sonuçlarını yaşadık. Bu sonuçların ortaya çıkardıklarıyla hesaplaşmak yerine, devlet destekli oldukları çok açık olan Ümit Özdağ gibi sözde muhalif özde devlet kişiler ve onların sahip oldukları kurumların çağrısıyla çok ciddi bir ırkçılık örgütlendi. Mültecilere linç girişimlerinden tutun da, devlet politikalarıyla yerlerinden edilmelerine kadar o kadar çok sorunla karşılaştık ki. Şöyle bir algı yerleştirilmek istendi: “Kriz var, kaynaklar kısıtlı, bu kaynaklardan önce yurttaşlar yararlanmalı.”

Bu cümlenin sadece ilk bölümü doğru. Evet, bir kriz vardı. O da devletin senelerdir yaptığı gibi yine parayı ve sermayenin çıkarlarını insan hayatının önüne koyması. Kaynakların kısıtlı olmasının sebebi de mülteciler değil, tam da bu anlayışın kendisiydi. Ve bu kaynaklardan öncelikle yurttaşların yararlanmasını beklemek kelimenin düz anlamıyla ırkçılık.

Böylesi bir durumda zaten mülteciler içinde mülteci olan LGBTİ+ mülteciler, iki kere ayrımcılıktan daha fazlasını yaşadı. Çoğu, aile desteğinden yoksun olan, yalnızlığa mahkûm edilen, LGBTİ+ hareketinin örgütlü olarak yer almadığı şehirlere yerleştirilen, bulunduğu şehirlerde hayatta kalmaya çalışan LGBTİ+ mültecilerle görüşmelerden çıkarttığımız, amiyane tabirle “bir kimliğinden yırtsa diğerinden yırtamama” hali.

Burada özellikle aile temelli yardımlaşma ve dayanışmanın yarattığı sınırları görüyoruz. Depremden etkilenen insanlarla yardımlaşırken kelle hesabı yapılması, bir aileye destek olunca tüm aile üyelerine destek olunacağı varsayımının kendisi sorun. Bir kere o aile içerisinde eşitlik yoksa, o desteğin de aile fertlerine eşit ulaşacağını nereden biliyoruz? Erkeğin evin reisi konumunda görüldüğü bir aile yapısında, kadınların ve çocukların ihtiyaçları dile bile gelemiyor. LGBTİ+ olduğunuzda ise o aileden çoktan sürgün edildiğiniz için hiçbir şeye ulaşamıyorsunuz.

Deprem sürecinde sadece mülteciler açısından değil; bölgede yaşayan Dom ve Abdallar açısından da ciddi sorunlar yaşandı. Mahalleleri yıkıldı, enkaz altında kaldılar, başka şehirlerden kovuldular, yemek yemeleri bile derde dönüştü.

“Ailelerinin ve yakın çevrelerinin yanına dönmek zorunda kalan LGBTİ+ öğrenciler, dört duvar arasında yaşanmakta olan şiddet ile baş başa bırakılıyor.”

LGBTİ+ öğrenciler aile evinde güvende hissetmiyor

Deprem sonrası iktidarın ilk hamlelerinden biri, üniversiteleri çevrimiçi eğitime geçirmek, öğrencileri apar topar KYK yurtlarından çıkartmak oldu. Bu karar, üniversiteli LGBTİ+’ları nasıl etkiledi?

Pandemide de benzer bir durum yaşamıştık. Orada da ilk akla gelen yurtları kapatmak oldu. Ailelerinin ve yakın çevrelerinin yanına dönmek zorunda kalan LGBTİ+ öğrenciler, dört duvar arasında yaşanmakta olan şiddet ile baş başa bırakılıyor. Ailelerinin yahut yakın çevrelerinin atanmış isimleriyle kendilerine seslenmesi, açık kimlikli olamama durumu, etkinliklere katılımın bu koşullarda daha zor gerçekleşmesi, iletişim kanallarında LGBTİ+’ların maruz bırakıldığı otosansür pratikleri, LGBTİ+ öğrencilerin yaşam pratikleri ve iyi oluşları üzerine negatif etkide bulunmaya devam ediyor. LGBTİ+ öğrenciler geri dönmekte oldukları evleri güvensiz olarak nitelendiriyor. Ayrıca yaşanan olumsuz deneyimler LGBTİ+ öğrenciler üzerindeki kaygıyı da görünür bir biçimde artırıyor.

LGBTİ+ öğrencilerin dönmek zorunda kaldıkları evlerde uygulamak durumunda bırakıldıkları otosansür stratejisi, yalnızca LGBTİ+’lara yönelik düzenlenen çevrimiçi etkinliklerde değil, kişilerin arkadaş grupları arasında sosyalleşme amacıyla gerçekleştirdikleri çevrimiçi görüşmelerde de kısıtlayıcı ve zorlayıcı bir seçenek olmasına rağmen kişiler bu otosansürü uygulamaya mecbur bırakılıyor. Aksi halde öğrenciler içlerinden çıkabilecek koşulları olmadıkları evlerde nefret tutumlarına maruz bırakılıyor. Bu sansür ve şiddet silsilesinin içerisinde bırakılan öğrenciler ise, deşarj olabilecekleri opsiyonları mevcut koşullar içerisinde yaratamıyor.

LGBTİ+’ların bir nebze bağımsızlık elde edebildiği, kendilerini keşfedebildiği sürecin yoğunluklu olarak üniversite dönemi olduğu düşünüldüğünde, henüz üniversiteye yeni başlamış LGBTİ+ öğrencilerin ellerinden de bu bağımsızlık ve keşfetme süreci alınıyor. Burs sahibi olmak öğrencilerin aileleriyle kurduğu ilişkiyi düzenlerken, özellikle Onur Yürüyüşleri’ne katıldığı için bu bursların kesintiye uğraması aile ve öğrenci arasındaki iletişimi, etkileşimi de etkiliyor ve ekonomik bağımsızlıktan ekonomik bağımlılığa sürüklenen öğrenciler ailelerinin baskısını bu şartlarda daha çok hissediyor.

İzmir’de yapılan bir dayanışma eyleminden…

Uzatma kablosunu bile Ankara’dan yolluyoruz

Depremin ardından LGBTİ+’lar için Ankara’da ve Mersin’de Deprem Dayanışma Ağı kurdunuz. Yürüttüğünüz faaliyetlerden biraz söz eder misiniz?

Depremin hemen ardından ülke genelinde çalışmak üzere genel bir Lubunya Deprem Dayanışması kuruldu. Onun dışında Ankara ve Mersin, deprem bölgesinden göçün en yoğun yaşandığı şehirler olduğundan buralarda ayrıca platform ve ağlar kurduk.

Ankara için konuşursam; Ankara LGBTİ+ Deprem Dayanışması olarak bizler, deprem sonrası Ankara’ya gelen ya da gelmek isteyen LGBTİ+’larla dayanışmak için bir araya gelmiş LGBTİ+ hak örgütleri ve savunucularıyız. Depremin ilk gününden itibaren derinleşen ayrımcılığa karşı dayanışmaya, bu ayrımcılık sebebiyle en temel desteklere bile ulaşamayan LGBTİ+’larla dayanışmaya çalışıyoruz.

Şu ana kadar Dayanışma olarak, deprem bölgesinden 15 LGBTİ+ kişinin Ankara’ya gelmesini sağladık ve geçici barınma desteği sağladık. Gelen arkadaşlarımız, geçici evlerde kalmaya devam ediyor. Bölgede 100’e yakın LGBTİ+’ya ihtiyaç duydukları gıda, kıyafet, ilaç, erzak, çadır, hijyen ürünleri gibi malzemeleri iletmeye çalışıyoruz.  

17 Mayıs Derneği’nden sosyal hizmet uzmanı arkadaşlarımızın koordinasyonuyla Ankara’ya gelen depremden etkilenmiş LGBTİ+’lara hem psikososyal hem de hukuki destek sunuyoruz düzenli olarak. Bir yandan da geldikleri şehirde yalnızlık çekmemeleri için Kaos GL, GALADER ve Pembe Hayat olarak akran desteği sağlıyoruz; Ankara’da kalacak yer bulmaya, iş arayanlara iş bulmaya gayret ediyoruz. Pembe Hayat Derneği’nin Dilek İnce Giysi Bankası vızır vızır çalışıyor. Bir yandan yeni kıyafet bağışları alıyor, bir yandan hem Ankara’ya gelenlere hem de bölgede kalanlara destek oluyor. Kırmızı Şemsiye Derneği, bölgeye düzenli hijyen ve malzeme iletiyor. Kaos GL Mülteci Hakları Programı da bölgedeki mülteci LGBTİ+’lara destek oluyor.

Bu destekler temel ihtiyaçlardan psikolojik desteğe, bölgede erişilemeyen uzatma kablosu gibi çok basit şeyleri bile Ankara’dan yollamaktan deprem bölgesindeki diğer kurumlarla irtibat kurmaya kadar değişiyor.

“Deprem bölgesindeki LGBTİ+’lar için en önemli ihtiyaç, güvende hissedebilecekleri, ihtiyaçlarını ifade edebilecekleri merkezler. Ayrıca deprem bölgesinde nefret saldırıları, ayrımcılık gibi durumlarda, şiddete karşı başvurulabilecek feminist kurumlara ve mekanizmalara yoğun ihtiyaç var. “

Şu anda LGBTİ+’lar için en önemli ihtiyaçlar neler?

Deprem bölgesindeki LGBTİ+’lar için en önemli ihtiyaç, güvende hissedebilecekleri, ihtiyaçlarını ifade edebilecekleri merkezler. Devletin hedef aldığı bir grup, devlet yardımlarına da erişemiyor. Ayrıca deprem bölgesinde nefret saldırıları, ayrımcılık gibi durumlarda, şiddete karşı başvurulabilecek feminist kurumlara ve mekanizmalara yoğun ihtiyaç var. Barınma meselesinde, şiddet görme ihtimalinden dolayı toplu merkezlerde kalamamak da ayrı bir sorun.

Ankara’ya gelen LGBTİ+’lar açısından ise en önemli iki ihtiyaç barınma ve istihdam. Ev sahipleri ve emlakçıların depremi “fırsat” olarak görüp kiralara yaptıkları zamlar ortada. Ankara en çok göç alan yerlerden biri ve bir ayda kiralar iki, üç katına çıktı. Gelen arkadaşlarımız hâlâ geçici evlerde kalıyor. Dayanışma amaçlı açılan evlerde, belediyelerin hizmetlerinde ise aileler öncelendiği için kimseyi kendi evlerimiz dışında bir yere yerleştiremedik açıkçası. Diğer mesele ise, gelenlerin geçici ya da kalıcı iş bulabilmesi. LGBTİ+ işsizliğinin rekor düzeyde olduğunu düşünürsek, Ankara’da en çok zorlandığımız kısım herhangi bir iş bulabilmek.

Dayanışmak için yapılabilecek çok şey var

Son olarak depremzede LGBTİ+’larla dayanışmak için nasıl bir yol izleyebilir insanlar?

Ankara LGBTİ+ Deprem Dayanışması olarak dost ve yoldaş kurumlara açık mektup yayımladık. İzninizle oradan alıntılamak isterim:

*Üye ve gönüllülerinizle Ankara LGBTİ+ Deprem Dayanışması’nın iletişimini (ankaralubunyadayanismasi@gmail.com) paylaşabilir, evini açmaktan gıda ve kıyafet desteğine, şehir içi ulaşımdan şehirlerarası ulaşıma kadar destek olabilecekleri birçok kalem olduğunu belirtebilirsiniz. 

*Deprem koordinasyon çalışmalarınızda LGBTİ+’lara ayrımcılığa dikkat çekebilir, kurumunuzun bu ayrımcılığın karşısında olduğunu belirterek doğrudan LGBTİ+’lara size ulaşmaları çağrısını yapabilirsiniz.

*Eğer ki deprem bölgesine gidiyor, yardım dağıtımında görev alıyor veya yaşam merkezleri kuruyorsanız; bir köşeye koyabileceğiniz bir gökkuşağı bayrağı, gönüllülerinizin takacağı bir gökkuşağı fuları emin olun LGBTİ+’lara size ulaşmaları için moral ve motivasyon verecektir.

*LGBTİ+’lar depremden sonra genellikle merkezi yerlerden çok tenha köşelere saklanmak zorunda kaldı. Merkezinizden ve sizden haberleri dahi olmayabilir. O yüzden yardım dağıtma çalışmalarınızı genişletirken, LGBTİ+’ları da içerecek şekilde planlama yapabilirsiniz.

*Ankara’dan yollayacağınız yardımlar öncesinde bizle iletişime geçebilir, o şehirde desteğe ihtiyacı olan LGBTİ+’larla ilgili bizden bilgi alabilirsiniz.

*Bölgeden çıkmak isteyen LGBTİ+’lar çoğu zaman ulaşım araçlarına erişemiyor, toplu ulaşım kullanmaktan çekinebiliyor. Dönüş yolunuzda LGBTİ+’lara araçlarınızı açabilirsiniz.

*Bize ulaşan LGBTİ+’ların neredeyse hiçbirinin herhangi bir düzenli geliri ya da aile desteği bulunmuyor. Resmî aile temelli çalışmalar çok kıymetli olsa da, LGBTİ+’ları dışarıda bırakıyor. Bu sebepten dayanışma çalışmalarınıza LGBTİ+’ları nasıl dahil edeceğinize ilişkin sorularınız varsa bize ulaşabilirsiniz.

*Ankara’ya gelen LGBTİ+’lar şu an geçici olarak başka LGBTİ+’ların evlerinde kalıyor. Kalıcı ev arayışlarında ise artan kiraların yanı sıra, ayrımcılıkla da karşılaşıyoruz. Bu sebepten barınma imkanlarınızı paylaşırken LGBTİ+’ları gözetebilirsiniz.

*Barınmayla iç içe geçen bir diğer sorun ise istihdam. Aile desteğinin olmadığı, sosyal yardımlara erişimde engellerin olduğunu ve LGBTİ+ işsizliğinin rekor boyutlara ulaştığını da düşünürsek, istihdam imkanları doğduğunda LGBTİ+’lara öncelik vermeyi düşünebilirsiniz.

İlk elden aklımıza gelenler bunlar. Biliyoruz ki çok daha fazla sorun var çözülmeyi bekleyen. Bütün bunlarla birlikte mücadele etmek için Ankara’daki tüm dost ve yoldaş kurumlarla konuşmaya, tartışmaya hazırız.

Görsel ve Fotoğraf: Kaos GL

Paylaş:

Benzer İçerikler

Türkiye’deki göç politikası -hükümetiyle, muhalefet partileriyle- göçmen düşmanlığı üzerinden yükselirken göçmenlerse yaşamsal haklarından gördükleri muamelelere kadar her alanda hak ihlalleriyle karşı karşıya geliyorlar. Bunların başında Geri Gönderme Merkezleri bulunuyor.
Anneler Günü öncesi bekar annelerle konuştuk. İşinden olmamak için bekar anne olduğunu gizlemek zorunda kalan da var, hiç çocuğu yokmuş gibi çalıştırılan da, çocuğun babasıyla dayanışabilen ve işyerinden destek alabilen de…
Çalışma Bakanı’nın 1 Mayıs ve Taksim açıklamasındaki tek doğru “hatırlamak” üzerine. Ancak kimin hatırladığı, hatırlattığı ve kimin hafızasından doğru baktığımız önemli olan… Biz de feministlere sorduk, onlar da anlattı: “Devlet ‘buyurun’ demedi, biz açtık o yolları!”
Üç yıldır yayın hayatını sürdüren kadınların ücretli, ücretsiz emek deneyim, talep ve direnişlerini dile getirmek için hak haberciliği yapan sitemiz Kadınİşçi, Metin Göktepe Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Yolumuzu aydınlatan ve halkın, sınıfın gerçeklerini aktarırken yaşamını yitiren Metin Göktepe’yi saygıyla anıyoruz.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!