Diyarbakır’daki ev işçisi kadınlar: Şartlar her geçen gün zorlaşıyor

Diyarbakır’da ev işçisi kadınlar pandemi nedeniyle çok zor günler geçiriyor. Çoğu sigortasız ve sendikasız çalışan ev işçileri, “Çevremizde herkesin maddi durumu çok kötü, biri diğerine yardım edemiyor. Şartlar çok zor. Kimisi çocuğuna süt alamazken bir diğeri kıyafet alamıyor. Şaşkınlık içindeyiz” diyor.
Paylaş:
Gülbahar Altaş
Gülbahar Altaş
gulbahar.altash@gmail.com
Gülbahar Altaş       gulbahar.altash@gmail.com

Diyarbakır’da ev işçisi kadınlar pandemi nedeniyle çok zor günler geçiriyor. Çoğu sigortasız ve sendikasız çalışan ev işçileri, “Çevremizde herkesin maddi durumu çok kötü, biri diğerine yardım edemiyor. Şartlar çok zor. Kimisi çocuğuna süt alamazken bir diğeri kıyafet alamıyor. Şaşkınlık içindeyiz” diyor.

Covid-19 salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte birçok ev işçisi kadın işinden oldu. Çalışma fırsatı bulabilenler ise zor şartlarda geçimlerini sağlamaya çalışıyor.

Türkiye’de ev hizmetlerinde çalışanlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında bulunuyor. Buna karşılık ev hizmetlilerine 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun İş Sözleşmesi’ne ilişkin hükümleri uygulanıyor.

Borçlar Kanunu, ev işçilerinin yükümlülüklerini ve çalışma koşullarını tanımlarken “ev işçisine” bazı konularda haklar getiriyor; ancak bu işçilerin çoğu kanundan habersiz olduğu için kendilerine tanınan haklardan faydalanamıyor.

Diyarbakır’da ev işçilerinin sayısına ilişkin yeterli istatistik yok, ancak bu sayı azımsanmayacak kadar yüksek. Evlerde ve bürolarda çoğunlukla temizlikçi olarak çalışan göçmen kadınların da büyük bölümü kayıt dışı; dolayısıyla onların da gerçek sayısı tespit edilemiyor.

Kısacası kentte ev işçisi kadınların çoğu sendikasız ve sigortasız çalışıyor.

‘Pandemide açlığa mahkûm edildik’

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası tarafından geçen mart ayında yapılan açıklamada, normal dönemde ayda ortalama 2 bin 500 lira kazanan ev işçilerinin salgın gerekçesiyle evlere alınmayarak açlığa terk edildiği belirtiliyordu.

Kadınİşçi’ye konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen 44 yaşındaki A.N.’nin anlattıkları da bu tespiti doğruluyor. A.N., pandeminin başladığı günden bu yana her geçen gün daha da zor durumda kaldıklarını dile getirerek, “Bu süreçte neredeyse açlığa mahkûm edildik, ediliyoruz” diyor.

Eşinin kayıt dışı olarak inşaat ve benzeri işlerde çalıştığını söyleyen A.N., kısa çalışma desteklerinden yararlanamadıklarını, temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldiklerini söylüyor.

A.N.’nin üç çocuğundan biri evli, diğer iki çocuğu ise öğrenci; biri lisede, biri üniversitede okuyor. A.N. “Çevremizde herkesin maddi durumu çok kötü, biri diğerine yardım edemiyor. Şartlar çok zor. Kimisi çocuğuna süt alamazken bir diğeri kıyafet alamıyor. Şaşkınlık içindeyiz. Çalıştığım koşullar hiç iyi değil ancak yine de buna şükrediyorum. En azından arada da olsa gidecek bir işim var ve cebimize birkaç kuruş giriyor” diye konuşuyor.

Ne sigorta var ne sürekli gelir

A.N.’nin temizliğe ve bakıcılığa gittiği aileler, kendisine çoğu zaman kıyafet ve gıda yardımı yapıyor. Evli olan çocuğunun maddi durumu iyi olmadığı için kendisine yapılan yardımları çocuğuna da verdiğini anlatıyor A.N. ve şöyle devam ediyor:

“Ne yapalım, ne sigorta ne de sürekli gelir var. Bir şekilde yaşamaya çalışıyoruz. İş olduğunda sabah erken gidiyorum işe, akşama doğru da eve geliyorum. Pandemi öncesi sürekli bakıcılık ve temizlikçi olduğum evler vardı. Ancak pandemiyle birlikte, öğretmen ve diğer memurların büyük bölümü evde çalışmaya başlayınca bana gerek duymadılar. Benim gibi birçok arkadaşım aynı sorunla karşı karşıya. Gerçi uzun süredir çalıştığımız kişiler de son dönemlerde geçinmekte zorlanıyor artık.”

Çalışacakları evleri tanıdıkları aracılığıyla bulduğunu belirten A.N. “Şükür ki şimdiye kadar taciz ve benzeri durumlarla karşılaşmadım. Ne ben ne de diğer arkadaşlarım. Daha çok bildiğimiz ailelere gidiyoruz zaten. Ortam çok kötü ve güven olmuyor çünkü. Mecbur, kadın olduğumuz için daha dikkatli olmak zorundayız” diyor.

Halen çalışmama alışamayanlar var

Hevidar D. de Diyarbakırlı, 38 yaşında, evli ve 4 çocuk annesi bir kadın. Yaklaşık iki yıldır bürolarda temizlik ve yemek yapıyor. Çocuklarının büyümesiyle eşinin kazancı yeterli olmadığı için çalışmaya karar verdiğini anlatıyor:

“Çocuklar büyüyordu ve okula gidiyorlardı. Geçim sıkıntısı çekiyorduk. Bende eşime çalışmak istediğimi ve eve maddi katkıda bulunmak istediğimi söyledim. İlk önce izin vermedi ama sonra razı geldi. İlk olarak bir fabrikada işe başladım. Şartları çok zordu, sabah erken saatlerde işe başlayıp, geç saatlerde çıkıyorduk. Ev işleriyle çok zor yürütebiliyordum. Bırakmak zorunda kaldım ve bürolarda çalışmaya başladım.”

Diğer hemcinslerine göre daha iyi yerlerde çalıştığı için haline şükrettiğini söylüyor Hevidar, işinin zorluklarının olduğunu ama bir şekilde sürdürdüğünü belirtiyor. Ama dediğine göre, halen çevresinde çalışmasına alışamayanlar var. “Kadın halinle niye çalışıyorsun deyip hayıflananlar oluyor. Ama ben çalışmak zorundayım. Tüm zorluklara rağmen en azından eve götürecek bir gelirim oluyor” diye konuşuyor.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
Evden çalışmak, özellikle yeni olanlar için kuşkusuz zorlu bir iş. Sadece farklı bir çalışma şekli değil, farklı bir yaşam biçimi. Özel hayat ile iş arasındaki ayrım fiziksel olarak ortadan kalkıyor. Damla Şentürk, uzaktan çalışan beyaz yakalıları araştırdı.
Bursa Karacabey’in çiftliklerinden birinde küçük bir kız çalışıyordu. Domates tarlasında fideleri ekiyor, otları temizliyordu. 15 yaşında yitip giden bu kızın dünyası nasıldı? Hayalleri var mıydı? Kezban’ı anlatanlar onun içine kapanık bir yapıya sahip olduğunu söylüyorlar. Karanlıktan korktuğunu… Bir de gezmeyi çok sevdiğini…
Geçen hafta başı, 30 yaşındaki Damla Aydın’ın sokağına bir sürü adam doluştuğunda saat öğleni geçmişti. Bir karanlık el gelip, su saatini söktü. Bir diğeri elektriğin kablolarıyla oynayıp, evi karanlıkta bıraktı! Artık 3 küçük çocuğa yemek yapacak tek bir bardak su dahi yoktu evde. Bu genç kadına “dönüşüm”ün hediyesi, susuzluk ve karanlık olmuştu.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!