Göçmen kadınlar güvencesiz çalışıyor!

Kadın olmak zor, göçmen kadın olmak çok daha zor! Sürekli göç alan Türkiye’deki göçmen kadınlara hukuki yardımlarda bulunan Avukat Arzu Aydoğan ile “Türkiye’deki göçmen kadınları” konuştuk…
Paylaş:
Gülay Fırat
Gülay Fırat
glyfirat@gmail.com
Gülay Fırat    glyfirat@gmail.com

Kadın olmak zor, göçmen kadın olmak çok daha zor! Sürekli göç alan Türkiye’deki göçmen kadınlara hukuki yardımlarda bulunan Avukat Arzu Aydoğan ile “Türkiye’deki göçmen kadınları” konuştuk…

KADAV (Kadınlarla Dayanışma Vakfı) gönüllüsü Avukat Arzu Aydoğan, “Güvencesiz çalışan göçmen kadınların yoksullukla mücadele ederken, güvencesiz ve düşük maaşla çalışmak zorunda kaldıklarını” belirtiyor. Aydoğan’a göre, yoksulluk çıkmazındaki göçmen kadınların Türkiye’de karşılaştıkları en önemli sorunlar dil ve maruz kaldıkları ya da birbirlerinden duydukları taciz – tecavüz olayları yüzünden yaşadıkları korku!

Birleşmiş Milletler (BM) rakamlarına göre, dünya genelinde 272 milyon göçmen bulunuyor, bunların 80 milyonunun zorla yerinden edinmiş kişilerden oluşuyor. 21 milyondan fazla sığınmacı da kendi ülkelerinde yaşadıkları zulüm ve şiddetten kaçarak başka ülkelerde can güvenliği arıyor.  Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne göre ise, Türkiye’de 196 ülkeden yaklaşık 5,5 milyon insan bulunuyor. Bunların çoğunun “geçici koruma statüsüne” sahipler.

Yine kayıtlara göre, Türkiye mülteci statüsünde en fazla insanı barındıran ülke konumunda.  Göçün sebepleri arasında komşu ülkelerdeki iç savaşlar, çatışmalar, siyasi istikrarsızlıklar, can ve mal güvenliğinin bulunmayışı sıralanırken, en çok Suriye, Venezuela, Afganistan, Güney Sudan, Myanmar’dan göç yaşanıyor. Türkiye’deki göçmenlerin büyük çoğunluğunu Suriyeliler oluşturuyor. Öte yandan geçtiğimiz aylarda Afganistan’da Taliban’ın yönetimi ele geçirmesiyle birlikte Türkiye’ye yaşanan göç dalgası gündemdeki yerini koruyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda, 20 Ağustos’ta yaptığı açıklamaya göre ise, Türkiye’de 300 bin Afgan göçmenin bulunuyor. Kimi kaynaklar bu rakamın yüz bin fazla olduğunu iddia ediyor.

Peki Türkiye’de özellikle kadın göçmenler neler yaşıyor? Göçmen kadınların karşılaştıkları zorluklar neler? Bu konuda ne gibi çalışmalar yapılıyor? İnsani yardım dernekleri üzerinden göçmen kadınlara hukuki destek sağlayan KADAV gönüllüsü Avukat Aydoğan, özellikle göçmen kadınların şiddetten korunması ve insan haklarına erişimi için çalışmalar yürütüyor. Av. Aydoğan’la göçmen kadınları konuştuk.

Ayrımcılıklar üst üste biniyor

Kadın olmak zor ama göçmen kadın olmak daha mı zor?

Maalesef, ayrımcılık biçimlerinden bir insanın üzerine ne koyarsanız koyun bu durumu her zaman daha çok zorlaştırıyor. Çok katmanlı ayrımcılık söz konusu oluyor.  Hem toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı bir ayrımcılık hem de göçmen olmak önünüze düşünemeyeceğiniz kadar çok engel çıkartıyor. Dilini, kültürünü, yaşantısını bilmediğiniz topraklarda; üstelik Türkiyeli kadınların da hakları konusunda en zorlu zamanlardan birini yaşadığı bu süreçte göçmen kadın olmak; göçmen trans kadın olmak; göçmen trans seks işçisi kadın olmak; birçok defa elimizin nefesimizin yetmediği hak ihlallerine kapı açıyor. Bütün bunları yoksulluk (sınıfsal ayrımcılık) parantezine de alabiliriz bir yandan. İşte bu ayrımcılık biçimlerinden kişi neresinden yaralanıyorsa ilk onu söylüyor, onu kimlik ediniyor ama diğer ayrımcılık biçimleri de baki kalıyor. Bazen yara alınan kimlik de yer değiştiriyor.

Gözlemlerinize göre, ülkemizdeki göçmen kadınların en önemli sorunu ne veya neler?

Geçim kaynaklarına erişememe ve dolayısıyla gelen yoksulluk, önyargı ve ayrımcılık en temel sorunlar olarak karşımıza çıkıyor. Geçim kaynaklarına erişse dahi büyük çoğunlukla güvencesiz, düşük ücretli çalışma biçimleri kendilerini bekliyor oluyor.

Herkesin ayrı ayrı düşleri var

Türkiye’deki göçmen kadınların burayı seçme sebepleri nedir? Onlar için ideal ülke neresi? Geri dönmeyi düşünüyorlar mı?

Bu sorunun total bir cevabı olmamalı bana kalırsa. Göçmen kadınlar dediğimizde tek bir sosyolojik tahlil içerebilecek insanlardan bahsetmiyoruz. Başka başka ülkeden, kültürden toplumdan gelip geldikleri gibi o kültüre uymayanlar da var. Göçmen kadınların, her birinin birer birey olarak kendi hayalleri düşleri idealleri var. Kimi dinini rahatça yaşayabildiği için, kimi başörtüsünü çıkarabildiği için, kimi Türkçe dilini yakın bulduğu için kimi de savaştan kaçtığı ve sınır ülkesi olduğumuz için buradalar. Avrupa’ya gitmek isteyip şartları uymayanlar da var, burada kalmak için çok fazla efor sarf edenler de. Savaş biterse geri dönerim diyenler de var, benim artık her şeyim burada diyenler de. Bu durumda bu soruya ancak geniş çaplı bir istatistikî bilgi ile cevap verebiliriz. Ancak gördüklerimden hareketle bir göçmen için hiçbir ülkenin “ideal” ülke olmadığını söyleyebilirim. Kendi ülkesi de değildi ve göçmek zorunda kaldı. Sınırların ve eşitsizliğin var olduğu, ayrımcılık gibi bir suçun an be an işlendiği dünyada kadınlar için ideal bir ülke yoktur. O ülke vatandaşları için de “ideal ülke” değildir orası.

Yoksulluk en önemli sorunlardan

Karşılaştığınız göçmen kadınları bize anlatabilir misiniz? Karşılaştıkları zorluklar ve gelecek planları dair neler?

Öncelikli olarak yoksulluk çıkmazındaki göçmen kadınlar iş bulmaya çalışıyor. Ancak hem dil bariyeri hem de birbirlerinden duydukları taciz, tecavüz olayları zaten zor olan geçim kaynaklarına erişimi daha da zor hale getiriyor. Bir müvekkilim çalıştığı yerde işvereni tarafından tecavüze uğradı ve karakola gittiğinde şikâyetini aktaramadı. Bana ulaşabildiğinde üzerinden zaman geçmişti ve deliller ortadan kaybolmuştu. Takipsizlik verildi dosyadan. Kadın bir daha çalışmak istemediğini söyledi. Bu elbette sadece o kadını değil etrafındaki kadınları da etkileyen bir durum oluyor. Yine başka bir sefer de ev sahibi tarafından taciz edilen göçmen kadın bize ulaştı. Adli destek dışında başka destekler talep etti. Biz de taşınma desteği sunduk. Kadına, Türkiye’de hakları olduğunu bir daha böyle bir durum olursa bize ulaşmasını ilettik. Onun yanında yer alacağımız dayanışacağımızı söyleyince bize “karşı taraf Türk olsa bile yanımda yer alır mısınız?” diye sordu. Ben bu sorunun etkisinden uzun süre kurtulamadım.

Sivil toplum örgütlerinden destek alıyorlar

Güvencesiz çalışan göçmen ev işçileri yaşadıkları haksızlıklar ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetle ilgili nerelerden destek alıyorlar? Ya da alabiliyorlar mı?

Maalesef bu konuda kamu kurumlarına ulaşmakta zorlanıyorlar. Ayrıca sorunların çözümünü kamu kurumlarından beklemek çok da anlamlı değil çünkü giderek bu bariyer yükseliyor. İşte sırf bu nedenle sivil toplum örgütleri savunuculuk yapmaktan çok devletin yapması gereken işleri yapmak zorunda olan kurumlara dönüştü/dönüşmeye başladı. Sivil toplumun bir nevi izleme, hayal etme, eksikleri tespit etme ve süreci kontrol etme gibi faaliyetleri olması gerekir. Ancak şu an sosyal devlet ilkesinin erimesi ve neredeyse yok olmasından dolayı bütün bu sorumluluk sivil topluma kaldı. Göçmen kadınların da destek alabilecekleri yerler sivil toplum örgütleridir ancak.

Ülkemizdeki sivil toplum örgütlerinde göçmen kadınlar için ne gibi hizmetler söz konusu?

Birçok kurum var bu konuda çalışma yapan. Danışmanlık, psiko-sosyal destek, haklara erişim, atölyeler, sosyal alanlar gibi hizmetlere erişebilirler.

Kadınlar yaşadıkları sorunların ne kadarını adli mercilere ya da kendi konsolosluklarına iletiyorlar?

Bu konuda bir istatistik çıkarmak pek mümkün değil ancak ben kendi deneyimlerinden çok küçük oranını yansıttıklarını söyleyebilirim. Suriyelilerin zaten kendi konsoloslukları ile kurabildikleri bir bağ yok. Farklı dinamikler var ortada. Bu durumda adli mercilerin önündeki engelleri aşabilirlerse bir de üzerine toplumsal baskıyı bertaraf edebilirlerse sivil toplumun desteği ile gerekli müracaatları yapıyorlar.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Bursa Karacabey’in çiftliklerinden birinde küçük bir kız çalışıyordu. Domates tarlasında fideleri ekiyor, otları temizliyordu. 15 yaşında yitip giden bu kızın dünyası nasıldı? Hayalleri var mıydı? Kezban’ı anlatanlar onun içine kapanık bir yapıya sahip olduğunu söylüyorlar. Karanlıktan korktuğunu… Bir de gezmeyi çok sevdiğini…
Geçen hafta başı, 30 yaşındaki Damla Aydın’ın sokağına bir sürü adam doluştuğunda saat öğleni geçmişti. Bir karanlık el gelip, su saatini söktü. Bir diğeri elektriğin kablolarıyla oynayıp, evi karanlıkta bıraktı! Artık 3 küçük çocuğa yemek yapacak tek bir bardak su dahi yoktu evde. Bu genç kadına “dönüşüm”ün hediyesi, susuzluk ve karanlık olmuştu.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!