‘Her şeye tek başıma yetişmek zorundayım’

Elvan 28 yaşında bir stüdyo fotoğrafçısı. Mesleği çekirdekten yetişerek öğrenmiş, işini seviyor.  İki çocuğu var, ev işleri de ondan soruluyor. O da mesai saatleri hiç bitmeyenlerden. Bir gün kendi fotoğraf stüdyosunu açmak isteyen genç kadın,  fabrika işçisi veya memur gibi düzenli ve güvenceli çalışanlara bazen özeniyor.
Paylaş:
Gülay Fırat
Gülay Fırat
glyfirat@gmail.com
Gülay Fırat   glyfirat@gmail.com

Elvan 28 yaşında bir stüdyo fotoğrafçısı. Mesleği çekirdekten yetişerek öğrenmiş, işini seviyor.  İki çocuğu var, ev işleri de ondan soruluyor. O da mesai saatleri hiç bitmeyenlerden. Bir gün kendi fotoğraf stüdyosunu açmak isteyen genç kadın,  fabrika işçisi veya memur gibi düzenli ve güvenceli çalışanlara bazen özeniyor.

İleri teknoloji telefon kameraları fotoğrafçıların pabucunu dama atmış gibi görünse de mahalle aralarındaki fotoğraf stüdyoları hala arı gibi çalışıyor. Üstelik sadece resmi evraklar için gereken vesikalık çekimler için değil, düğün, nişan, doğum, sünnet, gelin, damat, kına, doğum günü kutlamaları gibi pek çok özel gün için de yoğun olarak hizmet veriyorlar. İşte Türkiye’nin Mega Kenti İstanbul’un şirin mahallelerinden birinde, bir fotoğraf stüdyosunda çalışan Elvan Doğruyol (28) hayatını dokuz senedir fotoğraf çekerek kazanıyor ve devamlı o çok aşina olduğumuz cümleyi kuruyor: gülümseyin çekiyorum!

Tertemiz ve gösterişli bir stüdyoda çalışan Elvan öylesine yoğun ki röportajımız stüdyoya gelen müşterilerle sık sık bölünüyor. Biri gelirken diğeri giden müşterileriyle ayrı ayrı ilgilenen Elvan, okul kayıt dönemi olan şu günlerin işlerinin en yoğun zaman olduğunu belirtiyor.
Vesikalık için çocuklarıyla gelen ebeveynler, ailecek fotoğraf çektirenler ve de dijital fotoğrafların silinmesinden korkarak fotoğraf bastırmaya gelen herkesle aynı sakinlik, nezaket ve itinayla ilgilenen Elvan, bu işlere nasıl başladığını şöyle anlatıyor, “Aslında ben hep hemşire olmak istedim, küçüklüğümde kendimi hep hemşire olarak hayal ederdim. Fakat babam lise yıllarımda bir meslek sahibi olmam için beni, aynı zamanda tanıyıp güvendiği şu an çalıştığım patronumun yanına getirdi. İtiraf etmek gerekirse hayatımda fotoğraf makinesini ilk kez bu stüdyoda gördüm ve kullandım. O yıllarda stüdyoda, patronun yanı sıra bir de ‘ustam’ dediğim bir fotoğrafçı büyüğümüz vardı. Bana bütün işi de o öğretti zaten. Fotoğrafla ilgili hiçbir şey bilmeden geldiğim bu stüdyoda, fotoğrafın tüm aşamalarını ilk altı ayda öğrendim diyebilirim, sonra da işe vesikalık çekerek başladım, onu sünnet, düğün, kına, gelin ve damat fotoğrafları takip etti.”
İyi fotoğrafın sırrının “doğru ışık” ve kamera karşısında “rahat olmak” ta yattığını anlatan Elvan, zor olmasına rağmen kendi stüdyosunda sadece bebek-çocuk konsepti üstüne çekimler yapmak istediğini belirtiyor.

Annesi fabrika işçisi

Rize’den İstanbul’a taşınmalarıyla birlikte, annesinin bir iplik fabrikasında çalışmaya başladığını anlatan Elvan, “Ben ve kardeşlerim daha küçükken annem fabrikada çalışmaya başladı. Derslerim iyiydi aslında ama annemin çalışıyor olması yüzünden kardeşlerimle ilgilenme işi bana kaldı. Kız çocuğu olunca, her şey elinden gelir gözüyle bakıyorlar malum. Bu yüzden, annem gece vardiyalarında çalışırken, en küçük kardeşimle ilgilenmek zorunda kaldım. Bir ara iyi olan derslerim bu yüzden bozulur gibi oldu. Lise dönemi dışarıdan eğitime devam etmek zorunda kaldım ve bu işe de aynı dönem başlamış oldum. Şu an işimi çok seviyorum, vesikalıklar dışında konsept çekimlerde insanların en mutlu anlarına şahit olmak, ayrı bir keyif benim için. Ama doğrusunu isterseniz çalışma şartlarını göz önünde bulundurduğumda, iplik fabrikasında çalışan annemin işi bence çok daha güzel, kendisi de memnun ve hala çalışıyor. İyi bir fabrikada çalıştığı için izin günü belli, mesai yaptığında karşılığını alıyor, her şey düzgün, güzel. Üstelik onun hakkını savunan bağlı olduğu bir sendikası var. Bense dokuz yıl önce haftalık alarak başladığım bu stüdyoda, şu an asgari ücretle haftanın altı günü çalışıyorum. Bu ücretle geçinmek elbette çok zor ” diye konuşuyor.

Çocuğuna babaannesi bakıyor

İşini iyi yapması ve çekirdekten yetişmesi sebebiyle patronu Elvan’a çok güveniyor ve genç kadın stüdyoda çoğunlukla tek başına çalışıyor ve bir sıkıntı yaşamıyor. Pek çok çalışan anne gibi Elvan da biri beş diğeri iki yaşındaki çocuklarının bakımında ailesinden destek alıyor. Sabah erkenden kalkıp kızını anaokuluna, iki yaşındaki oğlunu ise babaannesine bıraktığını belirten Elvan, patronunun bu güveninden memnun ancak, işleri tek başına yürütmekten kimi zaman bunalıyor. Genç kadın şöyle anlatıyor, “En geç saat 08.30’da stüdyoya geliyorum, dükkanı açıp temizliğini yapıyorum. Akşam 20.00’ye kadar, bazen biraz daha fazla çalışıyorum. Kış ayları işler biraz daha rahat gibi geçse de normalde gün içinde on ile otuz müşteri gelir gider. Fotoğrafları çeker, rötuşunu yapar ve basarım. Stüdyoya birçok kez benim gibi yetiştirilmek üzere eleman alındı, birçok kişi geldi ama benim gibi kalan olmadı. Ya işi sevmediler ya da parasını. Bu yüzden patronum ve ben bir süredir işe iki kişi devam ediyoruz. Patronum dış çekimleri takip ettiği için ve bana da güvendiği için stüdyoda bir başıma çalışıyorum. Bunun da kendine göre zorlukları oluyor. Mesela kimi zaman yemeğe veya tuvalete gidemeyecek kadar yoğun olabiliyorum…”

Stüdyoda yalnız çalışmanın türlü türlü zorlukları var elbet, Elvan şöyle devam ediyor anlatmaya, “Çocuklarım olduktan sonra evdeki sorumluluklarım da arttı tabii… Yani olur da evde bir sıkıntı yaşansa mesela çocuğun ateşi yükselse ya da bana ihtiyaç duyulsa, hemen yanlarına gidemiyorum. Benim buradan ayrılmam demek, dükkanı kapatmam demek. Bu da insanın elini kolunu bağlıyor. Evladınız ile işiniz arasında kalıyorsunuz. Birkaç kere böyle durumlar yaşadık, bir keresinde ufak çocuğum ateşlenince patronu aradım, uzakta bir işteydi. Bir türlü gelemedi, dönmesini beklemeyerek dükkanı kapatıp çocuğumu hastaneye götürmek için apar topar çıktım. Tüm bunları düşündüğümde, devlet dairelerinde çalışan memurlara veya da her türlü hakkını alarak düzenli çalışan fabrika işçilerine özenir oldum.” şeklinde konuşuyor.

Doğuma kadar çalıştım

Hamilelik döneminde de benzer sıkıntılar yaşadığını anlatan Elvan, “Doğuma beş gün kalana kadar çalıştım. O dönemki çekimlerde müşteriler ‘Burada doğurma sakın’ diyerek gülüyorlardı” şeklinde konuşuyor. İşini severek yaptığını ve bir gün kendi stüdyosunu açmayı arzu ettiğini belirten Elvan, her meslekte olduğu gibi stüdyo fotoğrafçılığının da zorlukları olduğuna dikkat çekiyor. Dijitale geçişle yaygınlaşan android veya akıllı telefon kullanımını çekici kılan fotoğraf uygulamalarının vesikalık çekimlerinde ilginç beklentilere sebep olduğunu belirten Elvan, “İnsanlar telefonlarındaki uygulamalarla yüzlerini daha farklı gösterip değiştiriyorlar sonra da burada stüdyoda aynı çekimi bizden bekliyorlar. Stüdyomuzda dijital kaliteli bir fotoğraf makinesi kullanıyoruz ve makine insanları oldukları gibi gayet net çekiyor.  Fotoğrafta photo-shop kullanarak ufak tefek rötuş de yapıyoruz. Fakat kimseyi olmadığı biri gibi göstermemiz mümkün değil, bu doğru da değil. Bu yüzden bazen müşterilerle anlaşamadığımız oluyor. Telefonunda kendisine hiç benzemeyen bir fotoğrafını gösterip ‘bunun gibi çek’ diyen, vesikalığına bakıp ‘bu ben değilim’ diyen, ‘burnum böyle mi?’ diyerek azarlayanlar oluyor. Bir keresinde de gözaltı torbalarından memnun olmayan bir kadın müşteri, 30-40 kere çekim yaptırmıştı. Zaman zaman bazı çekimleri defalarca tekrarlıyoruz, yine de müşteriyi memnun edemiyoruz” diye konuşuyor.

Pandeminin ilk iki ayı tek başıma çalıştım

Pandeminin ilk aylarında patronunun stüdyoya hiç gelmediğini, işleri tek başına yürüttüğünü belirten Elvan o zamanları şöyle aktarıyor, “Ben pandeminin o korku ve panik yaratan ilk döneminde de bir gün olsun işe gelmemezlik etmedim. Tek başıma açtım dükkanı ve tek başıma kapattım. Yine de patronum yarım maaş teklif etti, o dönem çok yoğun iş yoktu ama kabul etmedim. Tam kapanma olduğunda, yarım maaş aldım.”

Gemi teknikeri eşinin elinden gelmediği için kendisine ev işlerinde pek yardımcı olamadığını belirten Elvan, “Evde ve işte tek başına her şeye yetişmek zorundayım. Neyse ki çocuklarım için kayınvalidem yardımcı oluyor. Onun dışında zaten haftada bir gün izin kullanabiliyorum. O da kendimle mi ailemle mi yoksa evle mi ilgileneyim bilemiyorum, yetişemiyorum. Gerçekten haftada bir gün izin yapmak yetmiyor. Yine de işimi bırakmayı düşünmüyorum, yılların verdiği bir alışkanlık var. Ayrıca belli bir yaştan sonra yeni iş bulmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Gerçekten benim gibi çalışan kadınların iş saatlerinde bir kolaylık sağlanması gerektiğini düşünüyorum” diye konuşuyor.

Yıllar yılı aynı fotoğraf stüdyosunda çalıştığı için çevre esnafın da mahalle sakini müşterilerin de kendisini tanıdığını belirten Elvan, “Burada büyüdüm, evlendim, çocuklarım oldu ya, mahallede herkes tanır beni. Mesela dükkan biraz kalabalık olsa ‘bir sorun mu var Elvan’ diyerek gelirler hemen, esnafın beni kardeşleri gibi görmesi hoşuma gidiyor. Ayrıca yıllar yıllı aynı yerde çalışınca, beni tanıyan bazı müşterilerim de aileden biri gibi davranır. Çocuklarıma hediye getirenler bile olur. Kadın olduğu için tesettürlü kadınlar da özellikle fotoğraflar çekimlerini benim yapmamı ister.”

Bazen kadına şiddet stüdyoda başlıyor

İş hayatındaki zorluklara rağmen her kadının bir iş, bir meslek sahibi olması gerektiğini belirten Elvan Doğruyol, “Zor ve yıpratıcı olsa da kadınların kendi ayaklarının üzerinde durması gerektiğine inanıyorum. Bu sayede çevrelerinden ve eşlerinden daha çok saygı göreceklerini düşünüyorum” diye konuşuyor.  Bunca yıllık tecrübesinde kendisini en çok şaşırtan ve üzen anları ise şöyle anlatıyor, “Daimi tanıdığımız bildiğimiz müşterimiz haricinde, iş gereği her çeşit insanla karşılaşabiliyorsunuz. Beni en çok üzen, düğün fotoğrafları albümü için çalıştığımız çiftlerin, ‘Albümünüz hazır, gelip alabilirsiniz’ diye geri aradığımızda, ‘Boşanıyoruz’, ‘Ayrıldık’ diye yanıt vermeleri oluyor. Bir de bazen gerçekten kaba olabilecek erkek müşteriler oluyor. Mesela gelin heyecanlı ve bir albüm istiyor, fotoğraflara çok özeniyor ama damat gelini tersliyor, ‘Ne gerek var bunlara’ diye çıkışıyor. Ama daha fenası, birkaç kere gelinliğiyle fotoğraf çekimine gelen çiftler arasında şiddet yaşandığını gördüm. Böyle anlarda ne kadar üzülsek de elimizden bir şey gelmiyor. Yine fotoğraf çekimlerini yaptırdıktan sonra ücreti beğenmeyerek, ‘Ne yaptığını sanıyorsun ki bu kadar ücret istiyorsun, alt tarafı bir kağıt parçası bu’ diyen erkekler olabiliyor…”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
Üniversite öğrencisi Ekinsu Aktaş, ekonomik krizin de etkileriyle öğrencilerin barınma, beslenme gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini belirterek, “İhtiyaçlarımızı karşılayabilmek için çalışmak zorundayız. Öğrencileri çok düşük ücretle saatler boyu çalıştırıyorlar. İş yerlerinde hem erkeklerden daha az ücret alıyoruz hem de çoğu kez cinsel tacizle karşı karşıya kalıyoruz” diyor.
Evden çalışmak, özellikle yeni olanlar için kuşkusuz zorlu bir iş. Sadece farklı bir çalışma şekli değil, farklı bir yaşam biçimi. Özel hayat ile iş arasındaki ayrım fiziksel olarak ortadan kalkıyor. Damla Şentürk, uzaktan çalışan beyaz yakalıları araştırdı.
Ev işçisi kadınlar, geçenlerde Twitter’de dönen “Ev işçisine yemek verilmeli mi?” tartışmasına oldukça tepkili. “Biz sadaka istemiyoruz, hakkımızı istiyoruz. O bir öğün yemek bizim zaten hakkımız, hakkımızı vermek zorundasınız” diyorlar. Ev işinin iş, ev işçisinin de işçi olduğunu ısrarla vurguluyorlar
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!