Hevsel bahçelerinde geçen bir ömür: ‘Çarşıda pazarda kendi paramı harcıyorum’

Emine Demir, Hevsel bahçelerinde kiraladıkları yerde, nane, reyhan, maydanoz çeşitli otlar ekiyor ve bunları pazarda satarak geçiniyor. Eşi arada inşaat işlerine gidiyormuş ama işlerin yoğun olduğu mevsimde onlar da Emine’yle birlikte bahçedeler. Kendi parasını kazanmaktan memnun. Hem emekçi hem kendi deyimiyle “işinin patronu”…
Paylaş:
Perihan Kaya
Perihan Kaya
perihan21kaya21@gmail.com
Perihan Kaya perihan21kaya21@gmail.com

Emine Demir, Hevsel bahçelerinde kiraladıkları yerde, nane, reyhan, maydanoz çeşitli otlar ekiyor ve bunları pazarda satarak geçiniyor. Eşi arada inşaat işlerine gidiyormuş ama işlerin yoğun olduğu mevsimde onlar da Emine’yle birlikte bahçedeler. Kendi parasını kazanmaktan memnun. Hem emekçi hem kendi deyimiyle “işinin patronu”…

Hevsel Bahçeleri, Dicle Nehri kıyısında, Diyarbakır Kalesi ile nehir vadisi arasında yer alır. HevselDiyarbakır’da Dicle Nehri’nin taşıdığı bereketli topraklarla oluşmuştur. Surların hemen yamacındaki bu bahçeler binlerce yıl boyunca kentin sebze ve meyve ihtiyacını karşılamış ve halen de karşılamaya devam ediyor. Eskiden Hevsel “Aşefçi” kadınlar olarak bilinen yoksul ve dul kadınlar topladıkları otları Sur ilçesinde satarak kendi geçimlerini sağlarlardı.

Eskisi kadar olmasa da halen devam ediyor. Pek çok kadın, mevsimi geldiğinde gidip bahçelerden tere, maydanoz, roka, marul ve yöreye ait otları toplayıp, el arabalarına yükleyip, Sur ilçesinde satarak kendi geçimlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Bunlardan biri de 27 yıldır bu bahçelerde çalışan Emine Demir. Baba evinde başladığı bahçe işlerini şimdi de kendi geçimini sağlamak için sürdürüyor.

Zahmetli bir iş olduğu için yorulduğunu ama kendi parasını kazandığı için mutlu olduğunu dile getiren Emine Demir, “27 yıldır bahçede çalışıyorum. Bazen eşim bazen çocuklarımla birlikte çalışıyoruz. Eşim zaman zaman inşaat işlerine de gidiyor. Bahçede çalışmak çok yorucu. Sıcak soğuk demeden buraya gelmek zorundasın. Kendi ellerimle tarladaki otları topluyorum. Az değil yıl boyunca bu işi yapıyorum. Akşam eve gidince sürekli ot topladığım için ellerim ağrıyor nasır tutuyor. Bazen kollarımın ağrısından uyuyamıyorum. Diyarbakır çok sıcak bir yer sıcağın altında çalışıyorum. Çok zahmetli bir iş ama alın terimizle çalışıp kendi paramı kazanıyorum bu beni mutlu ediyor. Daha önceki yıllarda sebze ekiyorduk son bir kaç yıldır yeşillik ekiyoruz. Genellikle nane, roka, tere, reyhan ve maydanoz ekiyoruz. Yine kendimiz için sebze ekiyoruz. Ekonomik olarak tek gelirimiz bu”.

Ektiğimiz bahçede zarar ediyoruz

Artan fiyatlara dikkat çeken Demir “Tarla bizim değil. Her yıl bahçe işleri için satın alıyoruz. Yıl sonunda parasını veriyoruz. Zaten ektiğimiz ürünleri de çok ucuza satıyoruz. Dışarıdan gelenler daha pahalı satıyor. Nakliyat parasını da ekliyorlar yine de biz bazen satamıyoruz. Ürünlerimiz tarlanın içinde kalıyor. Bu yıl gübrenin torba fiyatı 800 TL. Bunun için tarlayı gübreleyemedik. İlaçlamak gerekiyor çünkü böcekler içine giriyor torbası 250 TL olmuş onu bile alamıyoruz. Biraz hava sıcak olsa böcekler bahçeyi mahvediyor. Bizim kendi traktörümüz yok tarlayı sürmek için mecburen kiralamak zorunda kalıyoruz. Traktörün saati 200 TL her şey o kadar pahalı ki artık neredeyse ektiğimiz bahçede zarar edecek duruma gelmişiz. Geçen yıl maydanozu uyguna veriyorduk. Bu yıl maydanoz bağlamak için aldığımız lastiklerin torbası bile 120 TL olmuş, Gübre pahalı, maydanozun tohumu kilosu 80 TL olmuş her şey çok pahalı. Onun için biz daha bu yıl fiyatı belirlemedik. Bizde ürünlerimizi anlaştığımız pazarcılara satıyoruz. Onlar da kendileri için bir fiyat belirliyor. Bizim genelde zararımız yoktu ama bu yıl her şey çok pahalı belki zarar etmeyiz ama karda etmeyiz.” diyor. Kimi zaman ürünlerde hastalık çıktığı için zarar ettikleri de oluyormuş, geçen yıl reyhanda böyle bir hastalık çıktığından ciddi zarara uğramışlar. Mevsimlerin hava koşullarının ekim, dikim toplama aşamasında bayağı etkileri olduğunu bazen işlerinin bu nedenle de zorlaştığını da anlatıyor, Demir.

Benim bir patronum yok

Her şeye rağmen böyle bir işte çalışmanın başkasının işinde çalışmaktan daha iyi olduğunu dile getiren Demir, emeklerinin karşılığını alamamalarına rağmen şimdiye kadar idare edebildiklerini, çocuklarına bakabildiklerini, zaten öyle lüks yaşayan insanlar olmadıklarını da belirterek şöyle sürdürüyor konuşmasını: “Ekmeği tandıra vuruyorum. Sebze meyveyi kendi bahçemizden alıyoruz. Bahçe işleri olmadığı zaman eşim inşaat işlerine gidiyor. Bahçe işleri çok olduğu zamanda çocuklarım zaman zaman da akrabalar gelip bize yardım ediyor. Yabancı bir yerde gidip çalışmaktansa kendi işimizde çalışmak daha güzel. Benim bir patronum yok. Başkasının işinde çalışmak çok zor. Kendi işimde istediğim kadar mola veriyorum. Kimse bana kal ya da git demiyor. Benim eşim inşaat işlerinde çalışıyor tehlikeli bir iş, düştü düşecek diye hep korku içinde kalıyoruz. Ama bahçemiz olduğu için minnetsiz çalışıyoruz. Ekip biçmek ve bahçe işi bizim için iyi.”

Tüm zamanını bahçede geçirdiğini söyleyen Demir çalışmanın zorluklarını da şu biçimde dile getiriyor; “Nisanda başlayıp Aralık sonuna kadar sürekli bahçe işinde çalışıyoruz. Aralık ayında sezon bittiği için iki üç ay ara veriyoruz. Bahçeye sabah erkenden daha güneş doğmadan geliyoruz. Saat 09.00 kadar çalışıyoruz sonra tekrar eve gidip dinleniyoruz hava biraz daha serin olduğunda tekrar bahçeye dönüyoruz. Hava burada çok sıcak olduğu için sıcak saatlerde çalışamıyoruz. Daha çok sabah ve akşam saatlerinde çalışmaya dikkat ediyoruz”.

Evin tüm yükü benim üzerimde

Çocukluğundan beri bahçe işleriyle uğraştığını, ev işlerinin yükünün de kendi üzerinde olduğunu anlatan Demir “Ben çok küçükken baba evimden itibaren bahçe işlerinde çalışıyorum. Sonra gelin oldum o günden sonra da halen bahçe işinde çalışmaya devam ediyorum. Sonra ev işlerini yapıyorum. Evde tandır ekmeği pişiriyorum, temizlik, yemek, çocuklar okulu derken evin tüm yükü de benim üzerimde. Çünkü benim dışımda evde kimse yok. Hem ev işi hem bahçe işini birlikte yürütmeye çalışıyorum.” diyor.

Demir “bahçe işinde çalışmak beni mutlu ediyor. Benim param benim cebimde kimseden para istemiyorum. Hatta ben eşime para veriyorum” diyor gülerek. Çocukların babalarından değil kendisinden para istediklerinin altını çizdikten sonra, onu bu süreçte en mutlu eden duruma dikkat çekiyor, “Çarşıya pazara giderken kendi paramı harcıyorum. Evimin ihtiyaçlarını hepsini buradan çıkarıyorum. Kadınlar kimseye muhtaç olmadan kendi işlerini yapsınlar. Kendi ayakları üzerinde dursunlar. Erkeklerin bizden ne fazlalığı var? İş varsa kadınlar çalışmalı bunun ayıbı yok. Benim için burası güzel. Bahçemiz yol üzerinde bazen yoldan geçenlere de yeşillik veriyorum. Parasız veriyorum bana dua edin diyorum. Yaşamda her şey parayla değil. İnsanların gönlünü almak da güzel. Komşularıma veriyorum. İnsanların ihtiyaçları var. Mevsimi geldiğinde kurutmalık veriyorum. Turşu malzemesi veriyorum. Mutluyum burada. Hevsel bahçelerin havası güzel. İşim bitince oturup bir çay içmek bile burada çok güzel. Çalışınca kendimi daha dirençli hissediyorum. Akşama kadar evde otursam huzursuz oluyorum. Mutsuz oluyorum. Evden işe gelince yaptığım iş bana huzur veriyorum. Toprakla bir oluyorum. Buda benim için yeterli”.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Bursa Karacabey’in çiftliklerinden birinde küçük bir kız çalışıyordu. Domates tarlasında fideleri ekiyor, otları temizliyordu. 15 yaşında yitip giden bu kızın dünyası nasıldı? Hayalleri var mıydı? Kezban’ı anlatanlar onun içine kapanık bir yapıya sahip olduğunu söylüyorlar. Karanlıktan korktuğunu… Bir de gezmeyi çok sevdiğini…
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!