Kadın işçiler vergide pozitif ayrımcılık istiyor

Vergi dilimlerindeki adaletsizlik, işçilerin ve sendikaların gündeminde. Feminist iktisatçılar, düşük gelirli işlerde daha yüksek oranda çalışan kadınların bu adaletsizlikten daha çok etkilendiğini belirtiyor. “Topu topu üç ay düzgün maaş alıyoruz” diyen kadın işçiler ise bekâr anneler başta olmak üzere tüm kadınlar için pozitif ayrımcılık talep ediyor.
Paylaş:
Yadigar Aygün
Yadigar Aygün
yadigaraygun93@gmail.com

AKP hükümetinin ekonomide çığır açan (!) politikaları sonucu rekor seviyelere çıkan enflasyonun altında ezilen işçiler, bir de artan vergi ve kesinti yüküyle boğuşuyor. Gelir vergisi oranlarının yüksekliği ve vergi tarife dilimlerindeki adaletsizlik nedeniyle işçiler, yılın ikinci yarısında çok daha fazla vergi veriyor.

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) 20 Eylül’de yayımladığı rapor, işçilerin vergi dilimleriyle nasıl daha da yoksullaştırıldığını gözler önüne serdi.

DİSK üyelerinin bordrolarından yola çıkılarak hazırlanan rapora göre, temmuz ayında alınan ücret zamları vergiye gitmiş durumda. Çünkü işçiler, ağustos ayından itibaren yüzde 27’lik üçüncü vergi dilimine girmeye başladı. Bu nedenle ocak ayında 637 lira vergi ödeyen bir çalışan, eylül ayında 2 bin 342 lira vergi ödedi.

Ocak ayında ücretliler için yüzde 21 olan vergi ve kesinti oranı ise ağustostan itibaren yüzde 31’e yükseldi. Böylece yılın başında 2 bin 175 lira olan vergi ve sigorta prim kesinti toplamı, mayısta 2 bin 600 liraya, temmuzda 4 bin 40 liraya, eylülden itibaren ise 4 bin 657 liraya çıktı.

İşçiler, yılın 122 günü devlete çalışıyor

DİSK’liler, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı önünde eylem yaptı.

Bu veriler şunu gösteriyor: Türkiye’de işçiler, yılın 122 günü vergi ve diğer kesintiler için çalışıyor. Büyük holdinglerin, şirketlerin vergi borçları bir gecede sıfırlanırken, vergi dilimleri az artırılarak işçiden daha çok vergi alınması sağlanıyor. Bu yolla ülkenin vergi yükü işçilerin sırtına yıkılıyor.

Bu durumu “soygun” olarak nitelendiren DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Vergi dilimlerinin düşük tutulmasıyla dilim dilim soyuluyoruz!” diyor.

Peki bu soygundan, emek piyasasında ikincil konumda olan, çoğu düşük ücretli işlerde çalışan kadın işçiler nasıl etkileniyor?

Feminist iktisatçılar ve kadın işçilerle “vergi dilimi soygunu”nu, bu soygunun toplumsal cinsiyet boyutunu ve kadınların yaşamında yarattığı tahribatı konuştuk.

Vergi dilimi kayması

Kadın İşçi yazarlarından Doç. Dr. Emel Memiş ve Prof. Dr. Şemsa Özar, vergi sistemlerinde gelir yükseldikçe ödenen verginin artmasının önemli bir işlevi olduğuna dikkat çekiyor:

“Vergi, geliri daha yüksek olan kişilerden daha yüksek, geliri daha düşük olanlardan ise daha düşük bir oranda alınırsa, gelir adaletsizliğini düzelten, eşitsizliği azaltan bir rol oynar.”

Buna “artan oranlı gelir vergisi sistemi” deniyor. Bu sayede vergi öncesi gelir, yani brüt ücretler arasındaki eşitsizlik, vergi ödemelerinden sonra bir nebze daha eşit bir hale geliyor. Peki, artan oranlı vergi ödemeleri, uygulamada nasıl gerçekleşiyor?

Ücret gelirinden alınan beş farklı vergi oranı mevcut. En düşük gelir dilimi için vergi oranı yüzde 15’ten başlıyor. Daha sonraki gelir dilimlerinde bu oran; yüzde 20, yüzde 27, yüzde 35 ve yüzde 40 şeklinde yükseliyor.

En düşük gelir dilimine düşen ücretlilerin yıllık brüt toplam gelirinin 32 bin lirayı aşmaması gerekiyor. Bu kişilerin yüzde 15 oranında vergi ödemesi isteniyor, bu da 4 bin 800 liraya karşılık geliyor.

Eğer yıl içinde ay ay aldığınız ücretler toplandığında toplam brüt ücret geliriniz 32 bin lirayı aşıyorsa, o zaman 4 bin 800 liranın üzerine bir de gelirinizin eşiği aşan miktarı için, ama bu kez bir sonraki dilimin vergi oranında -yani yüzde 15 yerine yüzde 20 oranında- vergi ödüyorsunuz.

Örneğin aylık ücretimiz 6 bin lira olsun. Yılın altıncı ayından itibaren en düşük vergi dilimi eşiğini aşarak, aşan gelir üzerinden daha yüksek oranda (yani yüzde 20 oranında) vergi ödüyoruz. Bu şekilde yılın sonuna geldiğimizde, ödediğimiz verginin gelire oranı, asgari ücretli olsak bile yüzde 15’ten yüksek çıkar (yaklaşık yüzde 18).

Böylece asgari ücret kazananların ödediği vergi oranı ile örneğin asgari ücretin iki katı gelir elde edenlerin ödediği vergi oranı arasındaki fark kapanmaya başlar. Dolayısıyla vergi sisteminin gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltıcı veya önleyici rolü, düşük gelirlilerin aleyhine zayıflamış olur.”

Bu duruma iktisat dilinde “vergi dilimi kayması” deniyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde, gelirdeki reel kaybı önlemek amacıyla ücretler resmi enflasyon oranında artırılsa dahi, vergi dilimi kayması nedeniyle işçilerin harcayabileceği gelir kayba uğruyor. Bu kaybın önlenmesi için vergi gelir aralığında yeni duruma göre düzenleme yapılması gerekiyor.

Kadınlar daha çok etkileniyor

Vergi sistemindeki bu çarpıklığın yol açtığı gelir kaybı, elbette herkes için aynı düzeyde değil. Yüksek gelirliler hâlihazırda daha yüksek oranlı vergi dilimlerinde yer aldıklarından, enflasyon nedeniyle gelirlerinde meydana gelen artışın vergi oranına etkisi düşük oluyor.

Diğer yandan kayıplar, düşük gelir düzeylerinde ve gelir eşiklerine yakın gelirli olanlar için çok daha yüksek. Türkiye’de toplam çalışanların yaklaşık yüzde 60’ının asgari ücret civarında ücret aldığı düşünülürse, vergi dilimi kaymasından etkilenen kitlenin ne denli geniş olduğunu tahmin etmek zor değil.

Dolayısıyla vergi dilimi kaymasının, düşük gelirli herkesin ortak sorunu olduğunu belirten Memiş ve Özar, “Ama kadınlar için daha derin bir sorun. Göreli olarak düşük gelirli işlerde daha yüksek oranda kadınlar çalıştığına göre, vergi dilimi kayması nedeniyle kadınların daha çok etkilendiğini öngörmek mümkün” diyor.

Son olarak vergi dilimi kaymasının, cinsiyete göre gelir eşitsizliğini artırabileceğini vurgulayan feminist iktisatçılar, bu nedenle vergi sistemlerinde cinsiyete dayalı eşitsizliği gidermek için yapılmış birçok çalışmanın olduğuna dikkat çekiyor.

‘Topu topu üç ay düzgün maaş alabiliyorum’

Hatıra Akbaş

43 yaşındaki belediye işçisi Hatıra Akbaş, enflasyonun durmadan arttığını, bu nedenle geçinemediğini, borç harç içinde yaşadığını belirtiyor:

“6 bin 500 lira maaş alıyorum. Elime geçen para, kira ve faturalara anca yetiyor. Kiralar aldı başını gitti. Şimdi bin 500 lira ödüyorum ama ev sahibim beni evden çıkarmak istiyor, önümüzdeki aylar ne kadar ister bilemiyorum. Faturalara, her şeye yüzde 100 zam geldi. Artık ayda sadece bir kere evime sebze-meyve alışverişi yapabiliyorum. Kışları sadece tek odada doğalgaz yakıyorum. Hep kredi kartından harcıyorum. Maaşı alıyorum, kredi kartının borcunu ödüyorum, tekrar borçlanıyorum…”

Yüksek enflasyon yetmezmiş gibi bir de aldığı ücretin vergi ve kesintilere gitmesinden yakınan Akbaş, “Topu topu üç ay düzgün maaş alabiliyoruz. Dördüncü aydan sonra üst vergi dilimine giriyor. Elime 100-200 lira bile kalmıyor ki alışveriş yapayım. Giriyorum markete, bakıp bakıp çıkıyorum sanki almışım gibi… Nerede öyle her istediğimiz şeyi almak? Bunu gelecek ay alacağım diye şartlandırıyorum kendimi ama çoğu zaman yine alamıyorum” diyor.

Şiddetten kurtulmuş bekâr bir anne

Akbaş, dayısının oğluyla zorla evlendirilmiş ve evliliği boyunca şiddet görmüş bir kadın. Kızı 12 yaşına gelinceye dek dayandığını, sonrasında boşandığını ve bin bir zorlukla yeni bir yaşam kurduğunu anlatıyor:

“Eski eşimden ayrıldığımda hiç param yoktu. Kredi çekip ev kurabildim. Çocuğumuza bakacağını söylemişti. ‘Ben asla evlenmeyeceğim, çocuğumun her şeyini üstleneceğim ama sen başının çaresine bak, benden hiçbir şey talep etme’ dedi ve anlaşmalı boşandık. Ama 3 ay sonra çocuğu da bıraktı, evlenip Ankara’ya yerleşti. Çocuğum üniversiteye başlayana kadar ne aradı ne sordu ne de maddi bir destek sağladı. Ben hem evi geçindirdim hem de çocuğuma baktım.”

Kızının üniversite sınavında Marmara Üniversitesi Hukuk Bölümü’nü kazandığını belirten Akbaş, “İnanır mısınız, ağladım ama sevinçten değil. Ben bu çocuğu nasıl okutacağım diye ağladım. Kitapların çok pahalı olduğunu duyuyordum, bunları nasıl alacağım diye ağladım. Ama maddi sorunlar bir şekilde çözülüyor, travmalar ise çökertiyor insanı. Kansere yakalanmamın nedeni o adamla yaşadığım sorunlar. Keşke daha önce bıraksaydım. Hiçbir kadın bu eziyete, şiddete katlanmamalı” diye konuşuyor.

‘Devlet bana hiç yardım etmedi’

Akbaş, kansere yakalanınca kemoterapi ve ışın tedavisi görmüş. Bu süreçte çalışamadığını ve SGK’den hep kesintili olarak maaş aldığını söylüyor:

“Örneğin o zaman 5 bin 400 lira maaş alırken kesintili bir şekilde 3 bin 800 lira aldım. Kanser tedavisi görürken devlet bana hiç yardım etmedi. Hasta olduğum halde kızıma burs çıkmadı. SSK, dünyanın parasını kesti. Kanser raporu olunca fazla maaş yatırıldığı söyleniyor ama bana asla fazla yatmadı, hep eksik yattı. Hepsinin belgesini çıkarabilirim. Hem maaşımdan vergi kesildi hem de hastane için tedavi paraları kesildi.”

Maaşı üst vergi dilimine girmese yine bu kadar zorluk yaşamayacağını dile getiren Akbaş, “Patronların vergi borçlarını bir kalemde siliyorlar. Ama bizim vergi yükümüz giderek artıyor. Vergi sisteminde adalet diye bir şey yok, adaletli olmalılar” diyor.

Akbaş, bu zor günlerde ailesi ve çevresinin desteğiyle ayakta durabilmiş. “Ben o dönemi bu şekilde atlattım. Ama benim durumumdaki kadınların, hele de çocuğuna tek başına bakanların maaşlarından bu kadar vergi kesmemeli devlet. Zaten aldığımız her şeye vergi ödüyoruz. Bir de maaşımızdan vergi kesiliyor. Asıl vergi ödemesi gerekenler ise ödemiyor. Bu hiç adil değil” diyerek sözlerini tamamlıyor.

‘Adil olmayan vergi politikaları, eşitsizliği derinleştiriyor’

Maaşının üst vergi dilimine girmesi nedeniyle oldukça zorlandığını söyleyen bir diğer kadın işçi de E.M. Bir emek örgütünde çalışan işçi, AKP’nin vergi politikasının hiç adil olmadığını vurguluyor:

“İktidarın vergi politikaları işçilerin aleyhine. Omuzlarımızda çok adaletsiz bir vergi yükü var. Derinleşen ekonomik kriz zaten bizi çok zorluyor. Vergilerin şu anki hali ve giderek daha da ağırlaşması, bizi daha ağır yaşam koşullarına itiyor. Yaşamak, hayatta kalma mücadelesi olmamalı bizim için.”

Kadınların genellikle erkeklerden daha düşük ücretlerle çalıştığını, bu nedenle vergi adaletsizliğinden daha çok etkilendiğini belirten E.M, “Kadınların işgücü piyasasında dahi olmalarına tahammül edemeyen iktidar, kadınları susturmak, sindirmek, çalışma yaşamının dışına atmak için adil olmayan vergi politikalarıyla eşitsizliği daha da derinleştiriyor” değerlendirmesini yapıyor.

‘Pozitif ayrımcı tedbirler gerekli’

E.M, vergi politikaları oluşturulurken toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin göz önünde bulundurulması, eşitlikçi ve pozitif ayrımcı tedbirlerin alınması gerektiğini ifade ediyor:

“Bildiğiniz gibi, Asgari Geçim İndirimi (AGİ) kalktı. Bu durum, tek başına çocuk büyüten kadınları daha da zora soktu. Bu kadınlara kesinlikle vergi indirimi yapılmalı örneğin. Öncelikle kadınların işgücü piyasasına girmesi için gerekli adımlar atılmalı ki eşitlik sağlanabilsin. Bunun için de kadın işçilere vergi indirimi gibi pozitif ayrımcı tedbirlere ihtiyaç var.”

KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin de düzenlenmesi gerektiğini söyleyen E.M, “Bir pırlantadan alınan vergi tüm emekçileri ilgilendiren bir konu değil, ama gıdadan alınan vergi hepimizi ilgilendiriyor. Ped, tampon gibi zorunlu ihtiyacımız olan hijyen ürünlerinin vergiden muaf tutulması gerekiyor. Aksine bu ürünlere sürekli zam yapılması, vergilerin artırılması akıl almaz bir durum. Bunun için de düzenleme yapılmalı. Bugün bir sermayedar da bir işçi de gıdaya aynı vergiyi ödüyor. Bunu revize etmek mümkün” diye konuşuyor.

DİSK’in talepleri

*Gelir vergisi oranı, ücretlilerde yüzde 10’a düşürülsün.
*Vergi tarife dilimleri en az asgari ücret veya yeniden değerleme oranında artırılsın.
*İşverenlere uygulanan 5 puan SGK prim desteği çalışanlara da uygulansın.
*Damga vergisi kaldırılsın.

Fotoğraf: Damla Kırmızıtaş/Evrensel

Paylaş:

Benzer İçerikler

25 Kasım’da kadınlar erkek ve devlet şiddetini protesto etmek ve mücadeleyi birleştirmek için sokaklardaydı. Kadınlar eylemlerde “Filistin’deki soykırıma karşı İsrail’le ticarete son” çağrısı da yaptılar. 25 Kasım sendikaların da gündemindeydi.
DİSK’in 21 Ekim Mitinginde Kartal Meydanı’nda kadınlara “Vergide Adalet”i sorduk. Adaletsizliğin en çok erkeklere göre düşük ücretle çalışan kadınları vurduğunu düşünüyor çoğu. Feminist akademisyen Özgün Akduran ise vergide pozitif ayrımcılık yapılabilir, diyor. Sendikalara duyurulur…
Kadın işçiler erkek egemenliğine, eşitsizliklere, sömürü düzenine karşı 1 Mayıs meydanlarında olacaklarını söylüyor. Yaklaşan seçimler nedeniyle bu yıl 1 Mayıs’ın daha da kritik olduğunu belirtiyorlar. “Çıkarabildiğimiz kadar ses çıkarmalıyız, olabildiğimizce çok olmalıyız. Bu düzeni biz kadınlar değiştireceğiz” diyorlar.
DİSK, depremin yaralarını sarmak için bilim insanları ve uzmanların da katkısıyla bir dizi sosyal politika önerisinde bulundu. Yapılan açıklamada kadın ve çocuklara yönelik özel önlemlerin alınması gerektiği belirtilerek, tüm çalışmaların toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle örgütlenmesinin önemine dikkat çekiliyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!