‘Kreşi olduğu için bunca yıl ETF’ye katlandık’

ETF’de gasp edilen hakları için direnen kadınlar, fabrikanın kreş imkânı olduğu için bugüne dek her şeye katlandıklarını söylüyor. Bazıları çocuğunu bırakacak kimsesi olmadığı için bir daha çalışamayacak. Öte yandan polis bu sabah direnişteki işçilere saldırdı, aralarında gebe bir kadının da olduğu çok sayıda işçi darbedildi.
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com

ETF Tekstil işçileri günlerdir fabrika önünde eylem yaparak seslerini duyurmaya ve haklarını almaya çalışıyor. İstanbul Tuzla’da bulunan fabrikayı kapatacağını söyleyen patronun, işçi alacaklarının tamamını ödemeyeceğini söylemesi üzerine fabrikayı terk etmeyen işçiler, 24 saat fabrikada bekleyişlerine devam ediyor. Çoğunluğun kadın olduğu fabrikadan stok ürünlerin ve makinelerin çıkarılmasını engelleyen işçiler, kıdem/ihbar tazminatı, geriye dönük ikramiyeler ve sosyal haklarını ödemesi için patron Sanem Dikmen’e yaptırım uygulanmasını bekliyor.

Tekstil işçisi kadınların emeğini reklam ve tanıtım malzemesi olarak da sömüren ETF patronu, fabrika içerisinde kalan son ürünlerin çıkarılması derdinde yalnızca. Bir tek kıdem tazminatının yüzde 70’ini ödeyeceğini söylediği işçilerinin derdi ise emeklerinin karşılığını alabilmek. İşsizliğin tavan yaptığı bir dönemde, alacakları tazminatla, iş bulana kadar hayatlarını sürdürebilmek.

Kapatma kararı sonrası onlarca sorunla karşılaşacak olan kadın işçilerin başlıca sorunu iş bulabilmek olacak elbette. Çoğunun 35 yaş üzerinde olması nedeniyle uzun süre işsiz kalacak olan kadınların bir de kreş sorunu doğacak. ETF’de yıllardır düşük ücretlerle, her türlü baskıya katlanmalarının en önemli sebebinin fabrikadaki kreş imkânı olduğunu söyleyen kadın işçiler, yeni bir iş bulabilseler dahi çocuklarına bakacak kimseleri olmadığı için çalışamayacak durumda olduklarını dile getiriyorlar. Daha önce ETF işçisi Hasret’ten dinlediğimiz bakım emeği sorununu Aynur ve Rukiye de yaşıyor. Kreş imkânı ortadan kalkan Aynur ve Rukiye, çocuklarına bakmak zorunda kaldıkları için direniş alanına her gün gidemiyorlar ve kendilerini vicdanen rahatsız hissediyorlar.

‘Kreş için sendikaya yalvardım’

40 yaşında iki çocuk annesi olan Aynur Karadaş, 9 yıldır ETF’de sevkiyat ve kalite kontrol bölümünde çalışıyor. Çalışma hayatı farklı farklı işlerle geçmiş Aynur’un. Hastanede telefonlara da bakmış, mağazada satış elemanlığı da yapmış. Ama ağırlıklı olarak tekstilde çalışmış. Sendikalı olarak ilk defa ETF’de çalışmış. Eşinin ailesiyle aynı binada altlı üstlü oturan Aynur’un eşi de sendikalı bir işyerinde çalışıyormuş. Asgari ücretle… “Yıllık ikramiyeler maaşa giydirildiğinde asgari ücretin üzerinde maaşı oluyor” diyor teselli olarak.

“Evde otur, çocuklarına bak” diyen eşinin ailesi, Aynur’un üstündeki bakım yüküne, çalışmasın diye ortak olmamış. “İki çocukla çalışmak çok zordu” diyen Aynur, pandemide 9 ay boyunca ücretsiz izne çıkartılmış. İşten çıkartma yasağı biter bitmez 60 kişiyle birlikte işten atılmış. “Bir maaşla ev geçindirilir mi?” diye soran Aynur, çocukları kreşe devam edebilsin diye üyesi oldukları DERİTEKS’e gidip yalvarmış yeniden işe alınmak için:

“Sırf kreş için sendikaya çok yalvardım. Öyle geri işe alındım. Başka bir kadın arkadaşla birlikte ikimiz geri alındık. Belki o zaman çıkmış olsaydım haklarımı alacaktım. Çocuğum kreşe gidebilsin diye kendimi yaktım. Şimdi hiçbir hakkımı almadan çıkmış oldum. 110 bin lira alacağım var, 42 bin lira ödeyeceklermiş, maaşım da içinde. 60 kişi çıkarıldığımızda da ‘Ben size 9 ay önce bildirdim’ diyerek ihbar tazminatımızı vermedi Sanem Hanım. Onun da üzerine yattı. ALO 170’i aradık, ‘Tazminatta taksit yapılmaz’ dediler ama o arkadaşlara 10-15 taksitle ödedi. Bu dünya böyle işte…”

Kadınların güvencesi olmalı

Sabah, çocuğuyla birlikte servise binen Aynur’un günü 5.30’da başlıyormuş her gün. Eve gider gitmez yemek yapıp çocuklarla ilgilendiği için gece 12.00’den önce yatmamış yıllardır. Akşam iş çıkışına yakın saatlerde, kreş servisiyle fabrikaya getirilen çocuğuyla birlikte işyeri servisine binip eve gittiğinde de mesaisi devam ediyormuş. “Çok zordu, daha da zor olacak şimdi” diye düşünen Aynur, ücretsiz kreş imkânı bulunmasının da tek başına yeterli olmadığına dikkat çekiyor anlattıklarıyla:

“Çocuğum ateşli hastaydı, onu bırakacak yerim yoktu. Kaynanamgil kışın geliyorlar, yazın köydeler. Geldikleri zaman da bakmıyorlardı zaten. O halde, ateşli ateşli kreşe götürüyordum. Kreşten işyerimi arıyorlardı, çocuğum ateşli diye. İşyerine söylesen izin alamıyorsun. Bir değil, iki değil… Çok zorluklar çektim. Eşimin ailesi çalışmamı istemiyordu, o yüzden bakmıyorlardı. Evde 4 kişiyiz, bir maaşla geçinilir mi bu zamanda? Çocuk okutacağız bir de. Ev, istediğimiz kadar kendimizin olsun. Boş duvarı mı yiyeceğiz? Bir de istedim ki sigorta primimi doldurayım. İki sene kaldı şurada emekliliğimin dolmasına. İstedim ki bir güvencem olsun. Bence her kadın çalışmalı, bir güvencesi olmalı.

Kışın kar yağdığında okullara, kreşlere tatil olurdu ama bize olmazdı. Çalışırdık. Çocukları koyacak yerim yoktu. İşyerinde sıkıntı çıkıyordu işte. Hatta bir kere çocukları bırakıp işe gidemedim diye tutanak tuttular bana. Çocukları koyacak yerim yoksa ne yapayım? Sokağa mı atayım? Ya da benle işe gelecekler karda kışta. Ama o gün izin vermiyorlar işte. Diyorum ki günümden kes ama o gün bana izin ver. ‘Şefinle hallet’ diyorlar. Şef mırın kırın ediyor, ‘Yukarıyla hallet’ diyor. Önünü öyle bir kapatıyorlar ki… İnan ki şu an tazminatımı alamıyorum diye değil, sadece iki çocuğumla çektiğim sıkıntılara yanıyorum. Direnişe gidiyorum bazen kapı önüne, çocuğu kızıma bırakıyorum. Kızım da 11 yaşında. Başına bir şey gelse yardım edecek kimse yok. Bir iki saat gidip görünüyorum direnişte, hemen geri geliyorum. Arkadaşlarıma destek olmak istiyorum ama en fazla iki günde bir gidebiliyorum.”

‘Kreş bizim için bulunmaz nimetti’

30 Haziran’da işten çıkartılan Aynur’a fesih kâğıdını imzalatmışlar ve aynı gün çocuğunun kreş hakkı bitmiş. Arkadaşlarından ve okulundan bir anda ayrıldığı için oğlunun çok ağladığını söyleyen Aynur, şimdi anaokuluna yazdırmış çocuğunu. Bir yandan da evine yakın olan bir komşusuyla konuşup anlaşmış çocuğuna bakması için. Komşusuna şimdilik 1500 lira verip birkaç sene daha çalışmayı hedefliyor. Dönüp dönüp diğer kadınların da kreş olanağı için ETF’nin kahrını çektiğini anlatıyor:

“Kreş bulunmaz bir nimetti bizim için. Şefimiz ne derse desin kreş yüzünden duymuyorduk. Bir hatan olsa ‘Kör müsün, görmüyor musun?’ Hakaret de edilse duymayacaksın. Çocuğumun kreşi var, ne yapayım? Herkesin çocuğunu bırakacak bir yeri olmuyor. ‘Kreşte iyi bir eğitim alsın çocuğumuz’ diyor kadınlar. Düşük ücretlerle psikolojik baskı görmeye katlanıyorduk. Hepimiz ama hepimiz çocuklarımız için fedakârlık yaptık. Yoksa ETF’nin artı bir hakkı yoktu. Sigortası sağlamdı, maaşını günü gününe veriyordu. Ama asgari ücretin bir tık üstünü veriyordu. Bayramlarda bir paket çikolata bile vermiyordu.

Kadın duyarlılığı varmış Sanem Dikmen’in. Gösterişmiş demek ki. Duyarlı olsa bunu yapar mı? Bir sürü kadın çoluğunu çocuğunu sersefil koymuş evde, aç susuz direniyor kapı önünde. Güneşin altında. Bir kadın başka bir kadına bunu yapar mı? Hiç mi vicdanın sızlamadı? 15 gün önce söyleseydi, ben çocuğumu bu duruma hazırlasaydım. Hâlâ okula gideceğim diye ağlayan çocuklar var. Arkadaşlarından ayrıldı bu çocuklar.”

‘Borçlarımı bitirdikten sonra çocuk yaptım’

7 yıldır ETF’de çalışan Rukiye Korkmaz 38 yaşında. Bir çocuğu var. “Buradan önce fazla bir çalışma hayatım olmadı” diyen Rukiye, daha önce elektrik sigorta ve şartelleri yapan bir fabrikada çalışmış. “Orada ellerimiz delindiği için çıkmıştım. Sigortanın içindeki ince telleri takıyorduk çıplak elle. Derimiz soyula soyula inceliyordu, deliniyordu. Domates soyarken bile ellerimiz cayır cayır yanıyordu artık” diye anlatıyor bu işyerini. Ardından deri sanayide bir çorap fabrikasında çalıştığını söylüyor. Orası da iflas edince bir arkadaşı vasıtasıyla ETF’yi buluyorlar.

9 yıldır evli olan Rukiye, çocuğunu burada çalışırken, 35 yaşında doğurmuş: “Maddi imkânsızlıklardan dolayı çocuğumu 35 yaşında doğurdum. Borçlarımı bitirdikten sonra çocuk yaptım. Doğum izni bittikten sonra çıkış verecektim aslında. Şeflerim de İnsan Kaynakları da, herkes bilir benim çocuğuma bakacak kimsemin olmadığını. Burada bir yakınımın olmadığını… ETF’de kreş olduğunu bildiğim için çocuk yapabildim aslında. Şefim sağ olsun, doğum izninden sonra bana iki ay ücretsiz izin verdiler. Buranın kreşi var, işten çıkmayayım diye eşim işten çıkmıştı. Çocuğa bir süre o baktı. Sonra kreşe verebildik. Ama o zaman da korona çıktığı için 7 ay da öyle işsiz kaldı. Tam işe girdi 1 sene oldu, bu sene de bu oldu.”

Bu arada, Rukiye’nin eşi yeni bir işe girmiş. Asgari ücretle çalışıyormuş. İşyerinde yılda 3 defa verilen tam maaş ikramiyenin aylık maaşa giydirilmesiyle asgari ücretten ‘yüksek’ alıyormuş biraz.

ETF’de kreş olmasaydı şimdiye kadar da çalışamayacağını söyleyen Rukiye, çocuğunu kreşe verene kadar, eşi de henüz çalışırken ne gibi zorluklar yaşadığını anlatıyor:

“Çocuğumu güvenip kimseye teslim etmem. Güvenebileceğim yakınlarım da memlekette. Benim arkadaşım gece 12.00’de işten geliyordu. Ben de sabah vardiyasına gidiyordum. Saat 4.30-5.00 arası çocuğumu götürüp ona bırakıyordum. O da sağ olsun, benim eşim gelene kadar bakıyordu. Eşim ondan alıp bakıyordu. Ben işten gelince eşim yatıyordu. Ben gece vardiyasına geçtiğim zaman öğlene kadar ben bakıyordum. Öğleden sonra eşim bakıyordu. Eşim gece 22.00’de işe gidiyordu. Kardeşimin hanımı da alıp o saatte bakıyordu. O da benimle aynı yerde çalışıyordu. 2 yaşına kadar böyle idare ettik. Ondan sonra kreşe verdim işte. Orada bir dünya arkadaşımız çocuğunu büyüttü ve okula gönderdi.”

‘Bakacak kimsem yok diye ikinci çocuğu yapmadım’

Çocuğunun kreş hakkının elinden alındığı için artık çalışamayacağını söyleyen Rukiye, çalışma hayatının bittiğine dikkat çekiyor. Çünkü oturduğu Pendik civarında kreşi olan bir işyeri olmadığını biliyor. Kreşi olan işyerleri ise çok uzak olduğu için çocuğunun o yollarda hırpalanmasını istemiyor.

“Kreş ücretlerini bilmiyorum ama ETF’de gönderdiğimiz kreş, yeni kayıtlarda 3.000-3.500 arası bir ücret istiyormuş mesela. En uygunu da orasıydı. Diğerleri daha fazla ister muhtemelen. Çalışırsam asgari ücrete çalışacağım zaten. Kreş parasına çalışacağıma, evde çocuğuma kendim bakacağım mecburen. Sırf bakacak kimsem yok diye ikinci çocuğumu yapmadım.”

1.000 TL kira ile oturduğu evin rutubetten oturulamayacak durumda olduğunu dile getiren Rukiye, evin bir odasını hiç kullanamamış. Kentsel dönüşüm alanında bulunan evinden çıkması gerektiğinde ne yapacağını düşünüyor kara kara, şimdiden. “Burada 4.500 liraya bile kiralık ev yok şu an” diyor, “Taşınacak param bile yok. Kaç zamandır ucuz pahalı demeden, eski de olsa bir ev alalım diye düşünürken böyle bir şey oldu. Ev fiyatları da uçtu zaten.”

‘Yaşınız geçti diyerek işe almayacaklar bizi’

ETF’de diktikleri en ucuz tişörtün 150-160 liradan satıldığını söyleyen Rukiye, kendi maaşıyla bu ürünleri satın almıyor/alamıyor. Zaten ilgisini çekmeyen tişörtler olduğunu belirtirken, almak istese bile bu imkânlara erişemediklerini dile getiriyor:

 “Genç kızlara hep şunu diyordum: ‘Kreş için, benim buradan çıkma şansım yok ama siz bu şekilde çalışmak zorunda değilsiniz. Bu şekilde çalışan bir sürü firma bulabilirsiniz.’ Çünkü hiç ilerlemiyorduk burada. Başka fabrikalarda maaş zamlarını duyuyorduk. Kreş olmasa ben de durmazdım zaten. Çünkü, benimle yeni başlayan eleman arasında bile 200 lira fark ancak vardı. Bizi nasıl bir şey bekliyor, hiç bilmiyorum. Bana 30 bin lira vereceklermiş. Belki daha azını verecek. Siz bana derseniz ki ‘Mahkemeye gidip uğraşabilecek misin’ diye… Şu anda kentsel dönüşüm başlasa, oradan gelecek 10 bin liraya bile muhtacım. Gideceğim, evimi taşıyacağım. İstesem de mücadele edemeyeceğim.

Vicdanen rahat değilim. Kapanacağını duyduğumdan beri psikolojim de hiç iyi değil. Hepimiz gencecik değiliz. Bir fabrikaya gitsem, direkt benim yaşıma bakacaklar. Üretimde yapabilecek mi, bununla kaç sene çalışabiliriz? Böyle bakacaklar bana. Birçok kadın da bu baskı yüzünden kalmıştı aslında. ‘Şimdi işten çıksam nerede iş bulacağım’ diye diye kaldılar burada. O yüzden içerde, herkesin her dediğine evet dediler bu zamana kadar.”

‘Hayallerimi elimden aldı bu kapanış’

Direniş alanına çocuğuyla gitmek zorunda kaldığında, güneşin altında durmaktan çocuğu hastalanmış Rukiye’nin. Kusma ve ishal şikâyetiyle hastaneye gitmek zorunda kalmışlar. Fabrika önüne gittiğinde yine aynı durumun yaşanacağından korktuğu için gidemiyor haklı olarak. Herkesin hakkını alana kadar direnişin devam etmesi gerektiğini söyleyen Rukiye, bundan sonrası için kendi adına bir hayalinin olmadığını söylüyor bitirirken:

“Bu saatten sonra hiçbir hayalim yok. Ev alamayacağımın farkındayım. Yeniden bir işe girip çalışamayacağımın farkındayım. Hayallerimi de elimden aldı bu kapanış. Kimse Sanem Hanım’a ulaşmıyor. Ulaşıp sorunu çözmüyor. Bizim orada eylem yapmamız Sanem Dikmen’in umurunda bile değil. Bunu da gayet net gösteriyor zaten. Yaptığının suç olduğunu herkes görüyor, biliyor ama zorlayıcı hiçbir şey yok. Milletvekilleri gelmiş kapıya bize desteğe. Ama patronla görüştüler mi? Yok. Vekillerin yanımızda olması bile Sanem Hanım’ın umurunda değil.”

Fotoğraflar: DERİTEKS

Direnişteki işçilere çevik kuvvet saldırısı!

Haberimizin yayına gireceği gün (9 Ağustos Salı), sabah saatlerinden itibaren ETF önüne yoğun yığınak yapan çevik kuvvet ekipleri, öğlen saatlerinde direnişteki işçilere saldırdı. “Müşterilere ulaştırabilirsem alacaklarınızın bir kısmını öderim” şantajıyla işçilerin direnişini kırmaya çalışan patron Sanem Dikmen ve kızı, işçileri ikna edemeyince, çevik kuvvet desteğiyle kalan son ürünleri ve bazı makineleri üç tıra yükleterek kaçırdı. Alacaklarını tahsil etmek için icra takibi başlatan işçilerden göz göre göre, üstelik devletin kolluk güçlerinin açık desteğiyle yine suç işleyen patronun yasa tanımazlığı ve pervasızlığı karşısında sinir krizi geçirip bayılanlar oldu.

Hamile kadınların yerlerde sürüklendiği polis saldırısının hemen ardından işçiler, yaşananları, “Sanem Dikmen’i biz zengin ettik, bizim hakkımızı vermiyor. Kendisi lüksünden vazgeçmiyor. Polise ‘işlem tamam mı’ diye talimat veriyor. Kimse bir şey yapmıyor, herkes seyrediyor” sözleriyle teşhir etti. Darbedilen ve fabrika önündeki öfkeli bekleyişlerini sürdüren işçiler, herkesi fabrika önüne desteğe ve dayanışmaya çağırdı.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Vergi dilimlerindeki adaletsizlik, işçilerin ve sendikaların gündeminde. Feminist iktisatçılar, düşük gelirli işlerde daha yüksek oranda çalışan kadınların bu adaletsizlikten daha çok etkilendiğini belirtiyor. “Topu topu üç ay düzgün maaş alıyoruz” diyen kadın işçiler ise bekâr anneler başta olmak üzere tüm kadınlar için pozitif ayrımcılık talep ediyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde taşeron firmaya bağlı olarak evde sağlık ve bakım hizmetleri alanında çalışan ve geçtiğimiz günlerde işten atılan kadın işçiler, taşeron çalışmanın her türlü yükünü taşımışlar. CHP’li belediyelerin kadınlara yönelik toplumsal cinsiyet uygulamaları onların kapısına uğramamış…
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!