Kriz Dönemlerinde Bakım Emeğine Feminist Bakış Açıları. Sorumlu Kim?

Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
Paylaş:

Ayşe Özçelik

Ezici bir çoğunlukla kadınların verdiği, yeniden üretim faaliyetlerinin merkezinde bulunan karşılıksız, görünmeyen hane içi bakım emeği feminist hareketin uzunca bir süredir tartıştığı, görünür kılmaya çalıştığı bir mesele. Patriyarkal kapitalist toplumlarda ücretli/ücretsiz her türlü bakım yükümlülüğü kadınların “doğal” görevi, kadınlara “yakışan” işler olarak görülür. Kadınların hane içerisinde verdikleri bakım emeği karşılıksız bırakılıp değersizleştirilirken; hane dışında ücretli bakım işleri/hizmetleri de yine düşük ücretli ve güvencesiz işlerdir. Bu anlamda bakım emeği tüm veçheleriyle toplumsal cinsiyet rollerini ve eşitsizliklerini en keskin şekilde yansıtan ve yeniden üreten bir alan olarak öne çıkar.

Covid-19 pandemisiyle birlikte bu eşitsizlikler, yarıklar iyice derinleşti. Pandeminin getirdiği hijyen tedbirleri, uzaktan eğitim gören çocukların yükü, hastalığın riskli grubu olan yaşlıların bakımı, ev-işyeri ayrımının ortadan kalmasıyla ücretli ve ücretsiz emeğin iç içe geçerek tüm güne yayılması, kadınların bakım ve ev içi yükümlülüklerini hiç olmadığı kadar ağırlaştırdı. Kadınlar için yaşam tam anlamıyla bitmek tükenmek bilmeyen uzun bir bakım mesaisine dönüştü. Buna hane dışında verilen hasta, yaşlı, çocuk, engelli bakım hizmetlerinin yetersizliği de eklenince bakım meselesi yalnızca feministlerin “dert edindiği” bir mesele olmaktan çıkıp neoliberal devlet politikaları, emek piyasası, sosyal hizmetler, doğa, göçmenler, LGBTİ+’lar gibi birçok konuyu merkeze almayı gerektiren küresel bir “kriz” haline geldi. Bakım krizine bakmanın, çözüm yolları bulmanın yolunun birçok aktörü, kurumu ve politikayı tartışmaya dahil etmeyi, birlikte düşünme ve iş birliği yapmayı gerektirdiği görüldü.

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği de bu bakışla 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda “Kriz Dönemlerinde Bakım Emeğine Feminist Bakış Açıları. Sorumlu Kim?” başlıklı uluslararası bir konferans düzenledi. Çeşitli disiplinlerden akademisyenlerin, feminist araştırmacıların, aktivistlerin ve siyasetçilerin yer aldığı konferansta bakım emeği toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın istihdamı, neoliberal politikalar, yerel ve küresel siyasi politikalar merceğinden tartışıldı. Bakım emeğinin üstüne inşa edildiği toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılmanın ve tüm kesimler için adil bir bakım emeği ve bakım hizmetleri sunmanın yol işaretleri gösterildi.

‘Kadınlar İçin 24 Saat 72 Saat Gibi Yaşanıyor!’

Konferans Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği direktörü Kristian Brakel’in konuşmasıyla açıldı. Almanya’da ebeveyn izninin nasıl kullanıldığından bahseden Brakel, ülkeden ülkeye devlet politikaları farklılaşsa da bakım emeği söz konusu olduğunda kadınların ortak bir dezavantaja, ezilmişliğe sahip olduğunu anlattı.

Brakel’in açılış konuşmasından sonra Ali Karakaş ve Bekir Ağırdır, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciği için Ekim 2021 tarihinde KONDA Araştırma tarafından yürütülen “Pandemide Evde Bakım ve Zaman Kullanımı Araştırması”nın bulgularını sundular.[1] Neredeyse her beş kişiden birinin güvencesiz çalıştığını söyleyen Ali Karakaş, bunların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğunu, özel sektörde, ara pozisyonlarda çalışan kadınların daha yüksek oranda güvencesizlikle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Rapora göre pandemi de kadınların çalışma biçimleri de farklılaşmıştı. Erkeklerin yüzde 75’i, kadınların ise yalnızca yüzde 57’si pandemi öncesi çalışma şeklini sürdürebilmiş. Kadınların yüzde 67’si “evde çocuk/yaşlı/hasta bakması” gerektiği için işten ayrılmak zorunda kalmış. Bu sonuç pandemide bakım emeğinin kadınlar için nasıl katmerlendiğini gözler önüne seriyor. Hasta, yaşlı, engelli ve bebek bakımını tek başına üstlenenler de ezici çoğunlukla kadınlar. Ayrıca salgınla birlikte hijyen, çocuk bakımı ve beslenme noktasında artan yükümlülükler nedeniyle kadınların yüzde 44’ünün ev işlerine ayırdığı zamanın da arttığı görülüyor. Araştırma sürecinden yola çıkarak kadınlar için “24 saatin 72 saat gibi yaşandığını” söyleyen Karakaş, pandeminin getirdiği bazı işlerin ve sorumlulukların kalıcı haline geldiğini de vurguladı.

Karakaş’ın araştırma bulgularını sunmasından sonra Bekir Ağırdır bulguların değerlendirmesini yaptı, iyi ve adil bir bakım politikası üretmek için hangi noktaların göz önüne alınması gerektiğini anlattı. Demografik yapının değişimi, sosyal devlet politikaları, kentleşme, yaşlılık, sınıfsal olanın yükselişi başlıca noktalar olarak öne çıktı. Tüm dünyada yaş skalasının genişlediğine ve yaşam ömrünün uzadığına dikkat çeken Ağırdır, bu durumun bakıma muhtaç insan sayısını çoğalttığını dolayısıyla bakımı acilen politikalarımızın merkezine yerleştirmemiz gerektiğine de dikkat çekti. Haziran 2023 sonrası “sosyal devleti yeniden tanımlamanın” önemli bir mesele olarak önümüzde durduğunu söyleyen Ağırdır, bu yeniden tanımlamayı küresel bir bakış açısıyla, sivil toplum ve yerel yönetimlerle birlikte düşünmenin elzem olduğunu vurguladı. Çalışan kadınların yüzde 44’ünün sosyal güvencesi olmadığı, 50 kadın içinde sadece 7 kadının çalışıp sosyal güvenceye sahip olduğu da sunumunda öne çıkan bulgulardan biriydi.

Bakım Emeğine Feminist Bakışlar

Konferansın “Bakım Hizmetleri Nasıl Düzenleniyor? Bakım Hizmetlerini Toplumsal Eşitlik Kavramı Çerçevesinde Yeniden Nasıl Organize Edebiliriz?” başlıklı birinci oturumu Feryal Saygılıgil moderatörlüğünde Emel Memiş Parmaksız, Çağla Ünlütürk Ulutaş ve Özge İzdeş Terkoğlu’nun sunumlarıyla devam etti. Mevcut bakım toplumunun sorgulanması/yeniden tanımlanması, iş/yaşam dengesi, bakım toplumuna geçişin yolları, feminist politik ekonominin adil bir bakım toplumuna geçişteki rolü, çocuk bakımı, ebeveyn izni, Türkiye’nin çocuk bakımı ve yaşlı bakımı politikaları ve bunların kadın istihdamıyla ilişkisi oturumda öne çıkan noktalar oldu.

Oturumun açılışında Feryal Saygılıgil, bakım emeğinin pandemide feministler dışında da çalışılması ve görünür olmasına dikkat çekti.

İlk konuşmacı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) Yönetim Kurulu Üyesi Emel Memiş Parmaksız, “Bakım Toplumuna Geçiş Yapmak” başlıklı sunumunu yaptı. Memiş konuşmasına İpek İlkkaracan’la birlikte Konda’nın Mayıs 2020’de yürüttüğü zaman kullanımı anketinden yola çıkarak yazdıkları makalenin[2] bulgularıyla başladı. Türkiye’de bakım açığının çok yüksek olduğunu ve bakım hizmetlerine erişimin sınırlı olduğuna dikkat çekti. Ekonomiyi büyüme odaklı tanımlayan klasik görüşün benimsediği bakım ekonomisinin aksine bakımı insan, canlı, doğa, kısaca tüm canlılara yaşamı sağlayacak şekilde tanımlamayan; yaşamı odağına alan bir bakım toplumuna geçiş yapmanın gerektiğini, feminist politik ekonominin böylesi bir bakım toplumuna geçmede önemli tartışma zeminleri ve bakış açıları sağladığını vurguladı. Sunumunun son kısmında bakım toplumuna geçiş stratejileri olarak dünyada uygulanan kısa çalışma saatleri ve haftaları örneklerine değinerek iş-yaşam dengesini kurmanın önemine işaret etti.  

İkinci konuşmacı olan, Pamukkale Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi Çağla Ünlütürk Ulutaş ise İLO araştırmasından hareketle “Türkiye’de Çocuk Bakım Rejimi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” konulu bir sunum yaptı. Türkiye’nin çocuk bakım rejiminin aktörleri ve temel belirleyenlerini gözler önüne sererek başladı. EÇBE (Erken Çocukluk Bakım Eğitim) hizmetlerinin önemine ve çocuk rejimi, toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma politikaları noktasında bizlere açabileceği olanaklara dikkat çekti. Ünlütürk’ün vurguladığı önemli bir nokta da ebeveyn izinleri oldu. Annelik babalık izinleri konusunda müthiş bir uçurumun olması, izinlerin yüksek derecede cinsiyete dayalı olması ve ortaya konan politikaların belirsizliği, gerçek anlamda bir düzenleme yapılmaması bu konuda ciddi sorunların olduğunu gösteriyor. Ünlütürk sunumunda çocuk bakım emeğinin yerel yönetimler, kurumlar, politikalar, aile eksenindeki katmanlı ve karmaşık yapısını da ortaya koydu.

Oturumun son konuşmacısı İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Dış Ticaret Bölüm Başkanı Özge İzdeş Terkoğlu’ydu. İzdeş, “Yaşlı Bakımı ve Kadın İstihdamı” başlıklı sunumunu yaptı. Nüfusun giderek yaşlanmasına ve yaşlı bakımının önümüzdeki önemli sorunlardan biri olmasına rağmen yaşlı bakımına dair yerleşik bir politika olmadığını, Türkiye’de yaşlı bakımının “birbirinize bakın” şeklinde enformel bir biçimde gerçekleştiğini vurguladı. “Sandviç jenerasyonu” kavramıyla değişen demografik yapıda hem çocuklarına hem yaşlı ebeveynlerine bakan bir taraftan da ücretli bir işte çalışan kadınların durumunu tanımladı. Emel Memiş’le NPT’de yayımlanan makalelerinin[3] bulgularından yola çıkarak sandviç kadınların işgücüne katılımını nasıl etkilediğini ve kuşaklararası birbirlerine verdikleri bakım desteğiyle enformel bakım ilişkisini nasıl sürdürdüklerini gösterdi.

Bakıma Küresel Yaklaşımlar

Konferansın “Bakıma Küresel Yaklaşım/İş Yaşamı ve Bakım Emeğinin Uyumunu Sağlayabilmek için Çalışma Koşullarında ve Bakım Hizmetlerinde Hangi Düzenlemeler Gerekir?” başlıklı ikinci oturumu Gülay Günlük Şenesen moderatörlüğünde Britta Andrea Sembach, Ayşe Emel Akalın ve Catherine Rottenberg’in sunumlarıyla devam etti.

2020 yılında İngiltere’de Bakım Emeği Kolektifi tarafından yayımlanan Bakım Manifestosu[4] isimli kitabın yazarlarından olan Nottingham Üniversitesi Feminist Kuram ve Kültür Profesörü Catherine Rottenberg “Bakım Manifestosu: Bir Bakım Politikasının Ana Hatlarını Çıkarmak” başlıklı sunumunu zoom üzerinden katılarak gerçekleştirdi. Manifestonun ortaya çıkma süreciyle konuşmasına başlayan Rottenberg, pandeminin bakım meselesini görünür kıldığını, birbirimize olan bağımlılıklarımızı arttırdığını, kırılganlığımızı paylaşır hale getirdiğini söyledi. Birbirimize olan karşılıklı bağımlılığımızı tanımamızın elzem olduğunu, bakım toplumu oluşturmanın ve devam ettirmenin yolunun kamu alanlarını genişletmekten geçtiğini vurguladı.

Oturumun ikinci konuşmacısı ILO Türkiye Ankara Ofisi’nde çalışan Ayşe Emel Akalın’dı. Akalın, “İnsana Yakışır Bir İş Olarak Bakım İşi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. ILO’nun bakım işlerini gündeminin merkezine almasına değinerek başladı. Bakım işini geleceğin işi olarak tanımlayan ILO raporundan yola çıkarak, bakım işinin geleceğin işi olduğunu çünkü nüfusun giderek yaşlandığını ve bakımın merkezi hale geldiğini söyledi. Ücretsiz bakım işlerinin yüzde 76’sını yapan kadınlar bu bakım işleri nedeniyle daha az istihdam ediliyorlar, güvencesiz ve kayıt dışı çalışıyorlar. Akalın’ın ifadesiyle ücretsiz bakım işlerine verilen değer ücretli bakım işlerinin yapısını da etkiliyor. Akalın sunumunda “Ev İşçileri İçin İnsana Yakışır İş” adlı 189 Sayılı sözleşmesinin önemine ve “İnsana Yakışan Bakım İşleri için 5R” kuralarına değinerek konuşmasını tamamladı.

Oturumun son konuşmacısı Almanya’dan gazeteci ve yazar Britta Andrea Sembach oldu. “Bakan Biziz! Ama Bize Kim Bakacak? Bakım Emeğine Neoliberal Yaklaşımların Eleştirisi ve Değiştirmek İçin Öneriler” başlıklı sunumunu yaptı. Bakım Tuzağı[5] kitabının da yazarı olan Sembach, çarpıcı bir girişle başladı. Tüm dünyada ücretsiz bakım emeği veren kadınların emekleri ücretlendirilmiş olsaydı bir senede 11 Trilyon dolar kazanacaklarını söyledi. Yeniden üretim faaliyeti olarak bakım emeğinin rolüne değinerek devam etti. Bakım emeğine neoliberal yaklaşımlara ve politikalarına değinerek bakım emeğinin kadınların ücretli emek piyasasına katılmalarını nasıl etkilediğini anlattı. Almanya ve Fransa’da yaşayan kadınların bakım emeğine harcadıkları zamanı ve işgücüne katılımlarını karşılaştırdı. Hükümetlerin ve politika yapıcıların adil bakım hizmetleri geliştirebilmeleri için yapılması gerekenin bakımın bir iş olarak kabul edilmesi ve görünür hale getirilmesi olduğunu vurgulayarak konuşmasını noktaladı.

Siyaset Bakım Emeğinin Neresinde Duruyor?

Son oturumda ise Kristian Brakel moderatörlüğünde siyasetçiler bakım emeği politikalarını tartıştılar. Birçok partiye davet gönderilmesine rağmen yalnızca CHP ve HDP konferansa katılım gösterdi. CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın ve HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay partilerinin bakım emeğine bakışlarını, hali hazırda yürüttükleri ve ilerisi için planladıkları bakım politikalarına değindiler.

Serpil Kemalbay bakım emeğinin kamuya ait bir mesele olduğunu, bakım yükünün devletin yükü olarak tanımlanması gerektiğini ve yapılan politikaların STK’lar tarafından denetlenmesi gerektiğini vurguladı. HDP’nin temel ihtiyaçları bütün yurttaşlar için bir hak olarak tanımladığı 2015 seçim bildirgesi ve geçen sene gerçekleştirilen Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçe Çalıştayını hatırlatarak bakım emeğini merkeze koyduklarını söyledi.

AKP’nin bakım hizmetlerine aile merkezli baktığını vurgulayan Yüksel Taşkın, bakım emeğini geliştirerek “sosyal hizmetler devrimi” gerçekleştirmenin toplumsal cinsiyet eşitliğinde ve insani gelişmişlik endeksinde Türkiye’yi yükselteceğini söyledi. CHP’nin dört milyon güvenceli kadın işi üreteceğini, sadece sosyal politikalar alanında yarım milyonluk bir istihdam planladıklarını belirtti. Oturum Brakel ve katılımcıların sorularıyla tamamlandı.


[1] Araştırma raporu Nisan 2022 tarihinde Heinrich Böll ve Konda Araştırma’nın internet sitesinde yayımlandı. Araştırmanın tamamına ulaşmak ve indirmek için bkz. https://tr.boell.org/tr/2022/04/04/pandemide-evde-bakim-ve-zaman-kullanimi

[2] Makale için bkz. İpek İlkkaracan & Emel Memiş (2021) Transformations in the Gender Gaps in Paid and Unpaid Work During the COVID-19 Pandemic: Findings from Turkey, Feminist Economics, 27:1-2, 288-309, DOI: 10.1080/13545701.2020.1849764

[3] Bahsi geçen makale için bkz. İzdeş Terkoğlu, Ö, & Memiş, E. (2022). Impact of elderly care on “sandwiched-generation” women in Turkey. New Perspectives on Turkey, 66, 88-121. doi:10.1017/npt.2022.12

[4] Manifesto Gülnur Acar Savran çevirisiyle Dipnot Yayınları tarafından yayımlandı: https://www.dipnotkitap.com/kitap/bakim-manifestosu/325

[5] Kitap için bkz. https://www.sani-aktuell.de/magazin/susanne-garsoffky-britta-sembach-die-kuemmerfalle/

Paylaş:

Benzer İçerikler

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası yeni kurulmuş bağımsız sendikalar içinde eylemleri ile dikkat çekiyor. Sendika uzun bir hazırlık sürecinden sonra geçtiğimiz günlerde kadın komisyonunu da oluşturdu. Kreş, eşdeğerde işe eşit ücret gibi patronları zorlayacak somut talepleri başlangıçtan itibaren sendikal mücadelenin konusu haline getirerek, önemli adımlar atıyorlar.
Emek Çalışmaları Topluluğu 2015’ten beri işçi eylemlerinin yıllık raporlamasını yapıyor. Yakın zamanda 2021 raporu dolaşıma girdi. Topluluktan Ebru Işıklı, son rapordaki kadın eylemlerini Kadınİşçi için yazdı.
Evden çalışmak, özellikle yeni olanlar için kuşkusuz zorlu bir iş. Sadece farklı bir çalışma şekli değil, farklı bir yaşam biçimi. Özel hayat ile iş arasındaki ayrım fiziksel olarak ortadan kalkıyor. Damla Şentürk, uzaktan çalışan beyaz yakalıları araştırdı.
Kaos GL Derneği İnsan Hakları İzleme Uzmanı Defne Güzel, “LGBTİ+’lar işyerlerinin ayrımcılığı yasaklayan politikalarının olmaması sebebiyle iş bulamıyor ya da işlerinden edilebiliyorlar. Emeğimiz ve haklarımız için sürekli alanlarda ve sokaklarda olmaya devam edeceğiz” diyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!