Makbul kadın yaratma projeleri sürüyor: Kütüphanede örgü günü

Halk kütüphaneleri kamusal mekanlar. Son yıllarda dijitalleşme ile birlikte ilginin azalmasından dolayı "değişim projeleri" söz konusu buralarda. Kütüphaneler için farklı etkinlikler öngörülüyor. Okuma, bilgilenme mekanları olan kütüphanelerde kadınlar "kitap ve okuma" sürecine dahil edilmiyor. Buraya ödev yapmaya gelen çocuğuna "refakat" ederek rol kapıyor! Onlara yönelik etkinlikler ise farklı; kadınlar kütüphanelerde okumaya değil, "örgü günü" atölyelerine davet ediliyor!
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com
Ayla Önder onderayla@gmail.com

Halk kütüphaneleri kamusal mekanlar. Son yıllarda dijitalleşme ile birlikte ilginin azalmasından dolayı “değişim projeleri” söz konusu buralarda. Kütüphaneler için farklı etkinlikler öngörülüyor. Okuma, bilgilenme mekanları olan kütüphanelerde kadınlar “kitap ve okuma” sürecine dahil edilmiyor. Buraya ödev yapmaya gelen çocuğuna “refakat” ederek rol kapıyor! Onlara yönelik etkinlikler ise farklı; kadınlar kütüphanelerde okumaya değil, “örgü günü” atölyelerine davet ediliyor!

Geleneksel cinsiyet rollerini, bilindik kadın imajını pekiştiren bir sistem var.. Bu roller öncelikle medyada büyük çoğunlukla kabul görüyor, bu anlayışı görünür kılan yayınlar yoluyla devam etmesi sağlanıyor. Kadınların erkeklerle eşit konumda oldukları gerçeğinden rahatsız oldukları bariz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini eleştiren, çağdaş bir yaklaşım gösteren medya bakışı çok düşük düzeyde. Medya en başta böyle bir “görev” üstleniyor fakat iktidarın istediği bu olduğu için “gerekeni” yapıyor. Onun kurumları da altta kalmıyor; Kadınlık ve toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin geleneksel anlayışları hemen hemen bütün kurumlar sahipleniyor. Kabul edilen normlardan kesinlikle sapılmıyor. Toplumda var olan kalıp yargılarla hareket ediliyor, kurulu düzenin kadın imajı sağlanıyor ve destekleniyor.

Okuma değil örgü

Geleneksel kadın tarifine bu kez bir kütüphanede rastladık. Bir kadının uğraşları çerçevesinde neler üretmesi gerektiğinin vücut bulmuş haliydi gördüğümüz. Antalya, Manavgat’ta kurulu İbradi Halk Kütüphanesi’nde haftada bir gün ilçe sakini kadınlar için “örgü günü” düzenleniyor! “Gerçek” bir kadının nasıl olması gerektiğinin vücut bulmuş hali olarak kitap okuma değil de örgü etkinliği. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı halk kütüphanelerinde hayata geçen yeni bir proje bu. Pilot uygulamalar var. Amaç; tüm halk kütüphanelerinde köklü değişikliklere gidilmesi. Çünkü yaygın teknoloji kütüphanelere olan ilgiyi de azaltıyor. “Etkin Kütüphane” adıyla hayata geçen sistemde birçok yenilik söz konusu. Fakat biz kadınlar için nasıl farklılıklar (değişimler) düşünüldüğünü merak ettik.

Antalya Halk kütüphanesinde durum şuydu; Kadınlar için örgü, makrome, el becerileri vs. atölyeleri programlamak! “Her kadın resim yapabilir” diyebiliyoruz değil mi? Resim sanatıyla ya da farklı kültürel dallarla değil de kadının örgüyle özdeşleştirilmesi…

Farklı kütüphanecilik

Türkiye’de kitap ve kütüphane üzerine çalışmalar var. Hayatın her alanındaki dönüşümler kütüphaneleri de etkiliyor. Bu sorundan yola çıkarak nasıl çözüm önerileri getirilebileceği tartışılıyor. Farklı kütüphanecilik perspektifleri konuşuluyor. Normal bütün bunlar fakat bizim altını çizmek istediğimiz gerçekliklerin bu çerçevedeki çalışma ve tartışmalarla ilgisi bulunmuyor. Kadına giydirilmiş geleneksel kimliğin kütüphane sisteminde nasıl üretiliyor oluşu konu. Çoğunlukla da çok rastlanan bir olgu. Kadını geleneksel kimliğinin dışında düşünmeyenler, “etkinlik” dediklerinde örgüye ve el işine odaklanıyor. Fedakar anne evdekilere rengarenk iplerle giysiler hazırlar, kütüphanede de bunu devam ettirebilir! Örgü elbette çok güzel. Çoğumuz da severiz, örenlerimiz çoktur. Bizim sorguladığımız örgüye dair bir eleştiri asla değil. Kadının örgü için kütüphaneye gitmesi.

Emzirme odası

Patriyarkal düzende eğitim hakkından yoksun bırakılan kadının kitapla ilişkisinin kurdurulamaması bir ideolojik yaklaşım. Yüzyıllardır kendine sunulan imajını kütüphanede de devam ettirmeli öyleyse. Kütüphanede “örgü günü” dendiğinde insanın aklına gelenler sevimli değil. Çocuğuyla (genellikle de ödevleri için gidilir) buraya geldiğinde kitaplara heveslenmesin, çekilsin kenara elişiyle, danteliyle ilgilensin! Zihniyet bu. Bu imajı ne kadar fazla güçlendirirseniz, “olağan” karşılamak, içselleştirmek mümkün olur. Bu arada söz konusu anlayış, hazırlanan projelerde de var; “Halk Kütüphanelerinde Mimari Uygulamalar Çalıştayı” raporu da yenilikleri ele alıyor. “Kütüphane mobilyalarının çağdaş normlara göre yeniden dizayn edilmesinin önemi” gibi bir çok farklı noktalara değiniliyor. Aynen şöyle bir bölüm var sözünü ettiğimiz raporda; “Çocuğun geleceğini yapılandırmak için gayret gösteren annelere yönelik programlar”. Bunlar da işte örgü, nakış, dantel vs. Okul çağındaki çocuğunu kütüphaneye getiren kadının daha küçük çocuğa da sahip olabileceği hesaplanmış bu arada. “Emzirme odası yapılsın o zaman” denmiş! Dolayısıyla yeni sistem için düşünülecek kütüphane mimarisine “emzirme odası” da eklenivermiş!

Kadına ‘izin verilenler’

Toplumsal rolleri reddedenlerin dışlandığı korkusu da kadının başka bir alana yönelmesini engelleyebilir. Görevi evlilik ve çocuk olmalıdır. Eril zihniyet ile beslenen kadının eşit hakları ve fırsatları sorgulamamasından doğal ne olabilir? Kadının okumasını sağlıksız olarak kabul eden çark, bunu ister. Özellikle de organize etmesi gereken ev içi faaliyetlerden dikkatini uzaklaştıran noktalara kadınlar pek yaklaştırılmaz. Yemek pişirmekten, çocuk ve kocayla ilgilenmekten, temizlik yapmaktan… Cinsiyetçi rolleri ortadan kaldırmadan yeni rolleri kabullenmek pek mümkün olamaz. Yüzyıllar boyunca, aile veya toplum sansürcüleri, kadına “izin verilenleri” düzenlemiştir! Çoğu kadın istese de kitaplara para harcayamaz. Kitaba özgürce ulaşabileceği kütüphanede ise onu yine cinsiyetçi iş bölümü beklemektedir. Kitle iletişim araçlarında tüketim ürünleri reklamları sadece kadınlar için hazırlanır! Yüzlerce kez dönen bu reklamlarda kadının kitapla ilişkisi bir kez bile kurulmamıştır. Kütüphanedeki bakış açısı da aynıdır.

Anneannelerimizden bugüne

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, kütüphanelerin sadece kitap okunan ve ödünç alınan mekanlar olmadığını; bunun ötesinde bilginin, uzmanlığın, tecrübenin, gönüllülüğün paylaşılabileceği sosyal mekanlar olduğunu da söylüyor!” Yeni nesil çocuk ve gençlerin toplumsal farkındalık düzeylerini artıran sosyal sorumluluk kampanyaları” ifadesi yer alıyor. “Herkes” şeklinde bir ibare yok. Bunu adlandırırken “yaşayan kütüphane” demişler. Anneannelerimiz boş zamanlarını örgü örerek geçirmiş. Onların anneleri ve daha gerilerdekiler de. İnsanlık tarihinin çoğu için, kadın görevi benzer işlerle sınırlıymış. Fakat 2022 yılındayız! Kütüphanedeki “Örgü Kulübü” nedir!? Kadınları özgürlükten mahrum etmenin iki temel yolu, onları ev içine, ev hizmetlerine mahkum etmek ve bilgiden yoksun bırakmaktır. Bu iki kısıtlılığı sürdürmenin başlıca aracı da “kadınların erkeklerden daha alt seviyede olduklarını” varsaymak! Peki kadınlar nasıl değerlendiriyor bu “kütüphanede örgü” meselesini?

Kitap neyinize mesajı veriliyor

Ayten Süleymanoğlu Yüksel, 20 yıllık bir öğretmen. İlköğretimde görevli ve uzun yıllar çok sayıda okulda çalıştı. “Yok etme projesi” diyor, uygulamayla ilgili ilk cümle olarak ve ironik bir ifadeyle şunları ekliyor: “Kütüphanelerde bir tek kitap okunmaz! Okunmamalı! Okuyan kadın bilinçlenir sonra bunları sandıkta seçemez! Her şeyin içi boşalmış. Normal bir konuşma ve yorum yapamıyorum ki bu garip durum karşısında. Ancak kara mizah olur bundan. Elbette ki söylenecek çok şey de var. Hiçbir kurumun doğru düzgün işlemediğinin de bir göstergesi”. Yaşadığı İngiltere’de her mahallede bir kütüphane bulunduğunu, burada öncelikle kitap okunduğunu ve yanı sıra kültürel etkinlikler de yapıldığını anlatıyor. Gazeteci Ceylan Özerergin ise örgü örme fikrine herhangi bir olumsuz yaklaşımda bulunmuyor “ama” diyerek; “Örgü ördükten sonra kitap okuyorlarsa ne alâ. Ama sadece mekân olarak kullanıyorlarsa uygun bir seçim olmamış. Âdeta kadınlara siz dikiş, nakış, örgüyle meşgul olun, kitap neyinize mesajı verilir gibi” yorumunda bulunuyor.

Kitaplar bu kütüphanede süs eşyası gibi duruyor!

Samsun Barosu’na kayıtlı Avukat Mehpare Altaylı da kültürel konularda toplum olarak donanımsızlığımıza, kamu binalarının kültürel tasarımındaki aksaklıklarına, yer yokluğuna, personel azlığına ve yetersizliklere işaret ederek pek çok olumsuz durumu ele alıyor. Ve konuşmasını şu ifadesiyle sürdürüyor genç hukukçu; “Bana kalırsa kitaplar bu kütüphanede ‘süs eşyası’ gibi duruyor. Kitapların evinde bir dekor gibi raflarda dizilmiş olmaları insanı çok rahatsız ediyor. Aslında tepeden tırnağa cehalet kafası. ‘Kamu yararı’ zihniyeti. Bize özgü, biraz eksik , biraz buruk , biraz da arabesk.. Kamudaki o herşeyi nm’en kolay yoldan, en az masrafla yapma’ yaklaşımı iliklerimize kadar işlediği için böyle nahoş görüntüler oluşabiliyor. Oradaki kadınlar için şunu temenni edebilirim; Dilerim ki kadınlar için gerçekten hakettikleri düzeyde atölyeler açılabilir bir gün. Böylece kitapların evi de gerçek amaçlarına ve de içlerindeki kitaplarla birlikte gerçek bir ilgiye kavuşur. Bunu söylemek istiyorum özellikle”.

Okursan kafanı hep dik tutarsın

Kütüphanede kadının örgü etkinliğine yönlendirilmesine itirazı olanlardan biri de Zeynep Çiftçi; kamu emekçisi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’de sağlık teknikeri olarak görev yapıyor. Uygulamayı öğrendiği anda tepki göstererek şunu söylüyor; “Örgü örmek için özel bir mekana ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Her kadın her yerde örme işini gerçekleştirebilir. Fakat kesinlikle kütüphanede örgü örülmemeli.” Kütüphanenin kendisi için bambaşka bir anlam ifade ettiğinin altını çiziyor; “Bir dünya kitabın bir arada olduğu” yer olarak tanımladığı bu mekan için, “Kütüphanenin kokusu bile bir başka güzeldir” diyor ve sözlerine şunları ekliyor; “Kafanı çevir, arkanı dön; bir dünya hayat göreceksin kütüphanede. Çok özel bir mekan benim için.” Ve şöyle bir ifadeyi paylaşıyor; “Okursan geleceğin aydınlanır, birken bin olursun!” İki eyleme de bakışı farklı; “Kafayı eğmek” ve “kafayı dik tutmak” şeklinde ifadeler kullanıyor; “Örgü örmek için kafanı eğersin ama kitap okursan bilirsin ki öyle değildir. Kafanı hep dik tutarsın. Kadınlar kafanızı kaldırın yerden!”

Kadın tercih ettiği işi istediği yerde yapar

Dayatılan cinsiyetçi rol modellerine karşı çıkıyor, Genel -İş İstanbul Konut İşçileri Şube Başkanı Nebile Irmak Çetin. Erkeklerin iş ve liderlik gibi kamusal alanlarla, kadınların ise ev işleri ve annelik gibi özel alanlarla tanımlanmasından çok rahatsız. Şu düşüncelerini paylaşıyor bizimle; “Kadın emeğini görünmez kılan, erkek ile eşitliğe inanmayıp, fıtrata aykırı bulan, kadınları kuluçka makinesi gibi değerlendirip, üç- dört çocuk doğurmaları talimatını veren bir zihniyet var ne yazık ki… Eğitim ve meslek kurslarında da cinsiyetçi uygulamalarda bulunuyorlar. Kütüphaneler okuma, araştırma ve bilgi geliştirme yerleridir. Kütüphaneye de örgü, dikiş, nakış gibi kadına layık görülen cinsiyetçi iş bölümünü taşımak zihniyetlerini açıkça gösteriyor. Kadınların okuyarak bilinç kazanmasını ve bilgisini yükseltmesini engellemek istiyorlar. Kadının tercih ettiği işi istediği yerde yapma hakkı kendisine aittir. Kadının bilgiye, eğitime ve kariyer edinmeye erişimini engelleyip, toplumdan ve sosyallikten uzaklaştıran ve söz konusu kütüphaneyi örgü evine çeviren sistemi reddediyorum.”

Makul kadın yaratma çabası

SES Genel Kadın Sekreteri Gönül Adıbelli ise paylaşımında şunlara dikkat çekiyor; “Bugün içinden geçtiğimiz süreçte, kadını yeniden toplumsal cinsiyet rollerine ve sadece aile ile tanımlamaya çalışan bir sistemle karşı karşıyayız. Toplumsal cinsiyet rollerini ve makul kadın yaratma çabalarını farklı zeminlerde ve ilginç uygulamalarda da görebiliyoruz. Sistem aslında bugün kütüphanede haftada bir gün ‘örgü örme günü’yle kadına olan bakış açısını ortaya koymuş oluyor. Oysaki kütüphaneler her insanın akademik araştırmalar yapmak, bir konu hakkında bilgi edinmek ve ayrıca okumak için başvurduğu kurumlardır. Ve evet eğer kadın kütüphaneye gidiyorsa orası kadının kendini geliştirdiği, araştırma yaptığı ve kendi işiyle ilgili yaptığı bir çalışma için başvurduğu bir yer olmalı. Örgü örülmek için gidilen bir yer değildir. İktidar kadını bilgisiyle ve yaptığı işle değil daha çok evde çocuğa anne, kocaya eş, çalışma hayatında da ucuz emek iş gücü olarak görmek istiyor. Bunun zeminini de, buralarda bu tür etkinliklerle hazırlıyor. Bu kabul edilemez bir görüntü. Kütüphaneler kadınların aydınlanmaları için gittiği yerler olarak kullanılmalı.”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!