‘Tuvaletin başında dakika tutan şef yardımcımız var!’

Ülkenin en büyük 32’nci şirketi olan Selçuk Ecza Deposu’nda işçiler düşük ücretlerle, yoğun baskı altında çalışıyor. Bir kadın işçi, sürekli cinsiyetçi söylemlere maruz kaldıklarını, bir amirin sinirlenip üzerlerine eczane sepetlerini fırlattığını, şef yardımcısının tuvaletin başında dakika tuttuğunu anlatıyor.
Paylaş:
Yadigar Aygün
Yadigar Aygün
yadigaraygun93@gmail.com

Türkiye’nin en büyük şirketlerinden Selçuk Ecza Deposu Ticaret ve Sanayi AŞ, bir süredir işçilere yönelik hak gaspları ve kötü çalışma koşullarıyla gündemde. Üç ay önce yayımlanan Fortune 500 Türkiye Araştırması’na göre ülkenin en büyük 32’nci şirketi olan Selçuk Ecza Deposu, 2021’de 26,2 milyar lira olan cirosunu, geçen yıl yüzde 70 artırarak 44,7 milyar liraya çıkardı. AKP’ye yakınlığıyla bilinen şirketin 6 bin 116 işçisi var. Patronların Ensesindeyiz Ağı’nın desteğiyle bir süredir seslerini duyurmaya çalışan işçiler, düşük ücretlerle ağır ve sağlıksız koşullarda çalıştıklarını; amirlerinin kendilerini yoğun baskı, mobbing ve kötü muameleye maruz bıraktığını söylüyor.

İşçilerin anlattıklarına göre, bu şirkette çalışan kadınlara sözel ve fiziksel şiddet de söz konusu. Selçuk Ecza Deposu’nda çalışan bir kadın işçi ve Patronların Ensesindeyiz Genel Koordinatörü Neslihan Eroğlu ile şirketin depolarında yaşananları ve işçilerin mücadelesini konuştuk.

‘Patronlar milyarlarla oynuyor, biz ise her ay daha fazla borçlanıyoruz!’

Ebru*, Selçuk Ecza Deposu’nda ağır baskı altında, uzun saatler boyu çalıştıklarını, hakaretlere maruz kaldıklarını, ücretlerinin ise düşük olduğunu belirtiyor:

“Ağır derece hakaret ve sömürü ile karşı karşıyayız, verdiğimiz emeğin asla karşılığını alamıyoruz. İş yükünün artması ile aldığımız ücret daha da komik hale geldi. Molalarımız, yemek aralarımız daha da azaldı. Yemek aramız normalinde 30 dakika; ama bazen 20 dakika da olabiliyor. 10 dakikalık mola süresi 2-3 dakikaya inebiliyor. Sevkiyatta çalışan arkadaşlarımın böyle bir mola hakkı dahi yok.  

Ben 13 bin TL ücrete çalışıyorum. Günde 11 saat çalışıyoruz, bazen bu süre iş bitene kadar uzuyor. İş yükümüz çok ağır ve bizden her zaman daha fazlası isteniyor. Biz bu küçük rakamlarla mücadele ederken patronlar milyarlarla oynuyor. Her ay daha fazla borçlanarak yaşıyoruz.”

“Bir gün, depo şefinin hakaret ettiği, bağırdığı bir kadın arkadaşımız sinir krizi geçirdi. Bir keresinde de işçilerden biri hata yaptığı için ağır kolileri taşıdığımız transpaletleri ceza olarak sakladılar ve o kolileri kendi beden gücümüzle bir hafta taşımaya zorlandık.”

Ebru

‘Bize ceza vermek için transpaletleri sakladılar’

Ebru’nun anlattıkları, kadın işçilerin hem sözel hem de fiziksel şiddete maruz bırakıldığını, ‘ceza’ adı altında işçi sağlığı ve iş güvenliğinin de hiçe sayıldığını ortaya koyuyor:

“Hakaret ve küfre maruz kaldığım oldu. Amirimizin öfkesini kontrol edemeyip eczane sepetlerini bize fırlattığı da oldu. Psikolojik olarak çok ezilip çok baskı görüyoruz. Bizi istedikleri kadar depoda tutabileceklerini, isterlerse 24 saat depoda bırakacaklarını söyleyebiliyorlar. Bize tepeden bakıyorlar. Bizim vasıfsız olduğumuzu, buradan atılırsak bize kimsenin iş vermeyeceğini söylüyorlar.

Bir gün, depo şefinin hakaret ettiği, avaz avaz bağırdığı bir kadın arkadaşımız sinir krizi geçirdi. Ve kadın başka şubeye gönderildi, gönderildiği şubede tek kadın olarak çalışmak zorunda kaldı. Bir keresinde de işçilerden biri hata yaptığı için ağır kolileri taşıdığımız arabaları, transpaletleri ceza olarak sakladılar ve o kolileri kendi beden gücümüzle bir hafta taşımaya zorlandık.”

‘Tuvaletin başında dakika tutan bir şef yardımcısı var’

Ebru, regl izinlerinin olmadığını, ağır kolileri taşıdıkları için regl ağrılarının daha da arttığını söylüyor. Şirkette tuvaletin bile süreli olduğunu anlatan Ebru, “Kadın işçilerin kadın olduğunu unutuyorlar” diyor ve devam ediyor:

“Regl olduğumuzda bile tuvalet özgürlüğümüz yok. Tuvaletin başında dakika tutan bir şef yardımcımız bile var maalesef. Özellikle reglken ağır kolileri taşımakta zorlanıyoruz. Ağrılarımız artıyor, kanamamız artıyor, bunu konuşabilecek bir muhatabımız bile yok karşımızda; çünkü onların deyimi ile buranın ‘horozu’ onlar. Biz ise modern köle! Regl iznimiz olmadığından ağrılar içinde çalışmak zorunda kalıyoruz. Öyle olunca da genelde surat asan bir grup erkek ile karşılaşıyoruz.

İstedikleri zaman mesaiye bırakıyorlar, eve geç saatlerde dönmek zorunda kalıyoruz. İzinsiz bir hafta çalıştığımız zamanlar da oluyor. ‘Yapamıyorsanız defolun gidin’ deniliyor. Hamile kadınlar genellikle bir bahane uydurularak işten çıkarılıyor.”

Ücretlerde kadın işçilere yönelik bir ayrımcılık olup olmadığını soruyoruz Ebru’ya; “Erkeklerle aynı ücreti alıyoruz ama daha önceki yıllarda 200 TL fark olduğunu duymuştum, bir kadın arkadaş sayesinde düzelmişti bu” diye yanıt veriyor.

‘Cinsiyetçi küfürlere maruz kalıyoruz’

Ebru, sıklıkla cinsiyetçi küfür ve söylemlerle karşı karşıya kaldıklarını da anlatıyor:

“Toplantılarda kadınları aşağılayıcı, onur zedeleyici, ‘Karı kılıklı, karı gibi gülüyorsunuz, adam gibi çalışın’ gibi söylemlere maruz kalıyoruz. Cinsiyetçi küfürlere maruz kalıyoruz. Bu bizi oldukça rahatsız ediyor. Toplantılar bizde gelenek haline gelmiştir. Yarım saati aşkın süre ayakta dikildiğimiz, bacağımızı oynattığımız için bile hakaret yediğimiz onur kırıcı bir durum. İşten atılma tehdidiyle biz de karşı karşıya kalıyoruz, daha çok şöyle: ‘Beğenmiyorsanız kapı açık, iş bu, yapacaksınız’ deniliyor, öneri sunamıyoruz.”

‘Mücadeleye devam edeceğiz ve mutlaka kazanacağız’

Tüm bu baskı, emek sömürüsü, kötü çalışma koşullarına, cinsiyetçi küfür ve söylemlere karşı örgütlenmek gerektiğine dikkat çeken Ebru, Patronların Ensesindeyiz Ağı’yla tanışmalarının onları cesaretlendirdiğini söylüyor:

“Yaklaşık üç hafta önce Patronların Ensesindeyiz Ağı ile tanıştık, bizi o kadar mutlu ettiler ki… Ekip arkadaşlarımız ve avukatlarımız, bizi kimsenin dinlemediği kadar güzel bir şekilde dinledi. Sorunlarımıza birlikte çözüm aradık ve geniş bir işçi topluluğuna ulaştık diyebilirim, artık daha güçlüyüz. Biz mücadele etmeye devam edeceğiz ve mutlaka kazanacağız.”

Ebru son olarak, tüm çalışma arkadaşlarına şu çağrıyı yapıyor:

“Biliyorum, bazı işçi arkadaşlarımın korkuları ve endişeleri var, onları anlayabiliyorum; ama şunu bilsinler: Biz hakkımızı istiyoruz, sadece emeğimizin karşılığını alıp insanca yaşamak istiyoruz. Bizimle olsunlar, korkmasınlar, yalnız kalmayacaklar. Selçuk Ecza işçisi bir kadın olarak işçilere ve kadınlara şunu da söylemek isterim: Mücadele ettiğimiz şeyleri gözümüzle büyütmeyelim, biz daha güçlüyüz, onlar bizim emeklerimiz üzerinden kendilerine servet yapan insanlardır, biz olmasak onların bir hükmü yoktur. Boyun eğmeyelim, örgütlenelim.”

Kadın istihdamı çok az

Patronların Ensesindeyiz Genel Koordinatörü Neslihan Eroğlu, Selçuk Ecza Deposu’nda kadın istihdamının çok az olduğunu ve işçilerin çok düşük ücretlerle çalıştığını belirtiyor:

“Selçuk Ecza Deposu’nda geçmiş yıllarda kadın işçi yok denilecek kadar azdı. Şu anda da az kadın işçi çalışıyor. İşçilerin bu şirkette yaşadığı en büyük sorun, düşük ücret politikası ve mobbing. İşçilerden, en çok bu iki konuda şikâyet alıyoruz. Her kentten bu sorunlar bize geliyor. Mesai ücretleri çok düşük yatırılıyor. Ek mesailerin çok yaygın olduğu, ama mesailer doğru şekilde hesaplanmadığı için işçilerin çok az mesai ücretleri aldığı bir şirket burası. Hak gaspları çok fazla. Çok az sayıda personele çok fazla iş yaptırılıyor.

İş yoğunluğu ve zaman baskısı çok fazla olduğu için işçilerin hata yapması da kaçınılmaz. Kırılan ilaçlar işçi arkadaşlarımıza fatura ediliyor. Şoför olarak çalışan işçiler üzerinde zaman baskısı yapıldığı için trafik cezası gelirse bu trafik cezaları da işçilerin cebinden çıkıyor. İşçilerin, yoğun bir tempoda dağıtım yapılması bekleniyor.”

“Erkek çalışan yoğunluğunun çok olduğu, küfürlerin havada uçuştuğu çalışma ortamından kadın işçiler çok rahatsız. Cinsiyetçi küfür, hakaret, baskı ve mobbing bu şirkette çok normalleştirilmiş durumda.”

Neslihan Eroğlu

İşçiler hijyen malzemelerini evden getiriyor

Şirketin işyerlerinde fiziki koşulların da çok kötü olduğunu vurgulayan Eroğlu, şöyle devam ediyor:

“Yemekhaneler kir ve pas içinde. Tuvaletlerde hijyen koşulları çok kötü. Kadın işçiler bu konuda çok sorun yaşıyor. İşverenler, işçilerden hızlı bir şekilde tuvalete girip çıkmalarını istiyorlar. En temel hijyen malzemelerini dahi işçiler evlerinden getiriyor. Bunların ücreti de işçilerin cebinden karşılanıyor. Mola alanları yok, işçiler mola yapamıyor. İşçilerden hızlı bir şekilde yemek yemeleri, tuvalete gitmeleri bekleniyor. Temizlik personeli açığı olduğu zaman temizliği işçilerin dönüşümlü olarak yapması isteniyor.”

Kadın işçilerin maruz bırakıldığı sözel şiddete de dikkat çeken Eroğlu, “Cinsiyetçi hakaret, küfür bütün depolarda çok yaygın. Erkek çalışan yoğunluğunun çok olduğu, küfürlerin havada uçuştuğu çalışma ortamından kadın işçiler çok rahatsız. Cinsiyetçi küfür, hakaret, baskı ve mobbing bu şirkette çok normalleştirilmiş durumda” diyor. 

‘Herkesi işçilere desteğe çağırıyoruz’

Patronların Ensesindeyiz Ağı olarak Selçuk Ecza Deposu işçilerinin yanında olduklarını belirten Eroğlu, sözlerini şöyle noktalıyor:

“Ülkedeki ekonomik tablonun giderek kötüleştiği bir dönemde işçilerin yaşam koşulları da aşağıya çekiliyor. Selçuk Ecza Deposu bunun canlı kanlı örneği. İşçi arkadaşlarımız tüm baskı ve mobbinge, işsizlik tehdidine rağmen mücadele etme kararlılığı gösterdiler. Örgütlenmenin ve yan yana gelmenin mümkün olmadığı işyerlerinde, patronlar istedikleri gibi davranabileceğini düşüyorlar. Bu tabloyu değiştirmenin yolu işçilerin yan yana gelmesidir.

Selçuk Ecza Depo işçileri asla yalnız değildir. Onların her zaman yanındayız. İşçilerin, yaşadıkları hak gasplarına karşı avukatlarımız hukuki destek veriyor. Kamuoyu yaratmaya çalışıyoruz. Konunun doğrudan muhatabı olan eczacı, sağlık emekçisi arkadaşlarımızla birlikte kamuoyu desteğini büyütmeyi düşünüyoruz. Bu şirket Türkiye’nin en büyük 50 şirketi arasında. Kendileri zenginleşirken işçiler yoksullaşmaya devam ediyor. İşçilerin maruz kaldığı mobbingi, hakareti, cinsiyetçi küfürleri ifşa etmeye devam edeceğiz. Herkesi bu süreçte Selçuk Ecza Deposu emekçilerine destek vermeye çağırıyoruz.”

*Gerçek adı değil. Şirkette çok az kadın çalıştığı ve konuştuğumuz kadın işçinin işten atılma riski olduğu için gerçek adını, soyadını ve çalıştığı depoyu yazamıyoruz.

Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

Paylaş:

Benzer İçerikler

Diyarbakır’da cami önünde Kur’an-ı Kerim okuyarak geçimini sağlayan, engelli bir oğlu olan Rojda, ‘’Ama kendime de bir dua ediyorum. İnşallah oğlum benden önce ölür diye. Bakacak kimsesi yok. Ölüm fakirlikten ve kimsesizlikten iyidir’’ diyor.
Hatay’da yanında çalışan çocuğu istismar eden kuaför Mahmut Altun, mahkemede “rızası vardı” diyerek suçunu itiraf etti, mahkeme faili serbest bıraktı. Fail ve yakınlarının tehdit ettiği çocuk ve aile adalet ve dayanışma bekliyor.
Türkiye’deki göç politikası -hükümetiyle, muhalefet partileriyle- göçmen düşmanlığı üzerinden yükselirken göçmenlerse yaşamsal haklarından gördükleri muamelelere kadar her alanda hak ihlalleriyle karşı karşıya geliyorlar. Bunların başında Geri Gönderme Merkezleri bulunuyor.
Anneler Günü öncesi bekar annelerle konuştuk. İşinden olmamak için bekar anne olduğunu gizlemek zorunda kalan da var, hiç çocuğu yokmuş gibi çalıştırılan da, çocuğun babasıyla dayanışabilen ve işyerinden destek alabilen de…
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!