Kadın İşçi Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ve Dr. Nur Tuğçe Biga, hak mücadelelerini desteklemek için İHD’de bir basın açıklaması yapacaklarını duyurmuş, tüm kadınlara ve feministlere dayanışma çağrısında bulunmuştu. 3 Ağustos’ta yapılan açıklamaya ilgi yoğundu. Feminist örgütlerin ve kadınların salonu doldurduğunu gören Feryal Saygılıgil, “Feminist dayanışma bize çok iyi geldi” dedikten sonra dayanışmadan başka çare olmadığını da vurguladı.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde 3 Ağustos Pazartesi günü basın açıklaması düzenleyen Kadın İşçi, İstanbul Arel Üniversitesi’ndeki sözleşmeleri feshedilen Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ve Dr. Nur Tuğçe Biga’nın işe geri dönme mücadelesine desteklerini kamuoyuna açıkladı. Kadın İşçi adına Rahime Karvar tarafından yapılan basın açıklamasında, gazetenin Yayın Kurulu üyesi Feryal Saygılıgil ve gazeteye katkıda bulunmuş olan Nur Tuğçe Biga’nın başlattıkları hukuki mücadeleyi sonuna kadar takipçisi olunacağı da vurgulandı.
Rahime Karvar, Saygılıgil ve Biga’nın işten çıkarılmasının “münferit bir karar olmadığını”, kadın akademisyenlerin çalışma hakkını hedef alan daha geniş bir politikanın parçası olduğuna şu sözlerle dikkat çekti:
“Feryal genç kadınların cinsel tacizden, kadına yönelik şiddetten arındırılmış üniversitede, müşteri olarak değil gerçek bir öğrenci olarak okumaları için uğraş verirken, Tuğçe de onların haklarına sahip, örgütlü, akademisyenlerinin sendikalı olduğu bir üniversitede öğrenim görmeleri için mücadele ediyordu. İkisi için de akademik özgürlük ve bilimsel özerklik zaten tartışmasız olması gerekendi. Şimdi feminist hareketin kadınların işten çıkarılması karşısında yıllar süren mücadeleyle elde ettiği çalışma hakları, kazanımları, Feryal’in ve Tuğçe’nin ellerinden alınmaya çalışılıyor.”
İstanbul Arel Üniversitesi’nde işten çıkarılan “dokuz akademisyenden sekizinin kadın olduğuna” dikkat çeken Rahime Karvar “Arel Üniversitesi Anayasa’da, İş Kanunu’nda, ILO sözleşmeleri ve Ayrımcılığa Karşı Sözleşme’de tanımlanan kadınların eşit şartlarda çalışma hakkını gasp ederek suç işliyor” diye belirtti.
Kadın İşçi: “Onların mücadelesi bizim de mücadelemiz”
“Kadın istihdamının yüzde 32’yi geçemediği Türkiye şartlarında kadın işçilerin yüzde 30’a yakınının “kayıt dışı” çalıştığı verilerini paylaşan Rahime Karvar, “Şimdi vakıf üniversitelerinde kısmi olsa da güvenceli çalışan kadınlar da bu yüzde 30’a eklenecek” sözleriyle Feryal Saygılıgil ve Nur Tuğçe Biga gibi kadın akademisyenlerin işlerinden edilmesinin “kadın istihdamına” dair büyük resimde ne anlama geldiğini açıkladı:
“Son sendika istatistiklerine göre erkekler arasında yüzde 13 olan sendikalaşma oranı kadınlar arasında yüzde 9 civarında. Ve yine bu istatistiklere göre sendika üyelerinin yüzde 75.2’si erkek iken ancak yüzde 24.8 kadın. Bu oranlar, kadınların güvencesiz işyerlerinde çalıştığının açık belgesi olmasının yanı sıra sendikaların da ne kadar patriyarkal örgütlenmeler olduğunun da göstergesi. Bunlar elbette feminist emek siyasetini ilgilendiriyor.”
DİSK İşsizlik raporu verilerine göre “genç kadın işsizliği” oranının yüzde 50’ler ulaştığı bilgisini de paylaşan Rahime Karvar, işsizliğin kadınlar ve erkekler açısından aynı anlama gelmediğine ve “kendine ait bir paranın olmamasının” aile içinde kadınların erkek egemenliğine karşı mücadelesini de zayıflattığına dikkat çekerek kadınların işsizliğinin de ne tür işlerde çalıştırıldığının da sendikal mücadelesinin de bu konuda politika üreten “tüm feministlerin meselesi” olduğunun altını çizdi.
Feryal Saygılıgil ve Nur Tuğçe Biga’nın yasal yollara başvurduklarını vurgulayan, Rahime Karvar, Kadın İşçi’nin davanın takipçisi olacağını ve bu süreçte tüm feministlerden dayanışma beklediklerini vurgulayarak feminist mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı:
“Sizin iktidarınız varsa bizim de feminist mücadelemiz ve dayanışmamız var. Bugün burada yarın başka yerde güvenceli istihdam hakkı için mücadele başlatan arkadaşlarımızın bu mücadelelerini, yaygınlaştırıp, yükseltmeye çalışacağız. Çünkü onların mücadelesi bizim mücadelemizdir. Kadınlar ücretli çalışma hakkına sahip çıkıyor, yaşasın kadın dayanışması!”
Daha sonra Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ve Dr. Nur Tuğçe Biga, İstanbul Arel Üniversitesi’ndeki işlerinden çıkarılma süreçlerine ilişkin detayları paylaştı.
İstanbul Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün kurucuları arasında yer alan ve 14 yıl boyunca bölümde akademisyen olarak çalışan Prof. Dr. Feryal Saygılıgil’in hizmet sözleşmesi, 30 Haziran’da “norm kadro fazlalığı” ve “bölüme öğrenci alımının durdurulması” gerekçeleriyle yenilenmedi. İşten çıkarıldığını Elektronik Belge Yönetim Sistemi (EBYS) üzerinden öğrendiğine dikkat çeken Feryal Saygılıgil “Üniversite yönetiminin işten çıkarılan akademisyenlerle doğrudan muhatap olmamak için” bu yöntemi tercih ettiğini belirtti.
İşten çıkarılan akademisyen Dr. Nur Tuğçe Biga’nın yaklaşık 11 yıldır görev yaptığı İstanbul Arel Üniversitesi’ndeki hizmet sözleşmesi, “norm kadro fazlası” gerekçesiyle 31 Ağustos itibarıyla feshedildi. Nur Tuğçe Biga, işten çıkarma kararının bölüm başkanlığı, dekanlık ya da ilgili akademik birimlerin görüşü alınmadan, doğrudan Mütevelli Heyeti Başkanı tarafından verildiğini söyledi. Vakıf üniversitelerinde “norm kadro fazlası” uygulamasının akademisyenlerin işten çıkarılmasının gerekçesi haline getirildiğini söyleyen Nur Tuğçe Biga, birçok bölümün fiilen “asgari sayıda” öğretim üyesiyle yürütülmeye çalışıldığını ifade etti.
Feryal Saygılıgil: “Dayanışma dışında çaremiz yok”
Konuşmasında “Tam bir yıldırma politikasıyla karşı karşıyayız” diyen Feryal Saygılıgil, vakıf üniversitelerinde akademisyenlerin yoğun baskı altında çalıştığını vurgulayan Saygılıgil, “kart basma zorunluluğu, QR kod uygulamaları, belirli saatlerde kampüste bulunma dayatmaları, mobbing ve sözleşme yenilememe tehdidinin” yaygınlaştığını belirtti.
“Üniversitelerde son dönemde kamuoyuna yansıyan cinsel taciz ve şiddet vakalarına dikkat çeken Saygılıgil, bu tartışmaların “üniversitelerde feminist olmanın” ne anlama geldiğinin de konuşulmasını zorunlu kıldığını söyledi. Feminist akademisyen Sara Ahmed’in cinsel tacize karşı çözüm üretilmediği için üniversiteden ayrılmasını hatırlatan Feryal Saygılıgil, kendi deneyimini şu sözlerle aktardı:
“Sara Ahmed istifasının ardından yazdığı mektupta akademide olduğu süre içinde aktarılan cinsel taciz ya da istismar vakalarını akademik kültürün bir parçası olarak sıradanlaşmış ve normalleşmiş olarak görüldüğünü söyler. Benim yaşadığım da tam buydu. Dönemin dekanı bana çok açık bir dille ‘her yerde böyle şeylerin yaşanacağını’ söyledi ve tacizin üstünü kapatmak istedi. Ben ise durmayıp bu durumun üstüne gittim.”
Üzerine gittiği taciz iddialarına ilişkin yürütülen süreç hakkında kendisine hiçbir bilgi verilmediğini söyleyen Feryal Saygılıgil, yaklaşık üç ay boyunca hem kendisinin hem de öğrencilerinin belirsizlik ve endişe içinde bırakıldığını da sözlerine ekledi. “Neoliberal eğitim anlayışıyla birlikte akademik özgürlük anlayışının giderek budandığı, üniversitede var olan öğretim üyesi ve öğrenci dinamiklerinin yıpratıldığı ve özelleştirme süreçlerinin hızla yaygınlaştığı bir mekanizma var ortada” diyen Feryal Saygılıgil, üniversitelerin şirket mantığıyla yönetilmesini eleştirdi.
Akademik özgürlüğün giderek budandığını, temel bilimler ile sosyal bilimlerin tasfiye edilme riskiyle karşı karşıya bırakıldığını söyleyen Feryal Saygılıgil “Üniversiteler ticarethane değil bilimsel üretim yapan kurumlar akademik etikten ödün vermeden sonuna kadar hakkımızı, öğrencilerimizin hakkını savunacağız” sözleriyle açıklamasını sonlandırdı.
Nur Tuğçe Biga: “Sermayeye karşı tek güç örgütlü mücadele”
Nur Tuğçe Biga ise açıklamasında işten çıkarıldığı Sinema ve Televizyon Bölümü’nde neler yaşandığını detaylandırarak, bölümde beş öğretim üyesi bulunmasına rağmen iki akademisyenin dekanlık görevi yürüttüğünü, ders yükünün fiilen “üç öğretim üyesi” ile diğer bölümlerde görev yapan akademisyenler tarafından karşılandığını anlattı.
“Artık ihtiyaç kalmadığı iddia edilen bölümlerin fiilen yalnızca üç öğretim üyesiyle yürütülmeye çalışılması başlı başına ciddi bir sorundur. Böyle bir ortam nitelikli eğitim-öğretim ve bilimsel faaliyet açısından asla uygun değildir” diyen Nur Tuğçe Biga, yükseköğretimdeki istihdam odaklı eğitim anlayışının sosyal bilimlere yönelik bölüm kapatmaları ve tasfiye girişimleriyle birlikte ilerlediğini söyledi.
Üniversitelerin giderek “şirket mantığıyla” yönetildiğini dile getiren Nur Tuğçe Biga, akademik özerklik ve ifade özgürlüğünün zayıflatıldığını, eğitimin ise teknik bilgi aktarımına indirgendiğini ifade etti. “Akademisyenlerin maliyet kalemi olarak görülmesini ve eğitim faaliyetinin ekonomik ölçütlere indirgenmesini kabul etmem mümkün değildir” sözleriyle kişisel duruşunu özetleyen Nur Tuğçe Biga açıklamasını şu sözlerle noktaladı:
“Sermayenin önüne bariyer çekebilecek tek güç örgütlü mücadeledir. Bu anlayış doğrultusunda Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası bünyesinde sendikal mücadeleyi de sürdürmekteyim. Akademisyenlerin güvenceli koşullarda çalışabilmesi, akademik özgürlüklerle birlikte demokratik, özerk, kamusal üniversitenin tek yolu üniversiteleri sermayeye teslim etmemekten geçiyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı anlayışa dayanarak üniversiteyi savunmaktan vazgeçmeyeceğim.”
Aralık Feminist Kolektif: “Feminist yol arkadaşlarımızın yanındayız”
Dayanışma duygularını ifade etmek üzere basın açıklamasına katılan Aralık Feminist Kolektif adına konuşan Bade Başer, üniversitelerde kadın öğrencilere yönelik taciz ve istismar haberlerinin ardı arkası kesilmediğine dikkat çekerek işten çıkarılan akademisyenlerin “taciz ve istismara karşı mücadele eden, öğrencilerin yanında duran feminist yol arkadaşları” olduğuna dikkat çekti:
“Feryal’in, sırf tacizci bir hocayı ifşa ederek yaptıkları yanına kâr kalmasın diye verdiği mücadele yüzünden mobbinge uğraması, cezalandırılması ve görevine son verilmesi bize çok şey anlatıyor: Bu sistemde patriyarka, erkek dayanışması ve sermaye erkeklere kalkan oluyor; onların itibarını ve sermayenin çıkarlarını kadınların güvenliği, eğitim hakkı ve hayatı pahasına koruyor.”
Akademiyi “güç biriktirme, yükselme, hiyerarşileri ve ezme-ezilme ilişkilerini yeniden üretme, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirme yeri değil, herkesin eşit, insana yakışır, keyfiyetten ve tacizden uzak bir ortamda bilgi üretimine iştirak ettiği bir alan olarak gören akademisyenlerin” görevlerinden uzaklaştırılmasına karşı Aralık Feminist Kolektif’in işten çıkarılan tüm akademisyenlerle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Bade Başer şu sözlerle açıklamasını tamamladı:
“Yüzlerce kadın öğrencinin hayatına dokunmuş, feminist mücadelenin sokaktaki bilgiden süzülerek akademiye taşınmasında büyük emek harcamış Feryal’in; eleştirel düşünceyi, toplumsal sorumluluğu ve analitik yaklaşımı öğretiminin merkezine yerleştiren ve Öğretmenler Sendikası çatısı altında büyük bir kararlılıkla sendikal mücadele yürüten Tuğçe’nin; Çalışmaları değersizleştirilen, akademiye yıllar boyunca verdikleri emek bir kâr-zarar tablosuna sıkıştırılarak işten çıkarılan tüm akademisyenlerin yanındayız.”
Temizlik işçisi ve akademisyen iki kadının diyaloğu
Serbest kürsüde yeniden söz alan Feryal Saygılıgil feminist emek mücadelesinin üniversitelerde sadece akademisyenlerle değil, tüm emekçilerle birlikte örülmesinin önemine dikkat çekerek kampüste çalışan bir temizlik işçisi kadınla kurduğu diyaloğu aktardı:
“Sandalyelerin bir ders sonrası dağıldığı bir sınıfta sandalyeleri düzeltirken kendisine yardım ettiğim bir temizlik emekçisi kadın işinin güvencesiz olduğundan söz etmişti, epey lafladık, sohbet ettik. Onun da bir kızı var, benim de bir kızım var, kızlarımızı anlattık birbirimize. Sohbet sırasında her an işini kaybedebileceği korkusunu anlattı, güvencesizlik üzerine konuştuk. Ben işten çıkarıldıktan sonra yeniden üniversiteye gittiğimde aynı işçi arkadaşımızla karşılaştım, ona işten çıkarıldığımı söylediğimde ‘Hocam ben işten çıkarılacağımı düşünürken siz mi çıkarıldınız. Ama siz profesörsünüz, bu nasıl oluyor?’ inanamadı ve çok üzüldü. Ben de ona bu güvencesizlikte ne kadar ortak olduğumuzu anlattım. Yani üniversitenin tüm emekçileri olarak aynı güvencesizliği yaşıyoruz. Bazı akademisyenler daha hiyerarşik bakabiliyor, oysaki akademisyen ya da temizlik emekçisi fark etmez, hepimiz bu güvencesizliği yaşıyoruz, hepimiz bir emek ve ekmek mücadelesi veriyoruz.”
“Feminist dayanışma çok iyi geldi!”
Prof. Dr. Feryal Saygılıgil’e İHD’deki açıklama sonrası duygularını sorduğumuzda “Bana da Tuğçe’ye de çok iyi geldi” diyerek feminist dayanışmanın kendilerini nasıl güçlü hissettirdiğini şu sözlerle açıkladı:
“Katılan tüm arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum, çünkü bizi güçlü kıldılar. Çok kalabalıktı, tam da ‘dayanışma yaşatır’ın vücut bulmuş haliydi bizim için. Feminist arkadaşlarımızın sözleri, açıklamaları da çok güzeldi. Açıklamaya gelen, destek veren feminist arkadaşlarımız umudumuzu yeşertti, mücadele etme azmimizi daha güçlü kıldılar. Feminist yoldaşlarımızın açıklamamıza gelmesi benim için çok değerliydi. Feminist hareketin içinde yıllardır mücadele veren benim gibi birisi için bu son derece önemliydi, çok çok iyi geldi. Açıklamamızın başında ‘feministler her yerde’ derken feministleri orada görmek, onların orada bunu desteklediklerini hissetmek çok güzeldi. “
İHD’deki açıklamada, orada görmeyi beklediği kimi öğrenci ve meslektaşlarını göremediği için biraz da buruk bir duygu yaşadığını dile getiren Feryal Saygılıgil bunu şöyle açıkladı:
“Üzüldüğüm taraf öğrencilerimin orada olmamasıydı, çünkü biz onlar için mücadele veriyoruz bir yandan da. Bir ikincisi, maalesef vakıf üniversitelerinde mücadele ettiğimiz meslektaşlarımızdan gelen arkadaşlarımızın sayısı birkaç kişiydi. Aynı kurumda çalıştığım arkadaşlarımı ve diğer meslektaşlarımı elbette açıklamamızda görmek isterdim. Çünkü bu hepimizim mücadelesi. Seneye onlar da gönderilecekler, bu çok net. Sen şimdi sesini çıkartmazsan ne zaman çıkartacaksın? Dolayısıyla bundan sonraki açıklamalarımızda kurumda birlikte çalıştığım meslektaşlarımızı da yanımızda görmeyi çok isterim. Şu an birbirimize el uzatmamız gereken bir durum var.”
Feryal Saygılıgil bundan sonraki sürece dair son bir notla sözlerini şöyle noktaladı:
“Daha bitmedi, mücadele yeni başlıyor. Şu andaki aşamada okuldan bir savunma bekleniyor. Dava açanlar olarak bir savunma bekliyoruz, toplam dört kişiyiz dava açan. Sonrasında bu hukuki mücadele bir neticeye bağlanacak. Dolayısıyla takipçisi olmamız lazım. Üniversite kampüsü hepimizin, bizlerin orada olması gerekiyor. Başından beri emek verdiğim Kadın İşçi ve diğer tüm feminist arkadaşlarımızı yanımızda görmek o kadar moral verdi ki… Bu yan yana gelişimizin hep devam etmesi çok önemli. Davanın sonucu ne olursa olsun, önemli olan bu süreçte bizim feminist dayanışmamız.”










