Skip to main contentSkip to footer

Hak savunan kurumlarda sendikalı olmak

ALİKEV’de işten çıkarılan dört kadın, iki yıl süren davanın ardından işe iade ve sendikal tazminat hakkı kazandı. Emsal niteliği taşıması umulan dava, sivil toplumda sendikal örgütlenmenin sınırlarını, zayıf dayanışma ağlarını ve hak savunucusu kurumlarda yeniden üretilen cinsiyet eşitsizliklerinin de yansıması.

Örgütlenme/Sendika

Bu yıl Toplum Gönüllüleri Vakfı‘nda (TOG) sendikalı oldukları için işten çıkarıldıklarını söyleyen kadınların mücadelesini haberleştirmiştik. Benzer bir süreci 2024 yılında Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nda (ALİKEV) çalışan dört kadın da yaşamıştı. İşçiler, “sendikal örgütlenme nedeniyle” işten çıkarıldıklarını duyurmak için Sivil Toplum Dayanışması adlı Instagram hesabını açmış ve yaşadıkları süreci kamuoyuyla paylaşmıştı.

ALİKEV yönetimi ise işten çıkarmaların ekonomik gerekçeler ve yeniden yapılanma süreci kapsamında gerçekleştiğini; İstanbul ekibindeki çalışanlarla iş ilişkisinin tüm hak edişleri ödenerek sona erdirildiğini açıklamıştı.

Peki bu karar sivil toplum alanındaki çalışma ilişkilerine ne söylüyor? Hak temelli kurumlarda emekçiler haklarını arayabiliyor mu? Sivil toplum kendi çalışanlarıyla ve çalışanlar birbirleriyle yeterince dayanışabiliyor mu? Kadın emekçiler bu süreçte nasıl bir deneyim yaşadı?

Sivil toplum alanında iş arama süreçlerinin olumsuz etkilenmemesi için isimlerini paylaşmak istemeyen dört kadın sorularımızı Kadın İşçi için yanıtladı.

Mahkeme kararı emsal olur mu?

İki yıl süren davanın sonunda gelen işe iade ve sendikal tazminat kararı, dört kadın için yalnızca hukuki bir kazanım değil. Onlara göre karar, sivil toplum alanında sendikal örgütlenmenin bedelinin işten çıkarılmak olmaması gerektiğini de gösteren önemli bir emsal.

İşçiler, mahkeme kararının yaşadıkları maddi ve manevi kayıpları telafi etmediğini vurguluyor.

“Bizim durumumuzda sendika dava sürecine maddi ve manevi olarak destek olmadı. Bunun yanında sivil alanda güvencesiz çalışma koşulları hâlâ sürüyor. Bu emsal kararın sivil alana en büyük katkısı ise 30 kişiden az çalışanı olan kurumlarda iş güvencesi olmadığı için örgütlenenlerin kolayca işten çıkarılmasının önüne geçmesi oldu.”

Mahkemeye başvurmanın bile ciddi bir maddi yük yarattığını hatırlatan kadınlar bundan sonra hiçbir sivil toplum çalışanının bu kararı emsal göstererek dava açmak zorunda kalmamasını umduklarını söylüyor. Asıl beklentileri ise hak temelli kurumların savundukları değerleri kendi çalışma ilişkilerine de yansıtması.

Dayanışma network sınırını aşamadı

İki yıllık dava sürecinde dört kadın sivil toplumdan bekledikleri dayanışmayı göremediklerini söylüyor. İşten çıkarılanların değil, haklarını arayanların etiketlendiğini hissettiklerini anlatan kadınlar bunun yeni iş bulma süreçlerini de olumsuz etkilediğini belirtiyor.

“Sivil toplumdaki dayanışma pratiklerinin küçük network alanları, istihdam kapısını riske atmama şeklinde ilerlediğini gördük. Süreç bizim için her açıdan oldukça zorlayıcı geçti ve geçiyor.”

Buna karşın, birlikte çalıştıkları gençlerin desteğinin kendileri için en büyük dayanışma olduğunu söylüyorlar. Kurumsal düzeyde ise yalnızca Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM), deneyimlerini paylaşabilecekleri bir alan açmasını önemli bulduklarını ifade ediyorlar.

“Sendika çalışanların gerisinde”

İki yıllık süreç, dört kadına göre sivil toplumdaki emek mücadelesinin en büyük sorunlarını da görünür kıldı. Onlara göre mücadele dağınık ilerliyor; çalışanların örgütlenme çabası ise sendikanın kapasitesinin önüne geçmiş durumda.

“İçgörümüzün pekişen kısmı mücadelenin dağınık, adı sık duyulan sendikanın ise güçsüz, örgütlü çalışanların gerisinde olduğu yönünde. Sendikanın gündemi yönetiminde yer alanların gündeminden ibaret ve sivil toplum çalışanlarının dertleri, mücadelesi, örgütlenme pratiklerine uzaklar. Bizden sonra yaşanan başarısız girişimlerde de benzer yol ve adımların izlenerek aynı sonuçların alındığını gördük.”

Kadınlar Ali İsmail Korkmaz’ın adının ve temsil ettiği değerlerin zarar görmemesi için özel bir hassasiyet gösterdiklerini de anlatıyor. Ancak bu hassasiyetin, başta sendika olmak üzere destek bekledikleri kurumlar tarafından yeterince yanlarında durmamanın gerekçesine dönüştüğünü düşünüyorlar. Bu nedenle, hak temelli kurumlarda örgütlenen sendikaların da sivil toplumun kendine özgü dinamiklerine uygun yeni dayanışma ve mücadele yöntemleri geliştirmesi gerektiğini vurguluyorlar.

Cinsiyet eşitsizliği

Dört kadın, yaşadıkları deneyimin yalnızca ALİKEV’e özgü olmadığını düşünüyor. Onlara göre sivil toplumda da kadınlar, diğer sektörlerde olduğu gibi emek sömürüsüne ve cinsiyet eşitsizliğine açık bir konumda çalışıyor.

“Kadın çalışan olmak ise sessiz, sakin, iş bitirici ve çalışkan olduğunuz sürece yöneticilerin ve yönetim kurullarının vitrinde tuttuğu; emeğinizin karşılığını talep ettiğiniz anda ise herhangi bir şirket yöneticisinden farksız reflekslerle karşılaştığınız bir deneyime dönüşüyor.”

Kadınlar birçok kurumun toplumsal cinsiyet eşitliğini kadın çalışan ve gönüllü sayısıyla ölçtüğünü, ancak kurum içindeki güç ilişkilerini, ücret eşitsizliklerini, görünmeyen emeği ve karar alma süreçlerindeki cinsiyetçi işleyişi sorgulamadığını söylüyor. Hak savunuculuğu yapan kurumlarda bile erkek yöneticilerin, genç kadın çalışanlara yönelik hiyerarşik ve ayrımcı tutumlarının sürebildiğini ifade ediyorlar.

Onlara göre kadınlar çoğu zaman kurumun görünen yüzü, ilişkileri yürüten, krizleri çözen ve duygusal emeği üstlenen kişiler oluyor. Ancak bu emek çoğunlukla görünmez kalıyor.

“Kadına atfedilen ‘iletişimi güçlü’, ‘uyumlu’, ‘fedakâr’, ‘idare eden’ gibi stereotipik roller, hak savunuculuğu alanında da ortadan kalkmıyor; yalnızca daha politik ve ilerici bir dilin arkasına gizlenerek yeniden üretiliyor.”

Erkek dayanışması

Mahkeme kararının ardından ALİKEV yönetimiyle herhangi bir görüşme yapmadıklarını söyleyen dört kadın sivil toplumda çalışmaya devam edebileceklerini ancak aynı kurumda yeniden çalışmayı düşünmediklerini belirtiyor. Bunu değiştirecek tek şeyin ise özür, özeleştiri ve gerçek bir kurumsal dönüşüm olacağını ifade ediyorlar.

Kadınlara göre sendikalar çalışanların sesini güçlendirmek için var. Ancak bu işlev yerine getirilmiyorsa farklı örgütlenme biçimleri geliştirmekten çekinmemek gerekiyor. Dava ve müzakere süreçlerinde işçinin ya da temsilcisinin yer almadığı hiçbir sürecin kabul edilmemesi gerektiğini de özellikle vurguluyorlar.

İşverenden talep edilen şeffaflığın sendikalardan da talep edilmesi gerektiğini söyleyen kadınlar, “Sivil toplum ve sendikal yapıların da ataerkil düzenin içinde var olduğunu ve erkek dostluğu üzerine kurulabileceğini unutmayın. Hak savunuculuğu yapan kurumlar da erkek dayanışmasını, hiyerarşiyi ve eşitsizliği yeniden üretebilir.” görüşünde…

Röportajı ise şu değerlendirmeyle tamamlıyorlar:

“Bu süreç bize sivil toplumdaki güç ilişkilerini görünür kılmanın, dayanışmayı büyütmenin ve birbirimizi daha fazla gözetmenin hayati olduğunu gösterdi.”

Ana görsel: ChatGpt tasarımı.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar