Domates işçisi Mesude anlatıyor: ‘Hayatım boyunca hayal dahi kuramadım!’

O bir domates işçisi. Yevmiyeli çalışıyor ve hiç durmadan tarladan tarlaya koşturuyor. Domates bitiyor, karpuz başlıyor, o bitiyor, biber başlıyor. Köyünde kadınların gidebileceği bir çay bahçesi olmamasından yakınan Mesude, çocukluğunda evlatlık verilen kardeşi nedeniyle hala üzgün.
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com

Şimdi domates hasat zamanı. Aydın’a bağlı Çine ilçesinin birçok köyünde bazı tarlaların kıpkırmızı olduğu bir zaman dilimi. Bu bölgede, güçlü bir sebze havzası olan Doğanyurt köyünde, tırlar dolusu domates hasat ediliyor. Çok büyük bir tarlada Mesude Kaygısız da kendisi gibi geçici tarım işçisi arkadaşlarıyla domates topluyor. Geçici tarım işçilerinin yüzde 90’ı kadın. Sürekli devam eden sıcaklar nedeniyle tarlalarda hayat ağustos ayında eziyetli. Kavurucu güneşin altındaki sebze hasadında, sıcak doğrudan kafaya vuruyor. Sıcağın beyin kanaması yapmaması için, kafa ve yüz hem şapkayla hem de eşarpla kapatılıyor. Mesude evinin ve iki çocuğunun geçimini sağlayan tek kişi değil. Eşi de bahçıvan olarak çalışıyor. Çocukları da ergenlik yaşını çoktan geçmiş. Fakat kendisi öyle bir çocukluk yaşamış ki, onların sadece bugününü değil, geleceğini de milim milim hesaplıyor.

Domates mesaisi öğlene kadar

Sıcaklarda veya soğuklarda, Doğanyurt’ta işler hiç bitmiyor. Domates toplanıyor, karpuz başlıyor. Sırada biber ve mısır var. Sonra zeytinler olgunlaşıyor. Köyün bütün kadınları her gün horozların uyanmasıyla ayağa kalkıyor. 10 veya 14 kişilik ekipler halinde tarım alanlarına gidiyorlar. Bu kadar erken işbaşı için, saat 04’te uyanıp yola çıkması gerekiyor Mesude’nin. Bütün işçi kadınlar tarlalara geldiğinde, havadaki alacakaranlık hala devam ediyor. Bütün gün sürmüyor mesai. Çünkü sıcağa gelemeyen ve hemen yumuşayan bir sebze domates. O nedenle öğlen 12, domates emekçilerinin paydos saati. Ne var ki oradan eve gitmiyor. Farklı bir bahçeye koşuyor.

Mesude Kaygısız

‘Otel işçiliği de yaptım’

48 yaşındaki Doğanyurtlu tarım işçisi, yıllardır bu köyde yaşadığını anlatıyor. “Buradaki her kadın tarlalarda çalışıp geçimini sağlıyor. Bizler yevmiyeli işçiyiz. “Domates, biber, karnabahar, mısır, buğday, arpa, zeytin. Bütün bunları eken de biziz, sulayan da, toplayan da..” diyor. Sigortası yok. Hayatı boyunca sigortalı çalıştığı tek yer Bodrum’da oda temizliğini yaptığı bir otel. 1992 yılında evlenmiş. “Eşim Doğanyurtlu, ben de evlenince bu köye geldim.. Aslen buralı değilim. Bölüntü köyünde doğdum.” Kendisinden sekiz yaş büyük olan kocası bahçıvan. Nişanlı olan kızı işsiz. Oğlu ise sütçüde çalışıyormuş. Hep çiftçilik mi yapmış peki? Farklı olarak sadece tek yerden söz ediyor. “Eşimle uzak bir yerde çalıştık. O Bodrum’da bir çiftlikte bahçıvanlık yaptı. Ben de bir otelde odaları temizledim, yatakları düzenledim. İkimiz de evimize gidemiyorduk. Sonra uzak olduğu için bıraktım. Yine köyümüze döndüm ve tarla işine girdim.”

Yedi gün izinsiz çalışmak

Evlendiği insanı, nerede kimin kanalıyla tanıdığını soruyorum. “görücü” dedikleri yolla mı, nasıl? Anlatıyor; “Biz gezmeye falan gitmeyiz ki. Tarım işçilerinin ne tatili vardır ne de başka bir şeyi. İki şey için izin yaparız; Düğünlerde ve cenazelerde! Düğünde görüp de evlenen var ama biz tarım işçileri eğer kendi kardeşimiz falan değilse düğüne de gitmiyoruz. Pazar da dahil bize haftanın yedi günü iş verir çiftlik sahipleri. Boş günümüz yok ama ekmeğimizi kazanıyoruz en azından. O nedenle ekerken ya da biçerken görür insanlar birbirini. Eşim de beni biber çiftliğinde yevmiyeli çalışırken görmüş, beğenmiş…  Hasat zamanıydı. Sonra evlendik.”

Tek lüksleri ev gezmesi

Erkek toplumunda yaşamanın sıkıntılarını da paylaşıyor; “Bizim burada kadınların oturacağı bir çay bahçesi ya da ona benzer bir yer bulunmuyor. Kadının gezeceği bir yer de yok. Eğer boş zaman bulursak tek eğlencemiz komşular çağırdığında gitmek, ikram edilen çayı içmek. Ev gezmesi yani. Sadece kahvehane var köyde, orası da erkekler için. Hani demin sordunuz ya. Kız veya erkek, kimi nerede görsün de tanısın?” Hatta alışveriş edecek bir pazar yeri dahi yokmuş. Peki köyde yemek yenecek, çorba içilecek bir lokanta yok mu? Ya da düğün salonu? “Lokantamız yok” diyor. Salon için şu bilgiyi veriyor. Doğanyurt’ta bir ilkokul vardı. O ilkokulu kapattılar. Sonra da boş bina düğün salonu haline getirildi. Artık düğünler okulda yapılıyor. Şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırıyorum; Eğitime hayır, düğüne evet!

Emek verdiği ürünler

Yıl boyunca bağda bahçede neler yapıyorlar. Uzun bir listeden söz ediyor; “Kasım, Aralık ve Ocak’ta zeytin hasadına gidiyoruz. Günde 15-20 çuval zeytin topluyoruz. Şubat ve Mart’ta çiftlik sahipleri toprağı kazmak, ekime hazırlamak için çağırıyor. Mart sonu domatesleri ekiyoruz. Nisan, mayıs ayında ekinlerin bakımını yapıp suluyoruz. Mayıs’ta yer fıstığı ekiyoruz. 180 gün sonra hasadını yapıyoruz. Yer fıstığının olgunlaşması çok uzun zaman alıyor. Mayıs ayında aynı zamanda karnabahar da ekiyoruz. Haziran, karpuz dikme zamanı. İki ay sonra toplamaya başlıyoruz karpuzları. Ağustos tamamen domates hasat ayı.”

13 yaşında kardeşlerine annelik yaptı

Peki neden bu kadar çok çalışıyor, hiç izin yapmıyor; “Kızım için” yanıtını veriyor. “Ben kız çocuğu olarak çok çektim, o çekmesin. Ben çocuk olamadım. Hatta hiç oyun oynamadım. Benim yaşayamadıklarımı O yaşasın” diyor ve ekliyor; “İlkokul beşe kadar okudum. Hayal dahi kuramadım. Kötü olaylar yaşadım. Çocukken annem hep düşüp bayılırdı. ‘Kalbi var’ derlerdi. Bir gün bayıldı ve bir daha uyanmadı. Benim yanımda öldü. 13 yaşındaydım o zaman. Halen o günü unutamıyorum. Cumartesiydi ve yağmurlu bir gündü. Her cumartesi ve her yağmurlu zamanda o gün gelir aklıma.”

‘Ekmeğin kırığıyla doyardım’

Küçük bir yaşta annesini yitirmesinin ardından, canını yakan bir şey daha oluyor. Onu da anlatıyor: “Üç kardeşime de bakıyordum. Canımı dişime takıyor, yemeklerini yapıp, çamaşırlarını yıkıyordum. Ama çevreden ‘Sen beş yaşındaki kardeşine bakamazsın’ demeye başladılar. ‘Zaten sen küçüksün’ dediler. Babamı da ikna ettiler ve evlatlık verildi. Kardeşim yıllardır bizi aramadı, halen de aramıyor. Hepimize çok kırgın ve kızgın. Zengin bir aileye vermiş babam onu. Bu aile de her şeyi önüne sermiş kardeşimin. Üniversiteye kadar da okutmuşlar. İngilizce öğretmeni olmuş kardeşim. Kuşadası’nda ayrıca yazlık bir evi var. Bizim eve evlatlık verildikten sonra sadece babamın ölümünde geldi. Cenazede bana ‘Abla, beni neden evlatlık verdiniz, ben ekmeğin kırığıyla da doyardım’ dedi. Mesude, yaşadığı eziyetli hayat bir yana, kardeşinin kendisiyle konuşmamasına da çok içerliyor. Bu ülkede böyle kadınların yaşamına dair genellikle şu benzetmeyi yapıyoruz; “Aynı film gibi”. Oysa gerçeğin kaskatı hali, ta kendisi!

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!