Tarım işçisi Gülcan: “Nektarinlerin hale yetişmesi için gece yarısı uyanıyoruz”

Nektarin işçisi Gülcan 32 yaşında ve 10 yaşından bu yana tarım işçisi olarak çalışıyor. Meyve toplamak için gece 03.00’da yollara düşüyor. Yevmiye usulü sigortasız, düşük ücretle her türlü riske açık bir iş bu. Hikayesini ondan dinliyoruz.
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com

Meyveler hakkında aynı şeyi düşünürüz. Onları organik tarım yoluyla ve yerel bölgelerden alırsanız bu sağlık demektir. Peki yediğimiz bu doğal lezzetler kimlerin elinden geçip bize ulaşıyor? 32 yaşındaki Tarım işçisi Gülcan bu emeğin yolcusu. Yeni günü şafak sökmeden karşılıyor genç kadın. Osmaniye’nin Erzin bölgesindeki evinin rutin işlerini akşamdan ayarlıyor. Beş yaşındaki kızını kendine çok yakın oturan annesine götürüyor. Eve geliyor. Oğlu ve eşi uyuyalı çok olmuş… Onlar derin uykudayken kalkıyor. İşe gidecek. Orada hayat böyle. Vakit 03’ü gösterdiğinde, gecenin zifiri karanlığında nektarin tarlasına doğru yola koyuluyor. Bölgedeki tüm kadınlar gibi Gülcan da tarım işçisi. Hayatını oradan gelen yevmiyeyle sürdürüyor. Güneş doğmadan çok önce, yaşadıkları küçük evlerden çıkıp tarlaya ayak basıyor kadın işçiler.

Yarım saatlik dinlenme

Osmaniye’ye bağlı Erzin’in bereketli olarak değerlendirilen toprakları üzerindeki ekmek kavgası bu… Gülcan’ın yakıcı güneş tam tepesinde. Her gün dikenli, taşlı yolları aşarak evinden 10 kilometre uzaklıktaki bahçeye nektarin hasadı yapmak üzere yola çıkıyor. Geleceğine dair hayallerini de içinde barındırarak… Dinlenme süresi yarım saati aşmayan Gülcan, güneşten de yağmurdan da nasipleniyor. Kimi zaman sırılsıklam bir halde ara vermeden çalışıyor. Topladıkları nektarilerin kasalarla çiftçiye teslim ediyor…

Kamyon kasasıyla yolculuk

Bir iş gününün sonunda, büyük bir yorgunluk içinde evine götürecek kamyonun kasasında buluyor kendini. İş kazalarının ve risklerin olduğu bu açık hava yolculuklarının zorluklarından söz ediyor. Sabahtan beri ne toplamış, kaç saat kalmış güneşin altında ağrılar dizlerini ne kadar zorlamış, anlatıyor. Yol bitiyor ve yüzü solmuş vaziyette evine giriyor. Bu yaşamı biraz daha nasıl çekilir kılabilir? Yorgunluğunu azaltabileceği başka bir çalışma biçimi var mı? Bu kadar sepet narenciyeyi çiftçiye teslim ederken gerçek hakkını alıyor mu ? Evde dinlenecek bir köşe onun için imkansız. Sabahtan beri burada da onu bekleyen işler var. Önceliği mutfak. Çünkü çocuklar aç. Onların doyurulması gerekiyor.

“Nektarinler sıcakta bozuluyor”

Kolay bozulabilen bu meyveleri toplayacak makineler yok. İnsan eli gerektiriyor. Bu işe emeğini ve zamanını harcıyor fakat o bir “görünmez” işçi. Sigorta kaydı ve herhangi bir sosyal hakkı yok. Mevsimlik çalışan bu genç kadın hiçbir yerden destek almıyor. Koşullar ağır, emeğinin değeri yok. Gece ayazından şikayetçi. Yola çıktığı saatlerin can yakıcı derecede soğuk olmasından yakınıyor. Puslu sarı bir parıltı altında çalışıyor, sıra sıra nektarin ağaçlarının arasında… Anlatıyor; “Güneş doğmadan, hava karanlık ve nemliyken bu işi yapmak zor. Çoğu zaman uykulu halde oluyoruz. Hızlı bir şekilde toplamamız isteniyor. Çünkü nektarinler sıcakta bozuluyor”.

“Hemşire olacaktım”

Memleketi Diyarbakır. Bu şehirde 12 kardeşiyle süren bir hayattan geliyor. Çocukluğu çok zor geçmiş. Bu kadar çok nüfusu beslemek için babasının bulduğu çözüm gezici tarım işçiliği olmuş. Diyarbakır’dan bazen üç ay veya daha fazla süreyle ayrılarak tarlalarda işçi olarak çalışmışlar. Şehirden şehire dolaşmışlar. Gülcan da 10 yaşından bu yana ailenin tüm üyeleri gibi hep çalıştı. Çocukluğunu yaşayamadı. Kimi zaman portakal topladı, bazen de 12 küçük kardeşiyle patates hasadında ter döktü. Okumayı istemiş, hemşire olmak için. Babası, “okursan nasıl geçineceğiz” diye sormuş. En unutmadığı anları çocuk yaşlarda çadırlarda geçen zamanları. Elektriğin olmadığı karanlık çadırlarda korkmuş çoğu kez. Soğuktan üşüdüğü, akrepten korktuğu anılarını paylaşıyor.

Evde de ev işleri

10 yıl önce evlilik nedeniyle Diyarbakır’dan Osmaniye’ye göç ediyor. Eşi de emekçiymiş kendisi gibi. İki çocuğunu biraz büyüttükten sonra bahçelerde portakal, limon, nektarin ve mevsimine göre daha birçok hasat işinde çalışıyor. Gülcan, “Evet tarım işçisiyiz, en çok vakit önemli bizde. Gecenin ortasında uyanmamız gerekiyor taze meyveleri hale yetiştirmek için. Çünkü topladığımız nektarinler hale hem çok taze hem de çok erken gitmek zorunda” bilgisini paylaşıyor. Daha birçok şeyin üstesinden geliyor, “İşi bitip eve gidince çocuklara bakmak, yemeği yapmak, çamaşırı yıkamak da bizim işimiz” diye ekliyor gülümseyerek.

“Aldığımız para eziyeti karşılamıyor”

Tarım işçisi kadınların ev işlerine bakma zorunluluğu onları başka her şeyden mahrum bırakıyor. Fakat ev işinin ötesinde de başka uğraşlar da var. Çoğu durumda inek sağımı, peynir yapımı, bahçe bakımı ve diğer “görevler” de ekleniyor. Yoğun ve kötü çalışma koşulları sağlığını bozuyor. Gülcan sürdürüyor konuşmasını. “Emeğimizin karşılığı o kadar düşük oluyor ki. Yazın sıcakta çalışmak eziyet. Aldığımız para ise eziyeti karşılamıyor. Öyle sıcak da değil kavurucu bir hava. Tarlada birkaç saat çalışan için bile zor”.

Yılan da var domuz da…

Erzin’de tarım işçisi olarak çalışırken tehlikelerle karşılaştı mı? “Hem de nasıl” diyor. “Sıcakta yılan olur tarlada. Ayağımızın dibinde görünce bağırarak kaçıyoruz. Ama en kötüsü nektarin toplamak için ağaca çıktığımda oldu. Sabah ağaca nektarin için tırmandım. Baktım dalda kıvrılmış. Bağırıp kendimi yere attım”. Peki yılanın ağaçta ne işi var? “O da meyveyi yemek için çıkıyor” diyor. Yaban domuzlarıyla da başı derde girmiş. Çiftlikte uzaktan görmüş. Sonra hayvan kendisine doğru koşmaya başlamış. O kaçmış domuz kovalamış. Çok korktuğunu anlatıyor.

Zamanın acımasız olduğunu söyleriz ama Erzin’de gaddar! Hasat için gece 03’te mesaiye başlandığında farkına varırsınız bu gaddarlığın. Ama bunlar çok da bilinmez…

Paylaş:

Benzer İçerikler

“Ben 19 yaşındaydım, ilk defa işe girmiştim. Çoluk çocuk diyeceğimiz arkadaşlar vardı. En yaşlısı bendim diyebilirim. 13-14 yaşında çalışan kızlar vardı. Kimisi ablasının kimisi annesinin nüfus kağıdıyla işe girmişlerdi. Daha sonra bir hak tanındı. Herkes kendi gerçek kimliğiyle devam etti işe. Böylesi bayanlarla katıldık yürüyüşe. Asıl olarak 15-16 Haziran Yürüyüşü’nden sonra bilinç kazanmaya başladık.”
Kendine özgü muhalif duruşu var Bahise’nin. Çevresindeki insanlar hayatına dair bir kitap yazmasını çok istedi. “Yıllar boyunca herkes benim hikayemi kaleme almam önerisinde bulundu” diyor. Ne var ki yazmadı. Katılmadığı eylem neredeyse yok. 1 Mayıs 1977 katliamında yaralandı. Devasa meydanı dolduran insanların arasında yer alan Bahise anlattı.
Bulaşık, çamaşır başta olmak üzere bütün ev işlerinden nefret ediyor. Hayatını kaynak yapmaya endekslemiş bir işçi o. Derya Yavuz’un, elindeki kaynak tabancasıyla, ‘kadın yapamaz’ algısına meydan okuyan bir duruşu var… Öyküsü film gibi…
Henüz 19 yaşında olan Güneş’le görünmezlik kılıfı altında “sıradan”laştırılan çocuk işçiliğini, ücretsiz aile işçiliğini, çocuk istismarını, baba şiddetini, yetimhanede yaşamayı, düşük ücretle çalışmayı ve direnmeyi konuştuk.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!