Skip to main contentSkip to footer

ILO 193 ile platform işçilerinin hayatı değişecek mi?

Platform ekonomisinde çalışan milyonlarca işçi için ilk kez uluslararası bir sözleşme kabul edildi. Peki bu Sözleşme Türkiye’de neyi değiştirecek? Tüm Taşıma İşçileri Sendikası (TÜMTİS) adına Mukadder Ekrem ile sosyolog Dr. Başak Kocadost’a göre ILO 193 önemli bir eşik. Ancak gerçek değişim, Türkiye’nin sözleşmeyi onaylamasına ve platform işçilerinin mücadelesine bağlı.

Ücret

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 114. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen 193 No’lu Platform Ekonomisinde İnsana Yakışır İş Sözleşmesi, dijital platformlarda çalışan milyonlarca işçi için yeni bir dönemin kapısını araladı. Ancak sözleşmenin platform işçilerinin çalışma koşullarını gerçekten değiştirip değiştirmeyeceği, ülkelerin atacağı adımlara bağlı.

Türkiye’de platform ekonomisinin en görünür çalışanları olan moto kuryeler başta olmak üzere dijital platformlarda çalışan işçilerin haklarını, sözleşmenin eksiklerini ve Türkiye’nin atması gereken adımları TÜMTİS’ten Mukadder Ekrem ile sosyolog Dr. Başak Kocadost ile konuştuk. Kocadost’un doktora tezi esnaf kuryelik hakkında ve “Platform Emeği, Toplumsal Yeninden Üretim ve İşçi Sınıfı” başlığını taşıyor.

ILO 193 Konferansı

ILO 193 önemli bir eşik ancak mücadele bitmedi

Hem TÜMTİS adına konuşan Mukadder Ekrem hem de sosyolog Dr. Başak Kocadost’a göre ILO’nun kabul ettiği 193 No’lu “Platform Ekonomisinde İnsana Yakışır İş Sözleşmesi”, platform çalışanlarının hakları açısından önemli bir dönüm noktası. Ancak iki isim de sözleşmenin tek başına çalışma koşullarını değiştirmeyeceği görüşünde. Sözleşmenin gerçek etkisi, Türkiye’nin bunu onaylamasına ve iç hukuka yansıtmasına bağlı.

Mukadder Ekrem, sözleşmenin platform işçilerinin yıllardır sürdürdüğü mücadelenin bir sonucu olduğuna dikkat çekiyor. Latin Amerika’dan Avrupa’ya, Güney Kore’den Hindistan’a kadar pek çok ülkede platform işçilerinin sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkı için mücadele ettiğini hatırlatan Ekrem, Türkiye’de de Hepsijet ve Yemeksepeti kuryelerinin kontak kapatma eylemlerinin bu sürecin önemli örneklerinden biri olduğunu söylüyor.

Ekrem’e göre platform işçilerinin yaşadığı sorunların ILO gündemine taşınmasıyla birlikte ilk kez uluslararası bir çalışma standardı oluşturuldu.

“Platform işçileri için yeni bir dönem başlıyor’ diyebilmek için henüz erken. Bu sözleşmenin Türkiye’de de onaylanması ve yasalarla uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Ancak o zaman mevcut belirsizlikler ortadan kalkabilir.”

Başak Kocadost da sözleşmenin kabul edilmesini önemli bir gelişme olarak değerlendiriyor. Bu alanda bir düzenleme gündeme geldiğinden beri platform şirketlerinin bağlayıcı bir sözleşmeye şiddetle karşı çıktığını, yalnızca tavsiye kararı istediğini hatırlatan Kocadost, bu nedenle sözleşme ile asgari normların oluşturulmasının dahi başlı başına anlamlı olduğunu belirtiyor.

Kocadost, sözleşmenin platform ekonomisinde işçi sağlığı ve iş güvenliği, ödemeler, algoritmalar da dahil kullanılan otomatik sistemlerin işçi hakları aleyhine işletilememesi, işçilerin veri erişimi hakkı, göçmen işçilerin ayrımcılığa karşı korunması gibi meseleler üzerine maddeler içerdiğini bildiriyor. Platform çalışanlarına yaşamları veya sağlıkları açısından yakın ve ciddi bir tehlike hissettiklerinde, haksız sonuçlara maruz kalmaksızın işten kaçınma hakkı tanıyor.

Kocadost, 193 No’lu Sözleşme ile ayrıca örgütlenme özgürlüğünün tanınması, zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması, çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi, ayrımcılık karşıtı, güvenli ve sağlıklı çalışma ortamının hayata geçirilmesi olarak geçen çalışma yaşamına ilişkin temel ilke ve hakların platform ekonomisini de kapsadığını belirtiyor.

Ancak, sözleşmenin platform çalışanlarının istihdam statüsünün ne olacağı kritik sorusunu, yani işçi sayılıp sayılmayacaklarını ülkelerin ulusal hukuk sistemlerine bıraktığını dile getiriyor.

“Sözleşme, üye devletler platform çalışanlarının doğru şekilde sınırlandırılması için uygun tedbirleri alır diyor. 10. maddede ise kazancın asgari ücretten düşük olmaması ile işlerini ifa ederken yaptıkları harcama ve giderlerin karşılanması hakkını yalnız işçi statüsünde olanlara veriyor. Türkiye’de esnaf kurye olarak adlandırılan serbest çalışan olarak geçen işçilere bu haklar verilmiyor. Devletler, onlara da bunların sağlanmasını değerlendirsin deniyor.”

Kocadost ayrıca sözleşmenin platform ekonomisinde ana unsur olan parça başı ödeme sistemi hakkında da bir şey söylemediğini belirtiyor. Ayrıca daha önce taslak metinde yer alıp son halinde çıkartılan bir hususa dikkat çekiyor:

Sözleşme işçilerin çevrimiçi durumda iş bekledikleri süreleri çalışma süresi olarak değerlendirmiyor. Yani bu bir tezgahtarın müşteri yokken çalışmıyor sayılması gibi bir şey. Kurye ancak sipariş geldiği an itibariyle çalışıyor sayılıyor, kendine bir sipariş atanmasını beklerken değil.”

İki isim de son noktada aynı uyarıyı yapıyor: ILO 193 önemli bir başlangıç olsa da platform çalışanlarının haklarının güvence altına alınması, sözleşmenin ülkeler tarafından onaylanmasına ve etkin biçimde uygulanmasına bağlı.

“ILO bir asgari norm oluşturuyor. Asıl mesele bunların ülkelerde nasıl uygulanacağı.”

Mukadder Ekrem, TÜMTİS

ILO 193’te sendikal haklar ve algoritmalar

Mukadder Ekrem’e göre ise platform işçilerinin yaşadığı pek çok sorunun çözümü sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkından geçiyor. Ekrem, bugün platform ekonomisinde çalışan motor kuryelerin büyük bölümünün “esnaf kurye” statüsünde çalıştığını hatırlatıyor. Şahıs şirketi sahibi olarak görüldükleri için sendikaya üye olamadıklarını, toplu pazarlık hakkından yararlanamadıklarını belirten Ekrem, bunun pek çok başka hak kaybını da beraberinde getirdiğini söylüyor.

Yakıt, araç bakımı ve sigorta primlerini kendileri ödeyen kuryelerin tüm riskleri tek başına üstlendiğini vurgulayan Ekrem’e göre sözleşmenin onaylanmasıyla birlikte sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkının önü açılırsa, sosyal güvenlikten ücret güvencesine kadar birçok alanda yeni hakların kazanılması mümkün olacak.

Buna karşılık Kocadost, sözleşmenin platform çalışanlarının sendika kurma veya örgütlenme hakkını ilkesel olarak tanımasının, işçilerin toplu pazarlık hakkından fiilen yararlanacakları anlamına gelmeyeceğine dikkat çekiyor. Bağımsız yüklenici olarak sınıflandırılan platform çalışanlarının toplu sözleşme faaliyetlerinin rekabet hukuku açısından muaf tutulmadığına işaret ederek platform çalışanlarının ortak ücret taleplerinin rekabeti sınırlayıcı anlaşma olarak değerlendirilme riskinin devam ettiğini dile getiriyor.

Kocadost, sözleşmenin dijital platformların kullandıkları otomatik sistemler ve algoritmik kararlarla ilgili önemli maddeler içerdiğini belirtiyor.

Şirketlere, algoritmaların nasıl kullanıldığını; işin dağıtımı, performans puanlaması ya da gelir gibi çalışma koşullarını ne ölçüde etkilediğini açıklama yükümlülüğü getiriliyor. Çalışanlar, haklarında otomatik olarak verilen hesabın askıya alınması ya da kapatılması gibi kararların gerekçelerini yazılı olarak öğrenme ve de yeniden incelenmesini talep edebilecek. Bu tür ciddi kararların yalnızca algoritmalar tarafindan değil, uygun insan katılımı ile verilmesini zorunlu tutuyor.”

Ancak Kocadost, sözleşmedeki “uygun insan katılımı” ifadesinin muğlak ve ucu açık olduğuna dikkat çekiyor. Yine sözleşmenin birçok maddesinin esnek bırakıldığını, ‘ulusal hukuk ve içtihatlara” göre gibi ibareler eklenerek aslında uygulamanın üye devletlere bırakıldığını dile getiriyor. Konferansta tartışmaların uzamasıyla bir Tavsiye kararının çıkmamış olmasının da, ülkelerin bu asgari normları somut olarak nasıl daha ileri taşıyabileceği, hangi düzenleme ve uygulamaların yapılabileceği gibi hususların da gri alanda bırakıldığını ifade ediyor.

“Esnaf kurye modeli çözülmeden sorun bitmeyecek”

Her iki isim de Türkiye’de platform işçilerinin yaşadığı sorunların merkezinde “esnaf kurye” modelinin bulunduğu görüşünde.

Ekrem’e göre sektördeki güvencesizlik, kayıt dışılık, iş cinayetleri ve sendikasızlığın temelinde esnaf kurye modeli yatıyor. Bu model nedeniyle platform çalışanlarının önemli bir bölümü işçi olarak değil, kendi hesabına çalışan kişi olarak görülüyor. Bunun sonucu olarak iş güvencesi, sendikal haklar ve gelir güvencesi ortadan kalkıyor.

Ekrem, ILO 193’ün bu tabloyu değiştirmek için önemli bir başlangıç olduğunu söylüyor.

“ILO 193 bütün sorunları tek başına çözmez. Ama platform işçileri için önemli bir başlangıç ve yeni bir mücadele zemini oluşturur.”

Başak Kocadost da sözleşmenin en kritik eksikliğinin tam da bu noktada ortaya çıktığını söylüyor. Kocadost’a göre sözleşme, birçok konuda işçi ya da serbest çalışan statüsünde tüm platform çalışanlarını kapsıyor. Ancak ücret, işle ilgili masraflar ve sosyal güvenlik gibi kritik hususlarda platform çalışanlarını ikiye ayırıyor:

“Asgari ücret garantisi ve iş masraflarının karşılanması yalnızca işçi statüsündekiler için açık biçimde düzenleniyor. Serbest çalışan olarak gösterilen esnaf kuryeler ise bunlardan yararlanamıyor. Ayrıca platform işçileri kendileri ile benzer istihdam biçimindeki işçilerden daha elverişsiz koşullarda sosyal güvenlikten yararlanmaz deniliyor. Sözleşmenin sosyal güvenlik konusunda söylediği tek şey bu.  İşçi sayılmadıkları için mecburen Bağ-Kurlu olan esnaf kuryelerin, diğer serbest çalışanlar gibi Bağ-Kurlu olması zaten bu maddeyi karşılıyor. Yani bu anlamda platform şirketlerine belli bir miktar prim ödeme ya da herhangi bir başka katkı gibi getirilen bir iyileşme yok.”

İki isme göre de ILO 193 yine de, platform işçileri açısından önemli bir eşik oluşturuyor. Ancak özellikle Türkiye’deki esnaf kuryelerin haklarının güvence altına alınması, sözleşmenin nasıl uygulanacağına ve ulusal mevzuatta yapılacak düzenlemelere bağlı olacak.

Dr. Başak Kocadost, sosyolog

Sırada Türkiye’nin atacağı adım var

Her iki isim de ILO 193’ün kabul edilmesini önemli bir gelişme olarak değerlendirse de asıl belirleyici olanın Türkiye’nin atacağı adımlar olduğu görüşünde. Onlara göre sözleşmenin gerçek etkisi, iç hukuka nasıl yansıtılacağıyla ortaya çıkacak.

Mukadder Ekrem’e göre ilk adım, başta İş Kanunu ile Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu olmak üzere ilgili mevzuatın sözleşmeyle uyumlu hale getirilmesi. Platform ekonomisinde çalışan herkesin işçi statüsünde kabul edilmesi ve sendikal haklarının açık biçimde güvence altına alınması gerektiğini söylüyor.

“Ayrım gözetmeksizin tüm esnaf kuryelere iş güvencesi, sosyal güvence, kıdem ve ihbar tazminatı, ücret güvencesi, tatil hakkı ve sendikalaşma hakkı tanınmalıdır.”

Ekrem’e göre bunun yanında iş sağlığı ve güvenliği denetimlerinin etkin biçimde yapılması, motor, kask, telefon ve kargo çantası gibi iş ekipmanlarının şirketler tarafından karşılanması ve platform şirketlerinin keyfi hesap kapatma uygulamalarının yasaklanması gerekiyor.

Başak Kocadost ise ILO sözleşmelerinin tek başına hak yaratmadığını hatırlatıyor.

“ILO sözleşmeleri asgari bir zemin oluşturur. Doğrudan yaptırım gücü yok. Asıl belirleyici olan ülkelerin bunları nasıl uygulayacağıdır.”

Bu nedenle Kocadost’a göre Türkiye’nin sözleşmeyi onaylaması önemli ancak yeterli değil. Hakların kâğıt üzerinde kalmaması için platform işçilerinin örgütlü mücadelesinin sürmesi ve böylelikle yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor.

“Bu sözleşmenin ne kadar somut kazanıma dönüşeceğini hem Türkiye’de hem de dünyada platform işçilerinin mücadelesi belirleyecek.”

Platform ekonomisinin görünmeyen yüzü: Kadın emeği

Platform ekonomisi denildiğinde akla çoğunlukla moto kuryeler geliyor. Oysa hem Mukadder Ekrem hem de Başak Kocadost’a göre dijital platformlarda çalışan kadınların önemli bir bölümü görünmez kılınıyor,

Ekrem, kadın platform çalışanlarına ilişkin kapsamlı bir veri bulunmadığını belirtiyor. Ancak platform ekonomisinin yalnızca kuryelerden ibaret olmadığını, evden çalışanlar, çevirmenler, temizlik işçileri ve uzaktan hizmet üreten kadınların da bu ekonominin parçası olduğunu söylüyor.

Ekrem’e göre bu alanlarda çalışan kadınlar açısından güvencesizlik çok daha derin yaşanıyor.

Kocadost da benzer biçimde platform ekonomisinin yalnızca moto kuryeler üzerinden okunmaması gerektiğini vurguluyor.

“Platform ekonomisi sadece kuryelerden ibaret değil. Evde bakım yapanlar, temizlik uygulamalarında çalışanlar, bilgisayar başında dijital emek üreten kadınlar da bu ekonominin parçası.”

Kocadost’a göre kadınlar; ev temizliği, bakım hizmetleri, yaşlı bakımı, çevrim içi serbest işler ve dijital emek platformlarında giderek daha fazla yer alıyor. Ancak bu alanlarda çalışan kadınların sorunları çoğu zaman görünmez kalıyor. Kocadost, konferansa WIEGO (Enformel istihdamdaki Kadınlar: Küreselleşme ve Örgütlenme) nun da gözlemci olarak katıldığını, serbest çalışan olarak sayılan platform işçisi kadınlarla ilgili görüşlerini sunduğunu bildirdi.

Sözleşmenin kadınlar açısından dikkat çeken yönlerinden biri de şiddet ve tacize ilişkin hükümler. Kocadost, ILO 193’ün hem fiziksel çalışma ortamında hem de çevrim içi platformlarda yaşanan şiddet ve tacize karşı işçilerin korunmasını öngördüğünü belirtiyor.

İki isme göre de platform ekonomisi büyürken kadın emeğinin görünürlüğünü artıracak ve bu alandaki güvencesizliği azaltacak politikalar geliştirilmesi giderek daha büyük önem taşıyor.

“Esnek çalışma” değil yeni bir güvencesizlik modeli

Mukadder Ekrem’e göre platform ekonomisi bugün “esnek çalışma” söylemiyle sunulsa da gerçekte yeni bir güvencesizlik modeli yaratıyor. Platform işçilerinin yaşadığı en görünmeyen hak ihlallerinin başında ise sosyal güvencesizlik geliyor.

Ekrem, platform çalışanlarının önemli bir bölümünün iş güvencesi, ücret güvencesi ve sosyal güvenlikten yoksun olduğunu söylüyor. Belirli çalışma saatlerinin bulunmadığını, yıllık izin gibi en temel haklardan bile yararlanamadıklarını belirtiyor.

“Sendikalaşma ve toplu pazarlık haklarının olmaması, hak arama yollarını da kapatıyor. Bu tablo, kölece çalışma düzeninin yeni biçimi ve kayıt dışı çalışmanın farklı bir görünümü.”

Ekrem’e göre platform ekonomisi kadınlar için de sanıldığı kadar “esnek” bir çalışma modeli sunmuyor.

“Özellikle kadınlar açısından avantajlı gibi görünse de iş ve gelir güvencesi ile sosyal güvenlik bakımından ciddi dezavantajlar yaratıyor.”

Bu nedenle ILO 193’ün Türkiye tarafından gecikmeden onaylanması gerektiğini söyleyen Ekrem, aksi halde bugün yaşanan belirsizliklerin ve hak kayıplarının süreceği uyarısında bulunuyor.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar