AKP ile birlikte toplumsal olarak gelişen bir özelliğimiz oldu. “Her lafın altında bir şey aramak”. Son olarak yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir açıklamasıyla, yine “her lafın altında bir şey arama” davranışına girdik. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ile TİSK Mikrocerrahi ve Rekonstrüksiyon Vakfı, 5 Şubat günü “Cumhuriyet’imizin 100. Yılında Çalışma Hayatı” temasıyla Ortak Paylaşım Forumu’nun beşincisi düzenlendi İstanbul’da. Erdoğan da burada konuşmacı idi.
Hem TİSK’e hem de Çalışma Bakanlığı’na teşekkürlerini bir borç bilmeden önce şu cümleleri kurdu: “Hukuk Politikaları Kurulumuz bünyesinde çalışma hayatımıza ilişkin mevzuat dağınıklığının giderilmesine yönelik bir çalışma yapıyoruz. Bireysel iş kanunlarına ve bireysel iş hukukuna ilişkin diğer kanunlarda yer alan düzenlemeleri tek bir temel iş kanunuyla bütüncül bir yapıya kavuşturmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede ortaya çıkacak Türk İş Kanunu ile etkinliği ve verimliliği artırabileceğimize inanıyorum. Hazırlıklarımızı tekemmül ettirdikten sonra inşallah bu meseleyi Meclis’imizin ve kamuoyumuzun takdirine sunacağız.”
“Dağınıklığın giderilmesi” diyor, “tek bir temel iş kanunu” diyor, “verimlilik” diyor… Tehlikeli söylemler bunlar. Halihazırda var olan memur ve işçilere yönelik kanunlar uygulanmaz (ki onlar da çok çalışanlar lehine olmasa da memur ve işçilerin kazanımlarını kapsıyor) ve iktidar sermaye ile kol kola bu kanunları çekiştire çekiştire bir hal ederken… Bunlar yetmemiş görünüyor.
Keza Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2024-2028 Stratejik Planı’nda iş kanunlarında yapılacak değişikliklere ilişkin daha önce yapılan açıklamaları da düşündüğümüzde, Erdoğan’ın bu sözlerinin altında “ne buzağılar var ne buzağılar!”
Mesela şöyle deniliyordu, çok “stratejik” o planda: “İş Kanunu’nda yer alan mevcut esnek çalışma düzenlemelerinin etkinleştirilmesi gerekmektedir!”
Anlaşılan o ki, esnek çalışma ile daha fazla güvencesizlik ve geleceksizlik kapımızda. Ancak daha kötüsü, henüz ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmiyoruz. Ama devleti ve sermayeyi tanıyoruz. Bu yüzden iş kanunlarını tek çatı altında toplayacağını söyleyen bu düzenlemeden işçi ve emekçilerin lehine bir şey çıkmayacağını görebiliyoruz.
Hele de esnek çalışma konusunda ihtisas yapan kadınlar açısından “güvenceli çalışma”, “emeklilik” ve “bakım yükünden arınma”nın giderek zorlaşacağı açık.
Tüm bunları sendikacı kadınlarla konuştuk, bakın onlar neler anlatıyor:
“Ücretler düşecek. İstihdam artırılmak yerine angarya çalışma üzerinden performans dayatmaları olacak. Çalışanlar çok daha yoğun bir emek sürecine dahil edilecekse böyle bir kanun çalışanların lehine olmayacaktır.”
“Geçim koşullarımız daha da zorlaşacak”
KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher, çalışma saatlerinin düşürülmesini, fakat emekçilerin herhangi bir hak kaybı yaşamadan bunun olması gerektiğinin altını çiziyor. Döne, 45 saatlik çalışma saatleri düşürülürken iktidar tarafından devreye konulacak tehlikelere şu sözler ile dikkati çekiyor:
“KESK’in talepleri arasında çalışma saatinin 35 saate indirilmesi üzerinden Toplu İş Sözleşmesi (TİS) vardı. Çalışma saatleri indirilsin ama çalışma saatleri indirilirken işverenin, sermayenin ve devletin çıkarına olacak şekilde çalışanların ücretlerinde ve sosyal güvencelerinde, emeklilik haklarında bir gerilemeye sebep olacaksa böyle bir düzenleme emekçilerin yararına olmayacak. Ve maalesef ki bu iktidarın sermaye ile ilişkilerini düşündüğümüz zaman tersi bir çalışma çok da beklediğimiz şey değil. İş saatlerinin 40 saate düşürülmesi ile birlikte zaten zor olan geçim koşullarımız daha da zorlaşacak. Çalışma şartlarımız daha da zorlaşacak. Ücretler düşecek. İstihdam artırılmak yerine angarya çalışma üzerinden performans dayatmaları olacak. Çalışanlar çok daha yoğun bir emek sürecine dahil edilecekse böyle bir kanun çalışanların lehine olmayacaktır.”
“Esnek çalışmanın kadın kamu emekçileri açısından ikili emek sistemi içerisinde nasıl bir yoğun emeğe dönüştüğünü, kamunun ve işverenin ne kadar ‘yarar’ sağladığını bizler biliyoruz. O yüzden esneklik ve güvence yan yana gelemez.”

“Esnek çalışma yaygınlaştırılmak isteniyor”
Döne, uzun süredir esnek çalışmanın yaygınlaştırılmak istendiğini belirtiyor. Esnek çalışmanın en çok kadın emekçileri olumsuz etkileyeceğinin altını çiziyor. “Uzun bir süredir esnek çalışma, evden çalışma, yarı zamanlı çalışma tartışmaları iktidarın gündeminde. Sosyal güvenceden uzaklaşma, emeklilik hakkından yoksun kalma ve daha da yoksullaşmayı beraberinde getirebilir. Kadınlar açısından var olan bakım emeği süreçlerini artıracak. Kamu kreşleri zaten yok. Kreş açma zorunluluğunu tamamen üstünden atarak bu süreci işletebilir. Esnek çalışmanın kadın kamu emekçileri açısından ikili emek sistemi içerisinde nasıl bir yoğun emeğe dönüştüğünü, kamunun ve işverenin ne kadar ‘yarar’ sağladığını bizler biliyoruz. O yüzden esneklik ve güvence yan yana gelemez. Esnekliği çağrıştırabilecek herhangi bir şeyin güvence ile hiçbir ilişkisi olamaz. Ücret kaybı, herhangi bir hak kaybı yaşanmadan, emeklilik hakkı ile ilgili düzenlemeler doğru bir şekilde temellendirilerek 40 saatlik çalışma süresi istihdamda artma getirebilir.”
“Emekçilerin kaybedeceği bir süreç olacak”
Döne, esnek çalışma örneklerinde ve halihazırda bu düzenlemede, “kıdem tazminatının TES’e (Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi) aktarılması”nın da gündeme getirildiğini ama bu konuda net bir bilginin hala olmadığını söylüyor. Döne, “Tamamlayıcı emeklilik sistemi üzerinden tartışma yürütülüyor, sistem üzerinden kıdem tazminatının fona aktarılmasından bahsediliyor. Bunun da nasıl olacağı bilinmiyor. Daha ortada bir şey yok. Buna rağmen müjdeler olarak verilen sözler var. Bu sözlerin her birinin nereye gideceğine dair ne bizler ne de emekçiler bir şey biliyor. İşveren sendikaları da bir şey bilmediğini söylüyor. İşçi sendikaları, işçi konfederasyonları da bir bilgiye sahip değil. Bu bilgiye kim sahip? Süreç nasıl işleyecek? Çok net bir şey söyleyemiyoruz.”
“Bu konudaki tutum net olmalıdır. Şu anda var olan hali ile iktidarın geliştireceği şey uzun süredir kamuda var olan esnek, güvencesiz, taşerona bağlı çalışma halinin ve kiralık işçi üzerinden tariflendirilmeye çalışılanın, özel-kamu tüm alanlarda yaygın bir şekilde hayata geçirileceği düşüncesi bizde gelişiyor. Kamudan doğru düşündüğümüzde, özellikle eğitim emekçilerinin, posta dağıtımında, hastanede çalışan arkadaşlarımızın yaşadıklarını bire bir gören insanlar olarak şunu söyleyebilirim; her şey idarelerin tek dudağı arasında. İşyerinde şiddeti, mobbingi, tacizi de barındıran çalışma hukuku açısından emekçilerin kaybedeceği bir süreç olacak. Bu düzenleme karşısında işçi konfederasyonlarının da bizlerin de ortak bir söz söylemesi gerekiyor.”

“Güvencesiz çalışma artacaktır”
SES Şişli Şube Eş Başkanı Fadime Kavak, Erdoğan’ın açıklaması ile gündeme gelen ve içerisinde 45 saatlik çalışma süresinin 40 saate düşürülmesi gibi maddelerin öne çıkarıldığı düzenlemeden güvencesizlik çıkacağına dikkati çekiyor. Fadime, “Çalışma süresini günde 7.5 saate indireceklerini söylüyorlar ama bununla ilgili hiçbir şey yok. Ne yapacaklar? Ne edecekler? Nasıl bir plan ortaya çıkacak? Tam olarak bilemiyoruz. Günlük mesai saatini düşürürken emekçilerin haklarını da düşüreceklerse, bu uygulamanın hiçbir anlamı olmayacaktır. Güvencesiz çalışma artacaktır. Bu kadar işçi düşmanı bir iktidardan emekçilerin lehine olabilecek bir uygulama beklemiyorum. Çok önyargılı diyebilirsiniz ama bugüne kadar böyle bizim tecrübelerimiz. Bizim lehimize bir şey çıkmadı. Evet sanal bir şey üzerinden konuşuyoruz. Aslında bu yasa değişikliğini Meclis’e sunduklarında daha net anlaşılacaktır. Ama, eminim ki, birçok hakkımızı budayacak meseleler vardır” diyor.
“Kadın üzerindeki bakım emeği artacaktır”
Fadime, AKP iktidarında emekçilerin ve işçilerin pek çok hakkının gasp edildiğini vurguluyor. Yeni çıkarılmak istenen yasa ile birlikte esnek çalışmanın yaygınlaştırılmak istendiğinin altını çiziyor Fadime. “Gebeler için yarım gün çalışma var ama kadın emekçilerin ve gençlerin SGK’sı tam ödenmiyor, eksik ödeniyor. Yaşlanınca bir bakmışsınız ki prim günü yok. Bu da bir hak kaybıdır. Primleri tamamlamak da zor olduğu için çoğu çalışan kadın bu hakkını kullanamıyor. Yeni çıkarılmak istenen kanun ile kadınları hedefe koyacaklardır. Kadının üzerindeki bakım emeği artacaktır. ‘Evinize ve çocuklarınıza daha fazla vakit ayırabileceksiniz’ gibi tanımlamalar bu esnek çalışmanın makyaj kısmı olacaktır. Daha bu söylenenler ile ilgili ortada bir şey görmedik ama hak kayıpları yaşanacağını düşüyorum. SGK tam yatırılmayacaksa, emekliliğe yansımayacaksa, bu kabul edilebilir bir durum değil. Daha fazla güvencesizliği getirecektir” diye ekliyor.
“Örgütlü bir mücadele gerekiyor”
Fadime, iş kanunlarında yeni bir düzenleme yapılacak ise bunun; emekçiler, kadınlar, bilim insanları ve emek örgütleri ile birlikte yapılması gerektiğini belirtiyor. “40 saatlik çalışma düzenlemesini sadece iktidar kanadı yapacaksa çalışan emekçiler için, kadınlar için olumsuz bir yasa bekliyorum. Bu yasayı oluştururken işin içine sendikaları, bağımsız bilim insanlarını katıp bir şey oluştururlarsa işçi ve emekçiler adına olumlu şeyler olabilir diye düşünüyorum. Emek örgütlerinin sözünün olması gerekiyor. Yoksa vay halimize diyorum. Bizim geleceğimize bir çelme takmak istedikleri için, kıdem tazminatını fırsat bulduklarında kaldırmak için birtakım girişimlerde bulunuyorlar. Sürekli ısıtıp ısıtıp önümüze sürüyorlar. Karşımızda patronlar var. Biz emekçiler hem örgütsüz hem de parçalanmış durumdayız. Aramızdaki suni ayrımları bir kenara bırakarak ciddi bir mücadele yürütmeliyiz. Örgütlü bir mücadele gerekiyor. Bunun aracı da mücadeleci sendikalarda örgütlenmektedir.”
Ana Fotoğraf: tgs.org.tr