Skip to main contentSkip to footer
Daphne Kritharas:

Karanlıkla umudun aynı anda olabileceğini anlatan şarkılar

Daphne Kritharas’ın müziği, bugünün siyasi sınırlarından çok daha eski bir coğrafyaya ait. Ege’den Balkanlar’a, Anadolu’dan Kafkasya’ya uzanan ortak müzik mirasını bugüne taşıyor. Yunanca, Fransızca, Ermenice Ladino ya da Türkçe söylüyor; ama aslında anlattığı hep aynı hikâye. Göçün, özlemin, aşkın, kaybın ve birlikte yaşamanın hikâyesi…

Kültür Sanat

Kritharas, geleneksel şarkıları yeniden yorumlayan bir sanatçı olmanın ötesinde, sınırların birbirinden ayırdığı kültürlerin aslında ne kadar ortak bir sese sahip olduğunu hatırlatan biri.

Paris’te Fransız yahudisi bir anne ve Yunan bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Kritharas, iki kültürün içinde büyüyor. Bir yanda Fransız şansonları ve edebiyatı, diğer yanda Yunanistan’da geçen yazlar, rebetiko ezgileri ve Ege’nin gündelik hayatı… Bu iki dünyanın iç içe geçmesi, müziğinin de temelini oluşturuyor. Belki de bu yüzden Yunanca, Fransızca, Ladino ya da zaman zaman Türkçe söylediğinde hiçbir dil diğerinden ayrı durmuyor; hepsi aynı hikâyenin farklı sesleri gibi geliyor.

Kritharas ilginç kılan yalnızca farklı dillerde şarkı söylemesi değil. Onun repertuvarı, Akdeniz’in birbirinden beslenen kültürlerini görünür kılıyor. Rebetiko, smyrneika, Balkan halk müziği, Anadolu ezgileri ve Sefarad şarkıları, onun sesinde birbirine eklemleniyor. Bu müzikler aslında yüzyıllar boyunca aynı limanlarda, aynı pazarlarda, aynı düğünlerde ve aynı yaslarda birbirini etkileyerek güçlenmiş, demlenmiş. Kritharas da tam bu ortak damarın izini sürüyor.

Yeni kuşaklara anlatılan hikayeler

Özellikle İzmir ve İstanbul’un çok kültürlü müzik geleneği onun sahnesinde önemli bir yer tutuyor. 1922 öncesinin dünyasında Rumca, Türkçe, Ermenice, Ladino ve Arapça şarkılar aynı mahallelerde yankılanıyordu. İnsanlar birbirlerinin ezgilerini öğreniyor, melodiler dilden dile, kentten kente dolaşıyordu. Kritharas’ın söylediği birçok şarkı da tam bu ortak geçmişten geliyor. Özellikle tehlike altındaki anadillerinden biri olan Ladino dilindeki şarkılara yaklaşımı da dikkat çekici. Osmanlı topraklarına yerleşen Sefarad Yahudilerinin yüzyıllardır yaşattığı bu müzik mirasını büyük bir saygıyla yorumluyor. Bunu yaparken geçmişe bir ağıt yakmıyor. Aksine bu şarkıların bugün de yaşayan, nefes alan ve yeni kuşaklara anlatacak hikâyeleri olan eserler olduğunu hissettiriyor. Geleneksel müziği korumaya çalışmaktan çok, onunla yaşıyor.

Kritharas’ın müziğinde dikkat çeken bir başka unsur ise sesini kullanma biçimi. Doğu Akdeniz’e özgü melizmaları, uzun süslemeleri ve ince vokal geçişlerini son derece doğal bir şekilde kullanıyor. Ancak bunu folklorik bir gösteriye dönüştürmüyor. Gelenekten aldığı dili çağdaş bir yorumla buluşturuyor; cazdan oda müziğine uzanan sade ama incelikli düzenlemeler içinde sesi bütün açıklığıyla öne çıkıyor. Bu nedenle hem geleneksel müzik dinleyicisine hem de dünya müziği takipçilerine aynı anda hitap edebiliyor.

Sahnesinde de aynı yalınlığı görmek mümkün. Büyük jestlere, gösterişli dekorlara ya da abartılı performanslara ihtiyaç duymuyor. Dinleyiciyi sesiyle, anlattığı hikâyelerle ve kurduğu atmosferle içine çekiyor. Bir parçada Ege’nin hüzünlü bir ağıtını söylerken, hemen ardından Balkanların dans ritimlerine geçebiliyor. Bu dünyayı kurarken birlikte çalıştığı müzisyenlerin de önemli payı var. Özellikle gitarist ve aranjör Camille El Bacha ile oluşturduğu müzikal dil; piyano, ud, kanun, kontrbas ve vurmalı çalgılarla zenginleşiyor. Geleneksel sesleri çağdaş bir yaklaşımla buluşturan bu düzenlemeler, Kritharas’ın berrak ve güçlü vokaline geniş bir alan açıyor. Düzenlemelerde hiçbir enstrüman diğerinin önüne geçmiyor.

Egenin iki yakası

2021 tarihli Meria albümü, sanatçının bugüne kadarki en önemli çalışmalarından biri. Yunanistan’dan Türkiye’ye, Balkanlar’dan Doğu Akdeniz’e uzanan ortak müzik mirasını bir araya getiren albümde, geleneksel eserlerle kendi besteleri yan yana duruyor. Göçü, aidiyeti, sevgiyi ve birlikte yaşamanın izlerini anlatan Meria, dünya müziği çevrelerinde büyük ilgi gördü ve Kritharas’ın adını daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaştırdı.

Türkiye’den dinleyicileri için de ayrı bir yakınlığı var. Repertuvarında Türkçe şarkılara, İzmir ve İstanbul’dan ezgilere ya da Ege’nin iki yakasında ortaklaşa yaşayan melodilere yer vermesi, müziğinin kültürler arasında kurduğu köprüyü daha da görünür kılıyor. Bu yaklaşımı, ortak mirası sahiplenmek yerine paylaşmayı öneren bir bakış açısına dayanıyor.

Son dönem çalışmalarından “Hara” (Yunanca: Χαρά, “neşe”) ise belki de Kritharas’ın müziğe ve hayata bakışını en iyi anlatan parçalardan biri. Şarkı, hevesi (buradaki neşeyi heves olarak çevirmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum) kolay ve geçici bir duygu olarak değil, bütün ağırlığına rağmen hayata tutunabilme hâli olarak ele alıyor. Hüzünle sevincin, karanlıkla umudun aynı anda var olabileceğini anlatıyor. Şarkı uçurumun kıyısında çok uzun süre kaldıktan sonra gelen o müthiş enerji ve ayağa kalkma gücüne dair.

Belki de bugün Daphne Kritharas’ı bu kadar özel yapan tam da bu yaklaşım. Dünyanın giderek daha fazla kutuplaştığı, kimliklerin ve sınırların daha sert çizgilerle tanımlandığı bir dönemde o, müziğin çok daha eski ve kapsayıcı bir dili olduğunu hatırlatıyor. Şarkıları bize, Ege’nin iki yakasının, Balkanların ve Doğu Akdeniz’in aslında yüzyıllar boyunca birbirini dinlediğini, birbirinden öğrendiğini anlatıyor. Belki de bu yüzden Daphne Kritharas’ın sesi geçmişe ait değil tam tersine bugün için son derece güncel.

şarkı önerim https://www.youtube.com/watch?v=Su_lHQrs9Lg

Görseller facebook sayfasından alındı.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar