kadınların ve emekçilerin ölümlerinin sayılara indirgendiği bir dönemden geçiyoruz. bu ateşten zincirin son halkası dilovası’ndaydı. ölenlerin hiçbirinin erkek olmaması tesadüf değil, dilovası katliamı ilk de değil. büyük resmi unutmayalım ama bu katliamın son olması için küçük ayrıntılara odaklanmak ve somut hedefler belirlemek gerek

aralarında kadın işçi’den bahar gök’ün de bulunduğu gazetecilerin aktardıklarından birçok bilgi edindik. bu kız çocuklarının ve kadınların, can güvenliğinin olmadığı herkes tarafından bilinen bu ortamda çalışmalarının tek sebebi yoksulluk değil. aileleri, başka erkeklerin çalışmadığı bu işyerini “namus”ları açısından güvenli görüyormuş. kimisi yaşı küçük olduğu için sigortalanamıyor, kimisi yaşı büyük olduğu için başka iş bulamayacağından sigortalanmamış. bina kaçak, tehlikeli bir iş yapılmasına rağmen herhangi bir güvenlik önlemi yok. kaçacak doğru dürüst kapı bile yok. ama vali ilhami aktaş işyerinin ruhsatının bulunduğunu açıklamış. kısa bir media taramasıyla öğrendiklerimi aktarayım.
fabrikanın sahibi kurtuluş oransal, yangının hemen ardından yalova’da, döviz ve tl cinsinden parayla dolu bir el çantasıyla, oğulları ali altay oransal ve ismail oransal ise ertesi gün tekirdağ’da yakalandı. onların saklanmasına ve kaçmasına yardım ettikleri suçlamasıyla üç yakınlarının daha gözaltına alındığı da bildiriliyor. gözaltına alınan 11 kişiden, şirket yetkilileri kurtuluş oransal, ismail oransal, altay ali oransal, aleyna oransal ve gökberk güngör, “olası kastla öldürme” suçlamasıyla, ali osman akat ve onay yürüklü ise “suçluyu kayırma” suçlamasıyla tutuklandı. dört şüpheli de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. ali osman akat, oransal kardeşlerin dayısı. bir süre türk-amerikan işadamları derneği başkanlığı yapan ve l’actone holding’in başkanı olarak görülen ali osman akat, pandemi döneminde meclise sattığı dezenfektanlara dair iddialarla da gündeme gelmiş. akat’ın adı bir uyuşturucu davasında da geçmiş. 2022’de kolombiya’dan gelen paketler halindeki 111 kilo kokaine dair soruşturmada tutuklanan akat, bir süre sonra serbest kalıp sonra da beraat etmiş. akat, türkiye’ye bazı reklam ve film projeleri için getirdiği steven seagal’ı dolandırdığı iddialarıyla da gündeme gelmiş.
yürü ya kulum?
hürriyet’in aktardığına göre kurtuluş oransal ise 2010’da düzce’de bir kolonya fabrikasında işçiydi. daha sonra usta makineci oldu. 2021 yılına gelindiğinde de ataşehir’de raviva kozmetik adıyla kendi şirketini kurdu. önce başka firmalardan aldığı parfümleri satıyordu. ardından kendi üretimini yaptığı bir atölye kurdu. daha sonra 2022’de bunu dilovası’na taşıdı ve üretimi daha da büyüttü.
öte yandan yangına ilişkin dilovası belediyesi’nden başkan yardımcısı necati temiz’in de aralarında bulunduğu 5 personel açığa alındı.
ama canlar gitti işte, komşular çığlıklar atarak öldüklerini anlatıyor!
gazeteciler üstüne gitmese, ardı ardına eylemler olmasa, facianın bu kadar gündeme gelmemesi bile mümkündü. ve suçluların ceza alması az da olsa caydırıcılık ihtimali sunduğu için önemli bence.
neden ve nasıl mümkün oluyor?
bu konuda insan kolayca “büyük resme” yani sistem tahliline sığınabiliyor. bu tahlillerin genellikle doğru olmakla birlikte bizi mücadelemiz için bir hedef belirlemekten uzaklaştırdığını düşünüyorum. dilovası katliamını açıklamak için de sık sık patriyarkal kapitalizm, kapitalizm ve holdingci düzen ifadelerine başvurulduğunu gördüm. bu yazının konusu olmadığı için kısaca yazacağım; ben patriyarkal kapitalizm tahlilini benimsemiyorum, kapitalizmle patriyarka arasında zaman zaman uyum olsa da, sık sık gerilim bulunduğunu, bu sebeple bu tamlamanın gerçekçi olmadığını düşünüyorum ve bunun yerine iki ayrı sistem olarak patriyarka ve kapitalizme işaret etmeyi daha doğru buluyorum. ama ister bütünlük arz etsin ister arz etmesin, patriyarka da, kapitalizm de evrensel sistemler. ancak isviçre’de, isveç’te, belçika’da ya da kanada’da bu kadar sık ve böyle ağır iş cinayetleri olmuyor. bu fark türkiye’nin küresel üretim zinciri içindeki konumuyla ilgili. bu çalışma koşulları sadece türkiye için geçerli değil. örneğin bangladeş’te işler daha da kötü, 2000’li yılların başında iş gücünde 4-14 yaş arasında 4.7 milyon* çocuk vardı; 2006’da asgari çalışma yaşını 14 olarak belirleyen bir yasa çıkartıldı ama çocuklar küçük atölyelerde, fabrikalarda ve aile işletmelerinde çalıştığı için tespit edilmeleri mümkün olamıyor. aile işletmeleri yani patriyarkal üretim biçimi.
devam edeyim. bu tür akıl almaz cinayetler, neredeyse her zaman merdivenaltı işletmelerde gerçekleşiyor. o yüzden holdingci düzen, holdingci güçler gibi ifadeler, belki genel politik bağlamda ya da o büyük resimde anlamlı olabilir ama böyle tekil vakalarda hedefi muğlaklaştırıyor. sendikal mücadele az sayıda insanın çalıştığı, birçoğunun sigortasız olduğu o küçük işyerlerinde çok daha önemli. bunun yeni bir sendikal mücadele alanı ve tarzı gerektirdiği yaygın ve haklı bir tespit. yeni emek rejimiyle başka türlü baş etmek mümkün görünmüyor.
hedefe kimi koyalım?
olağan şüphelileri! sigortasız çalışanları görmezden gelen maliye denetimcilerini, bu tür işyerlerine ruhsat verenleri, iş müfettişlerini ve tabii ki patronları! tehlikeleri bile bile kadınları, çocukları namuslarına halel gelmez diye oralara çalışmaya gönderen erkekleri. yani küçük ve net resimdeki unsurları! dilovası’nda kaybettiğimiz canların kanı yerde kalmamalı. kadın kurtuluş hareketiyle işçi hareketinin dayanışma içinde ama bağımsızlıklarını koruyarak yürütecekleri, davaları takip edecek, cezasızlığa engel olacak, babaları, kocaları utandıracak bir kampanyaya ihtiyacımız var. bir kadın daha, bir çocuk daha, bir işçi daha ölmesin istiyorsak ne kadın devrimini ne de sınıf devrimini beklemeye hakkımız var.
*o yıllarda bangladeş nüfusu 137 milyon civarında.
Fotoğraf: Mürüvet Yılmaz










