Kadınların yoğun olarak bulunduğu bir sektörde çalışıyorum. Dolayısıyla pek çok kadının hikayesini birinci elden dinleme fırsatım oluyor. Aynur da onlardan biri, baskıcı bir aile, dayakçı bir koca, geçim sıkıntısı. Kısır döngüden ücretli çalışmaya başlayınca çıkabilmiş. Şimdi “kendi ayakları üzerinde durduğu” için övünüyor.

Aynur 53 yaşında orta okul mezunu Trabzonlu, üç erkek iki de kız kardeşi var. Erkek kardeşlerin hakimiyetinde olan bir aileymiş onlarınki kızlara ciddi baskı yapıyorlarmış. Aynur ortaokul bitince hasta olan babaannesinin bakımı için İstanbul’a gönderilmiş. İstanbul’u da sevememiş ama köy işleri, üç erkek kardeşe bakmak, evin içindeki erkek baskısı, onun her şeyine yapılan müdahale küçük yaşta hayattan soğuduğunu anlatıyor. Pendik’te oturuyor şu sıralarda. Onunla işyerinde tanıştık.
Okumayı çok sevdiğini annesine, babasına okula gitmek için çok yalvardığını ama kimsenin onu umursamadığını anlatıyor “Dedim ya bizimkiler kızları pek umursamıyordu zaten. Bizim ailede kavga gürültü çoktu hep olaylar hep bağrış çağrış vardı.”
Aynur sevgiyi bilemeden küçük yaşta mektuplaştığı komşunun oğluna kaçarak evleniyor “Komşumuzun benden yaşca büyük oğluyla mektuplaşıyorduk. 18 yaşımı doldurduğumun haftasında kaçtık. Akrabasının evine gittik sonra imam nikahıyla evlendik.”
Onun tabiriyle “Bir zindandan başka bir zindana gitmiş“. Eşinin çok kıskanç olduğunu sokağa çıkmasını, pazara, komşuya gitmesini yasakladığını, pencereden dışarıya bile bakamadığını, otobüse binip bir yere gidemediğini anlatıyor.
Onların çevresinde boşanma yok
Bir süre sonra dayak ta başlamış, Her şeyi bahane ederek vuruyormuş adam “Eve gelen akraba adamlar için de dayak yiyordum. Her yerim mos mordu. Bir keresinde perdenin arkasından dışarı bakarken görmüş. Bu yüzden bir araba dayak yedim. İki çocuğumuz oldu çocukları evin içinde resmen hapis büyüttüm hiçbir yere gitmeme kimseyle konuşmama izin vermezdi ailemle görüşmemi bile yasaklamıştı.” Anne babasını gizli gizli aradığını ama durumu onlara anlatamadığını söylüyor. Birgün yine onlarla telefonla konuşmasına denk geldiği için annenle babanın yanına git, diye adamın kendisini evden kovduğunu ama kaçarak evlendiği için annesinin yanına gidemediğini belirtiyor.
Kaynanasına anlatmış bu durumu ama bir faydası olmadığını kendisine: “Karı koca arasında böyle şeyler olur sen onu sinirli olduğunu biliyorsun onun huyuna git kızım böyle şeyler her ailede olur büyütme” şeklinde nasihat ettiğini vurguluyor.
Peki boşanmayı düşünmemiş mi, onların oralarda boşanma yokmuş, onun için aklına bile getirmemiş.
Komşular yaşananlara sesiz kalmamışlar eve gelip adamla konuşmuşlar “Bu kadına böyle eziyet etme Allah bunun hesabını sana sorar bu kadın sana emanettir,” demişler ama şiddet durmamış. Adam bir süre sonra çocukları da dövmeye başlamış. Kendisinin de zaman zaman çocuklardan öfkesini aldığını evin içinde şiddetin çocuklara da sıçradığını anlatıyor.
İkimizin elinde de büyük fincan kahvelerimiz var. Aynur’un gözleri dolu dolu, hızlı konuşuyor o zamanlara geri dönmüş gibi “Kocam olacak mikrop beni hiç yere dövdü, anama babama sövdü, ağza alınmayacak hakaretler etti, sesimi çıkarmadım. Bir gün iş çığırından çıktı. O ara ben de onun çok sevdiği küçük çocuğumu dövmeye başlamışım, kendimi kaybetmişim. Zor zaptetmiş beni. Birden uyandım oğlumu o halde görünce elime bıçak alıp üstüne yürüdüm, kaçtı. O noktadan sonra ben de bağırıp çağırmaya başladım.”
Komşular, elalem ne der diye düşünmeden, kimseyi umursamadan Aynur da başlıyor sinirlenince kapı çarpmaya, eşyaları kırmaya…Öyle değil böyle olur işte.
Adam doğru düzgün çalışmıyor da. Bir de geçim derdi var. Çocuklara ne yedirip içerecek, aklını oynatacak bir noktaya gelmiş durumda.
Fakat kadınlar arası hep bir dayanışma varmış. Temizliğe giden bir komşusu bir gün ona “Kız bu kadar sıkıntı yaşıyorsun az ev işlerine git hazır para alırsın” diyor. Çocukları tembihleyerek komşulara bırakıyor arkadaşı ile birlikte çıkıyorlar “Ev sahibi kadın işimi çok beğendi iyi de para verdi yine çağırdı. O parayı aldım pazardan alışveriş yaptım çocuklara öte beri aldım, o kadar sevindim ki…”
Sabah dokuzdan akşam dokuza kadar çalışıyor
O noktada Aynur çalışmaya karar vermiş, tabii kavga gürültü kopmuş yine ama o umursamamış, “Sabah 08.00’da eve giriyorum evler genelde büyük bir evin bütün işini temizliğini, ütüsünü, camları, perdeleri, dolap içlerini bir gün de bitirmeye çalışıyordum bazen akşam 8 de 9 da çıktığım oluyordu.”
Hala da bu şekilde devam ediyormuş, çok hırslı olduğunu bayram, tatil düşünmeden kendini çalışmaya verdiğini anlatıyor. Çocuklar büyüyor, üniversiteyi bitiriyor, evleniyorlar. Ama devam ediyor… “Kendi ayakları üzerinde durmak” onun temel sloganı. Hiç sigortalı bir işte çalışmamış. 15 yıldır evlerde temizlik yapıyor ama bu işler hep güvencesiz işler. Kendini işçi olarak görmüyor. “İşçiler gider bir fabrikada çalışır ev işçisi mi olurmuş? Ne bileyim, anamdan, çevreden böyle öğrenmiştim” diyor.
Aynur’un ücretli bir işte çalışmasına kocası hâlâ karşı çıkıyormuş cumartesi pazar da, çalıştığı için sabaha karşı saat 04.00’da kalkıp akşam yemeğini pişirip, haftalık ütüyü yapıyor. Erken saatlerde başlayan iş gününde daha sonra sabah kahvaltısını hazırlıyor, kahvaltı yapamadan saat 06.30’da evden çıkıp, 10 dakika otobüs durağına yürüyor. Otobüsle ortalama 45 dakikada çalışacağı eve gidiyor. Otobüsten indikten sonra çalıştığı eve varıncaya kadar genellikle uzun bir yolu da yürüyor. Sabah 08.00’da çalıştığı evde oluyor. Gün boyu ayakta kalabilmek için sürekli kahve tükettiğini belirtip “Ben bu kahve ve sigara sayesinde ayaktayım” diyor.
“Kadınlar birbirine sahip çıkmalı”
Peki eşi ondan para alıyor mu? “Almaz olur mu, kuruşuna kadar ama hiç tam aldığımı söylemiyorum, benim bütün çalıştığımı alır. Eee benim de gözüm açıldı.”
Esasen yıprandığını, sağlığının çok bozulduğunu, fakat yine de çalışmayı bırakmak istemediğini, kendi ayakları üzerinde durmanın onun için çok önemli olduğunu vurguluyor. Çevresindekilerin ona saygılı davranması da hoşuna gidiyor. Kolundaki iki bileziği parmaklarındaki yüzüğü gösterip “Bak bunları hep ev temizliğinde çalışarak ben kendim aldım” diyor gururla.
Hayatında bakınca onu mutlu eden neler var? Bazen bir zamanlar temizliğe gittiği evlerde, cahil kadın diye onun ismini bile söylemeye tenezzül etmeyen insanların daha sonra sıkışınca “Aynurcum, lütfen gel rica ediyoruz” diye onu çağırmaları hoşuna gidiyor. “Bu bana yeter işte” diyor.
Aynur yalnız olmadığının farkında kendi gibi çaba sarf eden pek çok kadının olduğunu, kadınların emeklerine ve birbirine sahip çıkması gerektiğini söylüyor.
Fotoğraf: Evrensel










