Ah şu Madagaskarlı sendikacılar ah…

Geçtiğimiz günlerde Madagaskar’da tekstil, ayakkabı, deri sektöründen sendikacılar bir kadının başkanlığında toplanarak Covid sonrasında “sendikal örgütlenme dinamikleri”ni tartıştı, kararlar aldı. Bizim sendika kişilerinin uzun zamandır gündeme getirmedikleri iç örgütlenmeye dair pek çok mesele herkesin önünde masaya yatırıldı. Bu vesileyle “iç meselelere, sendikal sırlara” bakalım dedik.
Paylaş:
Necla Akgökçe
Necla Akgökçe
nakgokce@gmail.com

Kadınİşçi için dış haber tararken Industriall sitesinde bir habere rastladım. Madagaskar’da tekstil, ayakkabı ve deri sektörlerinde faaliyet gösteren sendikalar “sendikal örgütleme dinamikleri” başlığı altında bir araya gelerek Covid sonrası ekonomide sendikal çalışmaların nasıl inşa edileceğini ve nasıl sürdürüleceğini tartışmışlar… Kısacak bir haberdi ama hayatımın dörtte birlik dönemi film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Oysa hatırlamak denilen şeyin hiç iyi gelmediği bir akışkan kimliğim ben.

Sendikaların en önemli görevi örgütlenmektir. Güçleri ve yetkinlikleri, bulundukları sektördeki değişen durumlara göre örgütlenme model ve stratejilerini gözden geçirme, gerekirse yeniden inşa etmede yatar.

Tamam onları Industriall bir araya getirmiş ama Türkiye’de saydığımız sektörlerde örgütlü Türk-İş’e ve DİSK’e bağlı sendikalar bir araya gelerek örgütlenme modellerini, yeni dönem stratejilerini tartışabilirler mi ya da kadın ve erkek işçi sınıfının genel çıkarlarını ilgilendiren herhangi bir konuda bir araya gelip tartıştıklarını duydunuz mu? “Asgari ücret” diyeceksiniz biliyorum. Ama ben olayın gerçekleşmesine beş gün kala, iki sendikanın uzmanlarının hazırladığı metinlerin tokuşturulmasından bahsetmiyorum. Bu tür bir araya gelişlerin kimsenin işine yaramadığını alınan mükemmel ötesi sonuçlardan biliyoruz. Karşılıklı öğrenme sürecinden; sendikaların amaçlarının, amaca ulaşmak için izlenmesi gereken yol ve yöntemlerin, örnek oluşturacak modellerin seçimi ve uygulanmasından, stratejik düşünmekten, sendikal strateji oluşturma kapasitelerinden bahsediyorum. Şimdiye kadar aynı konfederasyon içinde yer alan sendikaların bile bu tür sorunlar için bir araya gelişlerine ben şahit olamadım.

Gündemin, gerçekliğin, kimliklerin sürekli değiştiği, her seferinde bunların yeni yeni boyutlarının keşfedildiği (!) post modern yaşam ve siyaset ikliminde, maalesef taktik dediğimiz durum alışların tümü strateji düzeyine çıkarılmış vaziyette. Ama siyaset ister siyasi partide ister sendikada oluşturulsun, somut durumlar ve çıkarlar temel alınarak inşa edilir. Kaygan bir zeminde onu da bunu da şunu da hesaba katarak çok boyutlu düşünmeleriniz ve o temelde geliştirdiğiniz siyasetleriniz sizin entelektüel kapasitenizi gösterebilir belki ama fantezi düzeyinde kalır. Çıkarlarını temsil ettiğinizi sandığınız kesimlerin hayatında bir şeyler değişmez, dönüşmez. Hâkim sınıflar açısından da bir sinek vızıltısı olarak kalırsınız.

Bu kadar lafı etmemin elbette bir nedeni var; yukarıda bahsettiğim o Madagaskarlı sendikacılar. Ne yapmışlar? Bir çalıştay düzenleyip solun ya da yaşadığımız hayatları değiştirmeye çalışan her türlü örgütsel yapının bir zamanlar kullandığı, şimdi pek de arkaik kaçan “strateji ve taktik” sorunlarını çalışmalarının temeline oturtmuşlar.

Konuyla ilgili yapılan haberde, çalıştayda tartışılan strateji ve taktikler şu şekilde sıralanmış: Aktif bir sendika üyeliğine sahip olmak, müzakere becerilerini geliştiren işyeri temsilcisi eğitimi, toplu pazarlıkta nasıl etkin bir şekilde yer alınacağı ve işçilerin çıkarlarının en iyi şekilde nasıl temsil edileceği, işletme komiteleri aracılığıyla işçi haklarının nasıl savunulacağı, fabrika temelli şiddet ve tacizle nasıl mücadele edileceği ve tüm bunları yapacak olan mücadeleci etkili ve demokratik sendika liderliğinin seçimi…

Kamuoyu önünde iç örgütlenmeyi tartışan hadsizler

Sendikaları tanıyanlar az çok bilir, yukarıda saydıklarımın hepsi bizde temsilciler kurulu ya da genel kurulların dışarıya kapalı atmosferinde bazen gündeme getirilen- son dönemlerde devrimcisi, yandaşı tüm sendikalarda artık hiç gündeme getirilmeyen- iç meselelerdir. Madagaskarlı sendikacılar Afrika’nın küçücük bir adasında demokratik sosyalizm koşullarında (!) sendikacılık yaptıkları için iç örgütlenmeye dair bu sorunları kamuoyuna da yansıyacak şekilde, dostun düşmanın önünde çatır çatır tartışmışlar.

Her ne kadar aralarında diyalektik bir bağ olsa da gösterene değil de gösterilenlere bir bakalım: Sendikalar illegal örgütler değildir, iç örgütlenme meseleleri denilen her şey kamuoyu önünde tartışılabilir. Şeffaflık iyidir, hani demokrasiye merakımdan değil de, demokratik bir şeydir de esasında. Sendikaların iç mesele olarak gösterdikleri konular hiç de iç mesele olmadığı gibi sendika sırrı da değildir ve işçileri örgütleme derdi olan her sendikanın değişen koşullara göre üzerinde yeniden yeniden düşünmesi gereken temel meselelerdir. Sendika sırrı ise yönetimleri işgal eden bir grup adamın iktidarlarını sürdürmek ve pekiştirmek için kullandıkları bir araçtır.

Duyar gibiyim, sendika düşmanlığı, yine abartılmış. Madagaskar’da belki mümkün de ama Türkiye’de… Biz devrimci bir sendikayız, her şeyi aleniyete dökmek olur mu, bunlar iç örgütlenme konuları, baskı rejimi, şimdi sırası mı yani. Ya da, başkanımız bu tür şeylerin dışarıya yansıtılmasına asla izin vermez, bunlar bizim sendika içi meselelerimiz. (Onların sendikası, onların başkanı, onların genel kurulu. Sendika habercilerinin kullandığı bu güya aidiyete vurgu yapan yazı dilini kim icat ettiyse, mezarında ters döner inşallah.)

Sizin başkanlarınız da zaten analarının karnından etkili ve demokratik bir sendikacılığın nasıl yapılacağına dair engin bilgileriyle doğuyorlar. Ya da bunları bildikleri için başkan seçiliyorlar değil mi? Tanıdığım iki kişi hariç hiçbir başkanın bir ön hazırlığı olmadığını, modeller konusunda kimsenin düşünüp iki satır okumadığını hatta politik metinler bir yana gazete bile okumadıklarını biliyorum. Ne de olsa onların uzmanları var.

Olay pek çok sendikada geçiyordu ve halen de geçmektedir

Ortam şudur;

-Başkansever bir uzman-böyle dememin nedeni çizgisine bakmadan, her başkanı aynı derecede sevmeleri- elinde bir gazete ya da cep telefonuyla başkanın odasına girer; Başkan, x sizin, sendikamızın aleyhinize neler yazmış okudunuz mu? Bunlar sendikamızdan ne istiyorlar bilmem ki? Şimdi yani buradan ekmek yedi, bu kadar da olmaz ki… Ben de açtım dedim ki, bizim sendika, o sendikalara benzemez.

Başkan: Öyle mi? Okumadım, yeni geldim, kahvemi içmedim daha, okurum.

Esasen adamın pek de umurunda değildir. Eleştiri ile sendikasında kendi konumunun, iktidarının değişmeyeceğinin bilincindedir. Zaten onun derdi ona yetmektedir; gelecek seçimlerdir, greve gitmeden üyelerin tepkisini de çekmeden x işyerindeki toplu sözleşmeyi imzalamak filandır. O işyerinde hır kendine muhalif delegelerdir.

Adamların askerlik anıları var, onlardan geri kalmayalım. Petrol-İş’te bir Gün Abimiz bulunurdu, dış haberler servisinde… Sendikaların iç ve dış örgütlenme meseleleri, sendikal strateji ve taktikler, küresel kapitalizm çağında sendikacılık ve de değişen sendika uzmanı kimlikleri hakkında bir dizi inanılmaz yararlı kitapçık çevirmişti- Bulursanız mutlaka okuyun. İşini doğru düzgün yapmak isteyen sendika başkanı ve yöneticilerinin başucu kitabı olması gereken bu kitapçıklara bir iki kişi dışında rağbet gösteren olmadı. Tekrar ediyorum; çünkü Türkiye’deki sendikacılar okumazlar. Yönetim değişince “yaşını aldı” diye işten çıkardılar. Bana göre en çok üreten yararlı uzmanlardandı, aldığı parayı hak edenlerdendi.

İşçilikten yetişen uzmanlara ihtiyaç var

Madagaskar’da da olsa sendikalara ait temel konuları dert eden birilerini görmek insana umut veriyor. ILO 190’ı, işyerlerinde cinsiyet temelli şiddet ve cinsel tacizle mücadeleyi sendikanın temel görevleri arasında saymaları da bizim açımızdan önemli. Bu tür metinler durumlardan çıkar. Bir ezilme halinin değiştirilmesi için çıkarılan lehte yasalar ancak uygulama pratikleri ile benimsenir, hayat bulur, hayatta kalır.

Kaç sendika acaba kadın ve LGBTİ+ üyelerini işyerlerinde sadece patron temsilcilerinden değil ama erkek üyelerden- onlar bir sendikanın doğal delegeleridir- gelebilecek taciz ve şiddete karşı da bilinçlendirir ve tüzüğünde bu tür suçları takip edecek bir mekanizmanın yer almasına izin verir? Bir elin parmaklarını geçmez…

Bu mekanizmayı uygulayarak erkek temsilciye, başkana ceza verip, kadınların hayatlarında ufak da olsa değişiklik yapan sendika tanımıyorum. Belki de vardır ama sendikanın iç örgütlenmesine dair bir mesele olduğu için bizim haberimiz yoktur.

Neyse biz demokratik sosyalizm (!) koşullarında iç örgütlenmeye dair meseleleri kendi aralarında ve hatta kamuoyu önünde tartışan Madagaskarlı sendikacılara dönelim…

Toplantıda işyeri temsilcileri ve iş müfettişlerinden bir araya gelmeleri, uluslararası çalışma standartları da dahil olmak üzere iş kanununun önemli hükümlerinden ve küresel çerçeve anlaşmalardan nasıl yararlanabileceğini incelemeleri ve araştırmaları da istenmiş.

Bakın Ali hocadan değil de sendika temsilcilerinden iş kanununu bir kez daha gözden geçirmeleri isteniyor. Sendikal demokrasinin işletilmesine dair bir taktik bu… Temsilciler kanunları ve onlardan nasıl yararlanacağını bilmeli. Sahi siz fabrikadan çıkıp da bir sendikanın toplu sözleşme veya işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan birini tanıdınız mı? Ben tanıdım, yok Türkiye’den değil- DİSK’in tarihinde varmış böyle adamlar- ama benim tanıdığım İsveç’tendi ve orada bile adamdı. Bizde bu alanda çalışan birkaç kadın uzman arkadaşımız var, onlara gözümüz gibi bakmamız gerekiyor.

Kimi satışı kimi de sendikal örgütlenmeyi tartışır

Peki ya küresel çerçeve sözleşmeler… Biz Novamed’de kullanmaya çalışmıştık, sonra başka küçük sendikalar, bağımsız sendikalar da denediler. DESA’da denendi ve sonuç da aldılar. Gün abi tansiyonum çıktı sanacak ama bir kez daha onun kulaklarını çınlatacağım, küresel çerçeve sözleşmeleri ilk kez onun ağzından duydum, kitapçıklardan biri uzun uzun bu meseleyi ele alıyordu.

Öneri; gidin Petrol-İş kütüphanesine, yerde bulunan kitap ve dergi yığınları arasından kendinize bu kitapçıklardan bir takım oluşturun. Evet hırsızlık öneriyorum; ama çok iyi biliyorum ki o kitap onların işine yaramaz hatta varlığından bile haberdar değillerdir. Hiç olmazsa yararlanacaklar okumuş olur.

Oradaki Industriall’in temsilcisi ve başkanı bir kadınmış, dinamik bir sendikacılık inşa etmeye çalıştıklarını söylemiş. Gezi direnişine bile “durma eylemi” ile katılan sendikacılık anlayışı için dinamizm ürkütücü bir sözcük, farkındayım. Ama böyle bir sendikacılık anlayışının altını çizenin bir kadın olması bizim için önemli, sizin için de -bu kez altını ben çiziyorum- büyük tehlike…

Bu toplantı kimin desteği ile nasıl gerçekleşmiş, bunlar tabii ki önemli. Ama meramımız başka yerlerde başka sendikacıların- bunlar sosyalist, devrimci filan değil sizler gibi normal sendikacılar- neyi nasıl tartıştıkları ve bazı adamların dilinden düşürmedikleri sendikal demokrasinin statik bir şey olmadığı, bunun nasıl ve hangi araçlar kullanılarak hayata geçirilebildiği konusunu biraz da olsa anlatıp, hatırlatmak…

Tüpraş’ta ulusal sermaye- kimileri vakti zamanında milli sermaye devraldı diye sevinmişti- bazı üyelerinizin üstünü çizerken, siz de mücadele edeceğinize sesinizi kısıp bunu iktidarda kalma veya iktidara gelme politikalarınıza çerez yaparken, dünyanın öbür ucunda bazı sendikacıların neler tartıştığını yine de bir görün istedim. Kadınİşçi beni biraz iyimser yaptı galiba…

Paylaş:

Benzer İçerikler

Pandemi sürecinde hem evde hem işyerlerinde çok çalıştık.  Ama emeğimiz hâlâ değersiz, hâlâ ilk işten atılanlar biz oluyoruz. Bu yıl 8 Mart’ta grev ve direniş alanlarında her zamankinden daha fazla kadın işçi var. Deneyimlerimizi ortaklaştırıp, seslerimizi birleştirelim.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!