Asgari ücret, kadınlar ve feminist politika

Asgari ücretin toplumsal cinsiyet boyutu var. Kadınlar emek piyasalarının en düşük ücretli çalışanları olduğu ve kadın erkek ücretleri arasında ciddi bir makas bulunduğu için asgari ücret bizim açımızdan daha önemli. Varlığı, bir miktar denge sağlayabilir. Ama patriyarka ortadan kalkmadan gerçek ücret eşitliğine ulaşmak da mümkün görünmüyor.
Paylaş:
Necla Akgökçe
Necla Akgökçe
nakgokce@gmail.com

Asgari ücret zammı artan fiyatlar karşısında işçilerin beklentilerini karşılamazken, memleketin en büyük işçi konfederasyonu TÜRK-İŞ’in, o masada sadece söylenene kafa sallamak, itaat etmekten başka bir fonksiyonu olmadığını bir kez daha görmüş olduk. Adamlar kendi araştırmalarında açıkladıkları 6 bin 391 TL’lik açlık sınırındaki bir ücreti bile kabul ettiremediler ve hâlâ “biz sendikayız” diye etrafta  dolaşıyorlar. Umarım işçiler önümüzdeki dönemde delege pazarlıklarını bu kez aşıp konfederasyonun üst yönetimine gereken dersi verirler.

Memleketin diğer işçi konfederasyonu DİSK, esasında asgari ücret konusunda geçtiğimiz aralık ayından itibaren ciddi araştırmalar yayımladı. Mesela Avrupa’nın en düşük asgari ücretine sahip ülkelerden biri olduğumuzu orada öğrendik. Arnavutluk’ta Türkiye’den düşükmüş bu ücret ama bir de alım gücüne bakmak lazım (Arnavut ve Enver hocacı olduğum için pozitif ayrımcılık yapmıyorum valla. Bütün erkek uzmanlar bunu söylüyor).

DİSK, zammın yetersiz olduğunun tekrar gündeme alınması için kendince epey bir çaba sarf etti. Asgari ücretin net 5 bin 500 TL olmasından sonra yaptıkları açıklamada ise artışın çalışanın derdine deva olamayacağını belirttiler. Mayıs ayı itibarıyla asgari ücretin bin 515 liralık bir kayba uğradığını, bin 247 liralık artışın bu kaybı bile telafi edemeyeceğini rakamlarla da gösterdiler. Kadınların gelir kaybını hesap imkânsız, elimizde toplumsal cinsiyet kaynaklı veri çok az çünkü.

Ama tabii ki yaşamımız dolayısıyla bildiklerimiz var. Gıda enflasyonunun yüzde 120-130 olduğu ülkemizde bu asgari ücret zammından sonra kadınlar yine o market senin bu market benim diye dolaşıp, gıdaların en ucuzunu almaya çalışmak için ev içi emek yüklerini daha da artırırken, bir süredir hayal olan ayda bir iki kere dışarıda yemek yeme, böylece ev emeğinin yükünü bir nebze azaltma meselesi hayal olarak kalmaya devam edecek.

En alta düşmemek için bir önlem

Asgari ücret ve ona yapılan zam kadınlar açısından çok önemli, çünkü Türkiye’de ve dünyanın hemen her yerinde kadınlar erkeklerle eşit ücret almıyorlar. Avrupa’da ortalama olarak erkek ücretlerinden yüzde 18 civarında daha az alıyorlar, Türkiye ortalamasında bu oran yüzde 30’lara yaklaşıyor. Asgari ücret en alta düşmemek için bir önlem adeta.

Almanya’da da 1 Temmuz’da asgari ücret saat başına 10.45 Euro’ya yükseltildi, kademeli olarak yaptıkları için ekimde asgari ücret saat başı 12 Euro olacak. Alman yayın organlarında bir süredir atılan “Bu işten en çok kadınlar faydalanacak…” başlıkları yeni gelişmeyle ayyuka çıkarken, ülkenin en büyük işçi konfederasyonu DGB de yaptığı açıklamada aynı konuyu vurguladı. Doğu Almanya’da çalışanlar dışında, küçük ekmek dükkânlarında, AVM’lerde, kuaförlerde çalışan kadınlarla kısmi zamanlı işlerde çalışan kadınların, zamdan çok daha fazla faydalanacaklarını belirttiler.

Çünkü orada da düşük ücretli sektörlerde çalışanların yüzde 50’den fazlasını kadınlar oluşturuyor. Ayrıca mini işler denilen kısmi zamanlı işler de kadın ağırlıklı işler. Saat ücretinin artması onların gelir durumlarını etkileyecek. Dört saat çalışıp daha fazla ücret alabilecekler (Bakmayın RTE’ye siz, orada da bir enflasyon var ama bizimkinin yanında devede kulak kalır).

Bu iki nedenden dolayı artan saatlik bir asgari ücret en fazla onların işine yarayacak. Tabii bu durum, kadın işgücünün büyük bölümünün kayıtlı olduğu, 2015 yılında asgari ücret uygulamasına geçmeden önce olası kaçaklara karşı ücret denetim mekanizmalarının önceden kurulup işletilmeye başladığı bir ülke için geçerli. İdealize ettiğim sanılmasın, işin raconu bu.

Ülke çapında daha altına düşülemeyen bir ücretin varlığı, erkeklerle kadınlar arasında var olan ücret makasını da biraz kapatır. Ücret eşitliğine doğru yarım adım daha atılmış olur. Bir adım diyemiyorum. Çünkü ücret eşitsizliğinin patriyarkaya bağlı yapısal, köklü devrim gerektiren nedenleri var.

Ülke çapında bir ve tek asgari ücret kadınlar lehine

Esasen ülke çapında tek ve bir asgari ücretin olması ve buna zam yapılması, ücretleri asgari ücret ve bu civarda olan-düşük ücret alan- kadınların işine yarar elbette. Bu Almanya için de böyle, Türkiye için de böyle. O nedenle toplumsal cinsiyet perspektifi ile asgari ücret meselesine yaklaşan tüm feminist araştırmacılar, asgari ücretin kadın ve erkekler arasındaki gelir dağılımını etkilediğini, bir tür eşitlik mekanizması olarak işlediğini vurgular. 

Çünkü ülke çapında daha altına düşülemeyen bir ücretin varlığı, erkeklerle kadınlar arasında var olan ücret makasını da biraz kapatır. Ücret eşitliğine doğru yarım adım daha atılmış olur. Bir adım diyemiyorum. Çünkü ücret eşitsizliğinin patriyarkaya bağlı yapısal, köklü devrim gerektiren nedenleri var.

DİSK’in bir süredir bu konuda iyi araştırmalar yaptığını belirtmiştim, ilk asgari ücret zammından önce yayımladığı 50 sayfalık raporda kadınlara dair de birkaç veri vardı, hatırlayalım isterseniz. Bu rapora göre Türkiye’de istihdamda olan 5,7 milyon kadının yüzde 60’ı asgari ücret civarında ücret alıyor. Asgari ücret düzeyinde ve daha düşük ücret alanların oranı genelde yüzde 34 iken bu oran kadınlarda yüzde 43’e yükseliyor. Her 4 kadından biri, asgari ücrete dahi erişemiyor.

DİSK’in araştırma, rapor ve basın açıklamalarında sık sık bahsettiği başka bir gerçeklik var: Türkiye’de çalışanların büyük bölümünün uzun süredir asgari ücretle çalışması ve bu ücretin ortalama ücret haline gelmesi…

Asgari ücretin ortalama ücret haline gelmesini biz işgücünün feminizasyonu, kadınlaşması olarak tanımlayabiliriz. Zaten sendikalar eskiden erkek ağırlıklı sektörlerde çok iyi toplu sözleşmeler yaptıkları için asgari ücret meselesi onların nezdinde bu kadar önemli değildi. Toplu sözleşmelerle ücretlerin artık istenilen düzeye yükseltilemediği, erkek ücretlerinin kadın ücretlerine yaklaşmaya başladığı andan itibaren, onlar açısından asgari ücret önem kazanmaya başladı. Yoksa kadınlar şehirlerde zaten asgari ücret alıyor ve denetimin hiç olmadığı Anadolu’da asgari ücretin altında ücretle çalıştırılıyorlardı.

Somut ücret eşitliği politikaları

Ama DİSK’in kadınlarda kayıtlı istihdamın yüzde 60’a yakınının asgari ücretle çalıştırılıyor olması tespiti önemli. Çünkü buradan hareketle sendikalarda da kadın emeği ile de ilgilendiklerini söyleyen siyasi parti ve yapılarda da bir kadın ve emek politikası oluşturulabilir. Mesela bu tespitten hareketle asgari ücret konusunda talepler listesine bir iki kadın talebi de eklenebilirdi ama maalesef tespitler sendikal politikalara yansımıyor. Lütfen artık yapılanları tekrarlamaktan, kadınların hayatlarına bakmadan genel ideolojik saptamalar çerçevesinde politika üretmekten vazgeçin.         

Kadınların çalıştıkları yerlerin orta boy işletmeler ve bunların da sendikasız olduğu, toplu sözleşme imkânı ile ücretlerin bir tık bile olsa yükseltilme imkânının olmadığı şartlarda elbette asgari ücrete yapılan her zam bizde de kadınların işine daha çok yarar.

Tarihte ve günümüzde toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıklara karşı verilen eşit haklar mücadelesinin ana hedefinde ayrımcılığa uğramayan hâkim cinsiyet ve cinsiyet yapıları yer alır. O nedenle kadınların kazanımları her zaman erkeklerin lehine olmayabilir ya da şimdiye kadar olduğu gibi erkek kazanımları kadınlar açısından hiç de kazanım olarak ortaya çıkmayabilir. Genel tespitler ve talepler genel olarak erkek talepleridir.

Çok verilir ama bir kere de ben örnek vereyim, genel oy hakkı erkekler için bir oy hakkıdır, erkekler arası bir eşitliği öngörür, kadınlar başlangıçtan itibaren bu hak dışında bırakılmışlardır. Eşit işe eşit ücret de erkekler arası ücret farklılıklarını kaldırmak için ortaya atılmıştır.         

Toplumsal cinsiyet temelli ücret değerlendirme sistemleri

Burada feministler açısından tartışılması lazım gelen bir konu da; asgari ücretin patriyarka ve kapitalizmin bazen ters yönlere doğru hareket edebileceğinin en somut göstergelerinden biri olmasıdır.  

Patriyarkaların özelliğine ve kapitalizmin işleyiş biçimine, kadın kurtuluş hareketinin mücadele geleneğine göre tabii ki ülkeden ülkeye belli farklılıklar ortaya çıkıyor. Almanya’da kayıt dışı çalışma yaygın olmadığı için kadınların ne kadar yararlanabileceği konusunda net rakamlar elde edilebiliyor ve kaçaklar denetim mekanizmaları sayesinde tespit edilebiliyor.

Ama Türkiye’de istihdamdaki kadınların büyük bir bölümü hâlâ kayıt dışı, ev işlerinde ve tarımda güvencesiz işçiler olarak çalışıyor. Bu kadınlar açısından asgari ücretteki bir artış, genel ücret seviyelerini de bir parça yukarı çekeceği için dolaylı olarak olumlu bir etki yaratabilir. Ama bu etki sınırlıdır.

Bir de ülkede hangi işyerinde, hangi tarlada, hangi işveren asgari ücreti baz alıyor, alıyorlar mı? Yoksa işçi ile pazarlık yaparak değişik bir ücret rejimi mi uyguluyorlar, bunu ölçecek ve denetleyecek bir mekanizma bulunmuyor. Mesela sol partilerin aklına kendi aralarında toplumsal cinsiyet hassasiyetlerini de gözetebilen bir mekanizma kurulmaz. Yasa masa kalmadı hoş ama belki yasal süreçleri harekete geçirmek açısından böyle bir yapı faydalı olabilir.   

Asgari ücretin artırılması yoluyla kadın erkek ücretlerinin birbirine yakınlaşması, kadın emeğinin değerinin bir nebze artması anlamına gelir belki ama en yüksek oranda yapılan bir zam bile ücret makasının ortadan kalkması, emek piyasalarında kadınlarla erkeklerin eşit ücret alması sonucunu doğurmaz.

Neler yapılabilir?

Toplumsal cinsiyet açısından asgari ücret ve bu ücretin artırılması meselesi, kadın emeğinin değer kazanması için oluşturulacak eşit ücret politikalarından ayrı düşünülemez. Biz eşit değerde iş için eşit ücret istiyoruz. O nedenle cinsiyetçi emek piyasalarında var olan ücret değerlendirme sistemlerinin gözden geçirilmesi ve toplumsal cinsiyeti esas alan ücret değerlendirme sistemlerine geçilmesi somut olarak yapılması gerekenler arasında yer alıyor.

Mesela 300’ün ya da 500’ün üzerinde işçi çalıştıran fabrikalarda, ücret şeffaflığı uygulamasına geçilebilir. Ücret şeffaflığı sayesinde ancak kadın ve erkek ücretleri arasındaki farkı görebiliriz.

Bunun dışında –asgari ücretin vergi dışı bırakılmasından ayrı olarak- ebeveynin kadın olduğu tek geçindirenli ailelere yönelik özel vergi indirimleri tasarlanabilir.

Bir başka çözüm, bakım emeği yükünün kadının sırtından alınmasıdır. Her işyerinde ücretsiz bir kreş kadınların asgari ücrete yapılan zamlardan daha fazla işine yarayabilir.

Kadınlara kapalı olan yüksek ücretli, erkek ağırlıklı sektörlere kadın kotası konulabilir.

Asgari ücret tespit komisyonlarında da söz söyleyebilir kadınlar yer alabilir.

Eşit ücret için mücadele eşit haklar mücadelesinin bir parçasıdır, feminist politikanın içinde yer alır, o nedenle yukarıdaki örnekleri ortak bir feminist politika çerçevesinde tartışarak çoğaltabiliriz.

Kadın İşçi’nin önerdiği ‘ücret eşitliği araştırma grubu’ gibi bir grubun kurulması, bu konularda politika üretmesi açısından son derece önemlidir.

Ama eşit haklar mücadelesi feminist politikanın bir bölümüdür ancak… Evde ücretsiz olarak yaptığımız ev ve bakım işleri, bizim emek piyasalarındaki konumlarımızı belirleyerek, belli işkollarından dışlanmamıza ve düşük ücretli işlere hapsolmamıza sebep oluyor.  O nedenle ev içi emek sömürüsü ortadan kalkmadığı sürece ücret eşitliği de bir hayal olmaya devam edecek.

*Fotoğraf: HDP Kadın Meclisi

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!