ahlaki meseleler

“bu ülkede 'ibne'liği hırsızlıktan daha vahim gören, hatta hırsızlığı beceriklilik sayan, ahlakı, değerleri çarpıtılmış, kendi aleyhine olacak şekilde şekillendirilmiş milyonlar yaşıyor. o milyonların bilinci de bizim derdimiz. ama o milyonların bilincine teslim olmamak da görevimiz."
Paylaş:
ayşe düzkan
ayşe düzkan
ayseduzkan@hotmail.com

her şerden hayır doğduğu bir gerçek sevgili okurlar. örneğin, yeniden refah partisi seçim kampanyasında lgbti+ konusuna değinmese, fatih erbakan hakkındaki bilgilerimiz, en azından benim bilgilerim çok sınırlı olacaktı. aslında onun babasını da iyi biliriz ama neyse deyip geçelim. ya da bosna deyip geçelim.

fatih erbakan, kazanma ihtimalinin olağanüstü düşük olduğu ankara’da, kim bilir hangi hesaplamalar ve pazarlıklar ya da pazarlık hesaplarıyla kurduğu seçim çalışmasının merkezine “ahlak” temasını koymuş. bu kadar fazla yolsuzluk, hırsızlık vakasının, cinayet yaşandığı, bu suçları işleyenlerin değil, haberleştirenlerin ceza aldığı ülkemizde fena fikir değil, diyebilirsiniz. şu an birkaç video var, belki dahası da gelir. gördüklerim, olağanüstü başarısız. aklınıza gelebilecek ve aklınızdan ucundan geçmeyecek konular ele alınıyor kampanyada.

belediye hangi işlere burnunu sokar?

örneğin, içme suyu konusunun ahlakla ve yerel seçimlerle ilgisi olabilir. fakat uyuşturucunun yerel yönetimle ilgisini kurmak zor, bununla mücadele tıbbın ve kolluğun işi. başıboş köpekler konusunun ahlakla tek bir ilgisini kurabiliyorum; o da cana kıymanın ahlaka sığmadığı ve başıboş köpek ifadesinin itlafla eşleştirildiği…

ama iki videonun üzerinde biraz daha durmak gerek. ilki şu:

https://twitter.com/rprefahpartisi/status/1748755017094267016?s=20

sanırım burada çalıp çırpma konuları ima ediliyor. bakın değinme demeye insanın dili varmıyor, en fazla ima…

açıkçası ben de karnı alabildiğine tok, sırtı gereğinden fazla pek olanların ahlakıyla aç olanların açlığı arasında belli bir bağ olduğunu düşünüyorum ama bunun belediyecilikle ilgisini kurmakta zorlanıyorum. mevzu merkezi iktidarla hatta daha genel anlamıyla toplumsal iktidarlarla daha fazla ilintili gibi geliyor bana. bu şekilde kullanılması, açlık içinde, açlık sınırında, açlık tehlikesi altında yaşayanların duygularını istismar ediyor, bence. yine, neyse deyip geçelim.

İkincisi, tabii ki lgbti+’larla ilgili. kısaltmadaki i ve + henüz idrak edilememiş ama buna da şükür diyelim. 

https://twitter.com/rprefahpartisi/status/1750232664626307314?s=20

bu konunun atlanması düşünülemezdi çünkü türkiye’de, özellikle islami sağ siyasetin en fazla istismar ettiği konulardan biri, anaakım medyanın da olağanüstü gayretiyle yükseltilen, halktaki homofobi, transfobi ve ahlakçı ikiyüzlülük.

öncelikle şunu sormak gerek. diyelim ki, lgbti+ varoluş suç, diyelim ki lgbti+ örgütler suç işliyor; bundan yerel yönetimlere ne? kolluğun, 12 eylül darbesinden sonra ve yanılmıyorsam, 1996’daki habitat toplantısı öncesi, belki başka zamanlarda da transları, şehirlerin dışına taşıdığı vakidir ama bu yasadışı bir işti. kolluğun dahi, suç örgütlerine yönelik, “sürüp çıkarma” gibi bir stratejiyle mücadele etmesi yasal da değil, mümkün de. ne lgbti+ varoluş ne de lgbti+ örgütler suçlu ama bir kere daha sorayım, herhangi bir suç örgütüyle mücadele konusunda yerel yönetimin nasıl bir rolü olabilir? 

lgbti+’ların şeytanlaştırılması iktidarın son dönem en sık başvurduğu yönetme araçlarından biri, bunu biliyoruz. ama geçmişin de bu konuda sütten çıkmış kaşık olmadığını unutmamak gerek.  yıllar boyunca, bu topraklarda bu insanlar en hafif ifadeyle alay konusu edildi, daha ağırı onlara yönelik suçlar anlayışla ve hoşgörüyle karşılandı. son 20 yılda bu tersine döndüyse,  bu lgbti+ örgütlerin ve eylemcilerin mücadelesi sayesinde oldu. nitekim, fatih erbakan’ı da cevapsız bırakmadılar. sayelerinde, fatih erbakan’ın alemciliği, ortamcılığını (bunlar sanırım, angara lafları), playboy özentiliğini öğrenmiş olduk. özel hayat, genç adam, olur böyle şeyler, der geçeriz.

ama yeniden refah’ın halefi olduğu refah partisi’nin kurucusu, teorisyeni necmettin erbakan’ın, iki yıl dört ay hapse mahkum olduğu, kayıp trilyon davasını da bu vesileyle hatırlamış olduk. bakın bu, yukarıda andığım bosna hersek için toplanan paralar konusundan ayrı, ikisi hakkında da internette güvenilir bilgiler bulabilirsiniz.

fotoğraf: halk tv

kimsenin elini bırakmamak

dem parti, lgbti+’ları tüzüğünden çıkarttığı için epeyce eleştiri aldı. bu eleştiri ve sitemlerin sebebi hayal kırıklığıdır çünkü bu konuda en samimi ve kararlı olduğu düşünülen partiydi. başka birçok partinin bu insanların adını bile ağzına almadığını biliyoruz.

ya emek örgütleri? LGBTİ+’lar emek piyasasında en fazla ayrımcılığa uğrayan kesimlerin başında geliyor. en fazla savunulması gereken kesimlerin de… öyleyse neden sendikal mücadele içinde adları bu kadar az anılıyor? kadınlardan bile daha az!

bu ülkede “ibne”liği hırsızlıktan daha vahim gören, hatta hırsızlığı beceriklilik sayan, ahlakı, değerleri çarpıtılmış, kendi aleyhine olacak şekilde şekillendirilmiş milyonlar yaşıyor. o milyonların bilinci de bizim derdimiz. ama o milyonların bilincine teslim olmamak da görevimiz.

yoksa yeniden refah partisi’nin istismar etmeye çalıştığı “hassasiyet” sendikalarda da mı mevcut?

ana fotoğraf: uluslararası af örgütü

Paylaş:

Benzer İçerikler

hedep kongresinde, hdp tüzüğünde geniş yer verilen lgbti+ hakları ve mücadelesi, “cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim farklılıklarının eşitliği” ifadesiyle sınırlandı. adı defalarca değişmiş de olsa “parti”nin kimseyi geride bırakmaya hakkı yok. partinin yöneticilerinin, üyelerinin ve seçmeninin, toplumu da etkileyecek bir bilinç değişimi geçirmesi gerekiyor. 
şüphe yok; yaşayacağız, yaşatacağız, eşitleneceğiz, özgürleşeceğiz, bu sahtekâr zalimlerin elebaşlarını defedecek, diğerlerini değiştireceğiz. o saraçhane meydanı’ndan bir gün onur yürüyüşü de geçecek. çünkü onur’a ilelebet karşı koymak mümkün değil.
1 mayıs’ta ve her alanda, mesele sadece birbirimizin elini bırakmamak değil, kimseyi geride bırakmamak!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!