akşama dizim var

sadece haberler, yorumlar değil, kurgular da değişti. ve dijital platformlar dışında bunun alternatifinin üretilmesi yönünde bir çaba, yok değilse bile çok çok sınırlı. ucuza ya da ücretsiz ulaşılabilen, özgürlükçü, eşitlikçi ve kolay tüketilebilir kurgular üretilmesinin yollarını düşünmeye başlamamızın zamanı geldi.
Paylaş:
ayşe düzkan
ayşe düzkan
ayseduzkan@hotmail.com

şimdi kapalı olan eskişehir kadın açık cezaevi’nin yemekhanesindeki televizyon, sıcak aylarda, güneşin avluda tek bir gölge bırakmadığı öğleden sonraları ilgi odağı olur. nitelikli dolandırıcılık, cinayet, kapkaç, yankesicilik, madde satıcılığı gibi fiiller sebebiyle, bazen sayılamayacak kadar dosyadan ceza aldıkları için orada bulunan, kimisi evli, çok azı resmi nikâhlı bir grup kadın, gündüz kuşağındaki bir amerikan kanalını izler. bu kanaldaki programlardan birinde evler döşenir. yemekhanede yapılan istişarelerde bir koltuk şöminenin önüne yakıştırılmaz, mutfak küçük bulunur, evye sayısının ikiye çıkması tercih edilir, bahçeye gül dikilir. ardından başka bir programda gelinlik modelleri değerlendirilir. biri fazla sade, diğeri fazla açık bulunur.

akşam yemeği sırasında izlenen haberlerde, af’la ilgili herhangi bir umut kırıntısı kovalandıktan sonra, kantinden çaylar alınır ve herkesin üstünde anlaştığı dizi izlenir. bunlar muhakkak aşk dizileri olur. zaman zaman gözler dolar, kahramanlar arasında taraf tutulur, beğenilenler kimseye yakıştırılmaz. bazen dizinin kahramanlarından biri, bir aforizma patlatır; mesela şöyle bir şey söyler: “biri gelir seni sen eder, biri gelir seni senden eder!” gündelik konuşmalarında küfürsüz tek cümle kurmayan kadınlar, telefon numaralarının yazılı olduğu minik defterlerine o cümleyi not eder. daha sonra, dışarıya gönderilen, kimisiyle telefon üzerinden tanışılmış erkeklere yazılmış mektuplarda kullanılır o cümleler. kadınları arzulayanlar ya da kadınları da arzulayanlar, avlulardan el ayak çekilmesini bekler, baş başa kalabilmek için. kimisi yetiştirme yurdunda, kimisi aile mesleği hırsızlık olan evlerde büyümüş, büyük suçlara cüret etmiş, çoğunun bedeninde, yine cezaevlerinde acemi ellerin işlediği dövmeler ve jilet kesikleri bulunan, kolay kolay cüret edilmeyen hayatlarında başları çok sıkışmış ama canları pek sıkılmamış bu kadınlar, aslında hiç ihtiyaçları olmadığı halde makbul kadın olmayı birbirlerinden bile değil, ekrandan öğrenir.

sadece onlar mı?

internetin bulunmadığı bir ortamda yaşayan, bir kısmı zaten okuma-yazma bilmeyen bu kadınlar için ekran tek eğlence, öğrenme ve ideolojik beslenme aracı. ama çoğumuz için de önemi az değil.

biraz yakın tarihimize bakalım.

akp iktidarından en fazla etkilenen kurumlardan biri medya oldu. daha önce çok matahtı anlamında demiyorum bunu; mesleki ilkeler ve nitelik hiçbir zaman belirleyici olmadı. ama son dönemdeki altüst oluş başka sonuçlara yol açtı. medyanın kâr eden bir sektör olduğu, daha doğrusu yayınların satışından kâr edildiği günlerde okurun eğilimleri de belirleyiciydi; okur doğru haberler, iyi yazarlar okumak için alırdı gazeteyi. ama sadece o değil. türk erkeklerine bayılan helga haberleri mesela, erkek olduğu varsayılan okurun gururunu okşamak, gazeteyi almasını sağlamak için kaleme alınırdı. biraz kısa ve kaba özetleyeceğim; reklamın en önemli gelir kaynağı olduğu dönemde satış ve izlenme oranları önem kazandı. bu aşamada haber hâlâ önemliydi ama büyük reklam verenlerle ilgili yazmak neredeyse imkânsızdı. yani haberlerin sınırlanması bu iktidara mahsus bir olgu değil. ama siyasetle ilgili haberlerin bu kadar sınırlanması bu iktidara mahsus.

her dönemde, hetero-patriyarkanın en önemli araçlarından biri magazin medyası oldu. burada erkeklik –hatta mehmet ali erbil gibi versiyonları dahi- yüceltildi, kadınların açık giyinmesi teşvik edildi, kadınlar için cesaret dekolte giymek olarak tanımlandı ama açık giyinen kadın aşağılandı; eşcinsellik, translık alay konusu yapıldı… şunu da hatırlatayım; bunlar dünyanın her yerinde üç aşağı beş yukarı böyle.

magazinin ve kurguların dönüşümü

her şey gözümüzün önünde oldu; magazin sayfaları bir yana, eskiden çok satan gazetelerin birinci sayfasının sağ üst köşesinde, muhakkak açık giyinmiş, ünlü, genç, güzel bir kadının “dekupe”[1] fotoğrafı olurdu.[2] bunların ortadan kalkması derdimiz değil.

kadın sayfalarında yemek tarifi, güzellik ve bakım önerileri yer alırdı, bunlar devam ediyor. cinsellikle ilgili öneriler kalmadı. gerçi artık gazete alan da kaldı mı, emin değilim. ama magazin eski neşesini ve pervasızlığını kaybetti, erkek egemen ideolojinin taşıyıcısı olma vasfında değişiklik olmadı.

ama diziler biraz farklı. türkiye en fazla dizi üretilen ülkelerden biri.

iktidar, sadece haberleri, siyasi yorumları kuşatmadı. kanallar el değiştirdi, “beyefendi” “telefon” açtı, falanca dizi yayından kaldırıldı, şu oldu bu oldu ve diziler de bu iktidarın benimsediği ideolojiyi yansıtmak zorunda bırakıldı.

çok yaygın bir biçimde cinsiyetlendirilmiş olarak üretilen her türden kurgu, patriyarkanın en önemli ideolojik araçlarından biri. bizim için neyin doğru, uygun, kabul edilebilir olduğunu kurgular dayatır. ayrıca sadece bilincimizi değil, bilinçdışımızı da etkiler.

kahrolsun istibdat… taassup da

çeşitli akımları ve tonlarıyla muhalif medya, haberciliği ve siyaset yorumlarını üretmeye çalıştı, üretiyor. burada anlatmaya çalıştığım konuyla doğrudan ilgisi olmadığı için değinip geçeceğim; habercilik çok pahalı, muhalif medyanın çoğu kurumunun karşılayamayacağı kadar pahalı bir iş; okur ve izleyicinin de kendi söyleyemediklerini ifade eden yorumları tercih etmesiyle, haber git gide ölen bir şey haline geliyor.

tanık olduğum yakın tarih boyunca kurgu çeşitli biçimlerde sunuldu; masallar, hikâye ve romanlar, fotoromanlar, çizgi romanlar, filmler, diziler… televizyonla birlikte kurgu, medyanın da bir parçası oldu.

yayıncılar, edebiyat okurunu esas olarak kadınların oluşturduğunu söylüyor. fotoromanlar esas olarak kadınları hedeflerdi, çizgi romanlar adeta iki cins için ayrı ayrı kurgulanıyor. sanat derdi olan sinemayı bir kenara bırakırsak, filmler için de benzer bir şey söyleyebiliriz. yani çok yaygın bir biçimde cinsiyetlendirilmiş olarak üretilen her türden kurgu, patriyarkanın en önemli ideolojik araçlarından biri. bizim için neyin doğru, uygun, kabul edilebilir olduğunu kurgular dayatır. ayrıca sadece bilincimizi değil, bilinçdışımızı da etkiler. bilgiyle bilinci değiştirmek mümkün ama duyguların dünyasını değiştirmek bu kadar kolay olmayabilir; romantik kalıplar, arzu nesneleri, arzu anları, mutluluğun nasıl bir şey olduğuna dair sezgiler kurgulardan[3] etkilenir.

akp iktidarına kadar, siyaset bu alana çok fazla müdahale etmiyor ya da daha doğru bir ifadeyle farklı siyasi aktörler birbirlerinden çok farklı önerilerde bulunmuyordu.

uzun zamandır televizyon kanallarının önemli bir bileşeni olan kurgu yapımlar ve bir kısmının kurgulandığı açık olan kimi şovlar geçmişte, izleyicilerin ihtiyaç ve taleplerine göre de şekilleniyordu. örneğin gülse birsel, avrupa yakası’nda, derginin genel yayın yönetmeni fatoş’un ofisboy şesu tanrıverdi ile ilişkisinin, izleyicilerin talebiyle uzatıldığını anlatmıştı bir röportajında. bir istanbul masalı’nda açık bir eşcinsel karakter, ikinci bahar’da evlilikdışı bir bebek, orta yaş üstü iki kişi arasında bir aşk vardı. kadınlar dizilerden, boşanmayı, evlilikdışı aşkı, yeni bir hayat kurmayı da öğrenebiliyor, en azından hayalini kurabiliyordu ki bu da az şey değildir.

akp’in bütün medyayı kuşatmasıyla birlikte kurguya dayanan yayınlar da muhafazakâr ideolojinin kapsama alanına girdi; özgürlükçü eşitlikçi herhangi bir düşüncenin sızabileceği bütün yarıklar kapatıldı. sadece haberler, yorumlar değil, kurgular da değişti. ve dijital platformlar dışında bunun alternatifinin üretilmesi yönünde bir çaba, yok değilse bile çok çok sınırlı. oysa bu yönde talep var![4]

türkiye dünya üzerinde en fazla televizyon izlenen ülkelerden biri, çoğunluk olup biteni kendisine yakın gördüğü kanallardan yani oy oranlarına bakılırsa trt, cnn türk, atv ve ahaber’den izliyor. bunun siyasete yansıyan sonuçları ele alındı. ama şunu da hatırlamak gerek; haber saati bittikten sonra, özellikle kadınlar siyasetin yorumlandığı programları değil, dizileri izliyor.

dijital platformların yaygınlaşması, belli bir gelir grubundaki insanların bu mecraları izler olması, anaakımdaki kurgulara yönelik eleştirileri, uyarıları da azalttı. kaldı ki, içerik eleştirisi bu meseleye çare bulmak için bir başlangıç olsa da yeterli değil. bu platformlara para ayırmayı önceliği saymayan ya da böyle bir para ayıramayan kadınlar, sınırlarını iktidarın çizdiği dizileri, şovları izliyor. genç kadınlar, onların önerileri zihinlerine nakşedilerek büyüyor. çok farklı çevrelerde, farklı kültürler içinde, farklı geçim ve yaşam koşullarında hayatlarını sürdüren kadınlar, aynı dizileri izleyip aynı ideolojik havayı soluyabiliyor.

bitirirken bir parantez açayım. benzer bir durum edebiyat için de geçerli. her eğitim düzeyinden kadının keyif alarak okuyabileceği ama edebiyattan vazgeçmemiş, eşitlikçi ve özgürlükçü bir perspektifle yazılmış edebiyata ihtiyacımız var; çünkü hepimizin gözlemleyebileceği gibi kadınlar kitap okuyor. ve birçoğumuz feminizmle edebiyat aracılığıyla tanıştık. 

bunun feminizmin gündemlerinden biri olması şart bence. ucuza ya da ücretsiz ulaşılabilen, özgürlükçü, eşitlikçi ve kolay tüketilebilir kurgular üretilmesinin yollarını düşünmeye başlamamızın zamanı geldi. 


[1] dekupe, bir figürün, bir fotoğraftan kesilip çıkartılarak kullanılması.

[2] çok önemli bir görsel yönetmenin, sayfa tasarımcısına yüksek sesle “biraz et görmek istiyorum” dediğine şahit oldum.

[3] buna, kelimelerden farklı bir dil kullanan müziği de ekleyebiliriz.

[4] kızılcık şerbeti’nin gördüğü ilgi bunun iyi bir örneği.

Fotoğraf: İHA

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!