ekmek davası

türkiye’de köylülerin yükselttiği ekolojik hareketler bize tarım alanlarımızı, otlaklarımızı korumanın geleceğimiz için önemini gösterdi. çoğu günde 18 saat çalışan tarım emekçisi kadınlar için daha kısa çalışma, daha iyi yaşam koşulları, daha yüksek ücret hakkı için mücadele, hepimizin onlara borcu.
Paylaş:
ayşe düzkan
ayşe düzkan
ayseduzkan@hotmail.com

“türkiye’de aç mezarı yoktur” sözünü duymuşsunuzdur. bunun ne anlama geldiği açık, sebepleri konuşulmaya değer. ülkede 2000’lere kadar gıda güvensizliği denilen olgu yaygın değildi. bunun en önemli sebebi, verimli topraklarıyla türkiye’nin bir tarım ülkesi olmasıydı. kente göç edenlere de köydeki yakınlarından bakliyat, un, peynir, yağ vb. temel gıda maddeleri gelirdi. çoğu evin mutfağında, mütevazı de olsa bir sofra kuracak malzeme bulunurdu. iyi ve dengeli beslenmekten söz etmiyorum tabii.

geçmişte sık duyduğumuz bir başka söz daha vardı; mustafa kemal’e atfedilen, “köylü milletin efendisidir.” tarım yapan insanların ülke açısından önemi gerçekten çok büyük; ama ne cumhuriyetin kuruluş döneminde ne de daha sonra “efendilik” olarak tanımlanabilecek herhangi bir şeye ulaştılar. tam aksine, ilk meclis’te zengin çiftçiler yer alsa da, köylülerin mahrum kaldığı şeylerin başında refah ve karar mekanizmalarına erişim geliyordu. ekip biçmeye, hayvan gütmeye, efendi oldukları için değil, başka iş bilmedikleri için devam ettiler.

tarım ve hayvancılık önemli; çünkü gıda ve tabii su, insan hayatının sürebilmesi için gerekli. ömrünüzü çok az sayıda giysi satın alarak geçirebilirsiniz, hayatınız boyunca bir, bilemediniz iki eve ihtiyacınız olur. ama yiyeceğe her gün ihtiyacınız var. o yüzden gıda kâr elde edilmese de üretilmeli. nitekim genç türkiye cumhuriyeti, toprak mahsulleri ofisi’nin satın almaları, ucuz krediler gibi yöntemlerle tarımı destekledi.

bir gıda krizinden söz ettiğimiz bugüne nasıl geldik?

yıllar boyunca ağır bir siyasal baskı rejimi olarak görülen 1980 askeri darbesinin, aslında bir ekonomik programı hayata geçirmeyi hedeflediğini artık biliyoruz. bu programın önemli bir parçası tarımda serbestleşmeydi; “serbest” kelimesinin olumlu çağrışımlarını bir kenara koyun, bunun tarımsal üretimin, giderek daha az desteklenerek başının çaresine bakmak üzere bırakılması olduğunu söylemek yanlış olmaz. dünya bankası, imf, dünya ticaret örgütü ve avrupa birliği bu sürece ayrı ayrı katkıda bulundu. o dönemde, gelişmiş ülkelerin tarımla uğraşmadığı palavrası medyada kendine yer buluyordu,[1] devletin küçülmesinden söz ediliyordu; gerçekten de cop, kask ve kalkan kalacak kadar küçüldü devlet, herhangi bir sebeple başı sıkışan halk için yine halk yardım kampanyası düzenliyor.

söylenmeyi kesip tarıma döneyim. özellikle 2000’li yıllardan itibaren uygulanan tarım politikalarının birkaç sonucu oldu.

-tarımla uğraşan nüfus azaldı. köyde yaşayanların nüfusa oranı 1927’de yüzde 76’yken 2012’de yüzde 23’e, 2022’de yüzde 6,6’ya düştü. bu oran fransa’da 2021 yılında, yüzde 25’in biraz üstündeydi; abd’den sonra dünyanın ikinci büyük tarım ihracatçısı olan hollanda’da nüfusun 8,8’i köylerde yaşıyor. avrupa’nın üçüncü büyük tarım ekonomisine sahip olan almanya’da ise, toplam nüfusun yüzde 15’i, 5 binden az nüfuslu köylerde yaşıyor ama bu yerleşim birimlerinin çevreledikleri kentlerle sıkı ve yakın ilişkisi var. yani tarım, gelişmiş olarak tanımlanan ülkelerin hâlâ en önemli üretim alanlarından olduğu gibi, bu  sektörde çalışan insanların köy hayatının sınırlarına hapsolması gerekmiyor.

-tarımda maliyetler arttı. tarıma yönelik sübvansiyonların azalması girdi fiyatlarını artırdı, kısır ithal tohum kullanımı da maliyetleri yükseltti. devletin çekilmesiyle tarım kredilerini özel bankalar vermeye başladı, bu küçük üreticiyi rekabet edemez hale getirdi.

-hizmet ve inşaat sektörü, ekonominin motoru oldu. türkiye’de tarım istihdamının azalması sanayileşmeye yol açmadı, kentlere göçü ve hizmet sektöründeki istihdamı artırdı. böylece tarım alanları inşaat sektörüne tahsis edildi.[2] beş milyon hektar tarım arazisi kaybedildi.[3] tarımın daralmasıyla kente göç ve erkeklerin hizmet ve inşaat sektöründe istihdamı süreci başladı. ancak kadınlar kentte vasıfsız işgücü durumuna düştü. buna karşılık, daha önce ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlar tarımda ücretli çalışmaya başladı.[4]

-tarımda ihracatla ithalat oranı ithalat lehine bozuldu. marketten aldığınız mercimeğin kanada’dan[5] ithal olmasına yol açan süreç böyle ilerledi. bu yıl ithalatta buğday unu, ham ayçiçek yağı ve soya fasulyesi, toplam ithalatın yaklaşık üçte birini oluşturuyor.[6] bugün en yüksek enflasyonun gıdada görülmesinin sebeplerinin başında bu süreç geliyor.

bir köle olarak “gelin”

tarımsal üretim, kadınların ev içi emeğinin nasıl sömürüldüğü konusunda çok çarpıcı örnekler sunar. nitekim, ben de dahil birçok feministin bakış açısını benimsediği fransız maddeci feminist yazar christine delphy, araştırmalarına tarımsal üretimde başladığını, fransız kadınların ücretsiz çalışmaya yanaşmadıkları için çiftçilerle evlenmeyi reddettiğini, bunun üzerine çiftçilerin güney-doğu asyalı kadınlarla evlenmeye başladığını aktarır.

bir hanede, sadece o hane içinde tüketilen ürün ve hizmet üreten kadınların[7] ücretsiz çalışması silikleşebilirken, tarımda pazara yönelik üretim de yapıldığı için ücretsiz sömürü daha açık biçimde ortaya çıkar.

orhan kemal, fakir baykurt, mahmut makal, bekir yıldız gibi toplumcu gerçekçilik akımı içinde tanımlanan yazarlar, eserlerinde kırsal hayatı aktarır. bu yazarların bir kısmı köy enstitüsü kökenlidir, kadın özgürlüğü fikrine özel bir yakınlıkları olmasa da gerçekçilikleri, kadınların tarımsal üretimdeki konumunu gösterebilmelerini sağlar.

aradan çok uzun zaman geçmesine rağmen, güncel anlatımlar bu gerçekliğin çok fazla değişmediğini gösteriyor. tarlada, bağda, bahçede çalıştırılmak üzere “alınan” gelinler hâlâ var. ve yükselen islamcı ideoloji bu ilişkiyi daha da meşrulaştırıyor.

diğer yandan, küçük üreticiler hem pazar için hem de geçimlik[8] üretim yapıyor. özellikle sadece geçimlik üretim yapılan durumlarda tarlada, bağda, bahçede yapılan iş ev işinin devamı sayılıyor, görünmez hale geliyor, değersizleşiyor. ama bir yandan da, işi gerçekleştiren esas olarak kadınlar olduğu için, onlara belli bir özerklik ve güç kazandırıyor.

tarımda istihdam edilen nüfusun yaklaşık yarısını mevsimli tarım işçileri oluşturuyor. bunların da yaklaşık beşte birlik bir kısmı gezici tarım işçisi.[9]

tarım işçilerinin ücreti asgari ücrete göre belirleniyor; ama çoğu sigortasız, güvencesiz çalışan bu insanlar o ücreti bile her zaman alamıyor.[10]

gezici tarım işçiliği, ailecek yapılan bir iş. bunun onlarca sonucu var ama bunlardan ikisi bence önemli: birincisi bu ciddi bir çocuk istihdamına yol açıyor, ikincisi kadınların erkeksiz var olmaları mümkün değil. buna karşılık, özellikle genç kadınlar çok fazla cinsel saldırı yaşandığını bildiriyor. bunu türkiye’ye mahsus sanmayın, dünyanın birçok yerinde benzer şeyler yaşanıyor.[11] çalışma sırasında yenen yemek genellikle evden götürülüyor ve tahmin edilebileceği gibi kadınlar tarafından hazırlanıyor. evin işiyle tarlanın/bahçenin işi birbirine karışıyor ve kadınlar neredeyse her zaman erkeklerden daha düşük ücret alıyor,[12] o paranın üzerinde kontrolleri de yok![13]

bundan sonra ne olacak?

geçmişte, gençler tarımı zor, köyü sıkıcı, geliri az buldukları için büyük kentlere göçerlerdi. ama şehirlerde, özellikle büyük şehirlerde yaşamanın zorlaşması, kentsel dönüşüm gibi etmenler, tersine göçe ivme kazandıracak gibi görünüyor. hüsranla sonuçlanması ihtimali yüksek olan, “bir ege köyüne yerleşip organik tarım yapalım”dan söz etmiyorum. kastettiğim kentte geçinecek parayı kazanamayan ama mesleğini başka yerde yapamayan insanların, yerleştikleri yerde, en iyi ihtimalle atadan kalma toprakta, o yoksa başkalarının toprağında tarım yapmak zorunda kalmaları.[14] bunun kadınlar için nadiren bir alternatif olabileceği açık. her şeyden önce topraklar kız çocuklara/torunlara emanet edilmeyeceği için… türkiye’de köylülerin yükselttiği ekolojik hareketler bize tarım alanlarımızı, otlaklarımızı korumanın geleceğimiz için önemini gösterdi. çoğu günde 18 saat çalışan tarım emekçisi kadınlar için daha kısa çalışma, daha iyi yaşam koşulları, daha yüksek ücret hakkı için mücadele hepimizin onlara borcu.


[1] palavra çünkü “gelişmiş” sayılan abd, fransa, almanya, hollanda, kanada gibi ülkelerde yüksek tarımsal üretim yapılıyor.

[2] bunda akp’nin kendisine yakın sermaye gruplarını güçlendirme tercihi de etkili.

[3] almanya’nın topraklarının yaklaşık yarısında tarım yapıldığını düşünecek olursak bunun manası daha iyi anlaşılır.

[4] https://kockam.ku.edu.tr/yakin-tarihsel-surecten-gunumuze-turkiyede-kadin-istihdaminin-donusumu/

[5] türkiye yılda tükettiği mercimeğin yüzde 55’ini kanada’dan ithal ediyor.

[6] https://www.tgdf.org.tr/tgdf-dis-ticaret-bulteni-mart-2023/#:~:text=%c4%b0thalatta%20%c3%b6ne%20%c3%a7%c4%b1kan%20%c3%bcr%c3%bcnler%20rusya,etilen%20glikol%2c%20soya%20k%c3%bcspesi%20oldu.

[7] böyle karışık anlattığıma bakmayın, herhangi bir evde yaşayıp o evin temizliğinden, beslenmesinden, çocukların bakımından sorumlu olan kadınları yani çoğumuzu kastediyorum.

[8] çiftçinin kendisinin ve ailesinin temel gıda ihtiyacını karşılamak için yaptığı üretim.

[9] bu araştırmada birçok ilginç ve yararlı veri var: http://kasaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/34/2013/02/GECICI-MEVSIMLIK-TARIM-ISINDE-CALISAN-KADINLARIN-CALISMA-VE-YASAM-KOSULLARININ-IRDELENMESI.pdf

[10] Bu konuda tarım işletmeleri genel müdürlüğü’ne dair çok ilginç bir vaka anlatımı: https://www.evrensel.net/haber/494034/chpli-mahmut-tanal-devlet-eliyle-mevsimlik-tarim-iscilerine-kolelik-duzeni-dayatiliyor#:~:text=Bizim%20ele%C5%9Ftirdi%C4%9Fimiz%20Tar%C4%B1m%20ve%20Orman,lira%2015%20kuru%C5%9F%20olarak%20belirlendi.

[11] örneğin https://ekmekvegul.net/sinirlarin-otesi/700-bin-tarim-iscisi-kadin-biz-de-diyor

[12] https://www.gazeteduvar.com.tr/cuk-farki-10-tl-makale-1535918

[13] ilginç gözlemlerin yer aldığı bir röportaj: https://www.iklimhaber.org/mevsimlik-gezici-tarim-isciligindeki-sorun-tum-yukun-kadinin-sirtina-binmesi/

[14] uzaktan çalışma rejiminin yerleşikleşmesiyle büyük şehirleri terk edenler var ama bu beyaz yakalılar içinde bile çok sınırlı bir kesim. Büyük şehirde garsonluk yapan birinin küçük bir yerde aynı işi bulması zor.

fotoğraf: iklimhaber

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!