erkeği görmeden evi anlamak mümkün mü?

feminizmin de kapitalizmle ilgili söyleyecekleri var muhakkak ki. ama feminizmi sadece piyasa karşıtlığıyla tanımlamanın içini boşaltmak anlamına geldiğini görüyorum. tabii erkekleri rahatlatan bir yanı var bunun.
Paylaş:
ayşe düzkan
ayşe düzkan
ayseduzkan@hotmail.com

bazen, bazı temel doğruları gözden geçirmekte yarar oluyor. feminizm, bugün ücretli emek sömürüsünden, sömürgeciliğe kadar pek çok konuda siyaset ve görüş üretiyor, eyleme geçiyor. ancak feminizmi, bu konularda siyaset üreten başka akımlardan ayıran nokta, odağında bir sistem olarak patriyarkanın bulunması. patriyarka, erkeklerin kadınların emeğine, bedenine ve kimliğine el koymasına dayanan sistem, bu el koyma hayatın hemen her alanında gerçekleşiyor tabii ama patriyarkanın temelindeki kurum aile ve evlilik. aile ve evliliği aynı anda kullanıyorum çünkü aralarında evlilik bağı olmayan insanlar da -örneğin bir ebeveyn ve çocuklar- aile oluşturabilir. ailenin ya da daha doğru bir ifadeyle evliliğin içindeki emek sömürüsünü anlamadan patriyarkayı anlamak mümkün değil.

burada bir parantez açıp hatırlatayım. emek sömürüsünü sadece değişim değeri bulunan emtia ve hizmet üretimine has bir olgu olarak anlayanlar var. bu, kapitalizm öncesi üretim biçimlerindeki sömürüyü gözardı eden bir bakış açısı. hanede, patriyarkal ilişkiler içinde, değişim için yani satılmak üzere ürün de üretiliyor ama hane içinde tüketilen ve piyasada para karşılığı satılan hizmet ve ürünlerin üretiminde de ücretsiz emek sömürüsü söz konusu.

erkeğin adı yok

bugün farklı biçimlerde ve farklı alanlarda, erkekleri gözardı eden görüşlerin, hatta teorilerin ortaya çıktığını görüyoruz. sanki evlilikte ya da ailede, kadınların emeğine el konulmasında erkeklerin herhangi bir rolü yokmuş gibi düşünmeye çalışılıyor.

daha önce yine bu mecrada ele almaya çalıştığım “bakım emeği” kavramı bu çabanın zirvelerinden biri. “bakım emeği” ile kadınların eviçindeki hizmet ve ürün üretimi kastediliyor. ama ısrarla çocuk, hasta ve yaşlıların bakımından söz ediliyor; sanki kadınlar eli ayağı tutan, yetişkin erkekler için emek sarf etmiyorlarmış gibi. pekala kendi bakımını yapabilecek bu yetişkinlerin bunu üstlenmesi ihtimaline hiç değinilmeyip evdeki işlerin kamuya devredilmesinden söz ediliyor.

evde kadınların verdiği -çamaşırdan temizliğe- hizmetler ve ürettiği -bahçedeki domatesten sofradaki çorbaya- ürünlerin bir kısmı tabii ki ücretli emekle kamusallaşabilir, kamusal alanda üretilebilir; bu, geçmişte sosyalizmin ve sosyal devletin gerçekliğinin bir parçasıydı. zaten bugün de piyasa bunları ücret karşılığında sunuyor.

ama feminizm, sadece kamunun genişletilmesi, piyasalaşmanın geriletilmesi hedefiyle sınırlandırılabilir mi? feminizm ya da feminizmin kadınların emeğiyle ilgili sözü, bir tür, kadınlar için sosyalizm/sosyal devlet siyaseti midir? erkeklerin adı, sadece şiddetle bağlantılı olarak mı feminizmin gündemine gelir? erkeklerle alıp veremediğimiz bir şey yoksa, örneğin sosyalist feminist kolektif, 2000’li yıllarda “erkeklerden alacaklıyız” derken ne kastediyordu? esas olarak aile içinde, erkeklerin geniş kapsamlı eviçi emek sömürüsüne işaret etmiş olabilir mi?

erkekler, aileyle ve evle ilgili tahlillerden neden “düştü”? neden evdeki işle ilgili söz ve eylem, kapitalizmle mücadelenin bir parçası olan, piyasa karşıtı, kamusal alanı genişletme/kamusallaşma mücadelesine indirgenir oldu? ben kapitalizme karşı mücadelenin öznesinin işçi sınıfı olduğunu düşünüyorum, birçok komünist ve sosyalist gibi. feminizmin de kapitalizmle ilgili söyleyecekleri var muhakkak ki. ama feminizmi sadece piyasa karşıtlığıyla tanımlamanın içini boşaltmak anlamına geldiğini görüyorum. tabii erkekleri rahatlatan bir yanı var bunun.

sfk’nın kampanyasıyla devam edeyim. geniş adı, “erkeklerden, sermayeden ve devletten alacaklıyız”dı.

önce devletten alacaklarımız üzerine konuşmak istiyorum.

şuna dikkatinizi çekmek isterim; hasta ve yaşlı bakımının kamu tarafından üstlenilmesi, sadece bu hizmetleri ücretsiz olarak yerine getiren kadınların değil, hasta ve yaşlılar da dahil olmak üzere hepimizin hayatını kolaylaştırır. çünkü kamu hizmeti aynı zamanda profesyonel bakım anlamına da geliyor; bu, özellikle hasta bakımı için çok önemli. yaşlılar, yaşıtlarıyla güzel vakit geçirebilecekleri bakımevlerinde, temizlik ve yemek hazırlama gibi işlerden muaf olarak ama istedikleri zaman yakınlarıyla görüşerek, o mekânın dışında da sosyalleşerek geçirebilirler son günlerini. bunun için elden ayaktan düşmeye gerek yok; mutlu ölmek de insan haklarından biri ve tıpkı hasta bakımı gibi devlet tarafından sağlanmalı.

ama aynı şeyi çocuk bakımı için söyleyemeyiz. okul, 24 saat açık kreş, yuva hizmeti de dahil hiçbir şey, çocuk bakımını ebeveynin sırtından tamamen alamaz, ancak yükünü hafifletebilir. dünyanın her yerinde, tek ebeveynli ailelerin ezici ağırlıkla anne ve çocuklardan oluştuğunu da hatırlatayım.

ya yetişkin erkeklerin bakımı? babalar, abiler, kazık kadar oğullar ve en önemlisi kocalar… aile tam da en çok bu “bakım”ın sağlanması için kurulmuyor mu? bundan bahsetmeden, bunu hesaba katmadan üretilen söz feminist olabilir mi?

sermayeden alacaklıyız

evet, tabii ki. çünkü bize erkeklerden daha az ücret ödeniyor; hâlâ ve dünyanın neredeyse her yerinde.

ama konu bununla sınırlı değil. zaman zaman, kapitalizmin tek bir kişi gibi tahayyül edildiğini düşünüyorum. oysa kapitalizm, aralarında rekabet bulunan sermaye sahiplerinin, üretimi, kârlarını merkeze alarak, ücretli emeğe el koymak suretiyle örgütledikleri bir sistem. kapitalizm, patriyarkadan yararlanır; sadece patriyarkadan da değil, mevcut bütün egemenlik ilişkilerinden, egemenliğe dayanan ideolojilerden, örneğin milliyetçilik ve ırkçılıktan da yararlanır.[1] ama aynı zamanda, bu ilişkilerin çözünme süreçlerini de kâr edebileceği dinamiklere çevirebilir. birçok atölye ve fabrikada, daha nitelikli işgücü olmalarına rağmen, kadınlar, patriyarkal ilişkilerden kaynaklanan sebeplerle,  daha düşük ücretle çalışmaya razı olmak zorunda kalıyor. ailenin çözünme süreçleri, boşanan kadınların, ücretli işgücüne, ucuz ve titiz emek olarak katılma zorunluluğu demek… ama aynı zamanda başka kapitalistlerin, daha fazla buzdolabı, daha fazla çamaşır makinesi ve aklınıza gelen, gelmeyen, bir evde gerekli olan yüzlerce şey satması demek. evde yemek yapamayacak kadar uzun mesai yapan kadına ve bakmakla zorunlu olduğu insanlara “dışarıdan” yemek satmak demek…

sosyalist feminizmle ayrıldığım bir nokta var: bence kapitalizm, kadınlar evde ücretsiz çalışmadan, bu günkü kadar kolay olmasa da bir biçimde döner. ya erkekler, kadınların ücretsiz emeği olmadan onlar hayatlarını döndürebilir mi; feminizmin sorusu bu, yıkıcı, dönüştürücü dinamiği bu sorunun cevabında yatıyor!


[1] sömürgecilik ve emperyalizmse kapitalizmin tezahürlerinden.

Fotoğraf: Esra Tokat / csgorselarsiv.org

Paylaş:

Benzer İçerikler

Erkeğin, çocuğun ve yaşlıların bakımı birbirinden farklı. Tüm bunları “bakım emeği” başlığında toplamak, ev içi ücretsiz sömürüyü gözden kaçırmanın yanı sıra tahlil ve çözüm arayışlarında da erkeği devre dışı bırakmak anlamına geliyor. Ayşe bakım emeği meselesini masaya yatırıyor.
“seks işçisi kadınların güvenliği, huzuru ve mutluluğu kadınlar olarak ortak güvenliğimizin, huzurumuzun ve mutluluğumuzun parçası. yıllar önce, “ne iffetli ne iffetsiz biz kadınız” derken bunu kastediyorduk. ve her türden seks işçisine, makbul sayılmayan mesleklerde çalışan tüm kadınlara el uzatacak kurumlar, imkânlar, dayanışma oluşturmadan bu sözün hakkını veremeyiz. çünkü feminizm hepimiz için; sadece “mazbutlar” için değil. “
1 mayıs’ta ve her alanda, mesele sadece birbirimizin elini bırakmamak değil, kimseyi geride bırakmamak!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!