Cüzdanımızda para yok ama öfke çok

“Kelimenin tam anlamıyla nefes alamıyoruz çünkü ne hukuki ne sosyal ne toplumsal ne ekonomik açıdan dayanabilecek gücümüz kalmadı. İktidarı gönderme konusunda halk muhalefet partilerinin önünde. Muhalefet partilerinin daha güçlü muhalefet yapması için bekleyecek takat de zaman da yok. Geçinemiyoruz. Cüzdanımızda para yok ama öfke çok.”
Paylaş:
Gülfer Akkaya
Gülfer Akkaya
akkayagulfer@gmail.com

Gündemin aynı gün içinde birkaç kez değiştiği ülkede yazmak için konu bolluğu olduğu doğru. Ancak hızlı değişen gündemlerin uzun süre güneşte kalmak gibi insanı çarptığı da kayıtlara alınsın lütfen.

Çeşitli gündemlerimiz var ama bunlar arasında bazıları için “yapışıp kalan gündemler” tanımı yapmak yanlış olmasa gerek. “Yapışıp kalan gündemler”den kastım cumhuriyetin kuruluşundan bu yana süregelen temel sorunlar değil, iktidarın çözebilecekken çözmeyi tercih etmeyip ayak dirediği için yılan hikayesine dönüşen, istense hemen çözülebilecek sorunlardan oluşan gündemler. Elbette bu “güncel sorunların” altında sınıfsal, inançsal, cinsel, etnik gibi temel nedenler var. Devlette devam esastır.

Yine de o kadar derinlere inmeden gündem bolluğumuza dikkat çekmek istiyorum bu hafta.

İstanbul Sözleşmesi’ne yani kadınların haklarının patriarkal sistemin hedefe konularak tanımlanıp çözüm üretilmesine alerjisi olan iktidarın bu sözleşmeden çıkması ile kendilerini iyice güçlü ve ne yazık ki haklı gören kadın katili erkeklerin işlediği kadın cinayetleri durmuyor. Erkekler iktidarın cezasızlık politikalarının da desteği ile kadınları öldürmeye devam ediyor.

Genel olarak da ülkede şiddet artıyor. Elbette bu şiddetin özneleri yine erkekler. Trafikte yaşanan kavgalar, işlenen cinayetler, yeniden başlayan hırsızlık olayları.

Haber ve tartışma programlarının çoğu zaman ilk gündemleri arasında yer alan çeteler, mafyalar, mala çökmeler ve her gün onlara yönelik yapılan operasyonlar.

En fazla ilgi ve heyecanla takip edilen gündem Cumhur İttifakı arasında yaşanan taht oyunları. Bu kadarla mı sınırlı? Cumhur İttifakını oluşturan her iki partinin kendi içlerinde dönen oyunlar, partiyi ele geçirme kavgaları.

Özel sektör öğretmenlerinin bir süredir yürüttüğü mücadele de sokağın ve siyasetin gündemleri arasında.

Okullarda bilimsel eğitim yok edilirken, dincileşen, siyasi İslam normlarına büründürülen, cinsiyetçilik dozu derinleştirilerek eşitsizliği normalleştiren müfredat halkı “çatlatmayı, patlatmayı” göze alarak kabul edildi.

Ülkenin bir diğer büyük sorunu AKP’nin yaşattığı yoksulluk ve baskı nedeniyle ortaya çıkan vize sorunu. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu sahibi olan insanlara dünyanın kapıları neredeyse kapalı ve vatandaşlara sınırlar dışına çıkmak hemen hemen yasak. Hepimiz hapisiz burada. Çünkü başka ülkeler bu ülkenin vatandaşlarına potansiyel kaçanlar diye bakıyor ve haksız da sayılmazlar. Başta gençler olmak üzere milyonlarca insan fırsatını bulsa arkasına bakmadan ülkeden tüyecek. Maalesef böyle.

En büyük gündem; geçinemiyoruz

Tüm bu şiddet, baskı ve güvensizlik ortamında canımızı yakan başat konu değişmiyor, geçim sorunu.

Yılın ilk altı ayını geride bırakmak üzereyiz. Emeklilere yılın ikinci altı ayı için yapılması gereken zamma dair Bakan Mehmet Şimşek’in yaptığı “temmuz ayında zam yok” çıkışına itirazlar sürüyor.

2023 yılından bu yana 10 bin liralık aylık bile denemeyecek maaşları alan emekliler hemen her gün gündemdeler. Emeklilerin uğradığı hak gaspları, ayrımcılık sadece aylıklarıyla sınırlı değil. İlaç katılım payı mesela bunlardan biri. En çok hastalıklarla boğuşulan dönemde ilaçlara katılım payı adı altında para ödüyorlar ve hiç de düşük değil ödenen miktarlar.

Emeklilerin bu kadar gündemde olmasının en önemli nedeni 2023 yılından bu yana kök aylık nedeniyle aylıkları artmayan milyonlarca emeklinin bulunması. En düşük işçi maaşı alanlardan oluşan bu kesim asgari ücrettin bile çok altında aylıklar alıyor. Hatırlayalım Avrupa’da en düşük emekli aylığı veren ülke Türkiye.

Hep en yoksullar kadınlar

Emeklilerin yoksulluğundan bahsederken gözlerden kaçan başka bir gerçek ülkede en çok yoksullaşan kesimin kadınlar ve çocuklar olduğu.

Neden mi?

Eviçi sömürü nedeniyle kadınların ücretli iş gücüne dönüşmesi de zor, ücretli işgücü olduğunda erkeklerle eşit ücret alması da zor. Evde, işte, okulda, siyasette cinsiyetçilik sürdükçe kadınlar yoksullaşıyor. Bu durum çocukların da yoksullaşması anlamına geliyor. Çünkü çocuklara bakmak kadınların görevi. Evli ya da boşanmış fark etmiyor. Boşanmış, eğitimsiz, meslek sahibi olmayan kadınların gelirleri ya olmadığından ya da düşük olduğundan çocuklar çalışmak zorunda kalıyor. Kadınlar ve çocuklar için pozitif ayrımcı politikalar üretilmeyince, sosyal devlet olmayınca durum daha vahimleşiyor. Aile geçindirmek için çalışan milyonlarca çocuk işçinin, siyasiler tarafından sermayenin önüne atılan en ucuz işgücü olduğunu anımsamak önemli.

Nur topu gibi vergiler

Geçinmenin mümkün olmadığı sabit ücretlere rağmen iktidar var gücüyle emekçilerin boğazını sıkmaya devam ediyor. Vergi üstüne vergi yüklüyor ücretli çalışanlara, işsizlere, emeklilere. Elleriyle zenginleştirdiği kesimlere, sermayeye ise yoksullaştırdıklarından topladığı vergileri bağışlarken, onlardan alması gerekli vergileri almıyor, affediyor.

Erken seçim

Seçimleri kaybetmiş, halkı açlığa mahkum etmiş iktidarı göndermek için erken seçim söylemleri daha sık dillendirilmeye başlandı. Kelimenin tam anlamıyla nefes alamıyoruz çünkü ne hukuki ne sosyal ne toplumsal ne ekonomik açıdan dayanabilecek gücümüz kalmadı.

İktidarı gönderme konusunda halk muhalefet partilerinin önünde. Muhalefet partilerinin daha güçlü muhalefet yapması için bekleyecek takat de zaman da yok. Geçinemiyoruz. Cüzdanımızda para yok ama öfke çok.

Fotoğraf: Yoksulluk için Feminist İsyan

Paylaş:

Benzer İçerikler

“Emek düşmanı politikaların tercih edilmesi sonucunda sadece ultra zenginlerin ve zenginlerin sayısı artmıyor, ultra yoksullar ve yoksulların sayısı da artıyor. Diğer bir deyişle onları zenginleştirmek için aktarılanlar bizden çaldıkları. Bunun herkes farkında. Sayıları her geçen gün artan yoksullar da.”
“Biliyoruz ki zor olan bekar anne olmak değil. Bekar anneliği zorlaştıran boşanınca nafaka ödemek ve babalık görevlerinden feragat etmek dahil, erkeklerin her türlü sorumluluklarından kaçması ve devletin erkeklere mevcut kanunları uygulamayarak destek olması, üstüne sosyal devlet olmaktan kaçınması.”
“Evlerde kadın emeğini karşılıksız sömüren erkek efendilere ve işyerinde cinsiyetçi sömürü ile kadın emeğini katmerli sömüren patronlara karşı feministler ve kadınlar 1 Mayıs alanında en yüksek tonda seslenecek: ‘Patronsuz, efendisiz bir dünya istiyoruz, kuracağız!’”
“Orta yaşa gelmiş perimenopoz ve menopoz dönemine girmiş olan kadınlar bu dönemlerini nasıl yaşıyor? Kim ya da kimlerden destek alıyor? Daha önemlisi destek alıyor mu? Hastaneden randevu almanın bile başarı sayıldığı sağlık sisteminde bugün değilse yarın perimenopoz ve menopoz başlıklarını görmek elbette imkânsız değil. Ama hep olduğu gibi bunu biz kadınların talep etmesi gerekiyor.”
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!