Kadınların kucağında, elinde çocuk, erkekler dünyayı istiyor

Evli ya da bekâr fark etmez, kadınların tek başına plan yapma, tatile gitme hakları var. Bu bir ihtiyaç. Aileden, erkeklerden, çocuklardan ayrı zaman geçirmeli, kafa dinleyebilmeli, sırf kendisi için bir şeyler yapmanın tadına varmalı, bu özgürlüğü yaşayabilmeli.
Paylaş:
Gülfer Akkaya
Gülfer Akkaya
akkayagulfer@gmail.com

Havaalanında bilmem kaç numaralı kapının olduğu salonda uçağa alınmayı bekliyoruz. Kalabalığın çoğunu tatilciler, yazlıkçılar oluşturuyor. Kısa bir gözlem sonunda fark ediyorum, yolcuların üç kategoriye ayrılabileceğini.

İlki kadınlar ve çocuklar, ikincisi tek başına erkekler, üçüncüsü çekirdek aile.

Kadınlar ve çocuklar grubunun önemli kısmında büyükanneler var. Yanı sıra büyükanne ve torunlardan oluşan yolcular da gözüme çarpıyor. Çocuk sayıları sıklıkla iki ve üstü.

Tek başına erkek yolcular kategorisini genç ve orta yaş erkekler oluşturuyor. Kimi elinde telefon iş görüşmeleri yapıyor. Görüşme boyunca yüksek sesle peş peşe sinkaflı küfürler… Kimi elinde telefon oyun oynuyor. Genç erkekler müzik dinliyor, mesaj yazıyor.

Üçüncüsü çekirdek aile, sayıları az.

Kadınlar yanlarında anneler, kaynanalar, çocuklar, torunlar hep beraber tatile, yazlıklara gidiyor.

Uçaktan indikten sonra otobüse biniyoruz. Otobüste de benzer görüntüyle karşılaşıyorum. Dört yaşlı erkek, akrabalar. Yanlarında ne eş, ne çocuklar. Sadece dört erkek, kendi başlarına yolculuk yapıyor.

Kucağında bebeği ile genç bir kadın. Bebeği uyutmuş, sırtında çanta, kolunda çanta, koltuğa oturmaya çalışıyor. Orta yaşlarda bir kadın, yan yana boş iki koltuk kalmadığından partnerini başka bir koltukta bırakıp genç kadının yanına oturdu. Uçak ve otobüs yolculuğu boyunca görebildiğim çocuksuz tek çift onlar.

Aralarında yabancı kadınların olduğu, sırf çocuğu ile yolculuğa çıkan az sayıda kadın var. Bekâr anne, tek ebeveynli aile… “Yeni aile” modellerine nasıl da uyuyor diye düşünüyorum. Çekirdek aile de olabilir. Nasılsa erkekler, kadınlar ve çocuklardan ayrı hayat kurma lüksüne sahipler geniş ailede de, çekirdek ailede de. Malum, dişi kuş ve yuva masalı erkeklerin aileden kurtuluş alanı…

Yolcuların önemli kısmı aile ve üstelik geniş aile. Hepsini idare eden bir kadın ki anne, gelin, evlat rollerini aynı anda icra ediyor. Boy boy çocukların yanı sıra geniş aileyi oluşturan yaşlıların bakıcısı olarak “tatile” yahut yazlığa doğru yola koyulmuş.

Ellerine tutuşturulan kredi kartları, yazlık anahtarı ile kadınlar yılın belli dönemini geniş aile bakıcısı olarak sürdürecek. Yazlıklar ev içi kadın emeği sömürüsü üzerinden ailenin tatil ihtiyacını (kimi zaman akrabalar dâhil) ucuza getirmek için ideal mekânlar.

İki tür erkek

Emekçilerin, işçilerin, memurların çoğunlukta olduğu yazlık bölgesindeyim. Yazlıklarda iki tür erkek gözlemliyorum: İlki orta yaş ve üstü erkekler… Genellikle emekli, evin içinde erkekliğin sağladığı konforlu dokunulmaz alana sahip, sorumlulukları üstlenmede yok olmayı başaran erkekler. Bunlar evin bakım ve hizmet işlerinden kendilerini özgürleştirmiş asalaklar… Ailedeki yaşlı ve çocuklarla ilgilenmedikleri gibi kadınlara ve yaşlılara bizzat yük olan emek hırsızları… Evde, sahilde bağımsız takılmayı içselleştirmişler, kendilerine hak görüyorlar. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında… Haklarını yemeyeyim, aralarında alışveriş yapanlar var.  Aile ile gitmek yerine yalnız iniyorlar sahile. Kimi zaman kahvaltının hazırlandığı saatlerde, kimi zaman gün içinde kafalarına göre takılıyorlar. Her daim hizmetleri yapılıyor, ihtiyaçları karşılanıyor. Ailesi ile takılan erkekler çocuklarla ilgilenmedikleri gibi çocuklara ve eşlerine yattıkları şezlonglarda emirler yağdırıp “öneriler”de bulunuyor, akıl veriyor. İlgi isteyen çocukları annelerine yönlendirerek kendilerinden uzaklaştırıyor.

İkinci grup erkeklere gelince… Bunlar yaşlılar, yani dedeler. Torunları ile ilgilenen dedelere öğlen hariç günün diğer saatlerinde rastlıyorum. Dede/torun ikilisi sahilde, çocuk parkında birlikte vakit geçiriyor.

Hayatımız bizim

Anneliğin izni, tatili, bayramı olmadığı gibi karılığın da yok. Bir kere doğurdunuz mu, bitmeyen bir işe başlamış oluyorsunuz. 7/24… Bir ömür… Evlilik de annelik gibi… Çok az evlilik dışında kadınlar kocalarının bakımından, huzurundan, saygınlığından sorumlu profesyonel karılara dönüşüveriyor. Kocaların bitmek bilmeyen talepleri, arzuları, yorgunlukları, yoğunlukları, stresleri, öfkeleri, zamanları ve zamansızlıkları kadınlar tarafından yönetiliyor. Karılık da annelik gibi “meslek.” Evlendiniz mi? Artık o döngünün içindesiniz. Hele bir de işin içinde aileler olunca bu eşitsiz sözleşmede kadınların hayatları kocalar ve aile için adeta heba oluyor.

Evli ya da bekâr fark etmez, kadınların tek başına plan yapma, tatile gitme hakları var. Bu bir ihtiyaç. Aileden, erkeklerden, çocuklardan ayrı zaman geçirmeli, kafa dinleyebilmeli, sırf kendisi için bir şeyler yapmanın tadına varmalı, bu özgürlüğü yaşayabilmeli.

Evli de olsa özgür birey olarak var olma hakkından taviz vermemeli kadınlar. Kadınların bu haklara ulaşabilmesi için ev içi kadın emeği sömürüsüne karşı daha çok mücadele etmesi şart. Ev işleri erkeklerin de sorumluluğunda, takibinde olmalı. Erkekler bugün ne pişirsem kaygısı yaşamadıkça kadınlar sömürülmeye devam edecek. Düzen onların düzeni. Ama bu düzen değişmeli. Ev içi kadın emeği sömürüsünde ısrar eden erkeklere karşı grev yapmak dâhil, türlü direniş biçimleri mücadelenin araçlarıdır.

Kadınların hayatları erkeklerin sömürüsüne, baskısına feda edilemeyecek kadar değerli, saygın ve elbette bizim.

Paylaş:

Benzer İçerikler

İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmayan Bakanlık, sözleşmeden çıkılmasını 6284 sayılı yasaya gönderme yaparak “Elimizde yasa var” diye savunurken şimdi arkasına saklandıkları o yasanın da hedefte olduğunun farkındadır herhalde.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!