Okullar açıldı, annelere teneffüs

Yaz tatili sona erdi, okullar açıldı. Okulların açılması aile bütçesinde aslan payının o ay okul masraflarına ayırılması demek. Ama bu dönemde kadınlar bazı açılardan nefes alabiliyor. Malum bakım sorunu. “Hiç olmazsa evde değiller, telefonum sık sık çalmıyor ve neredeler, nasıllar diye düşünmüyorum. Kafam biraz rahat ediyor.” diyorlar.
Paylaş:
Gülfer Akkaya
Gülfer Akkaya
akkayagulfer@gmail.com

Okular açılırken okul masraflarından bahsedilir de okullar kapanırken masrafsız bir döneme giriliyor gibi kabul edilir. Sanki bütçede delik açmayan, masrafsız, rahat bir dönemdir yaz tatili dönemi. Okulların kapanıp çocukların evlere gönderilmesi anneler açısından duygusal emek, bakım emeği ve masrafların yükseldiği dönem. Kadınların maddi manevi açıdan yoğun ve yorgun geçirdiği aylar.

Ücretli çalışan çocuklu kadınların bu dönem yaşadıkları en temel sorun kendileri işyerindeyken çocuğu kime ya da nereye bırakacakları. Kadınlara bu sorunu yaratan hayat pahalılığı gibi görünse de sorunun asıl nedeni sermayenin, devletin, yerel yönetimlerin ve erkeklerin sorumluluklarını yerine getirmemeleri.

Asıl sorumlular sorunu çözmeyince kadınların çocuklarını nereye ya da kime bırakacağının esas belirleyeni ekonomik durum oluyor. Eğer maddi durumu iyi ise bakıcı tutulur. Ancak maddi durum kötü ise yaz tatillerinde kadınların hayatı alt üst olur. Böyle durumlarda genellikle kızlarının imdadına anneler yetişir. Ancak annelerin uzakta, farklı kent ya da ülkelerde yaşaması durumunda bu ihtimal de genellikle buharlaşır. Buna da çare bulmuş kadınlar. Çocuklarını köye yakınlarının yanına gönderen kadınların sayısı az değilmiş. Çocukların köylerinde olması hem güvenlikleri hem de ekonomik açıdan kadınların işlerini bir hayli kolaylaştırıyormuş. Yanı sıra kültürlerini yerinde öğrenme avantajı da var.

Mahalle ortamında yaşayan çocukların sokaklarda oynayabilmesi, mahalleli arkadaşları ile sokakta zaman geçirmesi kadınlar açısından nispeten rahatlatıcı. Çünkü apartman dairesi içine tıkılmış vaziyette tüm gün beraber zaman geçiren çocuk ve annelerin durumu ile kıyaslandığında mahalle hayatının daha avantajlı olduğu ortada.

Çocuklarını evde yalnız bırakıp işe gitmek zorunda olan kadınların durumu oldukça zor. İşyerinde endişe ve kaygı altında çalışmak zorunda kalıyor, kendileri işyerinde iken akılları evde kalıyor. Çocuk ya ocağı açtıysa! Ya pencereden sarktıysa! Tanımadıklarına kapıyı açtıysa! Gün içinde defalarca çalan telefon, yapılan naz niyaz, baskı altında alınan sözler, duygusal sömürüler…

Yaz tatilinde kadınların izin talebi artıyor

Çocuklarını herhangi bir yere bırakamayan bir kısım kadının koşullar uygunsa bulduğu çare bildik. Çocukları iş yerine götürmek. Aynı zamanda çifte mesai yapmak zorunda kalan anneler için durumun iç açıcı olmadığını söylemeye gerek bile yok. Ayrıca o işyerinde kariyer yapmaya dair planlarınız varsa, saygın bir yer edinmek istiyorsanız böyle durumlar önünüze engel olarak çıkar. Cam tavan böyle durumlarda tavan yapar! Patronlar sırf annelik ve anneliğin neden olduğu sorumluluklar nedeniyle kadını değil, ondan daha donanımsız, daha yeteneksiz erkeği seçmekte tereddüt etmez. Çünkü özgürdür ve zamanının tamamını işine verebilir.

Çocuklarının yaz tatili dönemlerinde onları evde yalnız başına bırakan anneler işyerlerinden daha çok izin talep eder. Özellikle memur kadınlar. Bu kadar çok izin yapmaları mesai arkadaşları tarafından olumsuz karşılandığı gibi kadınların kariyeri önünde de engeller oluşur.

Zaten mevcut olan ama pandemi ile sayıları oldukça artan home ofis çalışanlar için ayrı dert çocukların tam gün evde olması. Ev denilen yer sadece ev değil iş yeri. Bu çok önemli bir durum. Çocuklar ise anneleri ile sadece evde değil, iş yerinde vakit geçiriyor. Kadınlar evde ev işlerini yapmak, çocuklarla ilgilenip elindeki işleri yetiştirmek zorunda.

Öğle yemeği molalarında çocuk ile parka gitmek, dönerken mutfak alış verişini yapmak, öğle yemeği için dışardan sipariş verdiyse akşama ne pişireceğini düşünmek zorundalar. Eğer bekar anne iseler yandılar, hayat çok ama çok zor.

Anneler açısından sorun sadece çocuklara bakmak da değil. Modern dünya annelere görev içinde görevler yüklüyor. Çocuklarla zaman geçirmek yetmiyor, kaliteli zaman geçirmeniz gerekiyor. Bu yazıyı yazmak için danıştığım kadınların tamamı kaliteli zaman geçirme üzerinde özellikle durdular. Home ofis çalışan anneler ya da ev kadını anneler çalışırken çocukların odalarında tablet, telefon ile oynayarak zaman geçirdiklerinden bahsettiler. Bu nedenle hafta sonu planlarını birlikte en iyi şekilde geçirmek üzere hazırlıyorlarmış. Çocukların mutlu olması çok önemli. Onları mutlu etmenin baskısı ise kadınları yoruyor, mutsuz ediyor.

Hafta sonu planları tuzluya mal oluyor. Artan hayat pahalılığı burada da kadınları etkilemekte. Bir günü dışarda geçirmek, gezmek iki ve üstü çocuklu anneleri bırakın, tek çocuklu anneler için altından kalkılamayacak kadar pahalı.

Yanı sıra çocukların tatil dönemlerinin okul döneminden daha pahalı geçtiği bazı kadınlarca dillendiriliyor. Yaz okulları, kamplar, kurslar bütçeyi en çok etkileyen kalemler. Yaz tatilleri de bu kalemler arasında. Okulların kapanması ile tatile giren çocuklarını dinlendirmek, eğlendirmek, kültürel ve sosyal faaliyetlere katmak bir hayli masraflı. Bir de çevrenin etkisi ile artan talepler var. Bu talepleri karşılamak için kadınlar kendileri için almayı yapmayı düşündükleri şeylerden feragat etmek durumunda kalıyorlar.

Kadınlar çocuklarını mutlu etmek, memnun etmek için çabalarken kendilerini yoruyor, strese sokuyor, mutsuz kılıyor, paralıyor. Bazı kadınlar sırf bu nedenle çocuklarını sevmediğini söylüyor. Hayatlarının merkezinde, akıllarında sürekli çocuklarının olmasını haksızlık olarak yorumluyorlar. Kendisinden bu kadar fedakârlığın beklenmesini, anneliğin bu kadar yoğun ve tempolu bir “iş” olmasını kabul etmiyorlar. Bunu kabul etmek, buna uyum sağlamak mümkün değil diyen kadınların sayısı giderek artıyor.

Son yıllarda az sayıda da olsa babalar bu konularda sorumluluk yükleniyormuş. Ancak yükün önemli kısmı hala kadınlarda.

Okulların açılması kadınlara bazı açılardan nefes aldırıyor. “Hiç olmazsa evde değiller, telefonum sık sık çalmıyor ve neredeler, nasıllar diye düşünmüyorum. Kafam biraz rahat ediyor.”

*Katkıları için Mine, İlknur, Aynur, Aylin’e teşekkürler.

Paylaş:

Benzer İçerikler

‘Kış günü lezzetine doyamadığımız, kaşığı salladıkça daha sallamak istediğimiz pekmezi, reçeli ya da erişteyi afiyetle yerken tüm bunların kadınların görünmezleştirilmek istenen emekleri olduğunu hatırlamak önemli. Marketlerin raflarına dizilen fabrikasyon ürünlerden çok daha zor şartlarda, daha pahalıya, titizlikle üretildiğini unutmamak, teorisini, politikasını yapmak önemli.’
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!