Vereyim ablama İstanbul Sözleşmesi

AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğu’nun kocası Ünsal Ban’a 70 milyon liralık boşanma davası açması haliyle gündem oldu. Çok geçmeden suç örgütü lideri faşist Sedat Peker’in kullandığı delicavus_ntn adlı twitter hesabından konuyla ilgili paylaşımlar düştü sosyal medyaya.
Paylaş:
Gülfer Akkaya
Gülfer Akkaya
akkayagulfer@gmail.com

Art arda gelen yolsuzluk iddiaları ile ikili ülkenin gündemine oturdu.

Zaten ortalık toz dumanken Peker aynı hesaptan yeni bir paylaşım yaptı. Bu paylaşımda bir de video vardı. Ünsal Ban videoyu kendisinin çektiğini ve Sedat Peker’e de kendisinin gönderdiğini söyledi. Sonradan videoyu yolladığını inkâr etse de Peker paylaştığı tweetlerde videoyu kendisine Ban’ın gönderdiğini yazmıştı.

Videoda Zehra hanımın görüntüleri mevcuttu. Kocası kendisinden habersiz video kaydı yapmış ve bu kaydı üçüncü bir kişiye göndermişti.

Partnerleri tarafından çeşitli nedenlerle görüntüsü alınıp işler biraz ters gitmeye başlayınca bu görüntülerle tehdit edilen çok sayıda kadın olduğunu biliyoruz. Sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile çığırından çıkan video, kaset şantajları erkeklerin işini iyice kolaylaştırdı. Elbette kadınlar da benzer gizli kayıtlar yapıp partnerlerine karşı kullanıyor ama onlar bunu daha ziyade kurban olduklarında yapıyorlar. Erkeklerse patriarkayı arkalarına alarak, cinsel amaç ya da maddi kazanç için kadınları yapmak istemedikleri şeyleri yapmaya zorlarken kullanıyorlar.

Zehra Taşkesenlioğlu’nun kocası Ünsal Ban’ın özel hayatın gizliliğini ihlal edilerek gizlice görüntüleri kaydetmesi kabul edilemez. Bu suçtur. Buna kadın erkek herkesin karşı olması ve kimsenin böyle büyük bir suça yeltenmemesi gerekir.

Gizli görüntüleri medyaya düşen Taşkesenlioğlu bunların ardından kamuoyuna açıklama yaptı. Açıklamasında şu cümle de yer alıyordu: “Son derece çirkin ve gayriahlaki şekilde yayınlanan söz konusu görüntülerle kadına karşı şiddetin en ağır şekline maruz bırakılmış bulunmaktayım.”

Bu açıklamayı okuyunca google’dan AKP Milletvekili Taşkesenlioğlu’nun ülkenin temel gündemlerinden olan erkek şiddetine karşı çalışmalarını aradım. Ama bulamadım.

Bir gece ansızın “çıkılan” İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tutumunu merak ettim, yine tek bir şey bulamadım.

Canı öldürülen kadınların canlarından kıymetliymiş…

Erkekler kadınları öldürürken Taşkesenlioğlu çok yoğun olacak ki hemcinslerinin öldürülmesini, yaralanmasını, sakat kalmasını bir kere bile gündemine almamış, mecliste bu konuyu gündem yapmamış. Yaralıyken “ölmek istemiyorum” diye isyan eden kadınlar Zehra hanımın canını yakmamış.

Kendisine ait görüntülerin yayımlanması için “kadına karşı şiddetin en ağır şekline maruz” bırakıldığını iddia etmesi tam kibir budalalığı. Kadına karşı şiddetle ilgili bilgisi bu sözcükleri yan yana getirebilmesi ile sınırlı olan (ayrıca erkek şiddeti dememiş, şiddet demiş) Zehra Taşkesenlioğlu’nun belli ki canı çok yanmış kocasının video çekip yayımlatmasından. Ama yine belli ki canı diğer kadınların canından kıymetli yoksa nasıl öldürülen onca kadın varken kendi başına gelene şiddetin en ağır şekli diyebilsin ki? Ayrıcalıklı olan Zehra hanımın canı yanarken, binlerce kadın erkekler tarafından katledildi. Yaşamıyorlar artık. İnsan ne dediğine dönüp bakar, azıcık utanır böyle bir cümle kurmaktan.

Erkek şiddetine kaşı sadece kendi başına gelince feveran etmek ve bu konuda kamuoyundan destek beklemek fantastik bir kurgu. Üstelik uğradığı erkek şiddetini ortaya çıkan diğer mevzuların üstünü örtmek için kullanmaya yeltenmek kurnazca. Ama kimse yemedi.

Taşkesenlioğlu’nun kamuoyuna yaptığı açıklamada yer alan “kadına yönelik şiddet” ifadesini görünce “Vereyim ablama İstanbul Sözleşmesi” diye geçti aklımdan ama ondan da bir gece ansızın “çıkı verilmişlerdi.”

Feminist / kadın hareketi “İstanbul Sözleşmesi bizim, vazgeçmiyoruz” diyerek yıllarca mücadele verirken kendisini dokunulmaz zannedenler başka işlerin peşine düşmüş, başlarını kuma gömmüşlerdi. Erkekleri güçlendiren siyaseti güçlendirmişlerdi. Kadınlar gibi alt sınıfın çıkarları için mücadeleye tenezzül etmemişlerdi. Kadınlardan ve erkeklerden oluşan ayrıcalıklı bir kesim oluvermişlerdi.

Burunlarının ucunu göremeyenler, bu devran hep böyle gider sanan tarih bilgisi yoksullarına hayat ihtimalleri yaşatarak hatırlatıyor.

Öyle görünüyor ki o yakada daha nice boşanmalar olacak, evlerinin nice “direkleri” kadınların başına yıkılacak, nice saadet zincirleri kopacak, nice kokular yayılacak ortalığa. Kuşku yok ki daha nice yolsuzluklara, skandallara tanıklık edeceğiz.

Tüyü bitmemiş yetimin, erkek şiddeti altında hayatı zehir edilmiş kadınların, üniversite okuyabilmek için inşaatlarda çalışırken hayatını kaybeden gençlerin, üniversite okurken fuhuşa zorlanan genç kadınların, üç kuruşa günde 12-13 saat çalıştırılan emekçilerin hakkı yağ gibi kayacak değildi gırtlağınızdan. Takılacak, yırtacak, kanatacak. Sizin de canınız yanacak.

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

Paylaş:

Benzer İçerikler

“Oy kullanırken İliç’in, eşit yurttaşlık talebinin, birlikte barış içinde yaşamanın, inanç özgürlüğünün, erkeklerin işlediği kadın cinayetlerinin, milyonlarca emeklinin ömrünün son yıllarında sefalete mahkum edilmesinin, işçilerin ucuz ve güvencesiz çalıştırılmasının arasındaki bağı görüp oy kullanmak önemli.”
İzlanda’da kadınlar geçtiğimiz hafta evde, işte grevdeydi. Grev sloganı olarak ev içi emek sömürüsü ve cinsel şiddet başlığını seçmeleri önemliydi. Çünkü erkek şiddeti birçok şeyle ilgili olabildiği gibi en çok patriyarkanın ev içi ekonomi politikalarının yürütülebilmesi ile ilgilidir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş’ın doğduğu, yaşadığı, eğitim aldığı, siyasete atıldığı Belçika’da ‘Kadın Cinayetlerini Durdurma Yasası’ çıkarılırken, bakanın burada erkek yanlısı yasalar çıkartma çabası, “Acaba Belçika’da olsaydı bu yasanın aleyhine mi oy kullanırdı yoksa lehine mi?” sorusunu akıllara getiriyor.
Trollerin bile boşa düştüğü böyle bir dönemde her taraftan istifa sesleri yükseliyor. Bu sesin her gün daha artacağı belli. İktidarın sesi değil, ölmesi dahi önemsizleştirilmiş milyonların yükselen sesi duyuluyor. Onlarsa hâlâ seçim derdindeler. Oysa seçime gidebilecek takatleri bile yok.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!