Zenginler kulübüne pandemi mucizesi

Dünyadaki yüzde 1’lik en zengin kesim, zamane kavramıyla adeta dünyaya “çökmüş.” Buna karşı yürütülecek ekonomi politikaları, emek sömürüsü karşıtı olacağı gibi patriyarkal ev içi kadın emeği sömürüsünü hedef almalı; doğanın talanına karşı ve ekolojik, feminist olmalı…
Paylaş:
Gülfer Akkaya
Gülfer Akkaya
akkayagulfer@gmail.com

İngiliz yardım kuruluşu Oxfam, geçtiğimiz günlerde “Survival of the Richest” (En Zenginlerin Hayatta Kalması) adlı raporunu açıkladı. Rapor, İsviçre’nin Davos kasabasında Dünya Ekonomik Forumu başlamadan evvel kamuoyuna sunuldu.

Küresel eşitsizliğin ulaştığı boyutları göstermesi açısından önemli bilgiler sunuyor çalışma. Rapora göre, 25 yıldır ilk kez aşırı zenginlik ve aşırı yoksulluk aynı anda artmış.

Pandemi döneminde biriken servetin neredeyse üçte ikisi, en zengin yüzde 1’lik kesime gitmiş.

Haberden aynen alıntılıyorum:

“Raporda, son iki yılda en alttaki yüzde 90’lık dilimde yer alan bir kişinin kazandığı her 1 dolarlık yeni küresel servete karşılık, her milyarderin yaklaşık 1,7 milyon dolar kazandığı belirtildi.

2022’deki küçük düşüşlere rağmen, milyarderlerin toplam serveti günde 2,7 milyar dolar arttı.”

Devam edelim.

“2020’den bu yana, en zengin yüzde 1, tüm yeni servetin neredeyse üçte ikisine el koydu. Bu meblağ, dünya nüfusunun en alttaki yüzde 99’unun aldığı servetin neredeyse iki katından daha fazla.”

“Oxfam’ın son 25 yılda ilk kez servet eşitsizliği ve yoksullukta ‘eşzamanlı’ bir artış bildirmesi dikkat çekici. Bir başka ‘ilk’ olarak, Birleşmiş Milletler’in yaşam beklentisini, beklenen okullaşma yıllarını ve bir ülke içindeki eşitsizliği ölçen İnsani Gelişme Endeksi, 2020 ve 2021’de her 10 ülkeden dokuzunda düştü.”

“Nerede yaşarlarsa yaşasınlar, dünyanın dört bir yanındaki işçiler, hızla yükselen enflasyonla mücadele etmek zorunda kaldılar. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerini kullanan Oxfam, enflasyonun geçen yıl işçilerin ücretlerinden ‘337 milyar doları’ silip süpürdüğünü tahmin ediyor. Krizin küresel karakterini ortaya koyan Oxfam, 2022 yılında 96 ülkeden gelen ücret verilerini analiz ederek en az 1,7 milyar işçinin, yani insanlığın neredeyse dörtte birinin, enflasyonun ücret artışını geride bırakıp eşitsizliği ve yoksulluğu artırdığı ülkelerde yaşadığını tespit etti.”

Kapitalistler zenginleştikçe çalışanlar yoksullaşmış

Tüm dünyada aşırı yoksulluk ve aşırı zenginlik artıyorsa kuşku yok ki bunun temel nedeni devletlerin ve hükumetlerin sermaye yanlısı politikaları. Sermayenin isteklerini, üstelik mevcut kanunlara dahi uyma gereği duymadan yerine getiren, hukuku sermayenin doymak bilmez çıkarlarına göre işleten, işçi ve emekçiler aleyhine kararlar alan, onların sınıfsal çıkarlarına karşı her türlü çabayı en üst düzeyde uygulayan hükumetlerin küresel eşitsizliğe katkısı, tüm dünyada benzer. İnsan hakları, çalışma hakları gibi alanlarda övünen ülkelerin son yıllarda içine düştüğü durum içler acısı.

Sermaye ve hükumetlerin mafyatik tarzda yönettiği şirketlerin, ülkelerde neden olduğu şey açlık ve yoksulluk. Sınırsız sömürü…

Dünyadaki yüzde 1’lik en zengin kesim, zamane kavramıyla adeta dünyaya “çökmüş.”

Buna karşı işçi ve emekçi kesimlerin sınıfsal bilinci ve örgütlülüğü yazık ki güçlü değil ve hatta dünyadaki bu eşitsizlikleri tersine çevirecek durumda değil.

Batı’nın kendi değerlerini, kanunlarını hiç bu kadar açıktan takmadığı ve bunu dert edinmediği bir dönem olmadı sanırım. Türkiye’de de durum dünyadakine benzer. Haktan, hukuktan uzak, yolsuzluk ve kanunsuzluğun alıp başını gittiği ülkelerden biri olunca en zenginler listesinde ‘yerli ve millilerin’ yer almaması düşünülemez.

“Türkiye’de en zengin 13 milyarderin serveti 38,9 milyar dolara ulaştı.
Nüfusun yarısının toplam serveti ise 38,5 milyar dolar.

Türkiye’deki en zengin yüzde 1’lik kesimin serveti, en alttaki yüzde 90’lık kesimin servetinin 1,4 katı.”

Dünyadaki yüzde 1’lik zenginler kulübünün istisnalar haricinde erkeklerden oluştuğunu belirtmeme gerek yok sanırım.

Örgütlülük şart

Dünyada ve ülkemizde eşitsizliğin bu kadar artmasının; haksızlığın, sömürünün devasa boyutlara ulaşmasının diğer nedeni de emek örgütlerinin zayıflığı, işçi ve emekçi sınıfının siyasi örgütlenmelerinin ya olmaması ya da güçsüz oluşudur.

Devletler, hükumetler ve sermaye, emekçileri kontrol altına alıp insanlık dışı koşullarda çalıştırmak için sürekli kendilerini yenilerken, kadın emeği ve çocuk emeği gibi çeşitli alanlarda sömürü yoğunlaşırken emek örgütleri ve siyasi partiler, kendilerini yeni durumlara uyarlamaktan geri kaldılar.

Dünyadaki zenginliğin bir avuç azınlıkta toplanmasının nedeni sadece ekonomik koşullarla açıklanamaz. Yoksulları oluşturan geniş kesimlerin örgütsel ve politik durumları bu nedenle önemli.

Sosyal devlet talebinden verginin büyük kısmının zenginlerden alınmasına, çalışma koşullarının düzeltilmesine, insanca yaşam koşullarına dek yapılması gerekenler, emekçi ve işçileri ikna edip sermayeye emeğin sarsıcı gücünü göstermekten geçiyor.

Yürütülecek ekonomi politikaları, emek sömürüsü karşıtı olacağı gibi patriyarkal ev içi kadın emeği sömürüsünü hedef almalı; doğanın talanına karşı ve ekolojik, feminist olmalı.

Kaynaklar:

https://www.bbc.com/turkce/articles/c72w3kk9jxjo?fbclid=IwAR0eUH3BrYC2RqyYpK_vc8n0eJetFLk89giw4JjqA8hgXPzeGV4Do5NYZlk#:~:text=%C4%B0ngiliz%20yard%C4%B1m%20kurulu%C5%9Fu%20Oxfam’%C4%B1n,lik%20kesime%20gitti%C4%9Fini%20ortaya%20koydu

https://www.wsws.org/tr/articles/2023/01/18/mufg-j18.html

Fotoğraf: Oxfam

Paylaş:

Benzer İçerikler

“Orta yaşa gelmiş perimenopoz ve menopoz dönemine girmiş olan kadınlar bu dönemlerini nasıl yaşıyor? Kim ya da kimlerden destek alıyor? Daha önemlisi destek alıyor mu? Hastaneden randevu almanın bile başarı sayıldığı sağlık sisteminde bugün değilse yarın perimenopoz ve menopoz başlıklarını görmek elbette imkânsız değil. Ama hep olduğu gibi bunu biz kadınların talep etmesi gerekiyor.”
Emekliler geçtiğimiz temmuz ayında sıfır zam aldı. Kök aylık dendi, o dendi, bu dendi sonuçta emekliler maaşlarını çekmeye gittiğinde zamsız maaş aldı. Ocak ayında emeklilerin maaşı ne olacak konusu hararetle tartışılırken emekliler taleplerini sağır kulaklara duyurmak için 10 Aralık günü eylem yapacaklar.
Bu yıl 1 Mayıs’a seçimlerin gölgesi altında girerken kadın işçiler, kadın emekçiler, ev içi köleler olarak her nerede emeğimiz sömürülüyorsa tamamına karşı isyanla sesimizi yükseltelim. İşyerleri, fabrikalar, tarlalar, evler, aile işletmeleri, sendikalar, siyasi partiler… “Kadın emeği sömürüsü nerede, isyan orada!” demek için haydi 1 Mayıs’a!
Erdoğan’ın kadınlara “sürtük” demesinin bir karşılığı olacak. Söz ağızdan çıktı bir kere. Duyduk, gördük, aklımıza yazdık. Ne demiştik 25 Kasım’da? Öfkemiz döviz kurundan hızlı yükseliyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!