Gizli Sayılar: Anlatılmayan kadınların öyküsü

Gizli Sayılar (Hidden Figures) filmi, NASA’da çalışan üç kadının gerçek hayat öyküsünden yola çıkar. Bu üç kadın, Soğuk Savaş döneminin en önemli yarışlarından uzay yarışında ABD’nin ileri çıkmasında çok kritik rol oynadıkları halde çok az tanınırlar.
Paylaş:
H. Sevim Işık Bäro
H. Sevim Işık Bäro
sevimisis@gmail.com
Sevim Işık Bäro    sevimisis@gmail.com

Gizli Sayılar (Hidden Figures) filmi, NASA’da çalışan üç kadının gerçek hayat öyküsünden yola çıkar. Bu üç kadın, Soğuk Savaş döneminin en önemli yarışlarından uzay yarışında ABD’nin ileri çıkmasında çok kritik rol oynadıkları halde çok az tanınırlar.

Margot Lee Shetterly’nin aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanan, Theodore Melfi’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi, 1960’ların ABD’sinde geçer. Kölelik kaldıralı çok olsa da ayrımcılık açıkça devam eder. Siyahlar her okulda okuyamaz, her işte çalışamaz, beyazlarla eşit ücret alamaz, otobüslerin ancak arka koltuklarında oturabilir, beyazlardan ayrı salonlarda yemek yiyebilir, beyazlarla aynı tuvaletlere gidemezler. Beyaz ayrıcalığını (!) korumak için her yerde asılı tabelalar, etiketler vardır. Bu dünyada erkek olmamak ise bu engelleri iki katına çıkarır. Filmin bizlere öyküsünü aktardığı üç siyah kadın, sınırları oldukça kalın çizili ırkçılık ve cinsiyetçilikle her gün yüzleştikleri halde ABD’nin uzay yarışında öne çıkabilmesinde önemli rol oynarlar.

Bu üç çok zeki ve çalışkan kadın; Katherine Johnson (Taraji P. Henson), Dorothy Vaughan (Octavia Spencer) ve Mary Jackson (Janelle Monáe) NASA’da çalışmaktadır. Üçü de matematikçidir. Yalnızca meslektaş değil, arkadaşlardır. Aralarındaki dayanışma onlara pek çok engelin üstesinden gelebilme, devam edebilme cesareti verir.

İşten atılma korkusu

Katherine’nin dehası henüz çocukluğunda keşfedilmiştir. Dorothy gibi makinelerin dilinden anlayan insana az rastlanır. Mary ise pek çok mühendisin başa çıkamadığı sorunları çözebilen nadir insanlardandır. Ama yine de üçü de oldukça sık işten atılma korkusunu dile getirir. Üçü de yeni görevlendirmelerini, yalnızca siyahların çalıştığı binada (!) beklerler.

Kadınları eve ve yalnızca belli mesleklere hapsetmeyen Sovyetler Birliği, uzay yarışını önde götürmektedir. NASA daha önce denemediği yöntemleri denemek zorundadır. Zorlu matematik problemlerini çözebilecek bir beyazı (!) uzun süre bulamayınca, bu kişiyi siyahların arasında aramak sonunda akıllarına gelir. Katherine ancak böylece hak ettiği göreve atanabilir. Atandığı yeni ofis erkeklerle doludur. Kendisi dışında orada çalışan tek kadın bir sekreterdir! Katherine işin üstesinden gelir, hem de çok iyi gelir; ama her gün kadın ve siyah olduğu için engellerle boğuşarak…

Dorothy, işi bir yıldır üstlendiği ve çok iyi yürüttüğü halde resmen yönetici olarak atanmaz. NASA’daki değişimlerin farkındadır. Kendisini bilgisayar teknolojisi konusunda eğitir, öğrendiklerini diğer kadınlara öğretir ve NASA’daki ilk bilgisayarın çalışmasını sağlayan ilk kişi olur.

Mary ise NASA’nın ilk kadın mühendisi olur. Bunun için evde, işte, mahkemede ayrı ayrı savaşması gerekir.

Bu üç kadının kritik çalışmaları ise ABD’nin sonunda dünyanın yörüngesine insan yollayabilmesinde büyük rol oynar.

Amerikan rüyası

.

İlham verici öyküsü olan filmin olumsuz pek çok yanı da vardır. Öncelikle, anlattığı öyküyü derinlemesine işlemez. Karakterlerimizin yüzleştiği cinsiyetçi, ırkçı sorunların nedenleri, nasıllarını filmde derinlemesine bulmak çok zordur. Bu sorunlar da oldukça hızlı çözülüverir.

Film ‘Amerikan Rüyası’nı da besler; “Birey bir işte iyiyse, kararlıysa, azimliyse, sabırlıysa, güçlü ise yükselebilir, engelleri aşabilir” der. Başka bir deyişle, biri yeterince hırslı değilse ya da yıpranmışsa bu dünyada pek bir şansı yoktur. Başarı bireyin ‘özel’ oluşundan geçer. Çünkü bu dünya farklılıklarına rağmen birbirini tanıyan, dayanışan, biraz güçsüz olana el uzatan bir dünya değildir. “Başarısızlık” (!) toplumun değil, bireyin kendi sorunudur.

Filmin bir diğer olumsuz yanı, Soğuk Savaş dönemini işleyen pek çok ABD yapımı film gibi antikomünist propaganda barındırmasıdır. Filmde motivasyon kaynağı olarak, bilimsel meraktan çok ‘Sovyetler Birliği’nden geri kalmamak’ karşımıza çıkar.

Sinematografik olarak da özel bir film olduğunu söylemek zordur. Ancak anlattığı, anlatılmayan, bilinmeyen kadınların öyküsüdür. Bu yüzden de değerli bir filmdir.

Filmi izlemeye değer kılan bir başka noktası ise; ayrımcılığın, nefret söylemleriyle beslenmiş ırkçılığın ve cinsiyetçiliğin, pembe gözlüklerle de olsa, saçmalığına bir bakış sunmasıdır.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Tüm ideolojilere sirayet eden patriyarka nedeniyle erkek giyim markası Kiğılı da tıpkı Diyanet gibi kadınlara nasıl giyinip giyinemeyecekleri konusunda cinsiyetçi kurallar dikte ediyor. Dekolte de bizim, basen de bizim! Kavgamız topyekûn erkekliğe karşı…
Ortada bir feminist/kadın hareketi olmasaydı da AKP’nin kutuplaştırıcı politikaları arasındaki büyük projesi yine kadın düşmanlığı olurdu. Çünkü AKP’nin fıtratı bu! Hayatlarından ve onurlarından taviz vermemekte ısrarlı olan kadınlar, tüm saldırılara karşı bir arada yürümeye devam edecek.
Ressam Şükran Yangın Üst, hem eşitsizlik ve ayrımcılıkla hem de ekonomik krizle boğuşan kadın ressamların desteklenmesi gerektiğini söylüyor: “Bir sergi açmak istesek maliyeti çok yüksek. Boyalar, fırçalar, tuvaller çok pahalı. Kadın ressamlar, sergi açacak parayı bulamıyor. Bize, eserlerimize destek verilmiyor.”
Ekonomi Bizim(de) Meselemiz köşesindeki yazıları zaman zaman öğrencilerimiz, meslektaşlarımız ve feminist yol arkadaşlarımızla birlikte kotaracağız. Bu haftaki konuğumuz Büşra Öztekin
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!