“Jo’nun çalışma masası tenekeden eski bir mutfaktı…”

“…bütün yazı hayatım boyunca rahatsız edilmeden geçirdiğim iki saatim hiçbir zaman olmadı.” (Oliphant; aktaran Le Guin, 2020: 117)
Paylaş:

Bugün baktığımızda kadınların ücretli/ücretsiz veya düşük ücretli emeği, dil, din, sınıf ve etnisite fark etmeksizin hakkında en çok yazdığımız, konuştuğumuz ve paylaştıkça da birbirimizi daha çok anlayıp kaynaştığımız, motive ettiğimiz yani hiç de yalnız olmadığımızı hissettiğimiz ve de feminist bilinci yükselttiğimiz oldukça önemli konulardan. Bu yazı son şeklini alana kadar içeriği sürekli değiştirmiş olsam da en nihayetinde, bir kez daha bize birbirimizin kurdu değil yurdu olduğumuzu hatırlatan bir ambiyanstan ortaya çıkıyor. Yani Kadın İşçi’nin yakın zamanda düzenlemeye başladığı ve hala devam eden kadın emeği temalı ilk atölye dizisinin -en azından kendi adıma- bir çıktısı olarak da yorumlanabilir.

Ekonomik durumumuzu yakından ilgilendiren ücretsiz ev içi emeğimizi, yazan ve/veya yazmaya çalışan kadınlar olarak yine yazma konusunda üzerimizde bıraktığı birtakım olumsuzluklar üzerinden ele almayı deniyor ve sonrada görünmeyen emeğimize değinip ya görünürse diyerek bitiriyorum. Gelir durumumuzun hayatımızı sosyal, siyasal, sağlık, eğitim vb. gibi her açıdan etkilediğine oldukça aşinayız elbette. Ben de bu kez kadınların ücretsiz ev içi emeğini yazma koşullarımız üzerinden özellikle özgüven durumumuzla ilişkilendiriyorum. Ücretsiz ev işçisi olarak ekonomik açıdan gelir durumumuzun gerek toplumsal gerekse fizyolojik ve psikolojik olarak olgunlaşma düzeyimizle ve özgüven meselemizle olan ilgisi patriarkal kapitalizmin yansımalarından sadece biri. Peki bu yazan kadınlar olarak yazmayla ilgili yaratım ya da üretimimizi nasıl etkiliyor? 

Yazdıklarımıza ne kadar güveniyoruz?

Kadınların (düşük) ücret elde eden bir konumda olması patriarkal kapitalist sömürünün sadece bir yanı. Zaten bugün birçoğumuz işgücü piyasasına girip sigortalı bir işte çalışıp emekli olabilse bile hayatı boyunca kazandığı paraya hem kocasının hem de babasının el koyduğu (ya da oğlu) sayısız kadının var olduğunu biliyoruz. Çünkü söz konusu kadın emeği olduğunda bu sadece ücretli bir gelir et(me)meyle sınırlı da değil, bunu da biliyoruz. Ayrıca diğer pek çok konuda olduğu gibi bu da sadece ekonomik boyutuyla değil sosyal, siyasal vb. boyutlarıyla düşünülmesi gereken bir mesele. Ayrıca tüm bunların hepsi aslında Simone de Beauvoir’ın yıllar öncesinde dediği gibi kadının ikincil bir varlık olarak konumlan(dırıl)masıyla da ilgili.

Özellikle ekonomik olarak bağımlı veya ücretsiz ev işçisi olmanın kadınların özgüveninin gelişmesinde büyük bir engel olduğuna pek çok kadının yaşamöyküsünden daha önce defalarca tanık olduk. Özgüven demişken inatla yazmaya hevesli akademik dahil birtakım uğraşlar veren feminist araştırmacılar olarak Ursula le Guin’in “Balıkçı Kadının Kızı” isimli yazısında yer verdiği Jo March’ın yaşamöyküsüne değinmeden edemeyeceğim. Jo March, Louisa May Alcott’ın Küçük Kadınlar (Little Women) romanında geçen bir kadın yazar ve “çalışma masası tavan arasındaki eski bir mutfak…” (Le Guin, 2020: 107). Benim vurgu yapmak istediğim nokta, yazma konusundaki olanca hevesine rağmen Jo’nun, “kendini hiçbir biçimde bir deha olarak görme”diği gerçeği (Le Guin, 2020: 108). Zaten asıl meselemiz de bu değil mi? Mesela benim bu konuda en çok kurduğumu fark ettiğim cümlelerden birini paylaşayım sizinle: “Yazmaya çalıştım ama oldu mu bilmiyorum…”

Yazdıklarımıza ya da daha doğrusu kendimize yazma konusunda ne kadar güveniyoruz? Ya da tam tersi ne kadar güven(e)miyoruz? Mesela ücretsiz ev işçisi olarak fasulye kılçığı ayıklarken ya da kışlık domates hazırlarken kaybedebildiğimiz özgüven (akademik yazım ya da) üretim sürecimizi nasıl etkiliyor? Hangi koşullarda yaratım sürecimize devam ediyor ve okuyup yazmaya çalışıyoruz? Ücretsiz ev işçisi olarak bu koşullar özgüvenimizi ve daha nicesini nasıl etkiliyor? Toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiş ev içi emeğini sürdüren erkeklerin yapmadıkları saymakla bitmez elbet ama hep çok merak etmişimdir. Akademide yer alan erkekler balkon yıkıyor mu? Akademik üretimi veya yaratımı -artık adına ne derseniz deyin- yarıda bırakıp makinadan çıkan çamaşırları asıyor mu? Bulaşıkları yerleştiriyor mu? Le Guin’in (2020: 106) şu soruları özellikle son birkaç yıldır hep aklımı kurcalıyor: “Kadın nerede yazar, yazarken neye benzer, yazan kadın hakkında benim, sizin imgeniz nedir?… Yazan bir kadın denince aklınıza ne geliyor?” İşte özellikle ücretsiz ev işçisi ve yazmaya çalışan kadınlar olarak böyle bir emek sarmalında üretmeye çalışıyoruz. Ayrıca bir geliri olmayan kadınların özgüvensizleştirilmesi oturuş, duruş ve yürüyüş şekillerinden dış görünüşüne kadar pek çok fiziksel özelliği dahi etkiliyor. Diğer etkenlerin yanı sıra sırf bu yüzden hayatınızın her anında kendi kendinize bile ket vurabiliyorsunuz (buna içselleştirilmiş baskı da diyebiliriz).

Peki ya görünmeyen emeğimiz görünürse?

Bir kere ekonomik özgürlüğünüz yoksa kaç yaşına gelirseniz gelin yeterince özgüvenli hissedemiyorsunuz. Eğer ücretli ve hatta sigortalı bir işte çalışıp düşük de olsa herhangi bir gelir elde edemiyorsanız size kendinizi hiç büyümüyormuşsunuz gibi hissettirecek sayısız durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bunun özgüvenle bağlantılı olduğunu düşünüyorum ama öyle biyolojik büyümeyi değil toplumsal olarak olgun görülme halini kast ederek. Ayrıca maddi ve manevi bağımlılıktan dolayı hiçbir zaman özerk olamıyorsunuz! (bu arada özerklikle kast ettiğim ilişkisel özerklik). Çoğunlukla kendi başınıza herhangi bir şey yapma lüksünüz de yok. Çünkü patriarkal kapitalist toplumda ücretsiz ev işçisi kadın olduğunuzda özne olmanız daha da zorlaşıyor. Bu dip dibelik yüzünden kendinize ait bir odanızın olması çoğunlukla yeterli olmuyor. Ya da hayalet silüeti bile hiçbir şekilde görünmeyen sonsuz (7/24) ev içi emeğinizin yanında sönük kalabiliyor. İşte burası da tam bir paradoks: Görünmediği için karşılıksız ya da karşılıksız olduğu için görünmez. Mesela bunun yerine “hepimizin müştereken pratik anlamda bakım işinin yanı sıra, başka insanların ve gezegenin gelişmesiyle bağ kurmak ve onu gözetmekten sorumlu olduğumuz anlamına gelen ‘evrensel bakım’a dayalı, queer – feminist -ırkçılık karşıtı -eko-sosyalist, bir siyasal tahayyülden” söz edebiliriz (Chatzidakis et al. 2021: 112).

Ayrıca her fırsatta sıklıkla vurgulamaya devam edeceğimiz kadının görünmeyen ya da karşılıksız emeğine bir yanıt sunabiliriz. Örneğin, kadının görünmeyen veya karşılıksız emeğinin görünmesi, “ücretli bir işte çalışmayan kadınlar için kocaya ve babaya bağlı olmayan ‘ücretsiz sağlık güvencesi ve emeklilik hakkı talepleri’”nin (2012: 9-10) gerçekleşmesi demek. Böylece yukarıda saydığım hayatımızı daha da zorlaştıran bazı meselelerin çözümlenmesiyle dilediğimizce sosyalleşebilir, istediğimiz zaman bir yerlere gidip gelebilir, her geçen gün giderek artan geçim derdimizi biraz olsun çözebilir, “olgun”laştığımızı hissedebilir ve hem yazdıklarımıza hem de kendimize güvenimiz gelebilir. Çünkü hala “(yeniden) üretimin bütün ekonomik faaliyetler için bir temel teşkil ettiğini ve artık göz ardı edilmemesi, küçümsenmemesi ve sömürülmemesi gerektiğine”[1] dair umutluyuz.

Kaynakça

Acar Savran, G. (2012) “İkinci Basıma Önsöz”, Kadının Görünmeyen Emeği, (haz. G. Acar Savran ve N. Tura Demiryontan). İstanbul: Yordam, 9-16.

Chatzidakis, A., et al. (2021) Bakım Manifestosu: Karşılıklı Bağımlılık Politikası, (çev. G. Acar Savran). Ankara: Dipnot.

Le Guin, U. (2020) “Balıkçı Kadının Kızı”, Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, (çev. N. Gürbilek). İstanbul: Metis, 105-134.

[1] https://tr.boell.org/tr/2014/11/19/emekten-kurtulmak-musterekler-dunyasinda-calisma-ve-bakim-isleri

Resim: Flower Sniffer, 1966. Emma Amos/Brooklyn Museum, New York

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!