Kadın belgeseli Narperi’nin Bileziği’nin Galası Denizli’de yapılıyor: Bir atlıyı beklemektense, kendi atına atlamak !

"Genel olarak masallarda, kadın ve erkeğin, toplumsal cinsiyet rolleriyle uyumlu biçimde konumlandırıldığını görüyoruz. Buna göre; kadınlar daha çok evdedir, bekârsa beyaz atlı prensi ya da şehzadeyi beklemektedir evlenmek için. Pek çok masalda, kadın ev dışında var olabilmek için erkek kılığına girmekte, ancak erkek gibi göründüğünde bir işte çalışabilmektedir."
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com

“Narperi’nin Bileziği” adlı belgesel filmi, müzikli bir hikâye. Yönetmeni Jale İncekol, Denizli’nin Bozkurt ilçesinde düzenli gelir getiren bir işi olmayan kadınlara el sanatları atölyesi açarak belgeselin ilk adımını atıyor. Filmde 20 kadın oynuyor. Hem bez bebek dikiyorlar hem de eski elişlerini sergiliyorlar bir köşede. 10 eğitimci, yirmi gerçek atölye öğrencisi kadın, üç amatör, iki profesyonel oyuncuyla çekiliyor belgesel. Masalla gerçek içiçe geçmiş. Yönetmen İncekol , “Zamanın birinde, uçsuuuz bucaksız bir ovanın orta yerinde, kocaman bir köy varmış. Her yer bağ bahçe, yeşillik… Meşeden evler günlük güneşlik… İşte bu köyde, birbirine komşu iki evde, aynı gün ve saatte, birer kız bebek doğmuş. Görenler şaşıp kalmış bebeklerin benzerliğine… ” diye söze başlıyor.

Uzun metraj dökümanter drama türündeki filmin hazırlıkları bitti. Belgesel şimdi gösterim aşamasında… Hambat Ova’sının çalışkan kadınlarıyla heyecan dolu bir yolculuğa hazırlanıyorlar. Yönetmen Jale İncekol ve Senarist Esen Armağan Özakbaş sorularımızı yanıtladı.

Belgesel projeniz nasıl hayata geçti?

Esen Bu belgesel projesini, örnek bir kadın kooperatifine eklemlenen sanatsal etkinlik olarak ele almalı. Yeri gelmişken, kadın kooperatiflerinden biraz söz etmek isterim. Zorlaşan yaşam koşulları, çözüm arayışına yöneltiyor insanları. 1980’lerde ses getiren kadın hareketinin de bir yansıması olarak 90’lardan itibaren sivil toplum kuruluşlarının da kadın girişimciliğine ilgisi artmış. Günümüzde neredeyse her kurumun, örgütün, çalışma planına bir “kadın sorunu” başlığı giriyor. Toplumda daha güçlü kadını var etmeye dönük projeler geliştiriliyor. Bu bağlamda, kadın kooperatifleri önemli; çünkü ekonomik çıktıları yanında, kadın lehine iyileştirici, dönüştürücü toplumsal çıktıları var. Kooperatiflerde kadınlar, o zamana dek önemsemedikleri, toplumca da değeri bilinmeyen görünmez emeklerinin ne kadar önemli olduğunu görüyor, sosyal yaşamda daha özgüvenli ve etkin bir yaşama yelken açıyorlar. İlkin Jale’nin düşleyip tasarladığı, benim sonradan kalemimle katıldığım projemizde de böyle oldu. İyi ki Jale bana film projesinden söz etmiş ve ben de katılmışım o heyecana. Daha güçlü kadınlar yaratmak için planlanan, metaforik olarak çok değerli bulduğum “bez bebek”ten yola çıkan bir projede yer almak onurlandırdı beni. Bu alanda yaptığım ilk çalışma olması, başlangıçta benim için kaygı verici olsa da Jale’nin rehberliğiyle çok şey öğrendiğim, kaygının yerini dayanışmaya duyulan güvenin aldığı, benzersiz bir atölye, “Yaparak, yaşayarak öğrenme atölyesi” oldu benim için. Atölye, bir tür okuldu. Hem atölyeye katılan kadınlara hem de film bittiğinde filmi izleyeceklere vereceğimiz mesajlarımız vardı. Narperi’nin Bileziği masalı bunun içindi. Yine, atölyede çalışma saatleri dışında, bahçelerde, avlularda yapılan çay kahve saatlerinin söyleşi içeriğini, masal atölyesi tartışma çerçevesini bile önceden yapılandırdık, biçimlendirdik. Ancak, kurgu ve gerçek öylesine bütünleşti ki, birbirini dönüştüren, sürprizli bir etkileşimle, birlikte yol aldı ve oyuncuların, eğitim alan kadınların ve eğiticilerin birbirlerinden ayırt edilemediği bir yerde sonlandı.

Kadının güçlenmesini tartışmak

Jale “Müzikli Bir Hikaye”, “Umutlu Bir Hikaye” ve “Bu İşte Bir Umut Var” adlı belgesel filmlerimden sonra, kurgusal bir atölyeden yola çıkarak, bir anlamda “kadını çok yönlü güçlendirme” girişimi olarak da değerlendirilebilecek bir proje heyecanı sardı beni. Bir bez bebek atölyesi hayâl ettim. Meslek sahibi olmayan, dolayısıyla düzenli gelirden yoksun kadınların bez bebek yapmayı öğrendikleri ve ürünleri satarak gelir elde ettikleri ve kendilerini daha güçlü, daha mutlu hissettikleri bir proje olmalıydı bu. Amaç, sadece el emeği ürünlerine pazar bulmak değildi, süreç içinde toplumsal cinsiyet rolleri ve kadın kimliğinin gücü konusunda farkındalık geliştirmekti; eğiticilerin de, hâttâ yönetmen olarak benim de içinde bulunduğum, etkileşimli bir değişim, dönüşüm gerçekleştirmekti. Kafamdaki projeyi nerede gerçekleştirebileceğimi araştırırken, Denizli’de, Bozkurt Belediyesinin kurduğu Bozkurt Kadın Kooperatifi, tam da kurguladığım atölyeyi var etmeye denk düştü . Bu arada Esen’le birlikte senaryoyu ve projenin kuramsal altyapısını geliştirdik tabii. Projede, gönüllülük ilkesiyle çalışan altı kişilik bir eğitici ekip yer aldı. El sanatları eğitimi yanında, müzik, fiziksel egzersiz çalışmaları yapıldı. Esen’in film için yazdığı “Narperi’nin Bileziği” masalı, masal atölyesi çalışmasında toplumsal cinsiyet rollerini ve kadının güçlenmesini tartışmak üzere eğitim materyali olarak kullanıldı. Sanat yönetmenimizin, masal atölyesi için karakterlerini ince ince çalıştığı bu masal, belgeselimize de adını verdi.

Ayrıca, atölye çalışmalarına katılan oyuncuların, yörenin sosyal dokusuna uyumu, grup dinamiklerini olumlu yönde etkiledi. Çoğu kadın, atölye çalışmasından önce birbirini tanıyor olsa da, atölye çalışmaları farklı bir yakınlık, ortaklık, ya da dayanışma diyebileceğimiz bir ilişki biçimini getirdi. Kısa sürede eğiticilerle aralarında sevgiye, güvene dayalı bir yakınlık gelişti. Aslında hepimiz, farkında olmadan, içten bir dost ortamında buluverdik kendimizi. Belki de bu sıcak ortam, eğiticileri de içine alan birbirini anlama, empati yapma ve dönüşüm sürecini getirdi. Atölye çalışmaları ve çekimler bitti ama, kadınlar üretmeyi ve ürünlerini kooperatif aracılığıyla pazarlamayı, eğitmen kadroyla iletişim içinde olmayı sürdürüyorlar. Şimdi, ayaklarını yere daha sağlam basan, büyük bir aileyiz; “Narperi’nin Bileziği Ailesi”.

Bez bebeklerinin üretimi ile hayata tutunmak, onlardan gelir elde etmek sanırım yeni değil. Gerçek bir hikayede kurguya da yer verdiniz. Neden masalı tercih ettiniz bu belgeseli çekerken?

Jale Masallar, hem çocuklukla bağ kuran yanıyla keyiflendirici hem de içsel yolculuğa sürükleyen sanatsal yanıyla etkileyici. Daha en baştan, atölyeye renk katacak bir etkinlik olacağını biliyorduk. Ancak, toplumsal cinsiyet konusunda genellikle sorunlu bir içeriğe sahip olan bilindik masalları kullanmayı istemedik. Masalın özgün ve yeni olmasını istedik.

Seçilen değil seçen olmak

Esen Masal, herhangi bir konuda farkındalık geliştirmek üzere yapılan eğitimlerde yararlanmaya elverişli bir anlatı türü. Atölye çalışması boyunca, temel söyleşileri, masal içeriği ekseninde yapılandırmayı kurguladığımızdan, masal atölyesinde kullanacağımız masalın içeriği çok önemliydi bizim için. Masal ekseninde yürüyen söyleşilerde, ağırlıklı olarak meslek sahibi olmanın ve para kazanmanın kişisel ve sosyal yönden çıktılarının neler olabileceği üzerinde duruldu.

Genel olarak masallarda, kadın ve erkeğin, toplumsal cinsiyet rolleriyle uyumlu biçimde konumlandırıldığını görüyoruz. Buna göre; kadınlar daha çok evdedir, bekârsa beyaz atlı prensi ya da şehzadeyi beklemektedir evlenmek için. Pek çok masalda, kadın ev dışında var olabilmek için erkek kılığına girmekte, ancak erkek gibi göründüğünde bir işte çalışabilmektedir.

Bizim masalımızın kahramanı olan Narperi, evlenmek için beyaz atlı prensi beklemedi, terzilik yaparak kazandığı parayla at satın aldı, çalışarak, üreterek, yaşam alanını genişletti, çevre köylere gider oldu, bir anlamda özgürleştirdi kendisini, edilgen değil, etkin oldu, seçilen değil, seçen oldu.

En ilginç halk geleneklerinden biri, bez bebek yaratılması. Çağlar boyunca kadınları anneliğe hazırlayan bir öge değil mi aynı zamanda. Bunun eleştirisini nasıl yapıyorsunuz?

Esen Her ne kadar oyunu çocuklar tek başlarına kuruyor gibi görünse de, oyuncağı edinme aşamasında rol oynayan yetişkinler, nasıl oynayacağı konusunda da yönlendirici oluyor çoğu kez. Önemli olan, çocuklara toplumsal cinsiyet rollerini, eşitsiz dağılımıyla, ezme -ezilme bağlantısıyla sunmamak. Özellikle kız çocuğu oyunlarını, “Büyüyünce önce gelin olacaksın, sonra da anne,” komutuyla kurmamalı. Yaşamda başka seçenekler olduğunu görebilmeli, kendisini daha özgür hissedebilmeli çocuk.

Jale Sadece bez bebek değil tüm oyuncak bebekler, kız çocuklarına sunuluyor ve bir tür yetişkinlik provası olan “Evcilik” oyununda baş köşede yer alıyorlar. Genellikle oyun çocuğun anne rolünü aldığı oyun, yer yer kendisinin annesiyle olan ilişkisini yansıtıyor – çünkü en yakın rol model o- ya da olmasını istediği anne çocuk ilişkisini. Oyunlar hem öğrenme hem de dışavurum aracı olarak çok önemli. Hâttâ çocuk psikiyatristlerinin ve psikologların çocuğu tanıma, çözümleme, sağaltma aracı olarak oyunlardan yararlanabildiğini de biliyoruz. Bu yanlarıyla bez bebek, metaforik olarak anlam yüklü, çok katmanlı değerlendirmelere ve işlemeye açık. Oyuncaklar, yetişkinlerin yüklediği anlamlarla veriliyor çocuğun eline. Bizim atölyemizde bez bebek, bir anlamda çocukluğuna döndürdü kadınları. Çocukluk dönemindeki kendilerini gerçekleştirme hayallerine. Kiminin bebeği avukat oldu, kiminin hekim. Meslek sahibi bez bebeklerin yapımı, kadının kendini gerçekleştirme konusunu keyifli ve hâttâ eğlenceli biçimde tartışmamıza olanak verdi.

Erkek çocukların eline tencere vermek

.

Erkek çocukların canavarlar, silahlar ve saldırganlık ifadesi içeren oyuncaklarla etkileşime giriyor olması sosyal kabul edilebilirliği içselleştiriyor mu?

Jale Ne yazık ki şiddet, genel olarak erkeğe uygun, erkek olmanın gereği gibi sunuluyor. İçinde oyuncak mermilerin, tabancaların olduğu savaş setleriyle oynayan çocuklar için şiddetin normalleştirildiği iddia edilebilir.

Esen Erkek çocuğun, şiddet uygulayıcısı olarak şiddeti içselleştirmesi yanında, bunun tanığı olan kız çocukları için de, “Şiddet uygulayıcısı erkektir,” bilgisi, yan bilgi olarak, mağdurun da kadın oluşu bilgisini normalleştirebilir belki.

Çocuklar arasında feminist bir duyarlılığı öğrenmek, eğitmek ve geliştirmek için oyuncakların rolü nedir?

Esen Toplumsal cinsiyet, sosyokültürel bir olgu. Bu rollerin öğrenilmesi ve içselleştirilmesinde, oyuncak endüstrisinin yeri çok önemli. Kızlara pembe mutfak gereçleri, erkeklere mavi arabalar, uçaklar uygun görülüyor. Üretim hep aynı biçimde olduğu gibi satış yerlerinde de kızlar ve erkekler için oyuncaklar ayrı raflarda sergileniyor, tüketiciler neredeyse seçeneksiz bırakılıyor. Oysa erkeklerin de ellerine bir tencere alıp yemek yapabildiğini, kadınların araba kullanabildiğini biliyoruz. Oyuncak olarak eline mutfak gereci verilmeyen erkek çocuk, bir yandan da mutfağa nadiren giren babasını gözlemlerken, mutfak işlerinin kendisiyle ilgili olmadığı sonucunu çıkarıyor ve zamanla içselleştiriyor bunu.

Jale Çocuklara seçme şansı verilmeden, “Al işte bu senin oyuncağın,” derken, oyuncak seçimini yapan yetişkinler, çocuklara toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili kalıpları sunuyorlar. Kız ya da erkek çocuk, kendisine atanan cinsiyet rolü dışında bir oyuncak seçtiğinde hemen müdahale ediliyor. Belli ki bu alışkanlıkları değiştirmek için uğraş vermek gerek.

Yüksek güzellik standartlarını taşıyan Barbie bebeklerle bez bebek karşılaştırması yapabilir misiniz

Jale Kız çocukların oyuncağı olarak bilinen Barbie bebekler, belli bir kalıp içinde ideal güzellik anlayışını sunmakla kalmayıp, mutfakta ve kuaför dükkanında kullanılabilecek aksesuar oyuncak setleriyle, kadına uygun görülen toplumsal cinsiyet rollerini destekliyor. Buna göre tek tip güzellik kalıbına erişmek için, kaç yaşında olursa olsun, kadının her daim zayıf, sportif ve bakımlı görünme hedefine yönelik geliştirilen kozmetik pazarı ve güzellik merkezleri, neredeyse temel gereksinimmiş gibi tüketime sunuluyor. Bu durum, Barbie gibi olması gerektiği biçiminde işlenmiş toplumsal kodlarla büyüyen kadına normal geliyor.

Bez bebeklere gelince, Barbie bebekler gibi seri üretim ürünü olmadıkları gibi, daha yerel motifler taşıyan, daha çok bizim elimizden ve evimizden çıkan tanıdık ürünler oldukları söylenebilir. Bez bebekler, yaşamımızı zorlaştıracak biçimde özendiğimiz, inanılmaz, erişilmez nesneler olmayıp, bize benzeyen, dertleştiğimiz, birlikte oynadığımız arkadaşlar gibi daha çok.

Artık farklı bebekler üretmek lazım

Esen Belirlenmiş güzellik kalıbına uymadığında büyük bir özgüven yitimi oluyor ve söz konusu kalıba girebilmek için ciddi gerilim ve zaman kaybı yaşanıyor. Bunun için “üçüncü vardiya” kavramını gündeme getirenler var hâttâ. Yani çalışan kadın için iş ve ev içi görünmez emek mesaisine eklenen bir üçüncü vardiya.

Tabii Barbie bebeklerin, toplumsal cinsiyet kavramıyla ilişkili olarak eleştirilmesi, üreticilerini, cinsiyet-nötr bebek yanında, farklı ten renginde ve farklı biçimlerde bebekler üretme konusunda yeni projelere yönelttiğini de öğreniyoruz. Barbie bebek kalıbından çıkılmasının, bedensel memnuniyetsizlikleri azaltacağı, kadının bedeni ve dış görünümüyle ön planda var olabildiği algısını değiştirebileceği söylenebilir.

Hayatta bizi mutlu edecek tek bir beyaz atlı prens yok. Birçoğu gelip geçecek. Beyaz atlı prense “artık gelme” dememiz mümkün mü?

Esen Aslında “Beyaz atlı prens”e söyleyecek bir sözümüz yok. Narperi gibi, bir atlıyı beklemektense, kendi atına atlayıp, yolunu istekleri doğrultusunda çizen kadınlar arttıkça, beyaz atlı prensler de eski masallarda kalacak. Biz artık masallarımızı bile yenileyeceğiz zamanla.

Jale Önemli olan, beyaz atlı prensi beklemeyi yaşam amacı haline getirmeyen, kendi ayakları üzerinde duran, edilgen olmayan, özgür kadın kimlikleri yetiştirmek. Bu filmleri, bunun için yapıyoruz, yaşamlarını sorgulamaya, şöyle bir silkelenmeye ve geleceğe umutla bakmaya çağırıyoruz herkesi.

Belgesel bu yaz nerelerde gösterime girecek?

Jale Belgeselin galası 14 Haziran 2022 tarihinde Denizli’de yapılacak. Sonra ulusal ve uluslararası festival yolculuğu başlayacak.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!