Kapitalist finansa dair feminist bir bakış açısı sunmak

Gıda krizi, yoksulluk, göç, bakım emeği, kürtaj, aile içi şiddet patlaması gibi konuların kapitalist finansa meydan okuyarak haritalandırılması, uzun süredir azınlık erkek bir uzman topluluğunun elindeki iktidarı ekonomi alanında yıpratmayı başarıyor. ‘Borcun Feminist Reddi’, bu tartışmalara zemin hazırlayan bir metin.
Paylaş:

“Biz değer üretenler olarak diyoruz ki: Bir Kadın Daha Eksilmeyeceğiz, Hayatta
Kalmak ve Borçsuz Olmak İstiyoruz! İşte tam da feminist hareketin yükselttiği
bu sloganın izini sürüyor kitap. Borç mekanizmasının nasıl da yaşamın
her alanına sızdığını, yeni itaat ve sömürü biçimleri ürettiğini, böylece
emeğin güvencesiz, esnek ve kötü çalışma koşullarına nasıl da
mahkûm edildiğini gözler önüne seriyor.”[1]

Bir an durup düşündüğümüzde kapitalizmin bize borçlu olduğu sonucunu çıkarsamak mümkün. Bu çıkarsamanın, “mutlak olan” bir tanıma ve onun tarihine karşı çıkabilmenin yani “borcun ahlaki ve şiddet dolu” tüm içeriğinin toplumsal görünürlüğünü anlatabilmeyi gerektirdiğini düşünüyorum. Borçla, utanç ve minnettarlık ilişkisi arasındaki örtük duygulanımlar alanının ne kadar politikleştiğiyse çok önemli bir tartışma haline geliyor.

Borç kavramının iki anlam kullanımı da (para borcu ve iyilik veya hizmete karşı duyulan şükran hissi), uzun süredir literatürden bildiğimiz armağan ekonomisi, armağanlaşma, takas, alternatif ekonomi tartışmalarına ister istemez bağlanıyor. O nedenle tanımı biraz daha açma gereği duyuyorum.

“Borcun ne olduğunu tam olarak bilmememiz, kavramın çok esnek olması, onun gücünün temelini oluşturuyor. Tarihin gösterdiği bir gerçek varsa, o da şiddete dayalı ilişkileri haklı göstermek, bu ilişkilerin ahlaki gibi görünmesini sağlamak için, bunları borç dilinin çerçevesine oturtmaktan daha iyi bir yöntem olmadığıdır; her şeyden önemlisi bunların maktulün cezası gibi görünmesini sağlar. Mafya bunu bilir. Muzaffer orduların kumandanları da bilir. Binlerce yıldır, şiddet uygulayanlar kurbanlarına, ‘Bize bir şeyler borçlusunuz’ demeyi başarmışlardır. En azından ‘hayatlarını borçludurlar’, çünkü öldürülmemişlerdir (anlamlı bir deneyimdir).”[2]

David Graeber’ın çalışmasından alıntıladığım bu pasaj, şiddet failliğinin yasal ve yasadışı kurumlar aracılığıyla nasıl meşrulaştırıldığını ve bu sistematik, stratejik programların hangi özneler, hangi sınıflar, kesimler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu da tartışmaya açan Borç, İlk 5.000 Yıl adlı metindeki giriş bölümünden. Bu bağlamda ekonomik (eril) şiddetin; kadınlar, queerler, göçmenler, sakatlar vb. hem sınıfsal hem sınıf dışı dinamiklerle birlikte düşünüldüğünde yarattığı yalnızlık, yabancılaşma ve utanç gibi duygulanımları da politik veçheleriyle tartışmayı anlamlı hale getiren Borcun Feminist Reddi adlı kitaptan söz etmek istiyorum.

“Daha fazla borç=Daha az yaşam”, “Bütün gün hesap yapıyorum”

Öncelikle şunları belirtmeliyim; Otonom Yayıncılık uzun süredir queer/feminist hareket ve kuramın Türkiye’deki duruşuna, gelişimine katkıda bulunan bir yayıncılık politikası izliyor, kitaplar yayımlıyor. Biz Feminist Okumalar atölyelerimizde dört yıldır bu kitaplardan, Sarı Duvar Kâğıdı/Charlotte P. Gilman, Platon’a Rağmen/Antik Felsefenin Feminist Bir Yeniden Yazımı/Adriana Cavarero, Caliban ve Cadı/Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim, Silvia Federici, Bahisdışı Kız Kardeş, Audre Lorde gibi Türkçeye çevrilen queer/feminist literatürdeki örnekleri okuyoruz ve tartışıyoruz.

Borcun Feminist Reddi bu kitaplığın içinde özel bir yeri şimdiden sahiplendi. İlk olarak 2019’da yayımlanan metin, yıl boyunca süren politik müdahale süreçlerinin ve sohbetlerin aracısı olarak da işlev görmüş.

“Borç şiddettir”

“Kamuoyuna sunduğumuz kitabı, sendikalarda, üniversitelerde, esnaf pazarlarında, köylü örgütlerinde ve feminist meclislerde düzenlenen tartışmalarda ve eğitim çalışmalarında kaynak olarak kullandık. Aynı zamanda ulusötesi fikir alışverişlerini de hızla körükledi. Şili, Meksika, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, Almanya, Porto Riko, İtalya, Belçika ve Ekvador’dan yoldaşlarla kitap üzerine tartışmalar yürüttük. Tüm bu tartışmalarla eşzamanlı olarak, borca ilişkin feminist perspektif, Buenos Aires’deki gecekondu mahallelerinin kentsel gelişimine direnişten, emeklilik reformunun reddedilmesine kadar uzanan çeşitli mücadelelerde ortak bir dil olarak yaygınlaşıp derinleşerek diğer meselelerle iç içe geçti. 2017 yılında Ni Una Menos Kolektifi’nin bir parçası olarak (ilk feminist grevden birkaç ay sonra) ‘Yaşamak, özgür ve borçsuz olmak istiyoruz’ sloganını ortaya attık.”[3]

Yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı üzere, çok geç kalmadan Türkiye’deki feministlerin de mücadelesine katkıda bulunacak Borcun Feminist Reddi. Borcu reddetmenin “Aslında alacaklı olan bizleriz” demeyi nasıl kolaylaştırdığını ve anlamlandırmaya yardımcı olduğunu metinde takip etmek mümkün. Gıda krizi, yoksulluk, göç, bakım emeği, kürtaj, aile içi şiddet patlaması, kadın cinayetleri ve trans cinayetleri gibi konuların kapitalist finansa meydan okuyarak haritalandırılması ve örgütlenmesi, uzun süredir azınlık erkek bir uzman topluluğunun elindeki iktidarı da ekonomi alanında yıpratmayı başarıyor.

Borcun Feminist Reddi, bu tartışmalara zemin hazırlarken bazı başlıklarda ilgi çekici ve nitelikli bir zihinsel/bedensel üretimi fark etmemizi sağlıyor. Ne demek istiyorum, biraz açayım.

Örneğin borç ve toplumsal yeniden üretim arasındaki ilişki, tüketimle tanımlanan yurttaşlık, banka sermayesi ile kadınlar arasındaki ilişki, hayatta kalma pratiği olarak borç gibi kavram setleri, bağlamlarıyla birlikte anlaşılabilir (çünkü sermaye, finans, ekonomi gibi tartışmalar kadınların uzak durduğu bir zihinsel üretim alanıdır) bir akıl yürütme zinciriyle ve diyalektik bir ilişkiyle okura sunulmuş. Finanstan kadınların, queerlerin bedenlerine uzanan süreçleri ya da kur savaşlarını, tapuları, kredi borçlarını, ipotekleri ifşa etmenin ve reddetmenin pratik gücünü çeşitli örgütlenmelerle fark etmenin anlamını ve tüm bunlarla yüzleşmeyi cesaretlendirebilmesini kastediyorum.

Kitap bu bağlamda 2016-2018 arasındaki çalışmaların kronolojik bazı kilometre taşlarını sunmanın yanı sıra Rosa Lüxemburg’un sermayenin yayılmacı dinamiği üzerine düşüncelerini, farklı aktivist kadınlarla yapılan görüşmeleri, bizim coğrafyadaki altın günü benzeri “pasanaku” (“elini uzat” anlamına gelen) oyun dayanışmalarını, borçlanan kadınların ataerkiye nasıl boyun eğmek zorunda kaldıklarını, cezaevinden filizlenen bir şiir kolektifini veya kadınların manifestolarını okurlara sunuyor. Bu dayanışma ve tartışmalar, bize aynı zamanda yeni bir örgütlenme deneyimine tanıklık imkânı da sağlıyor; kitabı yazan, yayımlanması için seçen, çeviren ve tartışan herkesin emeğine sağlık.

Kitap üzerine yaptığımız bir sohbeti izlemek isterseniz linkini de buraya bırakayım.


[1] Borcun Feminist Reddi, Veronica Gago ve Luci Cavallero, Otonom Yayıncılık, Çeviren: Bilge Tanrısever

[2] Borç, İlk 5.000 Yıl, David Graeber, Everest Yayınları, Türkçesi: Muammer Pehlivan, sy: 11

[3] Borcun Feminist Reddi, Veronica Gago ve Luci Cavallero, Otonom Yayıncılık, Çeviren: Bilge Tanrısever, s: 22

Fotoğraflar: Ni Una Menos, CADTM

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!