Nazilli Basma Fabrikası’nın yolculuğu: ‘Çocuklar fabrika kreşlerine bırakılabiliyordu’

“Devletin İşçisi Olmak-Nazilli Basma Fabrikası’nda İşçi Sınıfı Dinamikleri” İletişim Yayınları’ndan geçtiğimiz günlerde çıktı. Kitabın yazarı Aslıhan Aykaç, fabrika örneğinde dönemi tüm dünyadaki gelişmelerle paralel biçimde inceliyor. İşçi sınıfı dinamikleri konu edinirken, kadın işçi deneyimlerine de değinilmiş. Yazar ile kitabı ve fabrikayı konuştuk.
Paylaş:
Seval Öztürk
Seval Öztürk
sevalozturk18@gmail.com
Seval Öztürk  sevalozturk18@gmail.com

“Devletin İşçisi Olmak-Nazilli Basma Fabrikası’nda İşçi Sınıfı Dinamikleri” İletişim Yayınları’ndan geçtiğimiz günlerde çıktı. Kitabın yazarı Aslıhan Aykaç, fabrika örneğinde dönemi tüm dünyadaki gelişmelerle paralel biçimde inceliyor. İşçi sınıfı dinamikleri konu edinirken, kadın işçi deneyimlerine de değinilmiş. Yazar ile kitabı ve fabrikayı konuştuk.

“Devletin işçisi olmak Nazilli Basma Fabrikası’nda İşçi Sınıfı Dinamikleri” ismiyle çıkan kitabınızda fabrikanın kurulduğu dönemden özelleşme sürecine kadar devam eden süreci anlatıyorsunuz. Bu konuyu çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Bugüne kadar emek çalışmalarının farklı boyutlarına odaklandım. Doktora tezimde turizm sektöründe işçi sınıfı oluşumuna ve turizm işçilerinin deneyimlerini inceledim. Daha sonra Türkiye’de sosyal güvenlik reformunun kadın istihdamı üzerindeki etkisine baktım. Bundan önceki çalışmamda da neoliberal ekonomi politikasının emek üzerindeki etkileri ve bir karşı hareket olarak ortaya çıkan dayanışma ekonomilerini çalıştım.

Bu çalışma biraz tesadüfen, Adnan Menderes Üniversitesi’ne bir tez savunması için gittiğimde üniversiteye devredilen Nazilli Basma Fabrikası’nı ziyaret etmemin sonucu olarak ortaya çıktı. Fabrika basitçe bir fabrika binasından ibaret değil, aynı zamanda bir kütüphanesi, sosyal tesisleri, tiyatro ve sinema salonu ve hatta fabrikayı Nazilli’nin merkezine bağlayan kısa bir demiryolu hattını da içeriyor. Fabrikanın işlediği dönemde bulunan lojmanlar bugün yıkılmış durumda. Ama genel olarak fabrika sanki dün kapanmış ve terk edilmiş gibi olduğu yerde duruyor. Bu büyük yatırım ve sanayi atılımı bir taraftan erken Cumhuriyet döneminin başarı hikayesini gösteriyor, diğer taraftan da bu maddi varlığın bu kadar kısa bir sürede heba edilmesi bir hayal kırıklığı yaratıyor. Bu şaşkınlık ve duygusal karmaşa içinde fabrikanın hikayesinin araştırılması gerektiğini düşündüm.

Kayıtlar geri dönüşüme gönderilmiş

Örneklem seçerken veyahut da sahada yaşadığınız zorluklar oldu mu?

Araştırmayı yürütürken üç temel zorlukla karşılaştığımı söyleyebilirim. Örneklem açısından daha önce fabrikada çalışmış olan işçilere ulaşmak ve örneklem çeşitliliği sağlamak oldukça zordu. Erken dönemde çalışan işçilerin büyük bir kısmı hayatta olmadığı için bu döneme dair deneyimlerle ilgili sınırlı bilgi elde edebildim. Fabrikadan emekli olmuş ve halen Nazilli’de yaşamakta olan işçilere ulaşmak görece kolaydı, Fakat Nazillili olmayan ve fabrika kapanınca başka fabrikalarda istihdam edilen veya memleketlerine dönen diğer işçilere ulaşmak çok mümkün olmadı.

Bir başka zorluk ise fabrikaya ait kayıtların iyi korunmaması oldu. Fabrika kapandığında buradaki kayıtların ve arşiv belgelerinin büyük bir kısmı korunmamış ve geri dönüşüme gönderilmiş. İşçi kayıt defterlerinin yalnızca bir kısmı korunabilmiş. Kalan kısmında da tarihsel bir süreklilik yakalamak, aradaki büyük boşluklara anlam vermek oldukça zor. Türkiye’nin her yerinden insan gelmiş ve fabrikada çalışmış. Erken dönemde çalışanların önemli bir kısmı bugün Türkiye sınırları içinde olmayan yerlerde doğmuş, göçmen nüfus. Çalışma süreleri ise düzensiz, çok kısa süreli çalışanlar da var, birkaç defa işe girip çıkan da. Bu düzensizlik de genel bir işçi profili çıkarmayı zorlaştıran bir unsur oldu.

Üçüncü bir zorluk da ikincil kaynakların belli bir perspektiften, devletçiliğe, devletçi kalkınma yaklaşımına bağlı bir pencereden yazılmış olması, bu anlamda işçi deneyimlerinin, işçilerin yaşadıklarının devletçi bir çerçeveden anlatılması. Oysa işçi deneyimleri, ekonomik kalkınma atılımının toplumsal sonuçlarını göstermesi açısından, ulusal sanayi inşasının yerel dinamiklerle nasıl bağ kurduğunu anlatması açısından önem taşıyor. Türkiye’de emek tarihi gelişmekte olan bir araştırma alanı. Bu alanda yürütülecek saha araştırmaları, monografiler ve hatta işçi deneyimlerini ortaya koyan biyografi ya da sözlü tarih çalışmaları konunun farklı boyutlarına ışık tutacaktır.

Boyada erkek dokumada kadın

Fabrikada az sayıda da olsa kadın çalışanların da olduğunu aktarıyorsunuz. Özellikle kadın çalışanların çalışma deneyimleri ile ilgili dönemsel çalışma, memur statüsünde çalışma, işçi olarak çalışma, üç vardiyada çalışma imkanları ve fabrika içindeki yaptıkları iş hakkında sahada nelere ulaştınız erkekler ile aralarında fark var mıydı?

Erkek çalışanlarla kadın çalışanlar arasındaki farkın yanı sıra kadın çalışanların kendi aralarında da birtakım farklardan söz etmek mümkün. Öncelikle erkek çalışanlar su santrali, teknik işleri, tamir atölyesinin yanı sıra, boya, dokuma, iplik, gibi çok farklı alanlarda çalışırken kadınlar daha çok iplik ve dokuma makinelerinde çalışıyor. Fakat bunun yanı sıra bir de memur olarak çalışan yani masa başı iş yapan kadınlar var. Dolayısıyla kadınların deneyimlerinin fabrikanın belli kısımlarında odaklandığını söylemek daha doğru olur. Üç vardiya çalışma konusunda genellikle gece vardiyalarında erkek memurlar çalışıyor. Bazı hanelerde hem kadın hem de erkek fabrikada çalıştığı için hanedeki işbölümü de fabrikadaki işlere göre belirlenebiliyor.

Kadınların sosyalleşmesi

Araştırmanızda bugün hala ekonomik büyüme, kar maksimizasyonu, verimlilik beklentileri karşısında fabrika işçilerinin sınıfın en fazla artı değer yaratan kesimlerinden biri olduğunu söylüyorsunuz. Ki kadın işçiler hala erkekler ile eşit ücret alamıyor. Gelinen noktada feminist hareketin ve kadın kitle örgütlerinin “eşdeğerde işe eşit ücret” talebi devam ediyor. Nazilli Basma Fabrikası özelinde ücret açısından kadınların durumu neydi?

Fabrikanın işlediği günlerde de bugün de kadın emeğinin karşılığı olan ücretin önemli olduğunu düşünüyorum ama kadın istihdamındaki en önemli unsur olduğundan emin değilim. Bunu şöyle açıklayabilirim: Fabrika dönemine baktığımızda bu fabrika bir ekonomik kalkınma aracı olmasının yanı sıra aynı zamanda Türk modernleşmesinin, cumhuriyetin modern toplum inşasının da öncülerinden biriydi. Bu modernleşme projesinin en önemli unsurlarından biri de kadın haklarının güçlendirilmesi, kadınların ekonomiye ve sosyal hayata dahil edilmesiydi. Dolayısıyla bu hedeflere uygun olarak kadın istihdamı ücret dışındaki unsurlarla güçlü bir biçimde desteklendi. Bu fabrika bünyesinde çalışan kadınlar çocuklarını fabrika kreşlerine bırakabildiler, daha büyük çocuklar fabrika alanındaki Sümer İlkokulu’nda okudu. Fabrikanın sosyal tesisleri ve buralardaki etkinlikler ailelerin sosyalleşmesine imkân tanıdı. Nazilli merkezindeki ve hatta Türkiye’nin her yerindeki Sümerbank mağazaları ailelerin ve çocukların ihtiyaçlarını karşılama konusunda büyük önem taşırdı. Sonuç olarak Nazilli Basma Fabrikası, devletin korumacı politikaları içerisinde hem ücretler hem de kadın istihdamını destekleyen sosyal haklar bakımından güçlü bir dönemi temsil ediyordu.

Bakın bugün çok daha farklı bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye’de kadın istihdamı 1980 sonrasında azaldı. Bütün dünyada kadın istihdamı hem sanayi hem hizmetler sektöründe artarken Türkiye’de azaldı. Bu azalmanın en önemli nedenlerinden bir tanesi kadını istihdamına yönelik annelik izni, süt izni, çocuk desteği, kreş hizmetleri gibi sosyal desteklerin gerilemesidir. Bir başka neden kadın işçilerin esnek istihdam yapısı içinde iş güvencesinden ve ücret eşitliğinden yoksun kalmasıdır. Dolayısıyla, kadınlar ve erkekler için ücretler eşitlense bile kadınların hane içindeki sorumlulukları paylaşılmadan, özellikle annelik ve çocuk bakımında eşit sorumluluk sağlanmadan kadın istihdamını artırmak mümkün değil.

Kadın işçi hakları konusunda önemli kazanımlar

Son olarak, o günün kadın işçileriyle bugünün kadın işçilerini karşılaştırsanız, neler söylemek istersiniz?

O günden bugüne feminist mücadelenin genel olarak kadın hakları ve özel olarak da kadın işçi hakları açısından önemli kazanımları olduğunu söyleyebilirim. Bugün kadınlar çok daha çeşitli ekonomik sektörlerde çalışıyor, vasıf ve eğitim durumuna göre işyerinde yükselebiliyor. Ekonomide yönetici konumuna gelen kadın sayısı artıyor. Kadınlar sendikalarda söz sahibi olabiliyor; DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Eğitim-Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, bu değişimin en güncel örnekleri.

Ancak hala kadınların işgücüne katılımının sınırlı olması, kadın istihdamını destekleyecek politikaların hayata geçirilmemesi, bakım hizmetlerinin kadınların üstüne yıkılması ve toplumda kadınların değersizleşmesi sorunları devam ediyor. Kadınların sosyal olarak güçlenmesi, ekonomik bağımlılıklarını kırmalarıyla, kendi ayakları üzerinde durmalarıyla ilişkili. Aynı şekilde, kadına yönelik şiddetle mücadele de kadının güçlendirilmesiyle, yani işgücüne katılımla ilişkili. Bunun için de bir kurtarıcı beklemek, korumacı yasaların çıkmasını beklemek yerine örgütlenmek, üretmek ve kadın dayanışması üzerine daha fazla düşünmek gerek.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!