Tayland’dan Diyarbakır’a fotoğraflarla kadın emeği

Elif Bozkurt, 2000 yılından beri gezgin bir fotoğrafçı. Bisikletine binip sırt çantasını alıp gezdiği, gördüğü yerlerdeki kadınların hikayelerini dinliyor, fotoğraflarını çekiyor. Bir anlamda görsel arşiv oluşturuyor. Fotoğrafları bizi çok etkiledi. Deneyimlerini, biriktirdiklerini öğrenmek için kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdik.
Paylaş:
Feryal Saygılıgil
Feryal Saygılıgil
s.feryal@gmail.com
Feryal Saygılıgil      s.feryal@gmail.com

Elif Bozkurt, 2000 yılından beri gezgin bir fotoğrafçı. Bisikletine binip sırt çantasını alıp gezdiği, gördüğü yerlerdeki kadınların hikayelerini dinliyor, fotoğraflarını çekiyor. Bir anlamda görsel arşiv oluşturuyor. Fotoğrafları bizi çok etkiledi. Deneyimlerini, biriktirdiklerini öğrenmek için kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sevgili Elif Bozkurt öncelikle biraz sizi tanıyabilir miyiz?

Sinop Gerze’de yaşıyorum, burada bir meslek lisesinde edebiyat öğretmeniyim. On beş yıldır öğretmenlik yapıyorum, önce Diyarbakır’da daha sonra da İstanbul’da göç alan bir bölgede çalıştım. Aynı zamanda Ankara Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’nde doktora öğrencisiyim ve şu an feminist iletişim stratejileri üzerine doktora tezi yazıyorum. Aynı zamanda gezginim, bu benim en sevdiğim yönüm.

2000’den beri yani yirmi bir yıldır geziyorum, üniversitede seçmeli fotoğrafçılık dersi almıştım ve fotoğrafçılıkla birlikte gezme sürecim de başladı. Türkiye’de birçok il ve ilçeye gittim; dünyada da yaklaşık yirmi beş ülke dolaştım. Son beş yıldır da tek başıma, kadın bir gezgin olarak sırt çantamı alıp belgesel fotoğraf çekme amaçlı geziyorum. Genelde gittiğim yerlerde kültürlerin, günlük yaşamların içine girmeye çalışıyorum, mümkünse onlarla birlikte yaşıyorum. Özellikle gezginler için Couchsurfing adlı bir uygulama var. Gittiğin bölgenin insanında misafir olabildiğin, dayanışmaya dayalı bir misafirperverlik ağı. Ben de kendi evimde çok fazla gezgin ağırladım, tabi bu pandemi sürecinde çok mümkün olmuyor.  Zaten gezgin olarak seyahat de pandemi koşullarında pek yok ama yüzlerce insanı evimde ağırlamışımdır.

Gezgin insanların öykülerini dinlemek bana bambaşka bir bakış açısı sunuyor. Gezemediğim zamanlarda onların hikayelerini dinliyorum, gezdiğim zamanlarda da o bölgenin yerli insanın hikayelerini dinliyorum, o kültürün içine daha fazla girme ve o kültürü daha fazla anlama şansım oluyor. Uzun süreden beri Couchsurfing’i kullanıyorum, çok keyif aldığım bir dayanışma ağı ve beni bir dünya insanı yapıyor, uluslar arası çapta çok güzel dostluklar kuruyorum. Pandeminin bir an önce bitmesini, tekrar sırt çantamı ve fotoğraf makinemi alıp gezebilmeyi istiyorum. Bu süreçte sanırım beni en çok zorlayan şey seyahat edememek oldu.

Farklı etnik yapıdan kadınları bir araya getirmek

Türkiye’nin her yerinden üretim süreçlerindeki kadınları belgelemişsiniz adeta. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evet, Türkiye’nin her yerine gittim, gezdim ama kadın temalı fotoğraflar çekmeye 2009 yıllında başladım. Daha önce gittiğim yerlerde fotoğraf çekiyordum ama kadın temasına odaklanmıyordum. 2009’da İstanbul’da yaşadığım zaman, bir arkadaşımla bisikletle İstanbul’dan çıkıp Bolu Yedigöller’e gitmiştik, mayıs ayıydı yani baharın geldiği zamanlar. Şile’den sonra köyden köye bisiklet sürerken her geçtiğimiz köyde baharın bereketi içindeki kadınların hareketliliği beni büyülemişti. O kadınlarla saatlerce durup sohbet etmiş, fotoğraflarını çekmiştim hatta beş altı kadın, bahçedeki bir ocakta börek pişiriyordu. Onların öyküleri beni çok etkilemişti, mahalleli olarak bir araya gelmiş hem muhabbet edip hem de yemek yapıyorlardı. O bisiklet yolculuğunda “Bundan sonra, gezdiğim yerlerde, kadınların öykülerini fotoğraflamalıyım.” diye düşünmüştüm. Yine aynı bisiklet yolculuğunda, kadınların kırsal yaşamdaki iş çeşitliliği, beni çok etkilemişti. Kadınlarla birlikte oturmamız, muhabbet etmemiz, onların ikramları benim için sıcacık anılar olarak kaldı.

Dolayısıyla 2009’dan beri “kadın ve emek” temalı fotoğraflar çekiyorum, bu temada fotoğraf çekmeye devam etmek istiyorum. AĞ-DA Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ağı’ndaki dijital fotoğraf sergimde, Anadolu coğrafyası ve Uzak Asya’dan Tayland, Kamboçya, Vietnam Laos’a dair dört ülkenin fotoğrafları var. Arşivimde Gürcistan, Fas ve İran’dan kadınların fotoğrafları da var ama onları henüz bir temanın altında toplayamadım. İlerleyen süreçte, dünyanın farklı ülkelerinden kadınların emeklerini, çok kültürlü bir çerçevenin içinde bir araya getirmeyi ve daha renkli bir kompozisyon oluşturmayı düşünüyorum. Bu en büyük hayallerimden bir tanesi diyebilirim.

Özellikle kadınların elleri çok dikkat çekici ve yorgunlukları da yüzlerinden okunuyor; kadınların durmadan çalıştıkları, ürettikleri duygusunu çok iyi yansıtıyor fotoğraflarınız.

Evet, el, yüz ve göz, insanın duygularını en iyi yansıtan bölgeler. Dolayısıyla kadınların yorgunluklarını, bazen heyecanlarını, üretim sürecinin kendisini yakalamak için daha çok kadınların ellerine ve yüzlerine odaklanmaya çalıştım. Kadınların duygusunu yansıtmayı seviyorum, eğer bu duyguları karşı tarafa geçirebildiysem gerçekten çok mutlu oldum. Kadınların imece usulü kolektif çalışma deneyimlerini çok seviyorum, ben de amatör bir fotoğrafçı olarak fotoğraf makinemle aslında onların kolektif çalışma ruhuna katılıyorum, yani bir anlamda ben de onların o üretim sürecinin bir parçasıyım.

Kadınların yaptıkları işlerin çeşitliliğini görmek açısından da çok önemli çalışmanız.

Evet, ben de aslında kadın ve emek temasına odaklandıktan sonra bu çeşitliliği fark ettim. Gerçekten o bisiklet yolculuğunda özellikle küçük köylerin, kadınların üretim süreçlerinin içinden geçtikçe o emek ve üretim çeşitliliği beni de çok büyülemişti. Sonrasında bu çeşitliliğin sadece Anadolu coğrafyasında olmadığını, kadının olduğu her yerde bu zenginliğin olduğunu fark ettim. AĞ-DA Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ağı’ndaki dijital sergimde, Uzak Asya’dan fotoğraflar da var; mesela oradaki kadınların üretim tarzları çok farklı ve onlar da çok çeşitli. Yaşamın her alanında, çoğu zaman da çok ağır ve sağlıksız koşullarda, kadınların üretimini, üretim coşkusunu, yorgunluklarını, hayal kırıklıklarını görebiliyorum. Kadınların emek süreçlerini fotoğraflamak, bu kadar güçlü ve çalışkan kadınların olduğunu görmek, beni de çok güçlendirdi. Ama tabi diğer yandan çektiğim fotoğraflar çok hüzünlü; nasırlaşmış eller, bakışlardaki o yorgun ifadeler, yükün altında kamburlaşmış bedenler… İster istemez ben de onların hikayesine duygusal olarak dahil oluyorum ve benim kendi hikayemi de etkiliyor kadınların üretim süreciyle olan ilişkisi.

Hikâyeleri dinlemek

Kadınlar ne tepki verdiler fotoğraflarının çekilmesine?

Fotoğrafları çekerken genelde ilk önce kadınların muhabbetlerine, çalışma alanlarına giriyorum. İlk önce onlarla muhabbet ediyorum ve fotoğraf çekmeden izin istiyorum Kadınlarla karşılaştığımda genelde çok hoş, sıcak muhabbetler oluyor. Onların fotoğrafını çekmek istediğimde çoğu zaman utangaçlar. Bu utangaçlık bir anlamda kendilerini ve yaptıkları işi değersiz hissetmelerinden de geliyor, yani neden fotoğraflarını çektiğime çok anlam veremiyorlar. Ama genelde onlarla kurduğum o iletişimi, onların o utangaç gülümsemelerini seviyorum.

Anneannenin kilim dokuma tezgâhı

Hikâyesini bildiğiniz kadınlar var mı içlerinde?

Benim için en manidar olan fotoğrafla başlamak istiyorum.

9 Kırklareli

Dokuz numara Kırklareli, fotoğraftaki ellerin sahibi benim anneannem Ayşegül Kant. Kendisi on üç yaşındayken Romanya’dan Türkiye’ye göç etmiş, ailesi ile birlikte. Romanya’da Köstence limanından Tekirdağ’a gemi ile gelmişler. Birkaç parça eşyasını getirebilmişler, bir tanesi de anneannemin annesinin kilim dokuma tezgahıymış. Anneannem o kilim dokuma tezgahı ile hayatını kazandı, elli yıl boyunca. Göçmen oldukları için Trakya’da çok yokluk çekmişler. Çok üretken, çok çalışkan bir kadındı, yokluğun ne demek olduğunu bilir ve elindekileri farklı şekillerde değerlendirmeyi bilirdi, yani yoktan var ederdi. Köyümüz olan Trakya’da, Kırklareli’nin Kaynarca kasabasında geçirdi hayatını ve üç yıl önce doksan beş yaşında vefat etti. Bu fotoğrafı çektim anda, üç kuşak anneannem, annem ve ben bir arada erişte yapıyoruz kış hazırlığı olarak. Anneannem, ellerine yeni kına yakmış, kına yakmayı çok severdi.

On beş numara, Kırklareli, Annem Ayşe Bozkurt yufka açıyor, annem de oldukça çalışkan bir kadındır. Annem dikiş dikerek ve ineğimizin sütünü sağıp satarak para kazanıp bizlerin okumasına katkı sundu. Üç kardeşiz ve üçümüz de emekçi anne ve babanın naif emekleriyle okuduk.

Yirmi bir numara, Kırklareli,  Yine annemin başka bir fotoğrafı. Burada göçmenlerin peçka dediği derme çatma, el yapımı bir sobada annem çörek pişiriyor. Biz kardeşler olarak köye gittiğimizde en sevdiğimiz şey annemin yağda pişmiş çöreklerini yemektir, annem de bahçede bizim için çörek pişiriyor.

2 Kırklareli

İki numaralı fotoğraf, Kırklareli,  Köyden bir komşumuzun fotoğrafı, Necibe Abla. Trakya’da Roman nüfusu çok fazladır ve bizim mahallenin bir kısmı da Roman’dır. Ben de Roman kültürünün içinde büyüdüm diyebilirim, onların günlük yaşamına çok fazla dahil oldum. Annem, Necibe Abla’ya yemek göndermişti, evine girdiğimde Necibe Abla’yı evin ortasında halıların üstünde, üst üste yığılmış bulaşıkları yıkarken bulmuştum.

On bir numaralı fotoğraf, Malatya, Yazları eski eşimden dolayı kayısı işçiliğine gidiyorduk, ailesi kayısı ile uğraşıyordu. Huri Aldemir, eski eşimin babaannesi. Kendisi o yaşına rağmen bir kayısı işçisi, Hekimhan’ın Salıcık adlı Alevi köyünde yaşıyor ve yazları kayısı toplayıp kurutup satıyorlar. Burada kendisi için gün kurusu yapmış, sofranın üzerine koymuş ve bir akşamüstü serinliğinde kapının önünde dinlenirken fotoğraflamıştım onu. Yirmi altı numaralı fotoğraf’da kendisini, kayısı çekirdeği çıkarırken portre olarak fotoğraflamıştım.

Altı numaralı fotoğraf, Malatya, Hatice Aldemir eski eşimin annesi. Burada akşamüstü inek sağarken fotoğraflamıştım onu. Kendisi kayısı işinde çok yoğun bir şekilde çalışan, oldukça çalışkan ve emektar bir kadın. Hem kayısı işi hem hayvanların bakımı, beslenmesi ve sağımı ile uğraşıyordu.

On sekiz numaralı fotoğraf, Malatya, kayısı işçilerinin kayısı çekirdeklerini çıkarma sürecini görüyoruz yine Hekimhan’ın Salıcık köyünde, komşularımızdan bir kadındı. 

Dört numaralı fotoğraf, Malatya, Alevi kadınların, iplerden ilginç bir yöntemle örgü yapmalarını fotoğraflamıştım. Farklı ellerin, ortak bir işi yapmak için bir arada olması, kolektif iş yapma, kadınlar arası dayanışma, kadınlar arası bağlılık duygusunu anlattığını düşünmüş ve çok hoşuma gitmişti.

3 Adıyaman

Üç numaralı fotoğraf, Adıyaman, Adıyaman’ın Besni ilçesinin Tetirli köyü, Kürt Alevi köyünde bir arkadaşımın kına gecesi. Normalde bir düğün ortamı burası, yani şenlikli bir ortam ama kadının bakışları, o şenlikli ortamın çok çok uzağında bambaşka yerlere bakar gibiydi. Kına gecesi boyunca beni çok etkileyen bir portre olmuştu.

Yirmi üç numaralı fotoğraf, Diyarbakır, burası da Diyarbakır Bismil. Bismil de dört yıl öğretmenlik yaptım, okulumuzun yanındaki kerpiç bir evde yaşıyordu bu teyze. Hiç Türkçe bilmezdi ve ben de hiç Kürtçe bilmezdim ama okula gidip gelirken sürekli selam verir, hal hatır sorardım. Ben Kürtçe bilmediğim o da Türkçe bilmediği için hiçbir zaman anlaşamazdık. Ama birbirimize sarılırdık, benim ceplerime sürekli çerez doldururdu. Bu fotoğrafı da evinin önünde yine selamlaştığımız bir zamanda çekmiştim.

Beş numaralı fotoğraf, Diyarbakır, Bismil’de halı dokuyan öğrencim Seyran.  Ortaokulda öğretmendim, sabahçı ve öğlenciydi okulumuz ve öğrencilerim yarım gün çalışıyor yarım gün okula geliyorlardı. Seyran da bir halı dokuma atölyesinde çalışıyordu. O zamanlar, çocuk işçiliğine dair bir çalışma yapmış, bu fotoğraf da o çalışmadan aslında.

1 Gerze, Sinop

Bir numaralı fotoğraf, Gerze, Gerze’de kadınların el ürünlerini, yetiştirdikleri sebzeleri ve hayvansal gıdaları sattıkları tamamen kadın satıcılardan oluşan bir pazar var, çok sıra dışı bir pazar benim için. Bu teyze de o pazarda ceviz satıyordu, belli ki cevizlerin kabuklarını yeni soymuş ve kabukların boyası teyzenin ellerine geçmiş.

Sekiz numaralı fotoğraf, Gerze, Sinop, Kadınlar köylerden pazara sabahları traktörlerin arkasında geliyorlar, küfelerini de satacaklarını koyuyor. Bu teyze de küfesindekileri satmış kendi ihtiyacı olanları küfesine koymuş akşamüstü pazardan ayrılırken fotoğraflamıştım.

Otuz iki numaralı fotoğraf, Fikriye Teyze ama biz ona Laz Teyze diyorduk. Gerze’de termik santral mücadelesi oldu, on yıl boyunca. Tuncay Özilhan, buraya bir termik santral kurmak istemişti ve Laz Teyze de termik santralin yapılmak istendiği köylerden birinde yaşayan bir kadın. Tüm geçimi o topraklarda yetiştirdiği, baktığı hayvanlara bağlı. Laz teyze Gerze direnişinde ön plandaydı, dili çok keskindi, şirkete karşı oldukça küfürlü konuşan ve konuşmalarıyla dikkat çeken bir kadındı. Gerze direnişine dair birçok belgesel yapıldı, Laz Teyze, bu belgesellerin hepsinde konuşma üslubu, öfkesi, direnişiyle yer almıştı. Kendisi aynı zamanda Gerze pazarında satış yapan kadınlardan bir tanesi. Burada da tereyağı satarken fotoğraflamıştım onu. Gerze deyince aklımıza termik santral direnişi geliyor, bu pazarda satış yapan kadınların çoğu örgütlü kadınlardı ve termik santral mücadelesinde ön saflarda yer almışlardı.

Yirmi iki numaralı fotoğraf da Gerze pazarında mantar çok meşhur, bu teyze de tezgahında sattığı mantarları temizliyor.

Otuz bir numaralı fotoğraf da Gerze pazarı, biber satan bir kadının ellerini fotoğraflamıştım.

17 Gerze Pazarı

On yedi numaralı fotoğraf da yine Gerze pazarı

Yirmi yedi numaralı fotoğraf yine Gerze’den pazardaki kadınlardan birinin portresi.

Yine yirmi dokuz numaralı fotoğraf, Gerze’de pazarda bir satıcı kadın.

Yedi numaralı fotoğraf, Balıkesir, İstanbul’dan Didim’e bisikletle gittiğimiz bir yolculukta Balıkesir, Manyas Kuş Gölü civarında Romanların çadırlarına denk gelmiş, selam verip onların çadırına gitmiştik. Burada Roman kadın pilav yapıyordu, akşam yemeğine bizi de davet etmiş, hep birlikte oturup muhabbet etmiş ve yemeklerini yemiştik.

Yirmi dört numaralı fotoğraf, Romanların çadırlarından bulaşık yıkayan bir kadın.

7 Balıkesir

On iki numaralı fotoğraf, Balıkesir, Balıkesir’de bir Roman mahallesine girmiştik, oradan geçerken mahalle arasında evlerin bahçelerinde sepet yapan Roman kadınlara denk gelmiştik.

On iki numaralı fotoğraf, on dokuz numaralı fotoğraf, Roman mahallesinden kareler yine.

Yirmi yedi numaralı fotoğraf, Balıkesir, geçtiğimiz köylerden bir tanesinin köy çeşmesinde kilim yıkayan gelin ve kaynanaya denk gelmiş, onlarla epey bir muhabbet etmiştik.

Anadolu coğrafyasına dair çektiğim fotoğraflarda, farklı etnik yapıdan kadın kimliklerini bir araya getirmek istedim. Diyarbakır’dan Kürt kadınların, Malatya’dan Alevi kadınların, Adıyaman’dan Kürt-Alevi kadınların, Trakya’dan Balkan muhaciri kadınların,  Ege ve Trakya’dan Roman kadınların, Sinop’tan Laz kadınların günlük yaşamlarına dokunmaya, onların günlük yaşam pratiklerini ön plana çıkarmaya, kadınlar olarak öykülerimizn benzerliğine ve Anadolu coğrafyasının çok kimlikli yapısının güzelliğine vurgu yapmak istedim.

Biraz da genel hatlarıyla Uzak Asya yolculuğundan bahsetmek istiyorum. Uzak Asya’da gittiğim dört ülkeden de Mekong Nehri geçiyordu, oldukça sulak bir deltaydı, pirinç işçiliği çok yaygındı. Kadınların çalışkanlığı beni çok şaşırttı.

3 Mekong nehrinde su ıspanağı toplayan bir kadın, Laos

Üçüncü fotoğrafta Mekong Nehri’nin içine girmiş bir kadın… Nehrin ortasında teknelerle deniz ıspanağı topluyor, kıyıya getirip ıspanakları nehrin içinde kıyıda temizliyor ve nehrin kıyısındaki küçük bir pazarda satıyorlardı. Kadın burada da dizlerine kadar suyun içine girmiş.

Beş numaralı fotoğraf, Kamboçya’da yüzen köyler vardı ve insanlar yüzen köylerde yaşıyordu, bu köylerde yoksulluğun en derin katmanlarına tanık oldum diyebilirim. Nehrin üzerinde yüzen evler, teknelerle evlerin arasında dolaşıyorlar.

Altı numaralı fotoğraf, Vietnam’da elli iki farklı etnik grup vardı, başlarını bağlamalarından, giyim kuşamlarının renklerinden hangi gruba ait oldukları belli oluyordu. Burda iki farklı etnik grubun baş bağlama ve renk kullanımını görüyoruz.

6 El işi pazarının farklı etnik gruptan satıcı kadınları, Vietnam

Uzak Asya’da da kadınların küfe kullanması, ürettiklerini küfelerle taşıması, satması ve para kazanması benim için çok şaşırtıcı olmuştu. Anadolu coğrafyası ile o anlamda bir benzerlik vardı. Yine pazarlarda el işi çok yaygındı, kanaviçe türü işlemeler yapıyorlar, sebze pazarları, canlı hayvan pazarlar vardı.

On iki ve dokuz numaralı fotoğraflar, Tayland’da yüzen pazarlar ve teknelerde satış yapan kadınlar çok meşhur. Nehirlerin, kanalların üzerinde teknelerden satış yapıyor kadınlar ve pazarı gezmek isteyenler de bir tekneye binip satın almak istedikleri ürünlerin bulunduğu teknenin yanına yaklaşıyor.

Teşekkür ederim benimle bu söyleşiyi yaptığınız için.

Emek ve Kadın Özel Sergisi

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!