Skip to main contentSkip to footer
İtalyan Lisesi grevinde neler oluyor:

MEB grev kırıcılığı yaparken okul yönetimi hukuk-dışı belge dayatıyor

İtalyan Lisesi’nde iki ayı aşkın süredir devam eden grevde hem Türkiye hem de İtalya tarafındaki yetkililer öğretmenlere haklarını vermemek için krizi derinleştiriyor. Okul yönetimi Toplu İş Sözleşmesi yerine ‘hukuki bağlayıcılığı olmayan’ bir metni öğretmenlere dayatırken, Milli Eğitim Bakanlığı grev yapan eğitim emekçilerinin yerini doldurmak için ‘grev kırıcılara’ iş başı yaptırdı.

İstanbul’daki Özel İtalyan Lisesi’nde çalışan sekizi kadın 14 öğretmen 2 Şubat’tan bu yana grevde. Öğretmenlerin 2021’den bu yana süren hak arayışı, sonuçsuz kalan görüşmeler ve artan baskılar ardından sendikal mücadeleye evrildi. Nisan 2025’te Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (TÜRK-İŞ) bağlı Türkiye Ticaret, Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (Tez-Koop-İş) çatısı altında örgütlenen öğretmenler, yönetimin sendikayı tanımaması ve müzakerelerin tıkanması üzerine grev başladı.

26 Mart’ta İtalya Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı heyetinin katılımıyla yapılan görüşmelerde ‘sözlü uzlaşmaya’ varılsa da taraflar arasında “hukuki bağlayıcılığı olan” bir toplu iş sözleşmesi imzalanamaması nedeniyle kriz sürerken bu sürece ilişkin grevci iki öğretmen olan Aslıhan Bük ve Hamise Aydurmuş ile süreci yakından takip eden öğrenci velisi Pınar Erol, Kadın İşçi’ye konuştu.

25 yıllık edebiyat öğretmeni Aslıhan Bük 15 yıldır İtalyan Lisesi’nde çalışıyor:

“Sendikalaşmamızın nedeni 3 yıldır zam yapmayan müdürümüzün daha senenin başında yine zam yapmayacağını söylemesi oldu. Bu sorunu çözmek ve toplu iş sözleşmesiyle hakkımızı alabilmek için örgütlendik. Greve kadar gideceğimizi düşünmezdim. Ama yönetim sürecin başından beri kulaklarını tıkadı, taleplerimiz dinlenmedi, küçümsendik.”

Hamise Aydurmuş

 

13 yıldır İtalyan Lisesi’nde çalışan 23 yıllık coğrafya öğretmeni Hamise Aydurmuş ise “Üç yıldır hiç zam almadık. Beş yılda sadece toplam yüzde 30 zam aldık. Okul ücretiyse yüzde 833 zamlandı” diyerek anlatmaya başlıyor.

Öğretmenlik değil grev kırıcılık

Milli Eğitim Bakanlığı 5 Mart 2026 tarihli ‘resmi yazıyla’ grevdeki öğretmenlerin yerine geçici öğretmen görevlendirdi. Yani grev nedeniyle boşalan öğretmen koltuklarına yeni öğretmenler gönderildi. Bu Türkiye’de Anayasa’nın 54. maddesi çerçevesinde şekillenen ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile yasaklanan bir eylem. Yasal grev süresince işverenin, iş sözleşmesi askıda olan işçilerin yerine başka işçi alması veya işi başkasına yaptırması, “grev kırıcılık” sayılıyor.

Aslıhan öğretmenin verdiği bilgiye göre Milli Eğitim Bakanlığı’nın fiilen “grevi kırma” anlamına gelen bu “görevlendirme”siyle toplamda 29 öğretmen İtalyan Lisesi’ne yönlendirilirken, bunlardan yaklaşık 13’ü lisede iş başı yapmış durumda:

“MEB ilk başta bize destek veriyordu, ama sonra grev kırıcı öğretmenleri gönderdiler. Biz grev yapan öğretmenlere ‘Haklısınız’ deyip görevlendirmeyi reddedenler olduğu gibi ‘Devletim beni görevlendirdi’ diyenler de oldu ve şu an çalışıyorlar. Biz çalışmaya başlayanlarla da konuştuk, durumu anlattık. Bazıları dinledi, bazıları hiç dinlemedi. Hala okulda eğitim hakkı maalesef ihlal ediliyor. Ama bunun sorumlusu biz değiliz elbette ki.”

Tez-Koop-İş sendikası MEB eliyle yapılan bu grev kırıcılık konusunda hem idari mahkemeye hem de iş mahkemesine başvurduğunu ve İŞKUR’u bilgilendirdiğini açıkladı. Bu aşamada konuyla ilgili mahkemenin vereceği karar bekleniyor.

Tez-Koop-İş sendikası ve grevdeki öğretmenler MEB’i protesto etmek için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde 9 Nisan’da açıklama yaptı.

Hukuki bağlayıcılığı olmayan belge

Grevci öğretmenler okul yönetimiyle bir anlaşmaya varmışlar, hatta sürecin öğrencilerin lehine uzamaması için taleplerinin ‘daha gerisindeki’ bazı maddeleri bile kabul etmişler, ancak grev kırıcılık yapmak yetmezmiş gibi İtalyan Lisesi yönetimi öğretmenlerin ve sendikanın “hukuk dışı” olarak adlandırdığı bir dayatmada bulunmuş:

Yönetimle görüşmelerimizde kabul etmeyeceğimiz şeyleri de kabul ettik yeter ki artık öğrencilerimizle buluşalım diye. Ama bu sefer de imza krizi çıktı. Bize imzalatmaya çalıştıkları belgenin üzerinde ‘Bu belgenin hiçbir hukuki bağlayıcılığı yoktur’ yazıyor. Bunu imzalayıp grevi bitirmemizi istediler. Anlaşmış olduğumuz halde bu imza krizi sürüyor, çünkü İtalyan yönetimi bize kanunsuz bir belgeyi imzalatmaya çalışarak grevi bitirmeye çalışıyor.”

Aslıhan öğretmen de bu belgeyi şöyle anlatıyor:

“26 Mart itibariyle bir ön sözleşme yapıldı, MEB o zaman araya girdiği için biz isteklerimizin çok altında olan maddeleri kabul ettik. Ama MEB şu an anayasaya göre bir suç olan grev kırıcılığı yapıyor bizim bu kadar adım atmamıza rağmen. Ve şu an bize dayatılan sözleşmenin üzerinde hukuki bir geçerliliği olmadığı belirtilmesine rağmen bunu imzalamamızı bekliyorlar. Biz zaten bunun için grevdeyiz. MEB ikame öğretmen göndermek yerine İtalyan yönetiminin hukuki bir belge oluşturması için uğraşmalıdır. Resmi bir tutanak ya da toplu iş sözleşmesi imzalamak istiyoruz. MEB bize kanunsuz belge imzalatılmaya çalışılması konusunda da bir adım atmıyor.”

Dayatılan belgede hangi ifadeler yer alıyor?

2 Nisan tarihinde İstanbul İtalya Başkonsolosluğu’nun “26.03.2026 TARİHLİ TOPLANTI TUTANAĞI TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNİN ÜCRET HÜKÜMLERİNE İLİŞKİN MÜNHASIRAN ÖNERİ NİTELİĞİNDEDİR” başlığıyla Tez-Koop-İş’e gönderdiği metnin ilk paragrafında bu metnin “bağlayıcı hukuki sonuçlar” doğurmayacağı ifadesi yer alıyor:

“İşbu tutanak taraflar arasında yürütülen müzakereler kapsamında ortaya konulan irade ve niyet beyanlarının kayıt altına alınması amacıyla düzenlenmiş olup Türk hukuku bakımından hiçbir surette toplu iş sözleşmesi niteliği taşımamaktadır, bu yönde yorumlanması da mümkün değildir. Bu çerçevede, işbu metin; toplu iş sözleşmesine özgü bağlayıcı hukuki sonuçlar doğurmaya elverişli olmadığı gibi, taraflar bakımından kolektif nitelikte herhangi bir hak veya yükümlülüğün kaynağını da teşkil etmemektedir.”

Aynı metnin ikinci paragrafında da yine bu metnin hukuki bir “bağlayıcı”lığı olmadığı açıkça belirtiliyor:

“Bu itibarla, işbu niyet beyanını takiben, yerel mevzuata tabi, hukuken geçerli ve bağlayıcı nitelik taşıyacak bir toplu iş sözleşmesi taslağının taraflarca hazırlanması öngörülmektedir. Söz konusu toplu iş sözleşmesinin yürürlüğe girebilmesi ve bağlayıcılık kazanabilmesi, İtalya Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı (MAECI) nezdindeki Merkezi Bütçe Ofisi’nin (UCB) onayına tabi olup anılan onay süreci tamamlayıncaya kadar işbu tutanak taraflar açısından herhangi bir bağlayıcı etki doğurmayacaktır.”

Öğretmenlerin hakları nasıl gasp ediliyor?

“Sendikaya üye olan bazı arkadaşlarımız hakkında haksız tutanaklar tutulmak istendi. Pek çok mahkeme süreciyle uğraştık, grev oylaması dahil her şey mahkemeye gönderildi” diyen Hamide öğretmen okulda özellikle pandemiden sonra giderek zorlaşan çalışma koşullarıyla ilgili sorun yaşadıklarını, yerli öğretmenlere çok fazla angarya iş yüklendiğini ve buna karşı sendikalaşınca bu sefer de “mobbing” ile baş etmek zorunda kaldıklarını söylüyor.

Lisedeki öğretmenler arasında vatandaşlığa dayalı ‘ayrım’ olduğuna dikkat çeken Hamise öğretmenin anlattıklarına göre nöbetlerden ücretsiz boş ders doldurmaya, tören planlamalarından Okul Aile Birliği, gezi kolları gibi komisyon çalışmalarının yürütülmesine kadar tüm ekstra iş yükü yerli öğretmenlerin sırtına yükleniyor. Türkiye’de değişen yasaların da genel anlamda özel sektörde çalışan öğretmenlerin haklarını geriye götürmesi nedeniyle Hamise öğretmen bugün grevde:

“Bu sadece kendi hakkımız değil, özel okul öğretmenleri için yakılan bir ışık. Çünkü 2014’te çıkan bir mahkeme kararıyla tamamen sözleşmeli durumuna düştük bu sektörde. Aslında biz sözleşmeli değiliz. MEB öğretmenleri için de bizim için de geçerli olan durum şu: her yıl atama yenilenir. Bunu mahkeme ‘süreli sözleşme’ olarak yorumladı.”

Hamise öğretmene göre 2014 yılındaki bu mahkeme kararı sonrası özel sektörde çalışan öğretmenlerin tamamı için sıkıntılar katlanarak artmaya başladı:

“Daha önce bizler devlet öğretmeninin altında maaş alamıyorduk. Bu yasa değişince hepimiz sıkıntılar yaşadık. Hepimiz için şöyle bir tercih ortaya çıktı: Üç harfli marketler mi, yoksa kendi mesleğin olan sevdiğin işi mi yapmak? Ben çok iyi bir puanla üniversiteyi kazandım, öğretmen olmak istediğim için öğretmen oldum.  Ama hem özlük haklarımız hem mesleki onurumuz hep geriye gitti.”

Grevci önlüğüyle Aslıhan Bük

 

Aslıhan öğretmen de hem çalışırken hem grev yaparken öğretmenlerin yalnız bırakıldığını düşünüyor:

“Bir çocuğun mühendis, mimar, doktor olması kolay değil. Yıllarca pek çok öğretmenin emeği vardır bir öğrencide. Ama maalesef İtalyan yönetimine karşı bakanlıktan velilere milletvekillerinden tüm topluma bizim yanımızda olması gerekirken maalesef yalnız bırakılıyoruz.”

Ücretsiz ek ders verme, nöbetler gibi angarya işler konusunda yönetimle varılan son anlaşmada eğitim emekçileri olarak pek çok taviz verdiklerini anlatan Aslıhan öğretmen grevi bitirme konusunda öğretmenlerin İtalyan Lisesi yönetiminden daha çok adım attığına vurgu yapıyor:

“Maaş zammı istiyoruz. Onların son verdiği oranı da kabul ettik. İtalyan öğretmenler nöbet tutmuyor, biz tutuyorduk. Nöbete ek ders ücreti vermeyi kabul ettiler, ama nöbeti gene biz tutacağız. Haftada beş saat zorunlu ve ücretsiz ek ders vermemiz zorunluydu. Bunları ücretli ek ders olarak kabul ettirdik ve artık zorunlu olmayacak. Bazı haklar elde ettik, istediğimiz boyutta olmasa da kabul ettik ki grev daha fazla uzamasın. Ama İtalyan yönetiminin grevi bitirmek gibi bir isteği var mı, artık ondan da emin değiliz.”

Eğitim emekçileri öğrencilere ‘mücadeleyi’ de öğretiyor

İki ayı aşan ve hafta sonları hariç her gün devam eden grev boyunca yaşadıklarını Hamise öğretmen şöyle anlatıyor:

“En zor günleri grev çadırında atlattık. Yağmur, çamur, kar… Özellikle kadın öğretmenler için o çadırda olmak çok daha zor. Hatta biz çadır kuramadık, bizim tentemiz var. İlk günler o da emniyet izin vermediği için yoktu. Zorluğun bir de vicdani bir yönü var, çocuklarımızı bırakıp çıkmak hiç kolay olmadı. İlk günler okulun zil sesini duymak bile bizi üzüyordu. Ama biz öğrencilerimize hak arayışını, mücadeleyi de öğretmeliyiz. Derslerde bunu anlatırken kendi hakkımızı da aramak zorundayız.”

Grev boyunca öğrencilerden ayrı kaldığı için çok üzgün olan Aslıhan öğretmen de bu süreçte öğrencileriyle hep diyalogda kalmış:

“Öğrencilerimizle akşam okul çıkışında sohbet ediyoruz. Onlar bizi, biz de onları özledik elbette. Biz onlara moral veriyoruz, geçecek bu günler çocuklar diye. Onlar da yorulmakta çok haklı, bazen günde 4-5 saatleri boş geçiyor.”

Haftada 20 saat çalışmak istiyorlar, ne kadar az” diye bakılmaması gerektiğini belirten Hamise öğretmen öğretmenlerin iş yükünün çok ağır olduğuna dikkat çekerken 25 yıllık öğretmenlik deneyiminden süzülüp gelen o deneyimi şöyle aktarıyor:

“20’li yaşlarda 60 saat derse giriyorsunuz. Ama onun size sonraki getirisi varisleriniz, diz ve eklem problemleriniz… Çoğumuzun ses tellerinde nodül var. 65 yaşına kadar öğretmenlik yapmak istiyorsak bizim çalışmamız gereken saatler bellidir. Öğretmenin yaz tatili var deniyor, özel sektöre biz yazın proje geliştiriyoruz. Normal dönemde de eve gidince işim bitmiyor ya sınav okuyorum, ya yarınki dersimin hazırlığını yapıyorum ya da internette çocuklar için hazırladığımız uygulamalardaki ödevleri kontrol ediyorum. Uygulamalara ders notu giriyoruz. Özellikle ara dönemde eve gittiğinizde en az 1-2 saat eğitim materyaline zamana ayırmanız lazım. Yani 20 saat ders verirsek, bir o kadar da zaten ders hazırlığı için hayatımızdan çalıyoruz. Öğretmenin çalışma saati 25’in üzerine çıkarsa o öğretmen performansını düşürmek zorunda kalır.”

Öğrenci velisi Pınar Erol elinde “Öğretmenimi geri istiyorum” anlamına gelen İngilizce yazılı döviziyle

Yönetim ‘kabahati’ öğretmenlere atıyor, veliler ne diyor?

Süreci yakından takip eden velilerden biri olan Pınar Erol lise yönetiminin geniş veli toplantısını ilk kez 6 Nisan haftasında yaptığı bilgisini verdi. Bilgilendirme toplantısının da 26 Mart’ta yapıldığını ve İtalya’dan üç diplomatın da gelerek öğretmenlerle “anlaşmaya varıldığı ” bilgisini velilerle paylaştığını anlatıyor:

“Konsolos ve okul müdürü sadece Okul Aile Birliği yönetimini değil, bütün sınıf temsilcilerini toplayarak uzunca bir toplantı yaptı. İlk defa böyle bir geniş veli kitlesine açıklama yapıldı. Bunca gün geçmiş, grev 67. gününe gelmiş, veliler tabii ki çok kaygılı ve bunca gün sonra ilk defa böyle kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı. Öğretmenlerle anlaşmaya varıldığı bilgisi de bize verildi. Şu an hem sendika hem de okul yönetimi, her iki tarafta anlaşma zemininin sağlandığını söylerken halen öğretmenlerimizle çocuklarımız buluşamadı.”

Sürecin bu kadar uzamasının veliler arasında da çocukların eğitim hakkıyla ilgili tartışmalara neden olduğunu belirten Pınar veli, bunun kabahatlisinin “öğretmenlermiş gibi yansıtıldığını” belirterek bu durumu eleştiriyor. Öğretmenlerin hepsinin çocukları üzerine emeği olduğunu belirten Pınar, grevci öğretmenlerin dile getirdiği sorunların çözülmesi konusunda İtalyan Lisesi yönetimi ve diğer İtalyalı yetkililere asıl görevin düştüğünü, öğretmenlerin taleplerinin “haklı” olduğunu düşünüyor:

“Veliler de bu konuda kışkırtılıyor ya da böyle yönlendiriliyor. Veliler arası tartışmalar da çokça yaşanıyor. Nasıl oluyor da bunun kabahatlisi öğretmenler olur? Greve hiç çıkılmadan bu haklar teslim edilebilirdi. Greve çıkıldıktan sonra görüşmeler daha sık ve ciddiyetle yapılarak kısa sürede sonuç alınabilirdi.  Veliler de öğrenciler de elbette ki yıprandı. Veliler kızgınlar… Ama bu kızgınlığın asla öğretmenler tarafına haksız bir biçimde yönlendirilmemesi gerekiyor. Burada İtalyan Lisesi’ne, konsolosluğa ve İtalyan Dışişleri’ndeki ilgili birime büyük görev düşüyor. Tüm yetkililer çocukların yaşadığı mağduriyetle ve eğitimin hala aksıyor olmasıyla ilgili acilen çözümü bulmakla yükümlüler. Biz öğretmenlerimizin sınıflarına geri dönmelerini istiyor ve bekliyoruz. Çocuklarımız da bunu dört gözle bekliyorlar.”

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar