Migros depo işçileri direnişteler: Geçinebilecekleri bir ücret ve kumar masalarında göbeğini gere gere işçi parası yiyen patriyarklar değil, TİS masalarında onları satmayacak sendikacılar istiyorlar. DGD- Sen Başkanı Neslihan Acar, kırık koluyla her gün dosta, düşmana sendikacılık dersi verirken, Esenyurt Depo’da en önde oldukları için ilk işten atılan kadınlar “sonuna kadar” diyorlar. Bizden tek istedikleri BOYKOT ve DAYANIŞMA… O Halde hadi!

Migros depo işçilerinin yüzde 28’lik zam teklifine ve diğer asgari taleplerinin karşılanmamasına karşı 23 Ocak günü iş bırakarak başlattığı mücadelenin 15. gününde bu süreçte işten çıkartılan ve Migros Esenyurt depo önünde nöbet tutan işçilerin yanındaydık. Büyük market zincirlerinin depolarında çalışanların ortak direnişe geçmesi ile çeşitli illerde 12-13 depoya yayılan mücadelenin önünü kesmek için bu depoda ve başka depolarda mücadeleye girişmiş hemen hepsi gencecik işçilerden çok sayıda işçi işten çıkartılmış durumda. Esenyurt depoda bu sayı 150’nin üzerinde. Ve bu işçiler zor şartlara karşın depo önünde direnişteler. İşten çıkartılanlardan dört genç kadın işçi ile ve bu depodaki 2022 direnişinde yer almış, halen DGD-Sen içerisinde mücadele olan ve direniş alanında olan bir diğer genç kadın işçi ile konuştuk. Söylediklerini detaylı aktaracağız ama son söyleyeceğimizi baştan söylemek gerekirse, desteğe, dayanışmaya çağırıyorlar ve Migros boykotunun kazanana kadar güçlendirilerek sürdürülmesi çağrısını yapıyorlar.
“Kesinlikle Migros’tan alışveriş yapmayın”
Nursima Özcan 2022 Mayıs ayından bu yanadır Migros depo işçisi. İstanbul’a 2021 yılında Van’dan kendi tabiriyle ‘gurbetçi olarak’ gelmiş. “Buraya çalışmaya, aileme destek çıkmaya geldim, biraz da hedeflerim vardı onlar için geldim. Bunları yapmak için Migros depo işçisi olarak başladım” diye anlatıyor. Nursima bekar, kirada kalıyor ve Esenyurt’ta bir bodrum katı olarak tarif ettiği evine 15 bin lira kira veriyor. “Benim aldığım maaş maksimum 30-32 bin liraydı; mesaiyle falan 35-40 bin liraya yakın alıyorduk. Kirayı mı ödeyeyim, faturamı mı ödeyeyim ya da ailemi mi geçindireyim, destek mi çıkayım?” diyor yüzde 28’lik zam teklifinin neden onları topluca harekete geçirdiğini özetlercesine.
Konuştuğumuz işten çıkartılmış dört genç kadın işçinin tümü de bekar ve ailelerinin geçimini sağlıyorlar ya da katkı yapıyorlar. DGD-Sen öncülüğünde dile getirdikleri talepleri başlangıçtan bu yana aynı dört talep: Yüzde 50 zam, promosyonlarına el konmaması, yıl sonundaki vergi kesintilerini işverenin karşılaması ve taşeronun devreden çıkartılarak Migros bünyesinde çalışmaları. Şimdi bu taleplere bu mücadeleye giriştikleri için haksızca ve Kod 49 ile dolayısıyla ne işsizlik ücreti ne de herhangi bir haklarını alamayacak şekilde kapı önüne konmuş bu genç işçilerinin tümünün işlerine iadesi eklenmiş durumda. Devam etmek istemeyeceklere tüm haklarının ödenmesi, devam etmek isteyen çoğunluğun ise işe geri alınması. Bu talepler karşılanana kadar mücadeleye kararlılar ve herkesi dayanışmaya ve Migros boykotunu sürdürmeye çağırıyorlar.
Vergi kesintisinden mesai ücreti de kuşa dönmüş
Yakında 26 yaşına girecek olan Nursima’nın Van’dan İstanbul’a gelirken bir hedefi de bir araba almakmış, ki almış da. Ama şu anda 600 bin liraya yakın borcu var. “Onun dışında aileme destek çıkmaya çalışıyorum. Kesinlikle bir sosyal hayatım yok. İş yerindekiler de bilir, ben mesai yazdıkları süre boyunca hep mesaide kalmak isterdim; daha fazla geçinebilmek için veya dışarı gidip para harcamamak için. Çünkü erken çıktığım zaman ister istemez eve gidiyorsun, yemek derken para gidiyordu. Bunları daha fazla düşürüp mesaide kalmayı tercih ediyordum.”
Ama vergi kesintilerinden dolayı mesai ücretlerinin de kuşa döndüğünü aktarıyor o da:
“Mesaide kaldığım zaman da hakkımı alamıyordum. Benim çalıştığım bölüm rampa ağzında, tam cereyanın olduğu bölgede. Sabah 8’den akşam 10.30’a kadar mesaiye kaldığım süre zarfında o soğuğu, yazın veya kışın fark etmeksizin o cereyanı çekiyordum. Akşam eve gittiğim zaman ciddi anlamda vücudumdaki kemiklerin sızladığını hissediyordum.”
Nursima 2022 direnişinde de kazanımlar elde edildiğine şahit:
“2022’deki arkadaşlarımızın direnişinde büyük kazanımlar elde edilmişti; prim olsun, Money kartlar, alış veriş kartları olsun. İşçiler birlik ve beraberlik içinde olduğu sürece kimse onları yenemez. Bunu biliyorum” diyor.
Şimdi de kendisinin direnişte gerektiğinde depo önünde gerektiğinde diğer yerlerde eylemde olduğunu aktarıyor. Nursima ücret zammı taleplerine “primleriniz var” diye yanıt verilmesine de tepkili. Açıklıyor: “Evet primlerimiz var ama şöyle bir durum var; işe geç kaldın veya hastasın (ki ben rampa ağzında o kadar soğuk yiyordum), gelmediğin zaman tutanakla primin kesiliyordu. Yanlışlıkla servise geç yetiştin, performansından primini kesiyorlardı. Bizim maksimum elimize geçecek para 34-35 bin liraydı.”
Bunları dile getiren Nursima’nın çağrısı destek dayanışma ve onlar kazanana kadar Migros’un boykot edilmesi yönünde:
“Kazanana kadar halkımızın hiçbir şekilde Migros’tan alışveriş yapmasını istemiyoruz. Sonuçta bugün benim başımda, yarın onların evlatlarının başında; kimin nerede nasıl ne şekilde çalışacağı belli olmaz. Sonuçta benim ablam da bir öğretmen mezuniyeti, biyoloji öğretmenliğini okudu ve atanamadığı için şu an o da bir markette çalışıyor işçi olarak. Yani dediğim gibi, hiçbir şekilde “ne oldum değil ne olacağım” deyip o şekilde hareket etmek… Ona göre çağrımız halkımıza; kesinlikle Migros’tan alışveriş yapmayıp boykot etmesini istiyoruz.”
“İlk çıkartılan kadınlar oldu”
Yaklaşık 3 yıldır Migros depo çalışanı olan, sevkiyat kontrolde çalışan Esra Şengül de yaşananları anlattı ve aslında mücadeleye ilk girişen sekiz kadın işçinin tümünün ilk olarak işten çıkartıldığını vurguladı: “Burada kadınların çalışma şartları çok ağır. Ağır olmasına rağmen bize yüzde 30’luk zammı dayattılar ve biz de bunu kabul etmediğimiz için çıktık dışarı, grevi başlattık. Ve ilk çıkarılan kişiler kadınlar oldu. 8 kadınla çıktık biz bu yola, geri kalanı zaten erkek arkadaşlarımız. İlk çıkartılan kadınlar oldu. Neden? Çünkü kadınlarla çalışmak istemediklerini söylüyorlar sürekli bize.”
Migros Esenyurt depoda ancak 30’a yakın kadın çalışırken geriye kalan 500 kadar çalışan erkekmiş. Çalışma koşullarının ağırlığı karşısında, işverenin koşulları kolaylaştırmak için önlemler almadığı ve pek de kadın işçi çalıştırmak istemediği bir işyeriymiş Esenyurt depo. Esra da burada çalışırken rahatsızlanmış, bel fıtığı ve kırık yaşamış; anlatıyor: “Kadınlar için tabii ki de zor burası. Ağır bölümler var, kadınlara ağır bölümleri evet vermiyorlar ama bazen de zorluyorlar bunun için. Bununla ilgili mobbing yapıyorlar. Örnek veriyorum, ben rahatsızlandım burada, meslek hastalığı dedikleri bir rahatsızlığım vardı. Buna rağmen bana sürekli baskıyla “O zaman rapor al, çık işten, çık işten” dediler, sürekli bana bu dayatıldı.” Ancak Esra işten çıkmak istememiş çünkü o da ailesiyle yaşıyor, babası emekli, emekli maaşı ile geçinmeye çalışan ailesine o da destek oluyor.
“Halkımızın yanımızda olduğunu göstermelerini istiyoruz”
Kübra Işıtan benzer şekilde ailesiyle yaşıyor ve onlara destek oluyor. O da üç yıldır ve koli şarj bölümünde çalışıyor. Burada ağır koliler taşıdıklarını, psikolojik baskıyla çalıştırmaya dayalı bir yöntem olduğunu söylüyor. Bu baskıların bitmesini istemelerinin de mücadeleye girişmelerinde bir etken olduğunu aktarıyor.
Kübra da mücadeleye devam edeceklerini vurguluyor. “Biz direnişimizin arkasındayız. Taleplerimiz karşılanana kadar bırakmayacağımızı zaten söylemiştik. Halkımızın da biz direnişe devam ederken yanımızda olduğunu göstermelerini istiyoruz. İşte işçi kolunun bir sefalet zammı dayatılıp köle tarzında çalıştırılmasını kabul etmiyoruz” diyor.
“Eve ben bakıyorum”
Ayşe Karakuş da koli şarj personeli. Annesi ve kardeşi ile birlikte yaşıyor. “Normalde eve ben bakıyorum. Şu an gerçekten her taraftan mağdur olduk. Şöyle; zaten bu yola girerken bu sonuçların olacağını biliyorduk. Çünkü hakkımızı nerede savunuyorsak o yerden de mağdur ediliyoruz. Süreç aşırı bizi yordu. Gerçekten artık bir sonuçlanmasını istiyoruz. Sadece taleplerimizin yerine gelmesini istiyoruz” diyor. Sadece haklarını aradıklarını vurguluyor.
Destek için ise özellikle kadınlara çağrısı var:
“Özellikle kadınların yanımızda olmasını istiyoruz. Bu süreçte o yüzden bir boykot çağrısı yaptık aslında. Hani kadınlarımızın böyle daha çok sesimizin duyulmasını istediğimiz için de arkadaşlarımızla şartlarımızı bilmelerini, görmelerini istiyoruz, zorluk yaşadığımızı görmelerini istiyoruz” diyor.
“İstediğimiz desteği tam olarak alamadık ve bekliyoruz hala desteği” diye ekliyor.
49. maddeden işten çıkartılmış olmanın haksızlığını ve mağduriyetlerini vurguluyor: “Sadece bir hak talebimiz olduğu için mağdur edildik arkadaşlarımla beraber. İşten atıldık. En kötü raddeye geldik, işten atıldık. Ve 49. maddeden kovulduk. Yani kolay bir madde değil. Biz ne hırsızlık yaptık, ne bir ürüne zarar verdik, ne bir gaspçılık yaptık. Ki biz toplantı yaparken bile, kendi aramızda yaparken bile arkadaşları sürekli uyardık: ‘Arkadaşlar, yanlışlıkla bir yeri devirirsek lütfen toplayalım. Lütfen mallara zarar vermeyelim.’ Çünkü biz de bu malları kaldırdık, ettik; bizim burada emeğimiz var. Biz burada bir çalışanınız, biz burada bir ekmek götürüyoruz evimize. Asla bir saygı çerçevesinin dışına çıkmadık.”
“12 depoyla, 13 depoyla bir ışık yaktık tüm ülke için”
Son görüştüğümüzSevda Kırcal ise Migros Esenyurt depoda önceki yıllarda çalışmış. 2022 direnişinde yer alarak işten çıkartılmış, o günden bu yana DGD-Sen ile yollarını hiç ayırmamış. Ona da o süreci ve bugüne etkisini soruyoruz, anlatıyor: “2022’de aslında tam olarak şu anki grevin temeli atıldı. O dönemde de biz 17 gün direndik, bugün de 14. günündeyiz. O zamandan bu zamana aslında bir şey değişmemiş yine. Yani bizi bir sene etki ediyor, sonra tekrar hiçbir şey değişmeden aynı raya tekrar giriyor. Patron değişmiyor, doğal olarak işçiler de buna karşı bir arada durmak zorunda, bu sermayenin gücüne karşı. Bundan kaynaklı da örgütlülüğü sağladık. Yani bu 4 senedir, 5 senedir bunun üzerinde çalışılıyor. Zaten temeli de atılmıştı 2022’de. Şimdi işte 12 depoyla, 13 depoyla beraber bir ışık yaktık tüm ülke için. Bize destek olanlar meşalelerini yakıp geldiler. O yüzden aslında güzel, çok güzel bir şey bu hepimiz için, bütün işçiler için, bütün emeği sömürülen kadınlar için, bütün emeği sömürülen arkadaşlarımız için… Bakalım, nihayeti bekliyoruz. Yani yine kazanan biz olacağız, sadece bu kadar insanları süründürmelerinin, bu kadar onursuzca davranmalarının bir açıklaması yok maalesef ki.”
2022 yılında sendikalarla ilgili detaylı bir bilgiye sahip olmadığını anlatıyor. “Sendikaları işte geçmişte Yeşilçam’da gördüğümüz kadarıyla biliyordum… Şimdi bildiğiniz gibi çok da gündemde yer almıyor. O dönemden bu döneme bir tanışıklığımız oldu DGD-SEN ile. O zamandan bu zamana hiç ayrılmadık. Çünkü Esenyurt havzası gerçekten kurtarılması gereken bir havza. Burada 250-300 bine yakın işçi topluluğu var; çalışan emekçi kadınlar, emekçi abilerimiz, ablalarımız var. Ve burada nüfus yoğunluğu da çok, 1,5 milyon sanırım bu arada kayıtlı kayıtsız. Nitekim görüyorsunuz; her şey buradan başlayıp bu şekilde yayılıyor bütün Türkiye’ye. O yüzden sendika zaten kesinlikle olması gerekiyor her bölgede, her havzada. Şimdi de işte dediğim gibi 4-5 senedir beraberiz. Girdiğim her iş yerinde bir şekilde örgütlenme sağlamaya çalışıyoruz. Bir şekilde işte oturduğum bölgede, Esenyurt’ta oturuyorum, orada toplantılar düzenleniyor, bilinçlendirmeler, işte hukuki, yasal, sendikal faaliyetlerle alakalı bir sürü toplantılar yapıyoruz, arkadaşlarımızla iletişim halindeyiz” diyerek anlatıyor.
Sevda’ya 2022’deki mücadele ile başlayan bu mücadelelerin hayatını nasıl etkilediğini, onu nasıl değiştirdiğini de soruyoruz. “Aslında sadece benim değil, bence bizimle beraber şu anki direnen arkadaşlarımızın da, 2022’deki arkadaşlarımızın da hepsinin hayatını bambaşka bir yöne çevirdi. Aslında yalnız olmadıklarını ve bir araya gelerek çok büyük işler başarabileceğimizi, sermayeye karşı başkaldırıyı sağlayabileceğimizi gösterdi” diyor. “Bir olmazsak yok oluruz. Kürtlerde bir söz vardır: “Em nebin yek, em ê herin yek bi yek” diye ekliyor. Tam Türkçesini “Olmazsak bir, gideriz bir bir” olarak tercüme ediyor.
O da ailesiyle yaşıyor. Aksinin de mümkün olmadığını anlatıyor: “Aileyle yaşıyorum. Yani şöyle söyleyeyim; aileyle yaşamak zorunda buradaki birçok kişi. Çünkü işte burada aldığın 28 bin lira bir asgari ücret var ve bununla diyorlar ki “çalışacaksınız”. E bir de “aile yılı” ilan edilmiş, çocuk doğuracaksın, evleneceksin… 28 bin lira, Esenyurt gibi bir yerde 20 bin lira kira vermek durumundayım eğer ailemden ayrılırsam. Kirası var, elektriği var, suyu var; şu koşullarda mümkün değil tek başıma yaşamam. Aslında evlenmem de mümkün değil ya da çocuk sahibi olmam da.
“Bir kahve dahi bizim için lüks”
Genç işçilerin isyan ettikleri yaşam koşullarını da çok çarpıcı bir şekilde özetle anlatıyor: “Herkes gelecek kaygısıyla, işte gelecekte ne olacağım düşüncesiyle kendi kendine bir şekilde evden işe, işten eve… Hiçbir şey yapmadan, bir kahve dahi bizim için lüks. Burada bir sürü genç arkadaşımız var 20’lerinin başında daha. Kimsenin derdi kitap okumak, sinemaya gitmek, dışarıda bir yemek değil; hepsi en minimum seviyelerde yaşıyorlar. Eve gidiyorlar, işten eve, evden işe, başka hiçbir alanları yok kendilerine ait. Ve sadece diyorlar ki ‘Ben bugün akşam pilav yiyorsam et yemek istiyorum evimde.’ Sadece dertleri bu. Şu gencecik insanların dertleri bu olmaması gerekiyordu. Ya da burada hepsi senelerce çalışıp fıtık oluyorlar, hepsi iş kazalarıyla ömürlerini geçiriyorlar. Bir 5-6 sene sonra çoğu yürüyemeyecek ağrılarından. 50’sini belki bazıları göremeyecek. Bu koşullarda çalışmaya çalışıyoruz yani. Ve bu korkunç sefalet zammına başkaldırıyoruz.”
“Boykot çağrısı çok insani, buna uymak çok insani”
Sevda da Migros boykotu çağrısını yapıyor: “Neticede halk alışveriş yapıyor, birbirimize destek olmamız gerekiyor. Bugün bu patronlar, sermayedarlar benim boynuma bastılar ama sadece benim değil, buradaki bütün halkın; aslında asgari ücretle çalışan ya da çalışmayan, nispeten daha iyi maaşlarla çalışan beyaz yakalılar diyelim, hepsinin ensesindeler. Bugün bana yapıyor, yarın ona yapıyor. Sen dışarıda bir kahve içebiliyorsun diye özgür mü zannediyorsun, onurlu mu yaşıyorum zannediyorsun? Onur ya, her şey gerçekten onurlu yaşamak, insanca yaşama temeline dayanıyor. O yüzden bugün boykot çağrısı aslında çok insani, buna uymak da çok insani. Sonuçta bu sermaye hep tepemizde. Ve bir gün senin de tepene çökebilir. Hepimiz bu çarkın içerisindeyiz ve o çarkı ancak beraber birlik içerisinde yok edebiliriz.”
Ana Fotoğraf: Sağdan sola-Nursima Özcan, Sevda Kırcal, Esra Şengül, Kübra Işıtan










