Mimar Sinan Sosyoloji Konferansı’nda kadın emeğinin farklı yönleri konuşuldu

Mimar Sinan Üniversitesi’nin 5-7 Aralık tarihlerinde Bomonti kampüste düzenlediği Sosyoloji Konferansı’nda kadın emeğine ve feminist örgütlenmeye dair birçok oturumda sunumlar yapıldı. Kadın İşçi ekibi olarak katılımcı olduğumuz konferanstan dikkatimizi çeken bazı sunumları sizlerle paylaşıyoruz.
Paylaş:

6 Aralık Cuma günü yapılan konferansın ikinci gününde “Toplumsal Mücadelelerin Değişen Koşulları” oturumunda Kadın İşçi ekibinden arkadaşımız Fatma Betül Kocaaslan, 2020’li yıllarda tekstil ve metal sektöründe çalışan kadın işçilerin sendikalaşma ve direniş deneyimlerine odaklanan çalışmasını sundu. Betül’ün 2021-2023 yılları arasında İstanbul, Kocaeli ve Bursa’da yaptığı saha çalışmasına dayanan araştırma, kadın işçilerin sendikalaşma motivasyonlarına, fabrika önündeki direniş sürecinde yaşadıkları zorluklara ve bu sürecin kadınlar üzerindeki öznel etkilerine odaklanıyor. Kadınlar direniş süreçlerinde bir yandan ekonomik zorluklarla baş etmek zorunda kalıyor ve bir borç döngüsüne giriyor bir yandan da direniş alanında işçiler ve sendikacılarla çeşitli çatışmalar yaşıyorlar. Öte yandan, kadın işçiler direniş boyunca ailelerindeki erkekler ile de birçok sorun yaşıyor, evi ve çocukları ihmal etmekle suçlanıyor.

Birçok kadın işçi, anneliğin duygusal yükü ile suçluluk hissediyorlar. Sunumda kadınların direniş deneyimlerinin ardından, kadın işçilerin öznel dönüşüm süreçleri güçlenme, sınıf bilincindeki değişimler ve sendikalara yönelik güvensizlik temaları üzerinden ele alındı. Bir kadın işçinin “Hep ev-iş, ev-iş yap, hiçbir sosyal hayatın yok. Resmen hapishanedesin, haberin yok. Direniş sürecinde o hapishaneden çıktım sanki” sözleri kadınların sıkışmışlığını ve direniş sürecinin onlar için bu normal rutinden bir çıkış anlamına geldiğini çok çarpıcı bir şekilde ifade ediyor. Betül son olarak, sendikalaşmanın ve kolektif eylemlerin kadınların güçlenmesine önemli bir alan açtığını fakat bu güçlenmenin genellikle sendikaların bürokratik ve patriyarkal yapıları tarafından kısıtlandığını ve erkek sendikacıların kadın işçileri politik özne olarak kabul etmeme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu yüzden, kadınların direniş süreçlerinde hissettiği güçlenmenin kalıcı hale gelebilmesi için feminist grupların direnişlere dahil olması çok kritik bir öneme sahip.

Ne eğitimde ne istihdamda olmak

Kadın emeğine dair bir diğer önemli çalışma Meryem Çelik’in “Eğitimde ve İstihdamda Olmayan Genç Kadınların Yoksullaşması” başlıklı araştırmasıydı. Bu araştırma, eğitim hayatını tamamlamış ancak istihdamda da yer alamayan, NEET (ne eğitimde ne istihdamda) olarak tanımlanan, “arada” kalmış kadınların deneyimlerine ve duygularına odaklanıyor. Araştırmaya göre kadınlar kendilerini “arada kalmış, sıkışmış ve değersiz” hissediyorlar. Genç kadınlardan biri: “Hayalet gibi hissediyorum. Kapıyı açıyorum. İçeri giriyorum ama sanki beni kimse görmüyor. Orada yaşam devam ediyor.” diyerek hislerini paylaşıyor. Ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan genç kadınlar yaşamlarında birine bağlı kalmaktan kaynaklı para harcarken utandıklarını, vicdani olarak rahat hissetmediklerini söylüyorlar. Bunun yanı sıra yetişkin gibi de hissetmediklerini dile getiriyorlar. Araştırmanın çarpıcı taraflarından biri ise Türkiye’de NEET genç kadın yaş aralığının yukarı yönlü düzenli olarak artmasıydı.

“Feminist Dayanışma ve Örgütlenme” oturumunda ise kadınların örgütlenme deneyimlerine odaklanan araştırmalar yer aldı. Nazan Yasan tarafından yapılan “Feminist Dayanışma ve Toplumsal Örgütlenme: Esenyurt Kadın Evi Üzerine Bir İnceleme” başlıklı sunum 1999 depremi sonrasında kadınlar tarafından kurulan örgütlenmeye odaklanıyor. Nazan’ın araştırması vesilesiyle 20 yıldan daha uzun bir süre sonra bugün farklı şehirlerde yaşayan kadınlar tekrar bir araya gelmiş deneyimleri paylaşmışlar. Not defterleri, çocukların çizimleri, mektupları araştırmayla birlikte tekrar gün yüzüne çıkmış. Kadın evinde doğum kontrol yöntemlerinden, ilkyardıma, fotoğrafçılık, ahşap oyuncak yapımı, ahşap tepsi yapımı ve boyamasının yanı sıra depremden korunmak için yapılması gerekenlere kadar pek çok atölye düzenlenmiş. Nazan, yalnızca iki yıl açık kalmasına rağmen kadın evinin kadınların hayatında uzun vadede değişim ve dönüşümler yarattığını savunuyor, feminist mücadelenin küçük çatlaklardan sızarak kadınların hayatlarında büyük değişimlere yol açtığını söylüyor.

“Hopa’da Çay Bahçesinde Bir Etnograf: Tarım Yoluyla Çitleme Mümkün mü?” başlıklı sunumuyla Ayça Yüksel ise çaydan yola çıkarak devlet politikalarını, ulus devlet anlayışını, mülkiyet ilişkilerini ve tarımdaki kadın emeğini odağına alıyor. Tüm bunları bitkiden yola çıkarak okuyan Ayça, çayla kadın emeği arasındaki yakın bağı sorgulamaya açıyor. Çayda kadın emeğine dair çarpıcı ifadelerinden biri şöyleydi: “Biz kafamızı kaldırıp göğe bakamadık: çayla doğduk, çayla yaşlandık kızım.” Buradan hareketle Ayça, bakım ve ihtimam etiği ile birlikte kadınların çaylıkla kurduğu yakın ilişkiye odaklanmanın yanı sıra devlet politikası olarak çayın bölgeye gelmesi ve arazilerin çitlenmesi ile kadın emeğinin çitlenmesi arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor. Çayla birlikte imece kültürünün zarara uğradığını, kadınların ücretsiz emeğinin ele geçirildiğini savunuyor. Çoklu türler etnografisine dayanan araştırmada yoldaş türler olarak bitkiler, orman, eğrelti otları ve elbette ki çay aktör olarak yer alıyor; “yerinden edilenler ve buna rağmen var olanların” müşterek mücadelesi ortaya çıkıyor.

Balkonların cinsiyeti

Mekân çalışmalarında “ara mekân” olarak tanımlanan kapı, eşik, pencere ve balkonlardan hareketle “Mekân, Sınıf, Cinsiyet: Zonguldak’tan Balkon Günlükleri” başlıklı araştırma ise Funda Sönmez Öğütle ve Atilla Barutçu tarafından anlatıldı. Zonguldak’ta bir site içindeki balkonlara odaklanan araştırmanın yönteminde günlükler yer alıyor. Katılımcılara defterler verilerek balkon deneyimlerine dair günlük tutmaları isteniyor. “Yukarıdan bakmak” aşağıda oyun oynayan çocukları kontrol etmede iyi hissettirirken, “yukarıda olmak” sınıfsal farklılıkları fark etmeyi de beraberinde getiriyor. Cinsiyete dayalı iş bölümü balkona da yansıyor. Erkeklerin günlerinde balkonun ferahlığı ya da “hiçbir şey düşünmüyorum” gibi ifadeler yer alırken, aynı balkonda kadın kahve içerken dahi günlüğüne ev işlerinin listesini çıkarıyor.

Kadın İşçi ekibinden arkadaşımız Sare Öztürk ise “Kazdağları’nın Altı da Üstü de ‘Değerlidir’: Orman Savunusunun Farklı Biçimleri” başlıklı sunumunda, Balıkesir ve Çanakkale köyünde yaptığı saha araştırmasından yola çıkarak orman savunusuna dair yerel halkın ve “şehirden kaçanların” farklılaşan argümanlarını anlattı. Şehirden kaçanlar genellikle kendi yaşam alanlarını korumak amacıyla mücadele ederken insan merkezli bir bakışı sürdürüyor ve insan olmayan varlıkları göz ardı edebiliyor. Diğer yandan, yerel halkın ormanla kurduğu ilişki daha karmaşık ve “ormanla birlikte yaşam” stratejisi üzerinden ilerliyor. Onlar için orman sadece ekonomik bir kaynak değil, aynı zamanda yaşamın merkezinde yer alan habitat ve bir müttefiktir.

Birçok kadın araştırmacının sunum yaptığı, kadın emeği ve örgütlenme süreçlerinin yer aldığı konferansın önemli tartışmalara alan açtığını düşünüyoruz.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yeni yargı paketi geliyor. Hedefte yine yoksulluk nafakası. TV kanalları “nafaka mağduru” erkeklere mikrofon uzatmaya başladı bile. Ancak kadın hukukçular Yelda ve Aslı uyarıyor: Süre sınırı, kadın yoksulluğunu büyütür.
Kadınİşçi’nin kuruluş aşamasında fikirleriyle katkıda bulunan daha sonra güncel ekonomik olayları feminist bakış açısıyla kadınlar için anlaşılır kılan yazılarıyla dergiyi destekleyen feminist yol arkadaşımız Şemsa Özar’ı yitirdik. Üzgünüz. Yaptıklarıyla gelecek kuşakların yolunu aydınlatacak.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, 28 Ocak Çarşamba günü Suruç’ta kadınlarla buluştu. Kadınlar, Rojava’da ve Türkiye’de barışın birbirine bağlı olduğunu vurguladılar. İnisiyatif, Suruç ziyaretinin ardından Cuma günü saat 12.00’de Kadıköy Evlendirme Dairesi önünde yaptığı eylemde ise IŞİD hapishanelerinin boşaltıldığı, kadınlara tahammül edemeyen HTŞ çetelerinin fiilen ve siyasal olarak desteklendiğini belirtti.
Birçok suçlunun cezaları bitmeden salıverilmelerini sağlayan 11. yargı paketi, Türkiye’nin kalabalık gündeminde hak ettiği kadar tartışılmadı. Oysa bu düzenlemenin tüm kadınları etkileyen sonuçları var. Diğer yandan, paketle salınanlar arasında kadınlar da var ve onları da olumlu koşullar beklemiyor.  Bütün bunları feminist avukat Selin Nakıpoğlu ve Ceza Ve İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden avukat Özge Akyüz ile konuştuk
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!