olağan şüpheliler

“bu kadar düşmanlık karşısında korkmak hakkımız, her durumda “yanlış anlama”, “aklımıza kötü bir şey getirme” hakkımız var, haklarımızı bilelim, onlardan vazgeçmeyelim, unutmayalım; her erkek yapmıyor ama yapanların hepsi erkek.”
Paylaş:
ayşe düzkan
ayşe düzkan
ayseduzkan@hotmail.com

geçtiğimiz haftalarda sosyal medyanın gündemi bir kere daha erkek şiddeti vakalarının teşhiriyle sarsıldı. kadınlar, birbirlerinden aldıkları cesaretle, birçoğu ünlü/hatırlı/itibarlı olan erkeklerin şiddetini ifşa ettiler.

bu ilk değil, maalesef son da olmayacak. teşhir bazı erkekler için caydırıcı olabilirken bazıları da başka yollar deniyor. kimileri daha önce aynı suçu işlemiş olan hemcinslerini örnek alarak inkâr yolunu seçti, kimileri yeni taktikler benimseyerek olgun özürler diledi. şunu hatırlatayım, olayın hemen ardından, şiddete maruz kalan kadından dilense belki inandırıcı olabilecek özür, o durumda da suçun karşılığı olamaz.

bu seferki ifşaların önemli bir farkı eşcinsel erkeklerin başka erkeklere yönelik şiddetinin ifşa edilmesiydi; erkeklerin kendilerine taciz hakkı görmelerinin, yönelimleriyle, arzu nesneleriyle ilgisi olmadığını gördük.

kadınlar için güvenli işyerleri

ama bu vakaların önemli bir kısmının işyerlerinde ve/veya iş bağlantılı ortamlarda, işle ilgili tanışıklıklar ve görüşmeler sırasında gerçekleşmesi erkek şiddeti konusunun toplu sözleşmelerde yer almasının önemini bir kere daha gösteriyor. çünkü sendikalı, toplu iş sözleşmeli işyerlerinde erkek şiddetinin önlenebilmesi, en azından bu yönde adımlar atılabilmesi bunun iş hayatı açısından genel bir doğru haline gelmesini sağlayabilir.

birçok işyerinde, sözlü tacizin çok yaygın olduğunu biliyoruz; bu sadece belli bir kadına yönelik ifadeler şeklinde olmuyor. bazen birden fazla kadının olduğu bir yerde küfürlü ya da cinsellikle ilgili konuşarak onları rahatsız etmeye çalışmak da yaygın. küfürlü ya da cinsellikle ilgili konuşmanın sadece erkeklere mahsus ve onların hakkı olduğunu düşünmüyorum. ama erkeklerin bunu kadınları mahcup etmek için başvurması taciz, açık bir baskı pratiği.

yasak ama meşru

erkek şiddeti, güya yasak, bu yasak -yine güya- işyerlerini de kapsıyor. ama üretim hiyerarşisinin erkek şiddetini kolaylaştıran sonuçları var. ustabaşından, müdüre kadar uzanan bir skalada erkekler, işyeri için kendilerinden “daha kolay vazgeçilebilir” sayılan kadınlara şiddet uygulamak konusunda rahat oluyor çünkü kadının şikayet etmesi durumunda işte çıkartılabileceğini, kendilerinin korunacağını tahmin ediyorlar. bunun tersyüz edilmesi çok önemli. bir “üst”ün tacizde bulunması halinde cezasız kalmayacağını, işinden olabileceğini bilmesi caydırıcı olacaktır.

çünkü sevgili okur, -teşbihte hata olmaz- erkek şiddetine karşı da “önleyici tıp” daha etkili. yanlış, anlaşılmak istemem, erkek şiddetini hastalık olarak görmüyorum. tacizcilerin “sapık” olduğunu söyleyenler var, taciz o kadar yaygın ve birçok durumda olağanlaştırılıyor ki, bu erkeklerin toplumdışı olduğunu düşünmek için bir sebep yok. aralarında nadir de olsa psikolojik sorunları olanlar vardır tabii ama çoğunluğu hakkı olan bir şeyi yaptığını düşünüyor, bunu anlatımlardan da anlayabiliyoruz. erkeklikle ilgili birçok şey, onların kadınları, kendileri gibi fikirleri, duyguları, arzuları, kararları olan insanlar olduğunu içselleştirmelerini engelliyor, bu hal sağlıksız olsa da hastalık kapsamında ele alınamaz. o yüzden önleyici tıbbı bir metafor olarak kullanıyorum yani hiçbir kadının o travmayı yaşamamasını sağlamak, suçluları cezalandırmaktan, hiç olmadı “rezil etmek”ten daha önemli bence.

düşmanlık derken

şunu hatırlatmak istiyorum, bir erkeğin edebiyat, sanat, marksizm hatta feminizm konusundaki gevezelikleri veya islam’a bağlılığı onu güvenilir kılmaz. ben de, avrupa islamı’nın önemli isimlerinden, düşünürlerinden, profesör tarık ramazan hakkındaki ifşaları okuduğumda şaşırmıştım çünkü bu kadar önemli bir itibarı tehlikeye atmanın dahi onun için caydırıcı olabileceğini düşünmüştüm. olmamış, bu suçlardan hüküm giydi.

uzatmayayım. feministler sık sık erkek düşmanlığıyla suçlanıyor ama olgulara baktığımızda erkekler arasında kadın düşmanlığının çok daha yaygın hatta çok yaygın olduğunu görüyoruz. ve kadınların özgürlük ve eşitlik bayrağını yükselttikleri bu tarihsel anda o düşmanlık da daha açık görünüyor. dolayısıyla hiçbir kadın, hiçbir erkeğe güven duymak zorunda değil hatta hiçbir kadının hiçbir erkeğe güven duyma lüksü yok. tam aksine, her erkeğe tedbirle yaklaşmak zorunda.

erkek şiddeti alaydan, küçümsemeden cinayete kadar uzanıyor. ve çoğu kadın neyin yaklaştığını, neyin olup bittiğini hissediyor aslında. “yanlış anlamak” yanlışa maruz kalmaktan iyidir, içimize sinmeyen bir durumdan uzaklaşmak hakkımız.

ay flört de mi edemeyeceğiz

kim demiş. flört karşılıklı adımlarla ilerleyen bir süreçtir. birini beğenirsiniz ona doğru bir adım atarsınız, bu kur yapmaktır. kur yaparken de insan karşısındakine karşılık vermeme hakkı tanıyacak şekilde hareket etmeli. karşılık verilmediği halde kura devam etmek tacizdir. karşılık verilmesi de o insanla istediğiniz kadar yakınlaşabileceğiniz anlamına gelmez. flört bazen sekse varmadan son bulabilir. bunu hesaba katmadan davranmak da tacizdir. flört edeceksiniz tabii ama ısrar etmeyeceksiniz.

öz savunma her kadının bilmesi gereken bir şey. bunu dövüş ya da savunma sanatları gibi düşünmemek gerek. işin öyle bir yanı da var ama “hayır” diyebilmek, gerektiğinde sesini yükseltebilmek, bir erkeği sözleriyle uzaklaştırabilmek de çok önemli ve bir atölyeye katılmadan ya da bir hocanın yardımı olmadan da öğrenilebilen şeyler. bu kadar düşmanlık karşısında korkmak hakkımız, her durumda “yanlış anlama”, “aklımıza kötü bir şey getirme” hakkımız var, haklarımızı bilelim, onlardan vazgeçmeyelim, unutmayalım; her erkek yapmıyor ama yapanların hepsi erkek.

fotoğraf: serra akcan / csgorselarsiv.org

Paylaş:

Benzer İçerikler

hayır. üstelik üstü örtülen durumlar insanın içinde acıtıcı tortular bırakır. o yüzden birbirimize karşı adil olmak, birbirimizi kırmamaya çalışmak zorundayız. bu yazıda anlatmaya çalışacaklarım biraz kişisel deneyimlerimden, biraz feminizmden ve feminist yol arkadaşlarımdan öğrendiğim şeylerden oluşuyor. sadece feminist örgütlenmelerde değil, arkadaş gruplarında, ikili ilişkilerde, feminist olsun olmasın kadınlar arasındaki ilişkilerde işimize yarayacağını düşündüğüm şeyler.
mevcut cezasızlık koşullarının erkekleri egemenliklerine dayanan suçları işlemeye teşvik ettiği açık bir gerçek ama çevrelerinde gördükleri hoşgörünün de bu konuda etkili olduğu ve bunun tersyüz edilmesi gerektiği de açık değil mi?
erkek şiddetine karşı örgütlü mücadelemiz vazgeçilmez ama her birimizin, tek tek buna karşı güçlenmesi gerekiyor çünkü genellikle şiddete bir başımızayken maruz kalıyoruz. güçlenmek sadece fiziksel ve psikolojik bir süreç değil, alışıldık değer yargılarımızı sorgulamayı da içeriyor
solda erkek şiddetinin bir kavram olarak tanınması, kınanması büyük ölçüde ortak bir değer haline geldi. ancak feminizm karşıtlığı çok önemli bir ortak değer ve erkek şiddetine duyulan tepkiden güçlü olabiliyor. böylece erkek şiddeti, patriyarkadan başka aklınıza gelebilecek binbir şeyle açıklanıyor ve çözümsüz kalıyor…
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!