Alphindi’de direnen kadınlar: Her işçi hakkını savunsun, sendikalaşsın

Alphindi fabrikasında Şeker-İş’e üye oldukları için işten atılan kadın işçiler, kötü çalışma koşulları nedeniyle sağlığını yitirmiş. Artık demliği bile kaldıramıyorlar, elleri kesik izleriyle dolu. Erkek işçilerin daha yüksek ücret aldığını belirten işçiler, “Sendikalı olmanın önemini daha iyi anladık. Her işçi hakkını savunsun, örgütlensin” diyor.
Paylaş:
Yadigar Aygün
Yadigar Aygün
yadigaraygun93@gmail.com

İstanbul Çekmeköy’de bulunan entegre hindi fabrikası Alphindi’de, Türk-İş’e bağlı Şeker-İş Sendikası’nın örgütlenmesinin ardından işten atılan 4 sendikalı işçinin direnişi sürüyor.

Fabrikada örgütlenen Şeker-İş, üye çoğunluğunu sağlayarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na 2 Ağustos’ta yetki başvurusunda bulundu. Ardından işçileri tek tek görüşmeye çağırarak sendikadan istifaya zorlayan fabrika yönetimi, 3 Ağustos’ta “küçülme” ve “performans düşüklüğü” gerekçesiyle örgütlenmeye öncülük eden 4 işçiyi işten attı. Bunun üzerine çoğu kadın yaklaşık 70 işçi, işten atılan arkadaşlarının işe geri alınması talebiyle iş durdurdu. Alphindi patronunun “Benim param çok, gerekirse hepinizi işten çıkarırım” diyerek işçileri tehdit ettiği öğrenildi. 

‘Bahaneler ile işten atıldık’

Emine Boğaç

İşten atılan işçilerden Emine Boğaç, işten çıkarmalarla ilgili patronun öne sürdüğü gerekçelerin gerçeği yansıtmadığını vurguluyor. Sendikaya üye olduğu ve sendikalaşma faaliyeti yürüttüğü için işten çıkarıldığını belirten Boğaç, “Performansımızın düşük olduğunu söylüyorlar. Bunlar bahane, kabul etmiyoruz. Ben 11 yıl çalıştım. Bu 11 yılda bize hiçbir şekilde ‘Performansınız düşük’ denilmemişti” diyor.

“Küçülmeye gitme” gerekçesinin de doğru olmadığını söyleyen Boğaç, şöyle devam ediyor:

“İşyerinde personel eksikliği vardı. Bazen 2 veya 3 kişinin yapması gereken işi tek başımıza yapıyorduk.  Buna rağmen küçülmeye gittiklerini söyleyerek bizi işten çıkardılar. Daha 1 ay önce yeni işçi alımı oldu ve hâlâ işçi alımı ilanları var. Bizleri küçülme veya performans düşüklüğü nedeniyle işten atmadılar, sendikalaştığımız için işten attılar. Sendikalaştıktan sonra sendika çalışmalarımıza ağırlık verdik. İşçilerin çoğu bu süreçte sendikalı oldu. İşçilerin sendikalaşmasını istemiyorlar.”

‘Molaya çıktığımız için bağırıyorlardı’

Emine Boğaç, fabrikadaki çalışma koşullarının son derece kötü ve ağır olduğunu, işçilerin yoğun baskı ve mobbinge maruz bırakıldığını anlatıyor:

“Eksi 12 derecede çalışıyorduk. Çalışma süremiz boyunca hep ayaktaydık ve bıçakla çalışıyorduk. 37 yaşındayım. Bu yaşıma dek sabah akşam iş dışında çok bir aktivitemiz olamadı. Sadece bir gün iznimiz vardı. O kadar çok yoruluyorduk ki izin günümüzde bile dinlendiğimizi hissetmiyorduk. Yoğun baskı ve mobbinge maruz kalıyorduk. Mola saatlerimizde önümüzdeki et bitmeden çıkamıyorduk. En az 5 dakikamız mola saatinde çalışarak geçiyordu.

Mola benim hakkım! Ama personel eksikliği var ve işçiler işi yetiştiremiyor. Molaya çıktığımız için bize bağırıp çağırıyorlardı. İş çıkışlarımızda, ‘Bize sormadan nereye gidiyorsunuz? Biz çıkın dedik mi çıkıyorsunuz’ diye bağırıyorlardı. ‘Saat 18.00, işimiz bitti’ dediğimizde ‘Hayır bize sormadan çıkamazsınız’ deniliyordu.  ‘Yeter ki çarklar dönsün ama işçiye ne olursa olsun, işçi bize sesini yükseltmesin, hak talep etmesin, sadece iş yürüsün’ mantığı vardı.”

‘Çay demliğini kaldıramaz olduk’

Bu ağır çalışma koşullarının kendilerine meslek hastalığı olarak döndüğünü söyleyen Boğaç, “Bir çay demliğini mutfaktan tutup odaya götüremiyoruz, çünkü çok çalıştığımız için yıllar içinde ellerimizde uyuşma oldu. Zamanla ağır şeyler kaldıramamaya başladık. Bıçak ile çalışıyoruz ama evde bıçağı bile zor tutuyoruz. Bıçakların kesmemesi ve ellerimizi çok zorlamamız sinir sıkışmasına yol açtı. İki elinden ameliyat olan iş arkadaşımız var. Uzun saatler çalıştığımız için dizlerimizde ve ayaklarımızda ağrı oluyordu” diyor.

İşçiler, işte tüm bu sorunların çözümü için anayasal haklarını kullanarak sendikalı oluyor ama patron öncü işçileri işten atıyor. Ardından fabrikada çalışan tüm işçiler, işten çıkarılan arkadaşlarının işe geri alınması için iş durduruyor. Böylece direnişe başlıyorlar. Boğaç, o günü ve sonrasında yaşananları şöyle aktarıyor:

“3 Ağustos’ta bizi işten attılar. Çay molamızda iş arkadaşlarımız işten atılmamıza tepki gösterdi ve üretimi durdurdular. Direnme kararı aldık. Sendikaya üretimi durdurmak istediğimizi söyledik ve 4 Ağustos’ta üretimi durdurduk. Bütün işçiler kapıda direnişe geçti.

Sonrasında patron ve avukatı geldi. İş arkadaşlarımızın isteği bizim işe geri alınmamızdı. Patron ‘Kesinlikle işten atılan bu 4 işçi işe alınmayacak, onları kabul etmiyoruz’ dedi.”

‘Hakkını aramak çok güzel şey

Sendikalaşmanın önemini bugün daha iyi anladığını dile getiren Emine Boğaç, son olarak tüm işçilere haklarına sahip çıkma ve örgütlenme çağrısı yapıyor:

“Biz bugün kendi haklarımızı korumak ve savunmak isterken bile işimizden olduk. Sağlık açısından, maaşlar açısından… Her konuda sendika bizim güvencemiz. İşten atılınca bunu daha iyi anladım. Sonuna kadar haklarımızı alabilmek için mücadelemize ve direnişimize devam edeceğiz. İşçi direnişlerine destek vermek çok önemli.  Hakkını aramak çok güzel bir şey. Bugüne kadar biz hakkımızı aramamışız, soramamışız ama bugün çok güzel bir şekilde bunu anladık. Her işçi hakkını savunsun. Örgütlensin ve sendikalaşsın.”

‘10 yıl boyunca beni örnek gösterdiler’

Nurdane Çalbıyık

Alphindi’de işten atılan ve direnişte olan bir diğer kadın işçi ise Nurdane Çalbıyık. O da arkadaşı Emine Boğaç gibi sendikaya üye olduğu ve sendikal çalışma yürüttüğü için işten çıkarıldığından emin:

“Nokta atışı olarak 4 işçi atıldı. İçeriden aldığımız duyumlara göre de işçi çıkarmaya devam edeceklermiş.  İşçilerin sendikalaşmasını istemiyorlar. Ben 10 yıl burada çalıştım. Bu süre zarfında işçilere örnek olarak gösterilen biriydim. Şimdi performansım düşük diye beni işten çıkardıklarını söylüyorlar!”

Çalbıyık’ın anlattıklarına göre, bu fabrikada iş kazaları fazlasıyla “olağan” hale gelmiş. Bıçakla çalıştıkları için elleri hep kesik izleriyle dolu. İş güvenliği önlemleri yeterince alınmıyor. Yazın kullandıkları önlüğü kışın da kullanıyorlar. “50 kiloluk kasaları kaldırdığımız zamanlar oldu” diyor.

Nurdane Çalbıyık, aynı zamanda Emine Boğaç’ın anlattığı, iki elinden de ameliyat olan işçi. Ağır şartlarda çalıştığı için iki elinde de sinir sıkışması olmuş. Çok fazla çalıştıklarını, birbirleriyle yarıştırıldıklarını, buna karşın emeklerinin karşılığını alamadıklarını vurguluyor.

‘Erkek işçiler daha fazla ücret alıyordu’

Çalbıyık, bu fabrikada cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği olduğuna da dikkat çekiyor:

“Erkek işçilere bizden daha fazla ücret veriyorlardı. Biz bunu dile getirdiğimizde inkâr ediyorlardı. Ücretler eşitsiz ve adaletsizdi. Yeni işe başlayan işçilerle aynı maaşı alıyorduk. Biraz sesimizi yükselttik ve zam alabildik. Ekonomik kriz giderek derinleşiyor. Kıt kanaat geçiniyoruz. 40 yaşındayım. Evliydim, boşandım. Bir tane çocuğum var. Çocuğuma bakmakta ekonomik olarak zorlanıyorum. Maaşımız cebimize girmeden eriyordu, bir de işimizden atıldık.”

Ev işleri ve çocuk bakımı gibi yüklerin kadınların üstüne yıkılması nedeniyle her akşam eve geldiklerinde yaptıkları ikinci mesaiden de söz ediyor Çalbıyık:

“İşten eve geldiğimizde yemek, çamaşır, bulaşık, ütü derken ev mesaimiz başlıyordu. Saat 19.00’da eve giriyordum, saat 23.00’e kadar ev işleriyle uğraşıyordum. İşim çok yoğun ve ağır olduğu için ertesi günün yemeğini hazırlıyordum. Bu şartlarda çalıştık.

Kendi oğlumu küçüklüğünden itibaren ev işlerine alıştırdım. Oğlum en azından bana yardımcı oluyor. Bir kadın olarak ben, oğlumun da evleneceği kişiye yardım etmesini isterim. Eşim bana yardım etmediği için ben çok zorlandım iş hayatımda. Hem işte hem evde çalışınca çok yıprandım.”

Mücadeleye devam

Çalbıyık da bu süreçte sendikanın önemini daha iyi anlamış. “Tüm işçi arkadaşlarıma sendikalı olmalarını öneriyorum. İşyerlerindeki cinsiyet ayrımcılığına karşı, eşit işe eşit ücret verilmemesine karşı, iş cinayetlerine karşı sendikalı olmak çok önemli” diyor ve ekliyor:

“Üretimi durdurduk, bundan çok onur ve gurur duyuyorum. İşe iade edilmek için mahkemeye başvurduk. Sonuna kadar mücadelemize devam edeceğiz.”

Alphindi yönetimi- AKP ilişkisi

Fabrikanın patronunun AKP iktidarıyla yakın ilişkiler içinde olduğu da ortaya çıktı. Seçim dönemlerinde AKP’li adaylar fabrikaya ziyaretlerde bulunup Alphindi Yönetim Kurulu Başkanı Sulhi Alpkaya ile fotoğraflar çektirdi. Bu ziyaretlerin birinde dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Binali Yıldırım da var. Ayrıca Alpkaya’nın Çekmeköy AKP İlçe Başkanı Salih Kırıcı ile de yakın ilişkide olduğu biliniyor.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Özsüt’te sendikalı oldukları için tazminatsız atılan 16 işçi direnişte. “Elleriniz kirli” denilerek işten çıkarılan kadın işçilerin anlattıkları, fabrikadaki kölelik koşullarını, şiddet ve ayrımcılığı gözler önüne seriyor. Kadınlar, ustaların sürekli baskı uyguladığını, hastayken bile çalışmaya zorlandıklarını, erkeklerden düşük ücret aldıklarını söylüyor.
Mağaza Market- Sen çatısı altında örgütlenen ŞOK market işçisi kadınlar ücretlerin 7 bin 500 TL’ye çıkarılmasını, yemek ve yol parasının yükseltilmesini ve iş yerinde kadın ücretlerini daha da düşük kılan cinsiyetçiliğin ortadan kaldırılmasını talep ediyor.
Cinsiyetçi ücret ayrımcılığı, güvencesizlik, mobbing, şiddet… Özel okullarda çalışan eğitim emekçisi kadınların sorunları saymakla bitmiyor. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla bugün (30 Ağustos) Ankara’da bir araya gelecek olan emekçiler, “Başta taban maaş olmak üzere özlük haklarımız için tüm meslektaşlarımızı buluşmaya bekliyoruz” diyor.
Haier Group fabrikasında çalışan kadınlar komisyon önerisini genel merkeze iletti. Onların yol göstericiliğinde sendikanın Eskişehir Şubesi’nde de kadın komisyonu kuruldu. Kadınlar rutin toplantılarında fabrika içi sorunların yanı sıra, kadına yönelik şiddet, İstanbul Sözleşmesini de tartışıyor. Önlerindeki hedef ise kadın işçiler olarak 8 Mart etkinliğine katılmak. Bunun için o gün izinli olmak şart.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!