Altın şirketine karşı kadınlar en önde direniyor: “Kalbimizi söküp atmalarına izin vermeyeceğiz”

Altın madeni şirketi, Simav’ın doğa zengini Örencik köyünde 10 bin ağacı gözünü kırpmadan kesmişti! 76 yaşındaki Fatma şöyle anlatıyor: "Onlar meşe ağacını dipten kesip sonra yere düşürüyorlardı. Ağaç düşerken inliyordu adeta. Kesilen çamlar ise çığlık gibi farklı bir ses çıkarıyordu. Çok ağladık. Ama artık ağlamayı kestik. Bir araya gelip şirketle mücadele etmeye karar verdik. Bütün köy topraklarımızı kurutacak siyanüre karşı öfke doluyum."
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com
Ayla Önder onderayla@gmail.com

Altın madeni şirketi, Simav’ın doğa zengini Örencik köyünde 10 bin ağacı gözünü kırpmadan kesmişti! 76 yaşındaki Fatma şöyle anlatıyor: “Onlar meşe ağacını dipten kesip sonra yere düşürüyorlardı. Ağaç düşerken inliyordu adeta. Kesilen çamlar ise çığlık gibi farklı bir ses çıkarıyordu. Çok ağladık. Ama artık ağlamayı kestik. Bir araya gelip şirketle mücadele etmeye karar verdik. Bütün köy topraklarımızı kurutacak siyanüre karşı öfke doluyum.”

Kütahya’daki Eğrigöz Dağı’nda açılmak istenen altın madeni nedeniyle bütün çevre köylerin sakinleri diken üstünde. En büyük itiraz da Simav ilçesine bağlı Örencik Köyü’nden. Doğa karşıtı gelişmeler o kadar sinsi ilerledi ki… Çevre sakinleri şaşırdı. Madenin açılacağı bölgede bulunan tapulu araziler gizlice kamulaştırıldı. Ardından da tam 10 bin ağaç kesildi! Köylü kadınlar, “onlar çocuklarımız” diye söz ettikleri o ağaçlara adeta her gün yas tuttular. Altın arama karşıtı direnişlerin en önünde kadınlar yer aldı. Acılarını belli etmediler, öfkeye dönüştürdüler. Eğrigöz Dağı’ndaki altın heveslilerine karşı ne gerekirse yapıyorlar. Arazilerinin kendilerinden habersiz kamulaştırılmasına da itiraz ettiler. 30 köylü ayrı ayrı mahkeme açtı. Her gün evlerine telefonlar geliyor şirketten; “Tarlalarınız kamulaştırıldı, artık arsalarınız bize geçti, burayı boşaltmak zorundasınız” diyorlar.

Yeryüzü cenneti

Kesilen ağaçları için bir şey yapamamanın acısını duyuyor köylüler. “Yeryüzü cenneti” dedikleri tabiat harikası alanda hızar motorlarından kurtarabildikleri ağaçlarına ise artık gözleri gibi bakıyorlar. Onları kaptırmayacaklar. Başta Örencik olmak üzere Balıköy, Evciler, Çobanlar, Avcılar, Kavaklı ve Benah’ın da olduğu 10’a yakın köy, altın şirketinin pençelerinde yok olacak. Buralarda yaşayanlar bağlı oldukları topraklardan sürülecekler. Şirketin niyeti böyle. Ne var ki, kadınlar o kadar kararlı ki. Hiçbir ağacı testerelere kurban etmeyecekler. Zenit Madencilik her şeyi kendi lehine çevirmiş. Devlet yetkilileri Kanadalılara, “Burada altın aranabilir, sakıncası yoktur” raporu vermiş. ÇED dosyasına göre de 509 hektar alanda sadece 2143 ağaç var gözüküyor! Oysa sadece katlettikleri ağaçlar 10 bin dolayında. Yine maden arama alanı içinde çok değerli bitki ve hayvan türleri var. Köylü kadınlardan Azime ve Fatma ile görüştük. Bize yaşanan süreci anlattılar

Köylüden gizli kamulaştırma

Örencik Köyünün en eskilerinden Azime Baysu. 60 yaşında ama dedeleri ve onların da ataları, hatta daha eski kuşak burada yaşadı. Onlar yörükmüş. “Keçili yörükleri” olarak anılırlarmış; “En eski atalarımız zamanında burası Rus işgalinden kurtulmuş” diyor. Çiftçilik yaparak hayatını kazanıyor. İki çocuğu var. Eşi Soma Kömür madeni fabrikasından emekli. Kendisi de çiftçi olarak primlerini ödemiş ve emekli olmuş. “Karı-koca emekliyiz ama maaşlarımız yetmiyor” diyor. Ancak hayvanların samanına, küspesine, traktörün benzinine gidiyormuş para. Altın Madeni arayan şirketin üç yıl önce köye gelmesiyle bütün rahatları kaçmış. “Bir baktık bizim gözümüzün görmediği yerlerde binlerce ağacı kesmişler.” Buna nasıl cesaret ettiklerini soruyorum. “Çünkü devlet bizden gizli bütün köyün arazilerini kamulaştırmış. Altın şirketi de köyün bütün topraklarını üzerine almış. Evimize Tapu’dan ‘Arazileriniz kamulaştırılmıştır’ şeklinde bir kağıt geldi. O zaman anladık ki malımıza el koymuşlar”.

Kadınlar ayağa kalktı

Kamulaştırmada tek neden var; Kanadalı şirket artık özelden çıkıp, devletin malı olan arazide rahat arasın altını! Peki bu fayda etmiş mi? Halk sessiz mi kalmış. Elbette hayır. Hemen bütün Örencikliler, çoğunluğu kadınlar olmak üzere bir araya gelip durum değerlendirmesi yapmışlar. Toplantıda haklarını konuşup ne yapacaklarını planlamışlar. Bir avukat tutarak, istimlak edilen arsaları için itiraz davası açmışlar. Bu sürece gelmeden önce garip gelişmeler olmuş. Altın tüccarları ikna edebilecekleri köylülerin bazılarıyla gizlice görüşüp, arsalarını satın almak için girişimlerde bulunmuşlar. Onları buna razı etmek için şöyle konuşmuşlar; “Bütün buraları devlet kamulaştıracak. Mallarınız ücretsiz elinizden gidecek. Bize satın, en azından elinize para geçmiş olur.” Ve isteklerini kabul ettiriyorlar bazı hane sahiplerine. Ne var ki, 16 milyon gibi küçük bir para ödüyor Zenit arsa başına!

Kalp yerinden çıkarılırsa

Azime ilkokulu bitirmiş. “Biz üç kardeştik. Üçümüzü de ailemiz bağ bahçede çalıştırdı, çiftçilik yaptırdı. Genç yaşta da evlenmiş. İki çocuğu var. Kocası Soma Kömür madeni fabrikasında işe girmiş ve oradan emekli olmuş. 60 yaşında. Şimdi O da çiftçilik uğraşıyla hayatını kazanıyor. Ne ektiğini sorunca saymadığı ekin kalmıyor; Mısır, burçak, arpa, patates, soğan, susam ve her türlü sebze. Bir başka geçim kaynağı da dağlardan. Ormanlara gidip adaçayı, kuşburnu, ıhlamur, altınotu gibi şifalı bitkileri topluyor. Köye arabalarla aktarlar geldiği zaman bu şifalı otları satıyormuş. “Altın madeni” deyince hemen hiddetleniyor. “Asla” diyor. “Kesinlikle altın maltın istemiyoruz. O şirket buradan gidene kadar elimizden ne gelirse yapacağız. Burada asırlık ağaçları dahi kesmişler bizden gizli. Artık geride kalan ne varsa ağaç, yeşil tabiat, derelerimiz, pınarlarınız, onları sonuna kadar koruyacağız. Doğa bizim kalbimiz. Kalp yerinden çıkarılırsa insan yaşar mı. İşte onlar bizim kalbimizi söküp atmak istiyorlar. Buna izin vermeyeceğiz”.

Başı kesik tavuk gibi dolanmaya başladık

Yaptığı işi sorunca “malcılık, çiftçilik” yanıtını veriyor Fatma Bozan. “Mal” dediği büyükbaş hayvancılık. Köyde altın aranması başladığından bu yana uykusuz. Toprağına çok bağlı. Şunları anlatıyor; “Burası o kadar güzel ki. Havası ömrü uzatıyor. Ne grip oluyorum ne de başka bir hastalığa yakalandım. 76 yaşındayım üstelik. Ama arsalarımıza devlet el koyunca başı kesik tavuk gibi dolanmaya başladık. Mahkemeye verdik. Dava sonuçlanana kadar geceleri uyumam artık. Biz eylemler yapacağız. Onlar iki kazma vurunca biz bağırıp çağıracağız. Kolay değil tam tepemizdeki dağa kazma indirmeleri. Kocaman kayalar kopuyor. Başımıza kaya düşer mi acaba korkusuyla yaşamayacağız. Onlar çekip gidene kadar eylemdeyiz. Buradan bizi çıkartacaklarmış. Haydi gelsinler de çıkarsınlar bakalım”.

İp, top nedir bilmem ki…

Küçükken saklambaç, ip atlama, körebe gibi oyunları oynadı mı merak ediyorum. “O ne ki” diye o da bana soruyor. “Biz hiç oyun bilmedik. O saydığın şeyleri ben hiç oynamadım. Ne olduğunu da bilmiyorum. Sekiz yaşına geldik mi aile bizi tarlaya alır. Hayatımız hep bağda bahçede geçer. Ek, biç, kaz, gübrele. Oyun bunlardı bizim için. Eğer toprağı sevmese insan o yaşta yapamaz. O yüzden ne top, ne ip aklıma gelmedi çocukken. Toprağın kokusu, elimizle eşelememiz, fideleri sökmemiz ya da ekmemiz her şeyi unutturuyordu. Oyun işte onlardı”. Peki okula gitmiş mi? “Okul da bilmem ben. Bundan 65 sene önce bu köyde kızlar okula yollanmazdı. Erkekler içindi oralara yazılmak. Hiç okumam yazmam yok. Annem babam yasaklamış işte okumayı. Ama sattığım sütün, peynirin, susamın fiyatını doğru hesaplarım. Para üstü verirken hiç eksiğim gediğim olmaz”.

Çamlardan gelen ses çığlık gibiydi!

Maden şirketi ağaçları gözünü kırpmadan kesmiş. O süreç bütün köylü kadınlar için adeta işkence olmuş. Çam, meşe, ardıç gibi ağaçların kesilmesi sırasında köy seslerden inlemiş. Tam bunları anlatırken bir bilge kadın konuşuyor; “Onlar meşe ağacını dipten kesip sonra yere düşürüyorlardı. Ağaç düşerken inilti gibi büyük bir ses çıkarıyordu. Yere çakıldığı zaman ta bizim buradan duyuluyordu. Kesilen çamlar daha çığlık gibi farklı bir ses çıkarıyordu”. Çok uzak ama o seslerden hangi ağacın ömrü sonlandırılıyor onu biliyorlar. “O sesi işittiğimde koca çamların göçtüğünü anlardım ve çok ağlardım. Üç sene önceydi. 73 yaşlarındaydım o zaman.”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!