Beyaz et çalışanı genç kadın, fabrikadaki koşulları anlattı; “İşçi değil yarış atıyız”

İşçilerin çoğunluğunu kadınların oluşturduğu Banvit'te, etin işlenmesi yüzlerce çalışanla gerçekleşiyor. Yetersiz ücret, fazla mesai, yaralanmalar ve meslek hastalıkları hep gündemlerinde. Üretimdeki hız ise en büyük problem. Hız mobbingi, işçileri sendikaya yaklaştırdı. İşçiler o kadar hızlı davrandılar ki, beş ayda 2 Bin'i aşkın işçi sendikaya üye oldu. Tek Gıda-İş Sendikası yetki aldı. Brezilyalı patron itiraz etti, süreç mahkemeye taşındı. Bütün işçilerin merakla takip ettikleri bir süreç başladı.
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com
Ayla Önder onderayla@gmail.com

İşçilerin çoğunluğunu kadınların oluşturduğu Banvit’te, etin işlenmesi yüzlerce çalışanla gerçekleşiyor. Yetersiz ücret, fazla mesai, yaralanmalar ve meslek hastalıkları hep gündemlerinde. Üretimdeki hız ise en büyük problem. Hız mobbingi, işçileri sendikaya yaklaştırdı. İşçiler o kadar hızlı davrandılar ki, beş ayda 2 Bin’i aşkın işçi sendikaya üye oldu. Tek Gıda-İş Sendikası yetki aldı. Brezilyalı patron itiraz etti, süreç mahkemeye taşındı. Bütün işçilerin merakla takip ettikleri bir süreç başladı.

Tüketicilerin beyaz et iştahını gidermek için hazır tavuk fabrikalarında baş döndürücü hızlarda çalışmak gerekiyor. Banvit BRF’nin Bandırma’da kurulu fabrikasını dört yıl önce satın alan Brezilyalı patron, bir dizi yeni uygulamayla sistemi robotikleştirmek için uğraştı. Molasız mesailer, viziteye çıkıp istirahat alan işçiye yapılan mobbing, öğle yemeği dışında küçük bir bisküviye dahi izin verilmemesi… Oysa bu işçiler tavukları kesiyor, tüylerini yoluyor, kemiklerini çıkarıyor, onlarca farklı ürüne dönüştürüp, paketliyor ve donduruyorlar. Sözünü ettiğimiz yasakların yanı sıra, dolap ve çanta aramalarıyla yiyecek kontrolü de var! Bütün bunlar kadınlar için daha da zorlu hale geldi. Çareyi sendikaya üye olmakta bulan emekçiler artık gündemlerine örgütlenmeyi de aldılar. Beş ay gibi bir süre içinde 2 Bin’i aşkın işçi sendikaya üye oldu! Tek Gıda-İş yetkisi aldı fakat patron itiraz etti, mahkeme süreci başladı. İşçi Esra Özkurt, tavuk işçiliğinin perde arkasını ve örgütlenme sürecini anlattı.

Sendikaya büyük işçi ilgisi

Yaşadıkları şartların onları sendikaya faha fazla yaklaştırdığını anlatıyor hazır tavuk işçisi Esra Özkurt. İstanbul’dan Erzurum’a kadar onlarca şubesi bulunan Banvit’te çalışanların şikayetleri oldukça yoğun onun anlattıklarına göre. Yetersiz ücret ve fazla çalışma ile başlıyor bu şikayetler. Kemiklerde ve eklemlerde romatizma görülüyor meslek hastalığı olarak. Parmak eklemlerinde iltihaplanma yaşanıyor. Etleri bıçakla kemikten ayırırken elleri sıkça yaralanıyor. Fakat beyaz etin “kara” bir yönü bunların da ötesinde. Üretimde oldukça hızlı bir çalışma yürütmeleri zorunlu tutulmuş. Ama bu bildiğimiz hız değil. Talepleri, işin yarış atı süratiyle ilerlemesi! Diğer taraftan öğle yemeği dışında yemek yasak. Su hariç, meyve suları ve bütün içecekler men edilmiş durumda. Dolap ve çantalarda her gün yiyecek kontrolü yapılıyor. Hız mobbingi ve birçok yasak işçileri sendikaya yaklaştırdı. Ağır çalışma şartları ve gasp edilen hakları için sendikal örgütlenme başlattılar. Çoğunluğu kadınlar olmak üzere o kadar hızlı davrandılar ki , sadece 5 aylık süre içinde , 2 Bin’i geçen sayıda bir işçi topluluğu Tek Gıda-İş Sendikası’na katıldı! Ardından sendika yetki aldı. Brezilyalı patron itiraz etti, süreç mahkemeye taşındı. Bütün işçilerin merakla takip ettikleri bir sürece girildi.

Patron sendikayı kuma’ya benzetti!

Bir önceki patronları sendikaya o kadar büyük tepki göstermiş ki. Bir ifadesinde sendikayı “kuma”ya benzeterek şöyle demiş; “Eşimin üstüne kuma da getirmem, sendikayı da fabrikaya sokmam!” Banvit BRF emekçisi Esra, çalışanların sendikada çare aramalarının bir saatten sonra kaçınılmaz olduğunu, çünkü sorunların üstüste yığıldığını anlatıyor. Hem sürekli ayakta hem de eksi 12 derecede çalışmaktan meslek hastalıklarının yaşandığına vurgu yapıyor; “Eksi 12 derece soğukta çalışmak parmak eklemlerimizde romatizmaya neden oluyor. Eklem iltihapları meydana geliyor. İşin en fenası da bu kadar sürekli çalışıp beş dakika arada soluklanıp nefes alamamamız. Öğle tatili hariç 10 veya 15 dakikalık ara vermeler bütün fabrikalarda var, bizde yok. Yemek saati dışında gün içinde bir biskivü ya ta boğaça yemek yasak. Çantada ise asla bulunduramayız.” Diğer taraftan da, viziteye çıkıp istirahat alan işçinin, işe döndüğünde uğradığı mobbingten söz ediyor. Fabrika amirleri, “Neden hastalandın, işçi dediğin sapasağlam çalışır” demek istiyorlar adeta her hareketleriyle, bakışlarıyla.

Amansız çalışma

Tüketici talebi yükseldikçe kanatlı sektörü de büyüyor ve karlar tırmanıyor. Yoksulluk düzeyindeki ücretler ise artmıyor. Kırmızı etten daha ucuz olduğu için özellikle şu kriz döneminde, sofralarda sıkça yer alan tavuğu işlerken tehlikeli koşullara maruz kalıyor çalışanlar. Asgari ücreti asla aşmayan kazançlara sahipler. Çalışanlarının koşullarını hızla iyileştirmek için değişiklik yapma gücüne sahip Banvit BRF. Ne var ki böyle bir yaklaşımı yok. İşçiler adeta makinelerin çarkları gibi görülüyor. Fabrikada var olan çalışma sisteminin hızını yakalayabilmeleri için “robot gibi” olmaları isteniyor. Her gün yüzlerce işçi, yüksek hızla ve amansız bir çalışmayla makinenin parçaları haline dönüşüyorlar. Aynı hareketleri her vardiyada binlerce kez tekrarlıyorlar. 42 yaşındaki işçi Esra benzer uygulamaları sıralıyor; “Tuvalete öğle tatili dışında gitmemeye özen gösteriyoruz. Çünkü, bir-iki dakikalık gecikmeye çok tepki gösteriyorlar. Yasak olduğu için çay veya meyve suyu içmiyoruz. Çünkü çaya gitsek çalıştığımız makine beş dakika duracak! Bisküvi veya galeta gibi her tür besini atıştırmamız da bize men edilmiş durumda!”

Eller yara içinde

Kümes hayvanları işçileri çok stresliler, her daim yorgunlar ve hep bir koşuşturma içindeler. Bu yüzden birçok iş kazası da oluyor. Ağır yaralanmalara da maruz kalıyorlar. Hayvanı keserler, kemikleri çıkartıp alırlar, etleri şekillendirirler. Keskin bıçaklarla kemikleri etlerinden ayırdıkları için parmakları yara-bere içindedir genellikle. Esra yine yasaklardan birine getiriyor sözü; “Başına bunlar gelince bantta yan yana olduğun arkadaşlarından birine dönüp, ‘Ah elim’ diyemiyorsun. Çalışırken başka bir tarafa iki saniye dönüp bir cümle söylemek yasaklandığı için mümkün değil.” Çok hızlı çalışmanın zorunlu olduğundan söz etmişti Esra konuşmamızın başında. Buna bir örnek veriyor; “Paketleme bölümündeki bir işçinin günde tam 14 Bin tavuğu paket yapma zorunluluğu var!” Ben çok şaşırınca, “Yok” diyor; “Yanlış söylemedim, 14 bin!” Bu arada, işlem yapılan bölümlere soğuk hava verildiği bilgisini de aktarıyor. Havanın özellikle eksi 12 derecede tutulduğunu söylüyor. Bu uygulama etlerin bozulmaması için. Ve aynı zamanda tir tir titreyerek üretmek de demek! Çalışanlar çözümü kendilerince bulmuşlar. Şöyle diyor; “O kadar fena bir soğuk oluyor ki iş sahamızda. Zatürre olmak işten bile değil. Biz de iş kıyafetlerimizin altına iki-üç fanila, üç-dört kazak giyiyoruz. Çoraplar da üst üste. En az beş çorap olmazsa ayağımız da donar.”

Köylerden gelen çok

Et uğraşı zorlu ve işlerin “kolay” hale gelmesi gibi bir durum olamıyor. Genç kadın şunu söylüyor; “Bir de bu işleri yapmaya istekli işçiler bulamıyorlar. İşe giren bir hafta sonra çıkıyor. Ne var ki, çalışmaya mecbur insanlar var. Birçok yerde sigortasız çalışmış. Primi eksik olduğu için bir türlü emekli olamamış. İşte bu kişiler başvuruyor genellikle. Balıkesir, Erdek ve Bandırma’nın köylerinde yaşayan kadın ve erkekler bunlar. Eksik SGK’sını tamamlamak için buraya işe giriyor. Güvencesiz durumları nedeniyle, çoğu işçi sesini duyurmaktan veya işini tehlikeye atabilecek herhangi bir şey yapmaktan korkuyor. Banvit çalışanları içinde bu özellikte olan ve böyle düşünenler de az değil. Fakat öyle bir baskı vardı ki bize, sendika tek çözüme dönüştü.”

Yılda 8,5 milyar tavuğu işlemek!

Fabrikada yedi yıldır çalışıyor Esra Özkurt. Bandırma’dan bir erkeği sevmiş ve evlenmiş 20 yaşlarında. Fakat hiçbir şey tahmin ettiği gibi, umutlarına denk bir şekilde gelişmemiş. Eşinin birçok hataları olmuş ve bu yüzden evlilik son bulmuş. Birlikteliği sonlandırmaya karar vermiş. Boşandıktan sonra üç çocuğuna adamış kendini Esra. “Kümes hayvanlarını işleyen fabrikaların duvarlarının arkasında gerçekte neler olup bittiğini bilmek gerekiyor” diyor. Kadınların işyerindeki sorunlar hakkında konuşma özgürlüğüne sahip olamadığını anlatıyor. Fabrikada bir yılda 8,5 milyar tavuğu işlemek için deli gibi, gözleri 1 saniyeliğine dahi başla bir yere kaymadan emek harcıyorlar. Tam donanımlı makineler üretimin belli alanlarında devreye giriyor fakat tavuk etinde işin çoğu hala elle yapılıyor.

Aşırı hız

Üretkenliği sürdürmek için çalışanların her zamankinden daha hızlı olmaları isteniyor. Maksimum çalışma süratini daha da yükseltmek için baskı yapıyorlar. “Daha hızlı, daha hızlı” diyorlar. Hazır et emekçisi Esra bu konuda bilgi veriyor. Çok fazla bilinen konular değil bunlar; “Yüksek üretim için tam bir robota dönüşüyoruz. Bu da işçiler üzerinde daha büyük bir yük oluşturuyor. Birçok işçi arkadaşımız dakikada 35 veya 45 tavuğu işlemek zorunda! Saatte ise 2 Bin’den fazla tavuk tezgahtan paket olarak çıkmalı. Günde bir işçinin tam 14 Bin tavuğu hazırlaması şart! Bu koşullara dayanamayan olunca hiç dert değil. Köylerden hemen öncelikle kadın olmak kaydıyla başvurular oluyor. Hemen ayrılanların yerine onlar geçiyor.” Söyleşinin sonlarına yaklaşırken Esra, “Az işçiye aşırı iş yaptırıyorlar, bunu da yazar mısınız” diyor.

Baba’nın ihaneti

Bandırma’ya Malatya’nın kırsal bölgesinden göç etmiş ailesi. “Biz babasız büyüdük, annemle babam yıllar önce ayrıldılar” diyor ve geçmişe dair bir olayı paylaşıyor; “Biz ailecek Malatya’da yaşıyorduk, annem, babam, ben ve üç kardeşim. Sonra anlaşmazlıklar başlıyor. Tabii ki neden; babamın ihanet etmesi. Hayatında başka bir kadın yer almış. Arkasından da mahkeme, ayrılık. Annem ayrıldıktan sonra o ilçede kalmak istememiş. Bizleri yanına alarak buraya göç etmiş. (Bandırma’ya) Kirada olan bir evi geçindirmek, çocukları aç açık koymamak adına nerede iş bulmuşsa çalışmış Sabahat Ana. “Sadece annem değil biz de çalıştık. Ben 14 yaşımda konfeksiyon işçisi oldum. Annem gibi ben de her işe girdim çıktım. Son olarak da yolum bu fabrikaya düştü. Yedi yıldır işverenlerin şart koştuğu gibi en hızlı biçimde üretimdeyim” ifadesiyle hem hayli eski bir tarihe mercek tutuyor hem de aşırı “hızlı” tempoyu ironi konusu yapıyor.

‘8 Mart biz işçi kadınlar için çok önemli’

Peki Esra, 8 Mart hakkında ne düşünüyor, tam da oldukça yaklaşmışken. Yanıtı oldukça samimi; “8 Mart biz işçi kadınlar için çok önemli. Hayatımızdaki kadınları kutlamak ve savunmak için… Eşitliği savunalım. Birlikte çalıştığımız işçileri nasıl destekleyebiliriz onu düşünelim. Kadına eşit davranılmadığını düşünüyorum. Yıllar geçse de kadınlar hala eşitlik konusunda şanslı değiller. Benim istediğim bu ayrımcılığın yok olması. Emeğinden başka hiçbir şeyi olmayan kadınların haklarının gasp edilmemesi. Alınteri döküyorlar. Bu terin hakkını kurumadan versinler. Fabrikadaki bütün kadın arkadaşlarımın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü yürekten kutluyorum”.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Acarsoy Tekstil’de baskıya, mobbinge, tacize, ücret eşitsizliğine karşı sendikal çalışma yürüttükleri için işten çıkarılan dört kadın, tam 100 gündür direniyor. Yoksulluğa Feminist İsyan olarak hafta sonu direnişçi kadınları ziyaret ettik, seslerine ortak olduk.
Amazon Türkiye’de sendikalaştıkları için işten atılan depo işçisi kadınlar, erkeklerle eşit ücret alıyor. Ama bir farkla: Kadınlardan fiziksel güç gerektiren işlerde erkeklerle aynı performansı göstermeleri bekleniyor! Toplama kampını andıran depolarda insanlık dışı koşullarda çalıştırılan işçiler, “Robot değiliz biz, bunu öğrenecekler! Kadınlardan öğrenecekler! Boyun eğmeyeceğiz” diyor
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!