DİSK Genel Kurulu’nda kadınlar nerede?

Yarın DİSK’in 17. Genel Kurulu başlıyor. Delegasyonda ve salonda kadınların sayısı yine bir elin parmakları kadar olacak. Dünya sendikalarında yönetimlerde bir feminizasyon yaşanırken, bizler niye hâlâ kapı aralarından bakıyoruz? Bu konuyu konuşmanın tam zamanıdır, deyip, mikrofonu DİSK’li kadınlara yönelttik.
Paylaş:

Türkiye’nin ikinci büyük işçi konfederasyonu DİSK’in 9-10-11 Şubat tarihleri arasında 17. Genel Kurulu yapılıyor. Büyük ihtimalle içinde bazen iki bazen tek kadının bulunduğu bir divanla karşılaşacak genel kurula gelenler. Salonda herkesin konumu, yetki derecesi ve yeri bellidir, zaten hangi listeye oy verileceği, kimin seçileceği, kimin kime oy vereceği… daha önceden konuşulmuş, bir karara varılmıştır. Esasında bu Batı sendikalarında da böyledir. Bizden farklı olarak, onlar daha önceden pazarlıklarını yapıp bunu kamuoyuna da duyururlar. “Ülkede bitip tükenmeyen olağanüstü baskı koşulları” gerekçesiyle böyle şeffaflık türleri bizim sendikaların pek umurunda değildir.

Umursamadıkları başka şeyler de vardır. Bunlardan biri de kadın temsiliyetidir… 50 yıldır divanda kadın bulunması, sendikalarda kadın temsiline ilişkin tek ve değişmeyen göstergedir.

Son dönemlerde dünya sendikalarının yönetimlerinde bir feminizasyon göze çarpıyor.  Örneğin, delegasyonda da olabilir belki, Uluslararası Sendikalar Birliği (ITUC)’un genel başkanı ve yedi kişilik yönetimin ise üçü kadın.  Avrupa Sendikalar Birliği (ETUC)’un 7 kişilik yönetiminin yine üçü kadın, biri genel sekreter, yani en yetkili kişi…  Mesela Avusturya Sendikalar Birliği (ÖGB)’de kadın temsili çok daha yüksek, beş kişilik yönetimin üçü kadın…Almanya’da erkek sektör olarak bilinen IG Metall Sendikası’nın başkanı kadın, yönetimde bir kadın daha var. Batıdan pek çok sendika sayılabilir ama Latin Amerika, Güney Asya sendikalarının da, Afrika sendikalarının da yönetiminde artık kadınlar var. Bizde durum malumunuz. Peki bu kötü kaderi neden değiştiremiyoruz?

Genel kurul öncesinde DİSK’teki kadın temsilini, üye kadınlarla konuşalım dedik, çok az kadın görüş belirtebildi. Oysa olumlu-olumsuz, bizim için her türlü ifade önemliydi. Buradan bile memleketin işçi sendikalarında demokrasi anlayışının ne düzeyde olduğu konusunda bir fikir sahibi olabilmek mümkün.

Elbette fikri, sözü, cesareti yerinde olan ve bunu paylaşan kadınlar da vardı. Konfederasyondaki kadın temsilinin yetersizliğini, bunun nasıl aşılabileceğini, artırmak için ne tür çalışma ve mekanizmalara ihtiyaç olduğunu tartıştık onlarla… Bunu “dost acı söyler” bağlamında yapıyoruz; çünkü biliyoruz ki, DİSK’in kadınlara, kadınların da DİSK’e ihtiyacı var.              

Hâlâ “başkanın kadınları” modeli yaygın

Kaynak: 1+1Ekspres

Ayşecan Ay – Genel-İş Sendikası / Mor Liste

DİSK’te şu an kadın temsili çok yetersiz. Yalnızca sendikalar değil, kendine demokrat diyen her örgüt ve kurumun yönetim kadroları başta olmak üzere, her karar alma düzeyinde kota uygulanması elzem. Tabanının kendini temsil etmesinden korkup kaçan herhangi bir oluşum muteber olabilir mi, siz söyleyin. DİSK’in başkanı kadın, ne güzel diyoruz hep. Gerçekten de çok güzel. Gelgelelim yönetim, disiplin ve denetim kurullarını oluşturan 16 kişi içinde tek kadın, kendisi. DİSK’e bağlı 22 sendikanın yalnızca üçünün genel başkanı kadın, o üç kadının biri yine kendisi… Açık konuşmamız gerek, bu temsil değil. Bunu dile getirmek de bozgunculuk değil; örgütümüze yönelik eleştiri getirmek sorumluluğumuz.

Ayrıca tek bir konfederasyon, tek bir sendikanın meselesi değil bu. Temsil kabiliyetsizliği sendikalara her anlamda kan kaybettiriyor. Hem üye hem itibar kaybediyorlar. Sanıyorlar ki böyle gider. İstihdamın yapısını biraz okuyabilen herkes görüyor ki, gitmeyecek. Kota uygulamasının genel kurullarda tartışılıp tüzüklerin bir an evvel bu uygulama uyarınca düzenlenmesi, dahası tüm kurucu metinlerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin anaakımlaştırılması gerekiyor. Kota da tek başına yeterli değil, fakat gerekli bir uygulama. Prof. Dr. Serpil Sancar’ın son çıkan kitabında dikkat çektiği üzere, 1995 Pekin Eylem Planı’nda siyasal karar süreçlerinde kadınların, en az yüzde 33 temsili kabul edilmişti. Bu oran daha sonra AB tarafından yüzde 40’a çıkarıldı. Demagojiye başvurarak kota karşıtlığı yapanlar, bu gerçeği bulandırmaya çalışsa da, kota ile kastedilen elbette yalnızca sayısal değil, siyasal eşitlik.

Ataerkil sendikaların erillikten mustarip yöneticileri

Avrupa’da ve dünyanın başka yerlerinde bu çalışmalar on yıllardır yürütülüyor. Bunların hepsi de ekonomik olarak kalkınmış ülkelerin müreffeh toplumları değil. İçinde bulundukları durumdan kurtulmanın tek yolunun bu olduğunu idrak etmiş ve bu yönde eyleme geçmiş ülkeler. Bizde ise maalesef hâlâ “başkanın kadınları” modeli yaygın. Ataerkil sendikanın erillikten mustarip yöneticileri, kolay yönetebileceklerini düşündükleri kadınları atıyorlar. Size biçilen rolün biraz dışına çıkarsanız, 8 Mart’larda mosmor giyinip halay çekmenin ötesine geçip uzun vadede etkileri olacak politikalar üretirseniz, ertesi günü görmüyorsunuz. Bunun nedeni de çok basit. Her yıl 8 Mart tebriki yayınlayan sendika yöneticileri toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünü “bozmak” istemiyor. Kadınlar üye olsun, tonla aidat versinler tabii ama ses çıkarmasınlar. Çıkarırsa, o sesin ucu kendi evine varır. Kendi eşi, kendi kızı hesap sormaya başlar. Başa çıkamayacaklarından korkuyorlar. O nedenle, gerçek işçi erkek işçiymiş gibi davranmaya, öyle yönetmeye devam ediyorlar. Kadınların hem işte hem evde hem de sendikadaki emeğini küçük görmeye devam ediyorlar. Oysa bizim emeğimiz olmadan bu dünyanın dönmeyeceğini pekâlâ biliyorlar.

Sınıf içindeki emek sömürüsü

Görünmez emeği görünür kılmaya ve o emeği kamusallaştırmaya dönük sosyal politikalar geliştirmeye, bu politikaların yasalaşıp uygulanmasını dayatmaya mecburuz. Bunun için de önce kendi yanı başımızdaki erkeklerden başlamamız gerekiyor. İşçi sınıfının kendi içindeki emek sömürüsünü görmezden gelen emek hareketlerini tartışmaya açmak zorundayız. Toplum olarak yüzleşme, hesaplaşma kaslarımız pek güçlü değildir, malum. Yine de tarihsel olarak bunu zorlayabilecek bir noktada olduğumuza inanıyoruz. Emek hareketi ve kadın hareketinin aslında ne kadar iç içe olduklarını görebilirsek, hele bir de bu alanda üretilen akademik bilgiyi deneyim aktarımı gibi okuyarak sahaya, eyleme tahvil edebilirsek çok ama çok güçlüyüz.

Temsiliyet kadın özörgütleri ile işlevli olabilir

Özge Yurttaş – Basın-İş Sendikası

DİSK’in 17. Olağan Genel Kurulu cuma günü başlıyor, devletten ve sermayeden bağımsız en kitlesel işçi sendikaları konfederasyonu olması, DİSK’in bence kadın işçilere karşı daha sorumlu davranmasını gerektiriyor. Çünkü iktidar ile aynı dümen suyundaki sendikalar, tıpkı çalışma hayatına dair konularda olduğu gibi kadınların kazanılmış hakları ve toplumsal ekonomik yaşamdaki sömürü düzeneklerinin pekiştirilmesi konusunda da AKP ile paralel tutum sergiliyor.

İşin üzücü yanı, işçi sınıfı mücadelesinin Türkiye’deki tarihsel öznelerinden biri olan DİSK ve DİSK’e bağlı sendikalar da kadın işçilere yönelik mütevazı komisyonlar ve hem sendikal hem merkezi düzeyde eğitimler dışında aslında pek de kadın işçilerin adını anmıyor. DİSK’in yeni yönetiminin belirleneceği genel kurula giderken, DİSK’in mevcut sendikalarında ağırlıkla erkeklerin yönetimde olduğu, temsil düzeyinde dahi kadınlara yer verilmediği görülebiliyor. Üye sayısı bakımından görece daha küçük sendikalarda; örneğin Bank-Sen, DİSK Basın-İş, Dev Turizm-İş gibi sendikalarda kadın yöneticiler yönetim kurullarında yer bulabiliyor. Ama kadın işçilerin ağırlıklı olduğu genel hizmetler, tekstil, büro işkollarındaki sendikaların yönetim kurullarında tek bir kadın yönetici bile bulunmuyor.

Kadınsız bir işçi politikası

DİSK’in mevcut yönetiminde de durum farklı değil. Genel başkan dışında yönetim, denetim, disiplin kurullarında bile ikinci bir kadın yok. Üzülerek de söylemeliyim ki, bu kurullarda bir veya birden çok kadın olsa da manzara yine değişmezdi. Çünkü kadınların temsiliyeti, bence, ancak sendikalar ve konfederasyondaki kadınların kendi sözlerini söyleyebildiği, kararlarını alıp gündemlerini oluşturabildiği ve bunu örgütün genelinin gündemine iletebildiği bağımsız güçlü kadın özörgütleri ile anlamlı ve işlevli olabilir. Kısaca kadınların kurumsal varlığı ve konfederasyonun kadın politikalarını kurumsallaştırması söz konusu olmadığı sürece bu durum değişmeyecektir. Bu haliyle kadın işçilerin talepleri, sorunları ve hatta varlıklarının sendikaların/konfederasyonların gündemine girmesi ancak yöneticilerin, uzmanların ve üyelerin insafına kalıyor.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum.  Bu durumun kadınlar tarafından gündeme getirildiği ve benim de geçmişte tanık olduğum genel kurullarda, bu talepler sudan gerekçelerle, hatta zaman zaman spekülatif tutumlarla reddedildi. Elbette reddeden delegasyonun da ağırlıkla erkeklerden oluştuğunu ve geçmişte kadın komisyonu tarafından sunulan önergelerin de yönetim kurulunun hiçbir üyesi tarafından sahiplenilmediğini belirtmek de isterim. (Bu gözlemlerim ağırlıkla 15. Genel Kurul’a ait.) 16. Genel Kurul’da ise kadınların değil de DİSK merkezinin önerdiği yetkisi ve işlevi tartışılır bir kurul/meclis önerisi ile birtakım değişiklikler yapıldı. DİSK’teki durumun özeti, kadınsız bir kadın işçi politikasına sahip olmaları diye izah edilebilir.

Kadın işçi çizgisi yaratılamadı

Sorunun salt temsiliyetle çözülemeyeceğinin en büyük ispatı; iki dönem DİSK genel sekreterliği, iki dönem de DİSK başkanlığı yapan kişinin bir kadın olmasına rağmen DİSK’in güçlü, özgün bir kadın işçi çizgisi yaratamamış olmasıdır. Kadınların sendikalardaki varlıklarının güçlenmesi ile temsil düzeyinde sayılarının artması arasında birbirini besleyen karşılıklı bir ilişki var. Görünen o ki “bizim mahallede” bu konuda halen alınması gereken çok yol var. DİSK’in yaklaşan 17. Genel Kurulu umarım bunun için bir adım olur. Olmazsa da sorun değil, bu ilk hayal kırıklığımız olmaz.

Kadın temsili için kolaylık sağlanmıyor

Reyhan Tüfekçi – Dev Sağlık-İş Sendikası

Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi’nde çalışan bir sağlık işçisiyim. Aynı zamanda Dev Sağlık-İş Sendikası üyesiydim. Geçmişte hastane işçileri, genel hizmetler iş kolundayken, bir dönem Genel-İş Sendikası’nda şube yöneticiliği de yapmıştım. Hakkımız olduğu gibi sağlık işçisi olarak tanımlanınca da, kendi işkolumda, Dev Sağlık-İş’te sendikal mücadeleyi devam ettirdim. Bizim işkolumuz kadın işçilerin ağırlıklı çalıştığı bir işkolu. Aslında genel başkanımız da son dört dönemdir bir kadın.

Yukarıdan belirlenen listeye karşı çıktık

Ekim ayında sendikamızın genel kurulu gerçekleştiğinde, genel merkez tarafından üye sayısı gibi bir kriterle yukarıdan yönetim listesi oluşturuldu. Bu yöntem ve anlayışı kabul etmeyen bir grup delege olarak, sendika yönetiminin bu tutumuna bir tepki olarak ayrı bir aday çıkartmaya karar verdik. İşkolunda kadın işçilerin fazla olması, biraz da benim sendikal mücadele deneyimi açısından bu konuda iradeli istekli olmam vesilesi ile merkezin listesi karşısında dışarıdan genel sekreterliğe aday oldum. Adaylığım, kazanma hedefinden çok, bir kadın sağlık işçisi olarak merkezi bir güçle söz hakkımızın elimizden alınmasına, yok sayılmaya karşı da bir isyandı. Çünkü isteklerimi dile getirmeyi, aklıma yatmayan bir şey olduğunda itiraz etmeyi sendikal mücadele esnasında öğrendim. Bana söz konusu bu deneyimleri kazandıran sendikam olunca da susmak istemedim. Maalesef yönetime seçilemedim.

Şu an sağlık ve sosyal hizmet işkolunda örgütlü sendikamızda, 7 kişilik yönetimde yalnızca genel başkan kadın. Gördüğüm kadarıyla DİSK’te de durum farklı değil. Oysa biz kadınların sendikalı olması, oralarda görev alması erkek mesai arkadaşlarımızdan daha zor ve bunun önünün açılması, kolaylaştırılması için maalesef sendikal anlayış ve yapılar hiç de kolaylık sağlamıyor.

Sendikalarda artık feministler var

Candan Yıldız – Basın-İş Sendikası

2017 yılından beri DİSK içindeyim ve yönetim kurulundaydım. Ayrıca Basın-İş’teyim. Basın-İş biraz daha özgün DİSK içinde. Meslekten birbirimizi tanıdığımız arkadaşlardan oluşan bir sendika olduğu için karar süreçlerinde de kadınların etkin olduğu bir sürecimiz var. Zaten feminist kadınların da olduğu bir sendika olduğu için bu konuda duyarlılık önemliydi. Mesela basın açıklamalarında sürekli olarak belirli hassasiyetleri gözeten bir dil kullanılması konusunda bir etkimiz vardı. 8 Mart’larda asla LGBTİ+ları atlamazdık.

Basın-İş kadınların etkin olduğu bir sendika diyebilirim. Yani tam olarak bürokratik bir işleyişimizin olduğunu söyleyemem. Çünkü zaten küçük bir sendikayız. Kararlar ortak alınıyor. Konuşuyoruz, şeffaflık, katılımcılık önemli sendikamızda. Yani yönetim kurulu tek başına karar alır gibi bir anlayışımız yok, ağırlıklı olarak üyelerin de katılabileceği karar süreçlerini işletmeye çalışıyoruz.

Bizim şu ana kadar tek bir sözleşme deneyimimiz oldu. Daha sonra protokol deneyimimiz oldu. Hiç yetki alamadık. O yüzden toplu sözleşme yerine geçecek bir protokol hazırladık. Orada da kadınların regl izinlerinden eşdeğerde işe eşit ücrete kadar her mesele vardı.

Bir kota yok

Yönetim organlarında da kadınların yeterli olduğunu söylemem mümkün değil. Zaten DİSK de her ne kadar sol bir gelenekten gelse de bu yapısıyla bürokratik. Yani belirli sendikaların etkisinde bir konfederasyondan bahsediyoruz. Oralarda hem patriyarkal hem de çok hiyerarşik yapılar hâkim. Yatay bir sendikal deneyim çizgisi yok. Genel başkanımız bir kadın ama Arzu’nun karar süreçlerinde anti-patriyarkal bir yönetim anlayışı benimsediğini sanmıyorum. Mesele sadece Arzu’yla da ilintili değil. Sendikaların ne kadar erkek olduğu aşikar, Birleşik Metal-İş’in DİSK’teki ağırlığı mesela; biliyorsunuz doğrudan erkek egemen sektörlerdeki işçileri örgütlüyor. Bütün bu toplamın kendisi DİSK’in kadın işçiler konusunda, eşitlik ve eşit temsil bağlamında doğru bir sınav verdiğini düşündürtmüyor bana.

Kadın delegeler bir eşitlik yönergesi vermeli

Eşit temsil her zaman mümkün ama bunun için bir zihinsel dönüşüme ihtiyaç olduğu kesin. Temsiliyetin düşüklüğü istihdamdaki kadın sayısının erkeklere göre daha az olmasıyla açıklanıyor.. Zaten “ağır iş kolunda kadınlar yok” ya da bizde “kadın çalışan sayısı az” gibi gerekçelerle erkeklerin yönetimde olmasını açıklıyor olabilirler. Ama fark etmiyor. Eğer gerçekten o işkolunda kadınlar da örgütlüyse -eşitlik kotası olmayabilir- en azından kota yüzde 30, yüzde 40 şeklinde işletilebilir. Genel kurulda tüzüğe kotanın girmesi gerekiyor bu konuda bağlayıcı karar alınmalı. Bağlayıcılık da kongreye gelecek delegeler arasındaki kadın sayısı ile ilintili. Kadın delegeler yeterli sayıda olmazsa, yani o sendikal yapı kadın işçilerin ya da sendikalı kadınların önünü açmazsa delegasyon anlamında, biz biliyoruz ki erkekler hiçbir zaman eşit temsile izin vermeyecekler. Ancak bunu talep edenler olursa mümkün olabilir. Bunun da tabii işyerlerinden başlaması gerekiyor. 9 Şubat’ta yapılacak olan son genel kurulda böyle bir tartışma yürütülecek mi, yürütülmeyecek mi, bilmiyorum. O kadarına vakıf değilim ama yürütülmesi gerektiğini söylüyorum. Yani oraya gelecek olan kadın delegelerin divan başkanlığına böyle bir yönerge vermesi önemli olur, diye düşünüyorum.

Erkeklerin kadın işçilerden öğreneceği çok şey var

Kadınlardan çok şey öğrenileceğine ilişkin bir zihni dönüşümün, buna kulak kabartan bir dönüşümün şart olduğunu düşünüyorum. Yani arkadaşların önünde bir Novamed grevi deneyimi var. Kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı sektörlerde, örneğin tarım işçisi kadınların direnişlerdeki deneyimlerinden bence erkeklerin öğreneceği çok şey var. Bir taraftan da mutlaka ve mutlaka yatay örgütlenme, şeffaf örgütlenme ve karar süreçlerini -sendikalı ya da değil- bütün işçilere yayabilecek bir modelin etkili olacağını düşünüyorum. Sendikaların o erkek yapısı ve aynı zamanda kapalı devre yapısı içerisinde kararlar nerede alınıyor, nasıl alınıyor ya da özellikle toplu sözleşmelerde kadın işçilerin talepleri ne kadar görünür kılınıyor, o talepler sözleşmeye giriyor mu; bu meseleler çok önemli. Bu da ancak gerçekten kadın işçilerin kendi özgün taleplerini takip etmeleri ve bu konuda da ısrarcı olmalarıyla mümkün. Bu da ancak kadın işçilerin sendikalarda etkin rol almasıyla mümkün. Bu da karar ve yönetim mekanizmaların kadınlara açık olmasıyla ilgili. Yani hepsi bir zincir. O olmazsa öbürü olmuyor, öbürü olmazsa diğeri olmuyor vs. Birbirini besleyen, birbirinden güç alan bir zincir. O zincir halkalarının birleştirilmesi zorunlu.

Bu noktada kadın hareketi ve feminist hareketin de sendikalarla ilişkileri çok önemli. Bakım emeği dediğimiz evdeki görünmeyen emeğin, sendikalar tarafından görünür kılınmasının ya da bunun anlaşılabilmesinin ancak feministlerle temasla mümkün olduğunu düşünüyorum. Artık sendikalarda daha çok sayıda feminist kadın var. İşin politikasını onlar oluşturacak. Bu politikaların yönetime ve toplu sözleşmelere yansıması ise fikri takiple mümkün.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 1 No’lu Şube’nin yeni başkanı, yol arkadaşımız Nazan Gevher Çam Ay oldu. Kongrede yaptığı konuşmada, “Kadınların hayatın her alanında etkin rol alması taraftarıyız. Tüm sendikal organlarda kadın-erkek eşit temsiliyet ilkesini uygulayacağız” diyen Nazan’ı ve tüm kadın arkadaşlarımızı tebrik ediyor, başarılar diliyoruz.
Feministler olarak, Koç Üniversitesi Hastanesi’nde cinsel tacize ve hak gasplarına karşı sendikalı oldukları için işten atılan işçileri geçen hafta ziyaret ettik: “Direnen Koç işçilerinin yanındayız! Tacizci müdürün işten çıkarılmasının hep birlikte takipçisi olmakla beraber tüm talepler yerine getirilinceye kadar bu direnişin sesini birlikte yükselteceğiz.”
Kadın İşçi olarak DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’yla bir araya geldik. Ziyarette DİSK’in kadın çalışmalarıyla ilgili bilgi aldık, önerilerimizi sunduk, fikir paylaşımında bulunduk.
Yoksulluğa Feminist İsyan, Acarsoy Tekstil’in üretim yaptığı tekstil devi Inditex’in Etik Komitesi’ne mektup yazdı, sendikalaştıkları için işten atılan 4 kadın işçiye yaşatılanları ve fabrikadaki hak ihlallerini tek tek anlattı. İşlem yapılmasını isteyen kadınlara komiteden “Talebinizi inceleyeceğiz” yanıtı geldi.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!