İMECE’den Minire İnal: ILO 189 acilen imzalanmalı

Cam silerken 3. kattan düşen Minire İnal, hastaneden çıktıktan sonra kazayı mahkemeye taşıdı. Onun işçi olduğuna ve cam silerken düştüğüne inanmadı mahkeme heyeti! Pes etmedi. Minire ile dayanışma sürecinden İmece Ev İşçileri Sendikası doğdu. Şimdi ev işçilerinin gözü kulağı "Minire Davası"na çevrili. Çünkü üst mahkemenin kararı binlerce ev işçisi için emsal teşkil edecek..
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com
Ayla Önder onderayla@gmail.com

Cam silerken 3. kattan düşen Minire İnal, hastaneden çıktıktan sonra kazayı mahkemeye taşıdı. Onun işçi olduğuna ve cam silerken düştüğüne inanmadı mahkeme heyeti! Pes etmedi. Minire ile dayanışma sürecinden İmece Ev İşçileri Sendikası doğdu. Şimdi ev işçilerinin gözü kulağı “Minire Davası”na çevrili. Çünkü üst mahkemenin kararı binlerce ev işçisi için emsal teşkil edecek..

Onlar inanılmaz öykülere sahipler. Yeşilçam filmlerine konu olurlar ve en sonunda başrole yerleşirler. Tabii ki, Yeşilçam’ın “temizlikçi kadın” hikayelerinin arka yüzü tamamen farklı. Gerçek hayattaki temizlik işçileri, sadece villalarda ya da lüks sitelerde temizliğe gitmiyorlar. Birçok çalışan kadının evini de çekip çeviriyorlar. Dünyayı sırtında taşıyan ama yine de ayakta durmayı başaran güçlü kadınlar… Sayıları her geçen gün artıyor. Toplumun en güvencesiz ve “isimsiz” emekçileri arasında yer alıyorlar. Bütün gün bir dakika bile durmadan çalıştıkları evi adeta “ayna gibi” yapıp, akşama evlerine döndüklerinde dinlenmiyorlar. Ellerinde yine temizlik kovası ve toz beziyle “mesaiye” devam ediyorlar.

Mikropsavar kadınlar

Aslında şehir uyandığında henüz alacakaranlık oluyor ve ev işçileri bu saatte yola koyuluyor. Artık temizlik hijyenle birlikte ele alınan bir kavram oldu. O eller “mikropsavar” olarak günümüzde çok daha fazla değer kazandı. “Hijyenik” kavramı Covid 19 virüsünün ortaya çıkmasından sonra günlük dile daha fazla hakim oldu. Ev işçileri sadece temizlikle ilgilenmiyor. Evde bakıma muhtaç yaşlı ya da hasta varsa ilk onların telefonu çalıyor. Çocuğa ya da yaşlı insana bakması için “kadın tutulur”, temizlik için “eve kadın alınır”, “temizlikçi” çağrılır. Bu durum toplumda böyle yer etmiş. Eğer biraz daha kapsamlı işler söz konusuysa, evin sahibi şu ifadeyi kullanır; “Bu hafta eve kadın alacağım!” Dokuz yıl boyunca ev işçiliği yapan Minire İnal, bu sıfatın aşağılayıcı olduğunu söylüyor. Ve bu şekildeki “kadın” ifadesinden birçok ev işçisi arkadaşının rahatsız olduğunun özellikle altını çiziyor. Yaptıkları iş kimi zaman çok tehlikeli. Yüksek binaların camlarını silerken, düşüp yaşamını yitiren temizlik çalışanlarının sayısı hiç az değil. Bu kadınlardan biri de Minire İnal. İşini yaptığı evin camlarını silerken düştü ve birçok kaburgası kırıldı. Omurgası zarar gördü. Aylarca hastanede yattı.

İş kazasından sonra zorlu süreç

Cam silerken 3. kattan düşen 48 yaşındaki Minire İnal, hastanede çok zor günler yaşadı. Tam iki ay tedavi gördü. 17 kaburgası kırıktı. Üç omuru ise ciddi hasar görmüştü. Hastaneden çıktıktan sonra kazayı mahkemeye taşıdı. İşyeri Tespit Davası tam beş yıl sürdü. Ev sahibi, “Benim yanımda çalışmıyor. O benim arkadaşım, eve ziyaretime gelmişti!” şeklinde savunma yaptı. SGK ile beş yıl süren hukuk savaşında işveren haklı bulundu! Hakimler de Minire’nin hem işçi olduğuna hem de cam silerken düştüğüne inanmadı! Ev işçisi pes etmedi ve iş kazasını bir üst mahkemeye taşıdı bu kez. Bu arada dava sürecinde çok sayıda kadın Minire’yi yalnız bırakmadı. Muhteşem bir dayanışma sergilendi. Birçok farklı çareyi de tartıştılar. Siyasi parti temsilcileri ile görüşmeye başladılar. Fakat bu görüşmelerden bir çözüm ya da öneri çıkmadı. “O halde çözümümüzü kendi sendikamızda arayalım” fikri ağırlık kazandı. Böylece bu koşullarda İmece Ev İşçileri Sendikası kuruldu. Üst mahkemede dava süreci devam ediyor. Şu anda yüzlerce ev emekçisinin gözü kulağı bu mahkemede. Çünkü “Minire Davası” hiç bir şekilde güvenceleri olmayan ev işçileri için bir emsal teşkil edecek.

Kayıtdışı emek!

Evde çalışanlardan ve özellikle temizlikçilerden bahsettiğimizde genellikle “görünmez” bir meslekten söz etmiş oluyoruz. Ev işçileri işverenlerinin mahremiyetindeki bir alana müdahale ederler. Her şey bir evin veya bir dairenin kapısının arkasında gerçekleştir. O kapı kapanınca görünürlükleri ortadan kalkar. Temizlik artık çok önemli çünkü sağlığın da anahtarı. Ev işçileri bizim için çok şey yapıyor. Bizi güvende yaşatıyor, iyi besliyor ve hijyenik bir ortam oluşturarak Covid 19’dan da aslında koruyor. Evlerimizin dışında gözümüz arkada kalmadan çalışmamızı sağlıyorlar. Bu kadar hızlı iş koşullarında güvence sorunu hep önlerine geliyor. Bir evi paylaşmakla oluşan duygusal bağlar ve ev işçilerinin “ailenin bir parçası” olduğu hissi ile birlikte olay bambaşka haller alabiliyor. Bunlar da ev işinin kayıt dışılığına ve görünmezliğine maalesef katkıda bulunuyor!

Çocuğa da bakıyorlar bahçeye de

Elbette ki, işleri sadece ev temizliği değil. Bahçıvanlık, aşçılık, dadılık, çocuk, yaşlı bakıcılığı gibi işler ev işçilerinin sunduğu hizmetler. Toplumsal bakışın, ev işi ve ev işçilerinin statüsünü nasıl etkilediğini görmek zor değil. Ev işçiliği uzun çalışma saatleri, düşük ücret, maaşlarının asgari ücretten daha az olması, sosyal güvencesizliğe mahkum edilmeleri nedeniyle en savunmasız durumdaki mesleklerden biri. Ev işçileri, olumsuz çalışma koşullarını ortadan kaldırmak için ilk ulusal sendikalarını sekiz yıl önce kurdular. Türkiye genelinde ev ve bakım çalışanlarını mümkün olan en fazla sayıda örgütlemeyi hedefliyorlar. İMECE Ev İşçileri Sendikası kurucu üyesi Minire İnal sorularımızı yanıtladı.

Ne kadar süredir ev işçisi olarak çalışıyorsunuz?

Ben yaklaşık 10 yıl ev işçisi olarak çalıştım. Daha önce farklı sektörlerde SGK’lı olarak yer aldım. Evlerde çalışmam sırasında birçok yer sigorta yapmadı. En sonunda kalan primlerim için borçlanarak emekli olmaya karar verdim. Doğum borçlanması yaparak emekli olmak için çabaladım. Sigortasız çalıştığım evde, aldığım ücreti “isteğe bağlı” sigorta primime yatırdım yani.

Her an kapının önüne konulabilirsiniz

Çalışma koşullarını anlatabilir misiniz?

Ev işçilerinin bir iş tanımı yok. Yasalarda da işçi olarak görülmediğimiz için toplumda da itibarsızız. Yaptığımız iş değersiz olarak görülüyor. “Gündelikçi” olarak bir adlandırılmamız var. Bizlere günlük olarak ödeme yapılıyor, sigortamız yok. Bu iş, bugün var yarın yok… Her an kapı önüne konulabiliriz. İşimizin devamlılığı ev sahibinin iki dudağı arasında.

Bu işkolunda sosyal güvencenin olmamasından sizin gibi pek çok kadın şikayetçi. “Doğum borçlanması” yapmasaydınız belki siz de yıllarca bekleyecektiniz emekliliğinizi değil mi?

Evet. Aslında 189 sayılı ILO Sözleşmesi mesleğimize görünürlük kazandırdı. Nerede ise altı yıldır var bu sözleşme. Biz çocuklara, yaşlılara ve hastalara da bakıyoruz. Mutlaka sosyal güvencemiz olmalı fakat yok. Çalışma saatleri çok uzun ve zamanı belirsiz. Ev işçilerinin yüzde 90’ı da emeklilik ve işsizlik sigortası gibi sosyal koruma imkânlarından yoksun. ILO C 189, birçok ülkede kabul edildi. Artık ülkemizde de insana yakışır bir tavır alınmalı. ILO C 189 İş Sözleşmesi acilen imzalanmalı.

Evlerde çalışan emekçiler şiddet ve mobbinge maruz kalıyorlar. Temizlikten yaşlı insanların öz bakımına kadar her alanda varlar. Yaşlı bakımı sorunlu mu?

Çocuk olsun yaşlı olsun hepsi sorumluluğumuz altında. Evin hemen her işi üzerimizde olsa da maalesef emeğimiz görünmüyor. Ben yaşlı bakmadım ama bir çok arkadaşımız yaşlılarla ve çocuklarla ilgileniyor. İşe alırken “Yaşlı ya da çocukların öz bakımı sizin görevleriniz arasında” denmiyor. Dolayısıyla evlerde bakıma muhtaç herkesle biz ilgiliyiz. Bir de evlerde çalışanlara yönelik “10 gün yasası” var. Bir ay içinde bir evde 10 günden az çalışanlar, SGK güvencesi altına alınma şartlarına tabii değiller ama! Bu kural da işveren lehine. Biz çalışanlar için ise oldukça olumsuz bir uygulama maalesef.

Ücretli ev işi, “modern köleliğin” en yaygın biçimlerinden biri aslında. Çünkü hem yetersiz ücret hem de evde size sınır ve zaman belirlemeden hemen her iş verilebiliyor…

Bunların yanında evde hayvan varsa ona da ev işçisi bakıyor. Benim çalıştığım evde dört tane köpek vardı. Patron tatile gidiyordu ben evimi, çocukları bırakıp gece yatılı kalıyordum hayvanlara bakmam istendiği için… Fakat bunun için ekstra bir ücret vermiyorlar. İş Yasası’na tabii olsaydık, bu durumlarda “fazla çalışma ücreti” alırdık. Mesai saatimiz yok, iş tanımımız yok. Aylıklı çalışsak bile yıllık izin kullandırmıyorlar. Dolayısıyla yasalarda işçi statüsünde olmadığımız için modern kölelik şartlarındayız.

Başka şehre bile gittim

Pandemi ile birlikte ev işçileri çalıştıkları evlerde daha fazla zaman geçirmeye başladı yasaktan dolayı. Bu dönemde talepleri arttı mı ev sahiplerinin. Evlerde daha fazla kalınınca taciz vakalarında artış yaşandı mı?

Öyle olaylar yaşıyoruz ki. Örneğin benim çalıştığım evde patronun çocukları başka şehre üniversite okumaya gitti. Ben de onlarla birlikte gittim, kalacakları evi temizledim. Daha sonra ara sıra şehir dışındaki o eve gönderdiler ama ekstra hiç bir ücret ödemediler! Pandemi sürecinde birçok ev işçisi çalışamadı. Birçoğu işten çıkartıldı. Aylıklı ve SGK’lı olanlar dahil ihbar ve kıdem tazminatı da alamadan işten atıldılar.

Talepleri arttırmak ama ücret ödememek…. Başka ne gibi hak kayıpları yaşadınız pandemide…

Çok daha fazla iş verdiler. Herhangi bir ücret artışı olmadı. Tam tersi hak edişlerimizden kırptılar. Daha da düşürdüler. Gerekçe; onların iş yerleri de çalışmıyormuş, pandemi dolayısıyla kapalıymış! Emeklilik imkanları, genel sağlık hizmetleri ev işçilerinin de hakkı. Bu yasaları düzenleyip, uygulanabilir hale getiren olmadı. Evlerde çalışan kadınların emekliliğinin kolaylaştırılması gerek oysa.

Arkadaşlarınızla birlikte bir sendika kurdunuz. Örgütlenme düşüncesi ve sendika çatısı altına girme fikri hangi koşullarda doğdu?

Türkiye’de bir milyonu aşkın ev işçisi var. Gerçekten çok zor bir sektör. İş kazalarına kurban giden ya da sakat kalan arkadaşlarımızdan haberler geliyor. Ev işçiliği bir meslek sayılmıyor. Yasalarda dahi “işçi” olarak kabul edilmiyoruz. Oysa sosyal güvence altına girmek, emeklilik imkanı elde edebilmek bizim de hakkımız.

Bel fıtığı ve menisküs çok yaygın

Ev işçiliğinin mesleki standartlarının oluşması için bir sendikanız var. Peki sendikanın bütün bu sorunların üstesinden gelebilmesi için engeller var mı?

Eskisinden daha zor durumdayız. Hijyen için aşırı temizlik yapmamız isteniyor. Bu taleplerden dolayı ev işçileri daha fazla kimyasal madde solumaya maruz bırakıldı. İş yükleri gittikçe büyüdü. Mesai saatleri arttı. Bu süreçte ev işçilerine taciz ve şiddet de fazlalaştı. “Gider, pandemi kapıp gelirsin” diye, yıllık izinleri de kullandırmadılar salgının çok yükseldiği o dönemlerde. Hatta öyle vakalar oldu ki. Yıllık iznini kullanmak isteyen darp edildi.

Ev emekçileri ile nasıl iletişim kuruyorsunuz? Sendikaya nasıl ulaşıyorlar?

İşçiler E-devletten üye oluyor. Bu arada bize çok ilgi var. Ev işçileri sendikayı arayıp buluyor. Çünkü çok sıkıntıları var. İlgi çok ama SGK’lı olmadıkları için üye olamıyorlar. Sendika üyeliğinde sosyal güvenceli olma şartı var. Daha kendi görünmüyor ki! Sonra nasıl gelsin, somut olarak haklarını arasın, mücadele versin! SGK’lı olanların çoğu da farklı sektörlerde kayıtlı. Örneğin evinin temizliğini yaptığı kadının kocasının işyerinde SGK’lı görünüyorlar. Orada çalışanmış gibi primleri ödeniyor. Ama bu oran çok çok az. Bizim sektörümüzde var sayılmadıkları için sendikaya üye sayısını istediğimiz oranda yükseltemiyoruz.

O iş kazasını yaşadınız? Çok geçmiş olsun. Bu hak davanızı hangi avukat yürütüyor?

Ben çok kötü bir iş kazası geçirdim. Çalıştığım ev 3. kattaydı. Cam silerken betona düştüm. 17 kaburgam kırıldı, omurgam hasar gördü. Aylarca hastanede yattım. Sakat kalmadım ama elimde his kaybı var. Hala kazanın etkilerini yaşıyorum. Bazı kaslarım çok sancıyor. Çok fazla fiziksel ağrım oluyor. Öncelikle şunu belirteyim; Sendikamızın beş gönüllü kadın avukatı bu davayı takip ediyor. Bu iş kazasını kabul etmeyen işverene yönelik ilk mahkememiz hala sürüyor. İki ayrı dava daha açıldı. Bir hukuk savaşı içindeyim. Şunu da söylemek istiyorum; Ev işinde yoğun yaşanan meslek hastalıkları da var. Bel fıtığı rahatsızlığı geçirmeyen arkadaşım yok gibi neredeyse. Dizlerinden rahatsız olan, menisküs ağrıları çeken bir çok temizlik işçisi söz konusu…

Paylaş:

Benzer İçerikler

Mağaza Market- Sen çatısı altında örgütlenen ŞOK market işçisi kadınlar ücretlerin 7 bin 500 TL’ye çıkarılmasını, yemek ve yol parasının yükseltilmesini ve iş yerinde kadın ücretlerini daha da düşük kılan cinsiyetçiliğin ortadan kaldırılmasını talep ediyor.
Alphindi fabrikasında Şeker-İş’e üye oldukları için işten atılan kadın işçiler, kötü çalışma koşulları nedeniyle sağlığını yitirmiş. Artık demliği bile kaldıramıyorlar, elleri kesik izleriyle dolu. Erkek işçilerin daha yüksek ücret aldığını belirten işçiler, “Sendikalı olmanın önemini daha iyi anladık. Her işçi hakkını savunsun, örgütlensin” diyor.
Acarsoy Tekstil’de baskıya, mobbinge, tacize, ücret eşitsizliğine karşı sendikal çalışma yürüttükleri için işten çıkarılan dört kadın, tam 100 gündür direniyor. Yoksulluğa Feminist İsyan olarak hafta sonu direnişçi kadınları ziyaret ettik, seslerine ortak olduk.
Amazon Türkiye’de sendikalaştıkları için işten atılan depo işçisi kadınlar, erkeklerle eşit ücret alıyor. Ama bir farkla: Kadınlardan fiziksel güç gerektiren işlerde erkeklerle aynı performansı göstermeleri bekleniyor! Toplama kampını andıran depolarda insanlık dışı koşullarda çalıştırılan işçiler, “Robot değiliz biz, bunu öğrenecekler! Kadınlardan öğrenecekler! Boyun eğmeyeceğiz” diyor
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!