‘Kirpiğimiz yere düşmeyecek, feminist mücadelemiz devam edecek!’

"Eskiden, 'Sokaklar evden güvenli' diyorduk aile içi şiddete dikkat çekmek için. Fakat şu anda kadınlar için her yer bir savaş alanı. Başak Cengiz yolda leblebi yiyerek yürürken, samuray kılıcı ile öldürüldü. Artık aklımızın almadığı cinayetler işleniyor bu ülkede. Evde sokakta, okulda, ofiste, fabrikada şiddete maruz kalan, sesini duyurmak isteyen ve kendini anlatmak isteyen her kadının yanındayız!"
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com
Ayla Önder onderayla@gmail.com

“Eskiden, ‘Sokaklar evden güvenli’ diyorduk aile içi şiddete dikkat çekmek için. Fakat şu anda kadınlar için her yer bir savaş alanı. Başak Cengiz yolda leblebi yiyerek yürürken, samuray kılıcı ile öldürüldü. Artık aklımızın almadığı cinayetler işleniyor bu ülkede. Evde sokakta, okulda, ofiste, fabrikada şiddete maruz kalan, sesini duyurmak isteyen ve kendini anlatmak isteyen her kadının yanındayız!”

Nar Kadın Dayanışması, erkek egemenliğine ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı duruşu olan bir kadın grubu. Eğitim, hukuk, sağlık gibi tüm kurumlarda varlığını sürdüren ‘kadın-erkek eşit değildir, kadınlar erkeklere tabi olmalıdır’ zihniyetine karşı mücadele ediyorlar. Daha çok eylemlerle gündeme geliyorlar. Sokaklarda ve alanlarda çok sık karşımıza çıkıyorlar. Sürekli itiraz halindeler ve bu itirazlar ev içindeki tüm işlerden sorumlu tutulmaktan, çalışma yaşamında düşük ücretli ve güvencesiz işlere mahkum edilmeye kadar her alanda yankılanıyor. Ne istiyorlar, ne arıyorlar sorusuna yanıtları öncelikle özgürlük ve kadınların kurtuluşu. “Hayatlarımız kuşatılıyor, özgürlüğümüz çalınıyor, haklarımıza saldırılıyor, varlığımız yok sayılıyor. Biz kadınlar kendi hayatımız, özgürlüklerimiz için ve kurtuluşumuz için yanyana mücadeleyi ve dayanışmayı büyütmenin yollarını arıyoruz” diyorlar. Toplumsal adaletsizliğe, sömürüye, doğanın katledilmesine de sessiz kalmıyorlar. Hayır’larını, itirazlarını, isyanlarını her an ifade ediyorlar. “Özgürlük için, eşitlik için mücadele ediyoruz. Yeter, biz varız, buradayız, yaşamımız, bedenimiz, emeğimiz bizim” sloganıyla ifade ettikleri feminist duruşları hayatın her alanında söz konusu. Mizahi bir dille oluşturulmuş sloganları dikkat çekiyor. Kahkahalarını, isyanlarını aynı platformda buluşturmayı başarıyorlar. Nar Kadın Dayanışması’ndan Duygu Akpınar sorularımızı yanıtladı.

Bağımsız feminist hareket içindeyiz

Nar Kadın Dayanışması nasıl kuruldu. Bu oluşumu nasıl tanımlıyorsunuz?

2015 yılında, uzun süredir gerçekleştirdiğimiz ‘Toplumsal Cinsiyet Atölyeleri’nin sonucunda Nar kadın dayanışması olarak sürdürmeye karar verdik. Bir grup kadın, bir araya geldikçe, yapmak istediklerini, hayallerini, karşılaştıkları engelleri konuştukça, bağımsız feminist bir kadın mücadelesi hattında birleştiler. Kendimizi, bağımsız feminist kadın hareketi olarak tanımıyoruz.

Nar’da kadınların bir araya gelme nedeni sanırım bunlarla sınırlı değil. Hangi kesimlerden kadınlar bir arada. Genellikle genç kadınlar mı birlikte?

Nar Kadın Dayanışması olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, kadınların ve lgbti+’ların seslerinin kesilmesine, görünmez kılınmasına, aileye, tarikat, cemaat üçgenine sıkıştırılmaya, erkek şiddetine ve evi içi emeğin sömürülmesine karşı sesimizi yükseltiyoruz. Bakım emeğinin omuzlarımıza yüklenmesine, düşük ücretli, güvencesiz işlere mahkum edilmeye, bedenimize her türlü müdahaleye karşı duruşumuz söz konusu. Fetvalara, akıl vermelere, eteğimizin boyundan, saçımızın rengine kadar konuşmaya meraklı erkekliğe, erkek adalete, toplumsal adaletsizliğe, eşitsizliğe, talana, yağmaya, çevre katliamlarına, göçmen düşmanlığına karşı da mücadele ediyoruz. Her yaştan kadınlar var aramızda. Grubumuzun enerjisi çok yüksek olduğu için öyle hissettiriyor olabilir. Yaptığımız kampanyalar da çok renkli, sesli ve eğlenceli oldu hep.

Kadınların sıklıkla göz önünde olan kadın sorunları çok daha yakıcı hale gelmeye başladı. Kadınların gündemini takip ediyor musunuz?

Nar Kadın Dayanışması olarak sadece Türkiye’deki kadın gündemini değil, dünyadaki kadın gündemini de takip ediyoruz. Türkiye’de kadın gündemini takip etmemek gibi bir şey zaten mümkün değil, her gün yeni bir kabusa uyanıyoruz. Kadınların sistematik şiddete maruz bırakıldığı, kadın kırımı haline gelen kadın cinayetlerinin işlendiği, katillerin neredeyse tebrik edildiği bu ülkede, sadece gündemi takip etmemek bir seçimimiz olamaz zaten.

Patriyarkayla mücadelemiz devam ediyor

Ayrıca insanların dikkatini çeken mizahi bir söyleminiz var. Hatta bazı pankartlarınızda da bu yaklaşımı çizimlerle yapıyorsunuz. Bu mizahi protesto tarzını nasıl yakaladınız?

Pankartlar ve bizim bestelediğimiz eylem müzikleri bir kolektif aklın ürünü. Ortak konuşmalardan besleniyoruz. Bunun sebebi de farklı yaşlardan, yerlerden gelen kadınların içimizde olması. Herkes kendi sesini, kahkahasını ve rengini getiriyor Nar’a.

25 Kasım Şiddetle Mücadele Günü yaklaşırken, kadına yönelik şiddetin vardığı noktayı hepimiz görüyoruz. Nar Kadın Dayanışması olarak, şiddete yönelik hem yorum hem de eylemsellik anlamında neler söyleyeceksiniz?

Burası günde en az üç kadının öldürüldüğü, artık şiddetin nereden geleceğini kestiremeyeceğiniz bir ülke. Evde, sokakta, restoranda, her yerde, şiddete maruz bırakılabilir, öldürülebilir, cinsel saldırıya, tacize uğrayabilirsiniz. Eskiden sokaklar evden güvenli, diyorduk aile içi şiddete dikkat çekmek için fakat şu anda kadınlar için her yer bir savaş alanı. Daha yakın zamanda, Başak Cengiz’in yolda leblebi yiyerek yürürken samuray kılıcı ile öldürüldüğünü gördük. Artık aklımızın almadığı cinayetler işleniyor bu ülkede. Şiddete nerede maruz bırakılırsa bırakılsın, evde sokakta, okulda, ofiste, fabrikada sesini duyurmak isteyen, anlatmak isteyen her kadının yanındayız. Kadınları korumak yerine onları engellemeyi seçen erkek devlet, kadınların maruz kaldığı her şiddetin sorumlusudur. Gerici, dinci, AKP rejimi kadınların hayır demelerine, duvarlarını yıkmalarına, özgürleşmelerine müsaade etmek istemese de; yargıçları her verdiği kararla kadınları korkutmak istese de kadınların mücadelesini yıldıramadılar. Kadın mücadelesi Türkiye’de ve Dünya’da her geçen gün büyüyor ve güçleniyor. Çilem’e verdikleri ceza ile ‘namusun’ sadece erkeklere ait olduğunu düşündüklerini bir kere daha gösterdiler. Kadın katilleri her türlü indirimden yararlanıp hapse girmezken, kız kardeşimizi, Çilem’i 15 yıl hapisle cezalandırdılar. Kirpiğimiz yere düşmeyecek, feminist mücadelemiz devam edecek. Çilem nezdinde bütün kadınlara kesilen cezayı kabul etmiyoruz. Erkek yargıyla da, patriyarkayla da, dinci, gerici, şeriatçı karanlıkla da mücadelemiz devam edecek.

İktidar, kadına yönelik taciz ve şiddete karşı önemli bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’ne karşı bir tutum aldı. Sizin bu konuda birçok protesto eyleminiz oldu. İstanbul Sözleşmesi kadar önem taşıyan ILO’nun 190 Sayılı Sözleşmesi’nin hayata geçmesi mümkün mü?

ILO hayata geçmesi hükümetin eli ile olacak bir şey değil. Kadınlar ILO’yu da direnerek hayata geçirecek. Biz haklarımızdan, hayatlarımızdan, özgürlüğümüzden, vazgeçmeyeceğiz. Onlar erkekliklerinden, ayrıcalıklarından ve bizden çaldıkları her şeyden feragat edecekler.

İstanbul Sözleşmesini geri alacağız

Sizce İstanbul Sözleşmesi neden iptal edildi?

İstanbul sözleşmesinin imzalandığı dönemde Türkiye’nin Avrupa ile yakınlaşma politikası vardı ve Nahide Opuz davasından Türkiye mahkum edilmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi savcılığa başvurduğu halde kadını kocasından korumayarak Türkiye’nin ayrımcılık yaptığına hükmetti ve Türkiye’yi tazminata çarptırdı. Bunun ertesinde de Avrupa Konseyi İstanbul’a davet ediliyor ve sözleşme imzalandı fakat İstanbul Sözleşmesi imzalandıktan sonra da etkin bir şekilde işletilmedi. Sığınma evleri, yardım hatları, kadınları ve çocukları koruyacak ve güçlendirecek mekanizmalar oluşturulmadı. Kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için bir mücadele yürütürken, iktidar da ailenin yıkımına sebep olduğu, namussuz bir sözleşme olduğu, kocaların karılarını rahat rahat da dövemedikleri için sözleşmeye karşı olduklarını anlatmaya başladılar ve kadının yerini aile, cemaat, tarikat olarak gören iktidar sözleşmeyi bir gecede feshetti. Kadınlar olarak bunu kabul etmiyoruz, İstanbul Sözleşmesi bizimdir. İstanbul sözleşmesi geri gelecek, uygulanacak. Bu devlet katilleri değil, kadınları, çocukları koruyacak.

Cinsiyet eşitsizliği toplumda gittikçe daha derine iniyor. Sizce nereden besleniyorlar?

İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin Türkiye’de beslendiği yer aynı; Gericilik, dincilik, ahlakçılık ve Siyasal İslam’dan besleniyor. İstanbul Sözleşmesini iptal edilirken söyledikleri şey çok netti; ‘Ailenin köküne dinamit koyuyorlar. ‘ Aslında kendilerinin zaten defaten dile getirdikleri şeyi tekrar ediyorlardı; ‘Kadını eve hapsedeceğiz, gün yüzü göstermeyeceğiz, sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceğiz’ diyorlardı. Kadınlar artık bunlara itibar etmiyorlar, hayatlarını tek adamın ellerine teslim etmiyorlar. Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili hem kadınlar hem de toplum yavaş yavaş bir farkındalık kazanıyor, kadınların mücadelelerinden öğreniyorlar. Kadınların bütün dünyadaki mücadelesi, siyaseti belirleyen bir noktaya ulaştı. Mücadelenin sönümlenmesi gibi bir son olmayacak. Kadınlar her ülkede başka şeyler için mücadele ediyor gibi gözükse de tek bir mücadele var; haklarımız bizimdir.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Acarsoy Tekstil’de baskıya, mobbinge, tacize, ücret eşitsizliğine karşı sendikal çalışma yürüttükleri için işten çıkarılan dört kadın, tam 100 gündür direniyor. Yoksulluğa Feminist İsyan olarak hafta sonu direnişçi kadınları ziyaret ettik, seslerine ortak olduk.
Türkiye’nin her yerinden kadınlar ve LGBTİ+lar olarak şiddetsiz bir yaşama kavuşmak açısından bizler için hayati öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararını tanımıyoruz demek için 19 Haziran Cumartesi günü Maltepe’deydik. DİSK Kadın Komisyonu, KESK Kadın Meclisi alandayken, Türk-İş’in kadın yapıları mitinge kayıtsız kaldı. 
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!