Yıllardır 3600’ü bekliyorduk, o da fos çıktı

Sağlık alanında 25-30 yıldır çalışan kadınlar 2018'den beri ek göstergeyi bekliyorlardı, bir tık daha insani bir emeklilik yaşayabilmek için. Yıllarını hastane koridorlarında geçiren, sağlık meslek lisesi mezunu binlerce kadın bu yasadan basit artışlarla yararlanabilecek, bu denli eriyen maaşlar karşısında yapılan ağza bir parmak bal çalma bile değil.
Paylaş:
İpek Deniz
İpek Deniz
ipekkdeniz@gmail.com

Sağlık emekçileri 15 Haziran’da bir kez daha g(ö)reve gitti. TTB, SES, TDB, HEKİMSEN, Tabip-Sen, Genel Sağlık-İş ve AHEF de dâhil 11 sağlık emek ve meslek örgütü, AKP’nin ‘müjde’ diye sunduğu yasa teklifine hep bir ağızdan HAYIR dedi. “Bu bir itiraz ve başlangıç” dediler basın metinlerinde.

Yaşanan bu denli sıkıntı ve oyalama taktikleri nedeniyle artık herkesin canına tak etmiş durumda. Yandaş medyada bombardıman edilerek müjde dedikleri hiçbir düzenleme ne sağlık örgütlerinin taleplerini tam olarak içeriyor ne de bu örgütler düzenlemenin tartışılacağı komisyonlara dâhil ediliyor. Sürekli taleplerimizi duyurmak için başka yöntemler deniyoruz grevin yanında. Şebnem Korur Fincancı Meclis’ten duyurmaya çalıştı sesimizi, “Emek bizim söz bizim” diyerek, çalışanlar da hastane önlerindeydi.

Bu denli yoğun çaba ve hak alma mücadelesi, sağlıkta şiddet yasası, malpraktis davaları, 3600 ek gösterge ya da en yaşamsal taleplerimiz sağlık emekçilerini temsil edenlere sorulmuyor! Yok sayılmak sadece liyakatsiz yöneticilerle yönetildiğimiz hastanelerde değil, ülke genelinde kabul gören bir anlayış!

Müjde dedikleri…

Müjde dedikleri taa 24Haziran 2018’deki seçim öncesinde AKP’nin verdiği sözlerdi ve tabii ki tutulmamıştı. Şimdi yeni seçim de yaklaşırken emeğimiz üzerinden yapılan bu oyunlara, biz dâhil edilmeden, birilerinin bizim adımıza “daha iyiyi”(!) düşünerek yaptıkları yasalara, yönetmeliklere karşı yine alanlar beyazdı. Sağlıkta şiddet yasası, malpraktis davalarındaki içi boş düzenlemeler derken şimdi de 3600 gösterge fiyaskosu ile karşı karşıya kaldı sağlık emekçileri. SES Genel Merkezi’nin açıklamasında şöyle deniyordu:

“3600 ile 107 bini Sağlık Bakanlığı’nda çalışmak üzere 180 bin hekimin emeklilik maaşında geçerli bir iyileştirme yapılmamış,

-Özel sektörde görev yapan 289 bin sağlık emekçisinin emeklilik maaşlarında iyileştirme yapılmamış,

-Taşerondan kadroya geçiş yapan 4/D sağlık işçilerin emekli maaşlarındaki sefalet düzeyine,

-Sözleşmeli statüde görev yapan sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin emeklilik gelirlerine,

-2008 sonrası işe başlayan sağlık emekçilerinin maaşlarına herhangi bir iyileştirme getirilmemiştir.”

Bugün sağlık işkolunda görevli sağlık emekçilerinin yüzde 48’inin 35 yaş ve altında olduğuna dikkat çekiliyordu açıklamada. Büyük çoğunluğu 2008 sonrası işe başladığından 35 yaş altı grubun kapsam dışı olacağı vurgulanıyordu.

Sağlık işkolunda çalışanların yüzde 34’ünün lise ve ön lisans mezunu olduğu da belirtiliyor, şu ifadeler kullanılıyordu:

“Düzenleme 2200 ek göstergeden emekli olan lise ve ön lisans mezunu sağlık emekçilerinin maaşına da geçerli bir iyileştirme getirmemiştir. Ülkemizde mayıs ayı açlık sınırı 6 bin 17 lira olarak açıklanmıştır. Düzenleme ile 30 yıl hizmeti olan sağlık emekçilerine 3600 ek gösterge ile elde edeceği 6 bin 861 lira emekli maaşı bir iyileştirme olarak sunulmaktadır. Kamu emekçilerinin 4 yıllık beklentisi, tüm emekçileri kapsamayan açlık sınırı düzeyinde maaş ile hayata geçmiştir.

Sağlık emekçileri için bu düzenleme ile bir iyileştirme yapıldığı söylense de, yapılan düzenleme sağlık emekçilerinin emeklilik gelirlerini, geçen seneki reel gelirlerine bile taşımamıştır.”

Sağlık alanındaki sorunlar her geçen gün çığ gibi büyüyor ve bu çığ altında hem çalışanlar hem de sağlık hizmeti bekleyenler kalıyor. Alınamayan randevular, önü kesilemeyen istifalar… Artık her gün sitem eden çalışan ve hasta yakınları gündemde.

İşte 15 Haziran’da her işyerinde eylemler gerçekleştirildi yine, bütün bu bir anlamı olmayan düzenlemelere karşı. Seslerini duyurmak için aylardır yığınla çaba harcıyor sağlık emekçileri. Bu denli ciddi bir emek, risk ve fedakârlıkla çalıştırıldığımız bu alanda emek sömürüsü çok derin. Mücadele de bu nedenle uzun soluklu…

Durum çok vahim

Yalnız durum alanda da o kadar vahim ki, sağlık problemi yaşayan herkes kötü sağlık politikalarının bedelini hayatı ile ödeme riski altında! Defalarca her yerde artık karşınıza çıkan talepleri sıralamak istemiyorum, ama hâlâ 36 saat çalıştırılma, geçim derdi, yöneticilerin bitmek bilmeyen mobbingi gibi sorunlarımız, ancak bu eylemlerin güçlü geçmesi ile aşılabilir.

Evet, “Grev kararı bazen çat diye genel merkezlerden alınıyor, tabandan alınması gereken kararlar bunlar” vs. şeklindeki eleştiriler alanda çok duyuluyor, ama tabanda bu denli güçlü bir örgütlülükten bahsetmek mümkün değil. Aslında yılgınlık belirtisi gösteren çalışma alanlarına bu eylemlerin bir nebze hareket kattığı da bir gerçek. Çünkü gözlemim, tabanın da genel merkezlerden bir şeyler beklediği.

Öte yandan sendikalarda ya da meslek odalarında emek verenlerin sözünü söylediği alanlardan uzak yerler, örgütlülüğe mesafeli olan çalışanlar çok fazla. Üstüne bir de tepeden yönetme anlayışı hem her alana sirayet etmiş durumda hem de bu durumdan rahatsız olanların sayısı maalesef çok az.

Eylemde özellikle HEKİMSEN’in kullandığı YPS (yardımcı sağlık personeli) tabiri ciddi öfke uyandırdı. Şimdilerde bu tabirden vazgeçecekleri konuşuluyor. Çok disiplinli olan bu alanın kurtuluşunun tek bir meslekle olamayacağı daha önce edinilmiş yığınla deneyimle tescilli aslında. Bu noktadan hareketle bu grevde ortak bir bildiri hazırlandı. Metinde,  “Başka Kamil Furtanlar, Ersin Arslanlar olmasın, yaşatmak için yaşamak istiyoruz” dedik.

Performansa dayalı ödeme!

Bu bir itiraz! “Bugün Meclis’te oynanan senaryoyu reddediş!” Ortak metinde bu itirazın nedenleri şöyle anlatıldı:

“Aylar süren oyalamanın ardından, yeni yasa teklifiyle emeğimizle yeniden alay ettiniz. Biz emekliliğe yansıyacak temel ücret artışı talep ederken, nitelikli şekilde çalışabilmemiz için yeterli süre ve olanaklar, sağlıkta şiddetten arındırılmış çalışma alanları, toplumun daha az hastalanması için koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesini isterken; sizlerin bize reva gördüğü, performansa dayalı ödeme sistemini dayatmak, emeğimiz için ayrılması gereken bütçeyi şehir hastanelerine kira ve hizmet bedeli olarak gömmek oldu.

Sizin bizlere dayattığınız sağlıksızlığa karşı biz bu gidişatı değiştirmek, sağlıklı bir gelecek için birlikteyiz. Bugünkü G(ö)REV eylemimiz son değil. Hakkımız olanı alana kadar hep birlikte, sağlıksız politikalarınızın ve emek gaspınızın karşısında olmaya tüm gücümüzle devam edeceğiz. Tüm Türkiye’de hakları için, mesleğinin onuru için bir araya gelen milyonlar olarak biliyoruz ki emeğimizin hakkını aldığımız, sağlıklı bir geleceği birlikte inşa edeceğiz.”

Kadın sağlıkçıların ev krizi

Müjde diye dillerine doladıkları yasalara gelince… Bunların kadın sağlık emekçilerini nasıl etkilediği ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

Artan pahalılık, eriyen maaşlar derken kadın sağlık emekçileri için hayat kat kat zorlaşmakta. En çok yaşanan sıkıntı şu an ev sahipleri ile girilen çatışmalar. Bu çatışma sonucunda evden çıkarılmayanlar bir nebze kendini şanslı görüyor.

Hastanelerde artan yoğunluk, hem işyerinde daha çok yorulmak anlamına geliyor hem de dışarıdaki hayat için daha tahammülsüz olmak. Kreş problemi, mutfağa ayrılan bütçenin çok çok artması derken ev içi çatışmalar da daha çok dillendiriliyor. Ev işleri, çocuk bakımı tabii ki sağlık emekçisi kadınları da es geçmiyor. Yığınla talepler arasında özellikle kadınlara ait özel talepler yok, mücadele biraz da sağlıklı ve güvenli ortamlarda iş yapabilmek, yaşamak ve yaşatabilmek çerçevesinde sürüyor. Çerçeve bu olunca tekrar eden kangrenleşmiş sorunlar daha da derinleşiyor.

3600 mevzusu lisans mezunu olmak, her branş ve kamu alanını kapsamaması ve yığınla kapsam dışı bırakılan kamu çalışanları nedeniyle çalışma barışını net bozmuştu ki tepkilerle yine ufak değişiklik yapıldı. Sağlık alanında özenle yaptıkları ‘birbirine kırdırarak çalıştırma’ya diğer kamu kurumlarını da eklediler, neyse ki tepki her alandan gecikmedi. 2007 yılına kadar sadece kadınların yaptığı hemşirelik mesleği, hâlâ binlerce çalışan kadın anlamına geliyor. Ve 2018’den beri 25-30 yıldır çalışan kadınlar ek göstergeyi bekliyorlardı, bir tık daha insani bir emeklilik yaşayabilmek için. Yıllarını hastane koridorlarında geçiren, sağlık meslek lisesi mezunu binlerce sağlık çalışanı kadın bu yasadan basit artışlarla yararlanabilecek, bu denli eriyen maaşlar karşısında yapılan ağza bir parmak bal çalma bile değil.

Düzenlemede 2200 ek göstergeden emekli olan lise ve ön lisans mezunlarında geçerli bir iyileştirme yok. Özel sektörde görev yapan sağlık emekçileri kapsam dışında kalmış, 4d gibi garip bir kadro ile kadroya alınan sağlık işçilerine de sefalet düzeyinde bir iyileştirme yapılmış oldu. Bu alanların hepsi açık ara kadın ağırlıklı hâlâ. Hemşirelik dernekleri, akademisyenlerin eğitim birliği sağlanması ısrarı, lisans düzeyinde bir meslek olma çabaları yıllardır sürerken; hâlâ yasaları kendi yarattıkları açıklar üzerinden, binlerce insanın emeğinden kâr ederek yapıyorlar. Ayrıca sarı sendika destekli uzaktan eğitimlerle, özel üniversite ile ilgili yaptıkları anlaşmalarla kendi yandaşlarının indirimli bilimsel eğitim (!) almalarını sağladılar. Evet, üniversitelerle anlaşmalar yaparak bilimsel görmedikleri mesleklerin iyice içini boşalttılar, şimdi de bu kapsama sizleri de dâhil ettik diyerek nemalanmaya devam ediyorlar.

Kurtuluş yok tek başına

Geçim derdi, eve hapsolunan hayatlar ve sürekli bir oyalama hali, bu gerginliğin hizmet alana da hizmet verene de yansımasına neden oluyor. Bu gerginliğin esas sorumluları belli. Belki herkes olduğu yerde, alanda en temel insani hak olan nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz sağlık hakkı için bu öfkeyi doğru yere yöneltse biraz yol alınabilir. “Kurtuluş yok tek başına, ya beraber ya hiçbirimiz” sloganı, hiç bu denli hayati olmamıştı!

Paylaş:

Benzer İçerikler

Haier Group fabrikasında çalışan kadınlar komisyon önerisini genel merkeze iletti. Onların yol göstericiliğinde sendikanın Eskişehir Şubesi’nde de kadın komisyonu kuruldu. Kadınlar rutin toplantılarında fabrika içi sorunların yanı sıra, kadına yönelik şiddet, İstanbul Sözleşmesini de tartışıyor. Önlerindeki hedef ise kadın işçiler olarak 8 Mart etkinliğine katılmak. Bunun için o gün izinli olmak şart.
İzmir Tire’de kurulu Sütaş’ta, işçilerin büyük çoğunluğu kadın. Çok sert koşulları olan fabrikada, molaya çıkan işçinin bir dakikalık gecikmesi ücret kesintisini beraberinde getirirken, kadın işçiye ped değiştirmesi için bile izin verilmiyor. Sendikaya üye olan işçilerin derhal işten çıkartıldığı bu fabrikada yaşananları, her boyutuyla kadın işçilerden dinledik…
Yıldız Soylu, PTT’de yaşanan taşeron zulmüne ve sefalet sözleşmesine karşı olduklarını sonuna kadar direneceklerini belirtiyor. Kadınların ev işi de yaptıkları için daha ağır yük altında olduklarının altını çizdikten sonra “Kadın emeği sömürüsüne, ayrımcılığa, cinsiyetçi politikalara karşı mücadele etmeliyiz” diyor.
Alphindi fabrikasında Şeker-İş’e üye oldukları için işten atılan kadın işçiler, kötü çalışma koşulları nedeniyle sağlığını yitirmiş. Artık demliği bile kaldıramıyorlar, elleri kesik izleriyle dolu. Erkek işçilerin daha yüksek ücret aldığını belirten işçiler, “Sendikalı olmanın önemini daha iyi anladık. Her işçi hakkını savunsun, örgütlensin” diyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!