Sendika ve meslek örgütlerinden kadınların ortak talebi: Fesih iptal edilsin İstanbul Sözleşmesi uygulansın

1 Mayıs öncesinde konfederasyonlardan, bağlı sendikalardan, meslek örgütlerinden kadınlara sorunları ve kadın taleplerini sorduk. Pandemi de artan iş yükü ve kadına yönelik şiddet temel sorun. Tüm kadınların ortak talebi ise İstanbul Sözleşmesinin feshinin iptali, ILO190’nın imzalanması, 6284 sayılı yasanın etkin uygulanması… Bunların yanı sıra ücret eşitliği de istiyorlar.
Paylaş:
Elif Sinirlioğlu    sinirliogluelif@gmail.com

1 Mayıs öncesinde konfederasyonlardan, bağlı sendikalardan, meslek örgütlerinden kadınlara sorunları ve kadın taleplerini sorduk. Pandemi de artan iş yükü ve kadına yönelik şiddet temel sorun. Tüm kadınların ortak talebi ise İstanbul Sözleşmesinin feshinin iptali, ILO 190’nın imzalanması, 6284 sayılı yasanın etkin uygulanması… Bunların yanı sıra ücret eşitliği de istiyorlar.

1 Mayıs’a pandemi ve o bahane edilerek karşımıza çıkarılan yasaklamaların gölgesinde giriyoruz. Pandeminin her geçen gün ciddiyeti artarken önlemler elbette gerekli olsa da, işçi sınıfının her gün pek çok araç değiştirerek işlerine gidip gelmesini tehlikeli görmezken bayramlarını kutlamalarını pandemi kapsamında yasaklayan bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Sendika ve meslek örgütleri bu ortamda 1 Mayıs’a hazırlanırken her yıl olduğu gibi bir arada hareket eden DİSK, KESK, TMMOB ve TTB “Umut Yan Yana, Yaşasın 1 Mayıs!” şiarıyla düzenledikleri basın açıklamasında taleplerini sıraladılar. 10. Maddenin İstanbul Sözleşmesi ve 6284 vurgusuna ayrılmış olması sevindirici olsa da kadın işçilerin taleplerinin daha fazla dile getirildiği 1 Mayıs’lar yaşayabilmeyi umuyoruz.

Kadınİşçi olarak, işçi sınıfının toplam taleplerinin içerisinde kadın işçilerin kadın olmaktan kaynaklı sorunlarının da altının çizilebilmesi amacıyla farklı sendika ve meslek odalarında aktif mücadele yürüten kadınlara sorduk.

Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Başkanı

Gücün ellerimizde olduğunu biliyoruz!

1 Mayıs işçi sınıfının uluslar arası birlik, mücadele ve dayanışma günü, bu yıl 1 Mayıs’ı pandemi koşullarında karşılıyoruz. Ve bu koşullar işçi sınıfının 1 Mayıs taleplerine damgasını vuruyor.

Pandemi süreci diğer bütün krizlerde olduğu gibi bütün eşitsizliklerin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de derinleştirdi. Kadınların ev içindeki iş yükü ve bakım yükü daha fazla arttı. Kapanmayla birlikte kadına yönelik şiddet de arttı diğer taraftan da kadınların çalışma hayatında ve istihdamda yaşadığı sorunlar katmerleşti. Ev içindeki iş yükü artan kadınlar çalışma hayatından da istihdamdan da iş gücünden de daha fazla çekilmek zorunda kaldı. Kadın işsizliği Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırıyor, kadınlar bir yandan işsizliğin bir yandan pandemide yaygınlaşan bütün esnek ve güvencesiz çalıştırma biçimlerinin hedefi haline geldi. Pandemi koşullarında kadınların güçlendirilmesi gerekirken ve kadına yönelik şiddet bu kadar artmışken tam tersine İstanbul Sözleşmesi gibi kazanımlar iktidarın hedefi olmuş durumda.

Biz 1 Mayıs’ta işçi sınıfının bütün talepleri ile birlikte hiç kuşkusuz başta herkese aşı, herkese gelir desteğinin sağlanması ve özellikle Türkiye’de pandeminin geldiği durum göz önüne alındığında acil ve zorunlu işler dışında 4 hafta çarkların durdurulması, çalışırken hastalananlar açısından Covid 19’un iş kazası, sağlık çalışanları açısından meslek hastalığı sayılması, KOD 29 ve ücretsiz izin zulmüne son verilmesi işsizlik sigortası fonu kaynaklarının patronlara değil işçilere kullanılması, asgari ücret üzerindeki vergi ve kesinti yükünün kaldırılmasını istiyoruz.  İşsizliğin çözümü noktasında kamu istihdamının artırılmasından kadınların istihdama katılımının önündeki engellerin kaldırılmasına kadar bir dizi önerimiz var. Ayrıca adaletli bir vergi sistemi, örgütlenme ve toplu sözleşme hakkımızın önündeki engellerin kaldırılması da temel taleplerimiz arasında yer alıyor.

Kadın işçiler olarak 2021 Mayıs’ında “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” diyoruz. 6284 sayılı yasanın etkin bir şekilde uygulanması ve pandemi öncesinde yapılan ILO Konferansı’nda kabul edilen İş Yerinde Şiddete Karşı 190 Sayılı Sözleşme’nin Türkiye tarafından onaylanması da diğer taleplerimiz arasında yer alıyor. Bütün taleplerimizin üst başlığı da bu salgınla birlikte çok açık bir biçimde ortaya çıkan mevcut sistemin bütün dünyada da ülkemizde de işçi sınıfına, kadınlara, gençlere bir gelecek vaat edemediği yeni bir toplumsal düzenin şart olduğudur. Yeni bir toplumsal düzeni kurmak için gerekli gücün kendi ellerimizde, hayatı her gün yeniden üreten ellerimizde olduğunu söylüyoruz. 1 Mayıs birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. O nedenle umudumuz birliğimizdedir, mücadelemizdedir ve dayanışmamızdadır. 1 Mayıs’ta umut yan yana diyoruz. Yaşasın 1 Mayıs, herkesin 1 Mayıs’ını kutluyoruz.

Gülistan Atasoy Tekdemir, KESK Kadın Sekreteri

Kreş desteğinin olmaması kadınları zorladı

Pandeminin yönetilememesi, daha doğrusu halkın sağlığı ve gelir güvencesini korumak yerine sermayeyi önceleyen politikaların genel olarak yarattığı yoksulluk kamu emekçisi kadınları da ziyadesiyle etkiledi. Alım gücü gittikçe düşerken enflasyonun çok altında kalan TİS zamları geçinmeyi giderek zorlaştırdı bunun yükünü de her zamanki gibi kadınlar çekti. Pandemi önlemlerinin alınmamasından da sağlık, haberleşme, eğitim gibi kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı sektörler etkilendi.  PTT emekçisi ve sağlık emekçisi kadınlar uzun süredir yoğun risk altında çalışıyorlar. Fazla mesai yapıyorlar, artan iş yükü karşısında belleri bükülmüş durumda.  Bu süreçte kreş desteğinin olmaması özellikle bu alanlarda çalışan kadın emekçilerin daha fazla zorlanmasına neden oldu.

Bu süreçte kamuda uzaktan çalışmanın yaygınlaşması kadınların ev içi iş yükünü arttırdı. Çocuk, yaşlı, engelli bakımı, ev işleri ve ücretli iş yükü altında bitmeyen mesaiyle uğraşmak durumunda kaldılar. Artan erkek şiddeti bir yana,  siyasi iktidarın otoriter, cinsiyetçi yönetim anlayışının bir yansıması olarak sendikal faaliyetler ve kadın eylemleri gerekçe gösterilerek pek çok KESK üyesi kadın emekçi haksız soruşturmalara, sürgünlere, açığa almalara ve ihraçlara maruz kaldı.

Kamusal hizmetlerin piyasalaşması, özelleştirmeler, güvencesiz, esnek ve düşük ücretlerle çalışma ve bundan geri adım atmama pandemiyle baş etmeyi zorlaştırdı hatta imkansız kıldı.  Kamu emekçisi kadınlar olarak kadınları güvencesiz, esnek ve düşük ücretlerle istihdama iterek onları ücretli emek piyasasından çekip eve hapsetme sonucu doğuracak neo-liberal muhafazakar kamu politikalarından vazgeçilmesini, bakım hizmetlerinde devletin sorumluluğunu yerine getirerek kapatılan kamu kreşlerinin açılmasını, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde hizmet üreten kreşlerin açılmasını istiyoruz.

Kalıcı hale getirilmeye çalışılan uzaktan, kısmi, evden, tele çalışma gibi esnek çalışma biçimlerinin yerine tam zamanlı güvenceli çalışmanın hayata geçirilmesini, terfi ve atamalarda kadınların maruz kaldığı ayrımcı, cinsiyetçi uygulamalara son verilmesini talep ediyoruz.

Merkezi bütçenin toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alarak oluşturulmasını, hayata geçirilmesini hane içi bakım emeğinin toplumsallaştırılmasını, ev emekçisi kadınların sosyal güvenceye kavuşturulmasını,  ILO’nun 190 sayılı İş Yerlerinde Taciz Ve Şiddetin Önlenmesi Sözleşmesi’nin imzalanmasını talep ediyoruz.  İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’ nin fesih kararının geri çekilmesi, 6284 sayılı yasanın etkili bir biçimde uygulanması da öncelikli taleplerimiz arasında yer alıyor.

Ücretli -ücretsiz emek ayrımı yapmadan tüm kadınları emeğine sahip çıkmaya çağıran, farklı kesimlerden kadınların sözünü ve taleplerini buluşturan ve kadın dayanışmasını büyüten bir programla yeni bir toplumsal sözleşmeyi inşa etmek gerekiyor. Bize dayatılan eşitsiz, ayrımcı, hiyerarşik ve tahakkümcü düzenin alternatifi bulunduğuna dair inancı tüm toplumun bir ihtiyaç olarak görmesini sağlamaya çalışmak gerekiyor. Ama talep etmenin yanında, kolektif bir mücadele için tüm güçlerimizi birleştirmek gerekiyor.  1 Mayıs bunun için tarihi bir fırsat.

Meltem Günbeği, TTB Merkez Konsey Üyesi

Karar mekanizmalarında eşit temsiliyet önemli

Bu 1 Mayısa da pandemi şartlarında giriyoruz, salgının kadına yönelik saldırılar için fırsata çevrildiği bir yıl geçirdik. Pandeminin bütün yıkıcı etkilerini yine bütün krizlerde olduğu gibi kadınların yaşadığına tanık olduk. Özellikle “Evde Kal” çağrıları ile artan şiddete iktidarın İstanbul Sözleşmesini fesih girişimi ile yanıt vermesi mevcut eril anlayışın bizim için en öne çıkan hamlesiydi belki de. Bu “Evde Kal” çağrılarıyla sadece şiddet artmadı, kadını eve kapatan ve onların eviçi bakım emeğini üstlenecek kişiler olarak görülmelerinin de yolu açıldı. Biz TTB’den kadınlar olarak kadın istihdamının önündeki engeller olan çocuk, hasta, yaşlı ve engelli bakımının kamu hizmeti olarak sunulması gerektiğini düşünüyoruz. Ev işlerini kadının üstünden alacak sosyal politikaların uygulanması gerektiğini düşünüyor ve talep ediyoruz.

Türkiye’de bir işten çıkarma söz konusu olduğunda veya daralmaya gidildiğinde ilk vazgeçilenin kadın işçiler ve emekçiler olduğunu görüyoruz.  Bu yüzden çalışma hayatında kadına yönelik her türlü ayrımcılığın sona erdirilmesi, cinsiyetçi iş bölümüne son verilmesi, ücret eşitsizliğine son verilmesi ve kadınlar için güvenli işler yaratılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunlar yapılırken de yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin büyük öneme sahip olduğunu düşünüyoruz.

Hiçbir gelir desteği sağlanmadan insanlara “Evde Kal” çağrıları yapıldı. Bu kadınların üzerinde daha fazla yıkıcı etkilere sebep oldu çünkü düzensiz gündelik işlerde çalışan kadınların sayısı çok fazla. Bu nedenle kadınlara gelir desteği sağlanmalıdır. Ana talebimiz kadınlara düzenli ve güvenceli işlerin sağlanması ama çok acil bir talep olarak da gelir desteğidir.

İktidarın iki haftalık yarı kapanma diye adlandırdığı kadın hekimler tarafından da çok tepki çeken bir uygulama var. Sağlık personeli hariç 10 yaş altı çocuğu olan kamu çalışanı kadınlara izin verildi. Burada çocuk bakımının tamamen kadına yüklendiğini görüyoruz.  Sağlık personeline bu hakkın hiçbir şekilde tanınmaması da çok büyük sıkıntı yarattı. Çünkü pandemide sağlık çalışanı ebeveynler çocuklarına bakamadı ve baktırtamadı da, bu nedenle meslekleri bahane edilerek velayeti kaybetme tehlikesi yaşayan kadınlar oldu.  Bizim çalıştığımız birçok kurumda kreş bulunmuyor, dolayısıyla her iki ebeveynin de sağlık çalışanı olduğu durumlarda yine işten vazgeçmek zorunda kalan daha çok kadınlar oldu. Bu nedenle kreş hakkının tanınmasını ve ücretli izin verilmesi de bizim taleplerimiz arasında yer alıyor. Bu düzenlemenin 10 yaş altı çocuğu olan kamu çalışanları için yani kadın erkek fark etmeksizin ebeveynler için verilmesi gerekiyor.

Sağlık çalışanı kadınlar olarak pandemi döneminde daha çok hissettiğimiz bir hak talebi de regl döneminde ücretli izin hakkı. Filyasyonda, pandemi servislerinde ve polikliniklerde çok uzun saatler ve zorlu kıyafetler içinde çalışan kadın arkadaşlarımız için regl dönemleri çok zorlu geçti. Biz bu nedenle bu hakkı gelecek dönemlerde çok daha kararlı bir şekilde dillendireceğiz, tüm çalışan kadınlara regl döneminde ücretli izin verilmelidir.

Ayşegül Akıncı Yüksel, TMMOB 45.Yönetim Kurulu Üyesi

Kadınlar yaşamlarına sahip çıkma kararlılığı içindedir

Bu yıl da, 1 Mayıs’ı artan sorunlarımız ve güçlenen taleplerimizle karşılıyoruz.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan pandeminin gölgesinde; bilimi ve emeği hiçleştiren yöntem ve düzenlemeler, kader haline getirilen dayatmalar; hem siyasal, hem toplumsal, hem de ekonomik açıdan taşları yerinden oynatmıştır.

Bu tablo karşısında, mühendis, mimar, şehir plancısı olarak bizlerin yaşadığı sorunlar da, toplumdaki diğer emekçi kesimlerinin sorunlarından ayrı değildir. Bizler de giderek daha fazla hak kaybına uğruyoruz, yasal haklarımızı kullanırken önümüze engeller çıkarılıyor.

Kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile aralarında üyemizin de bulunduğu binlerce kamu emekçisinin insanca yaşam hakkı engellenmiştir. KHK lı kadınlar aynı zamanda toplumun dayattığı cinsiyet rolleriyle ev içine hapsolmaya zorlanmışlardır.

Kadını toplumsal yaşamın dışına iten eğitim sistemi başta olmak üzere, esnek, güvencesiz ve ucuz emek istihdam modeli ile kazanılmış haklar konusunda ciddi bir geriye dönüş yaşanmaktadır. TMMOB üyesi kadınlar da; eğitim, iş ve toplumsal alanlarda, cinsiyetçi toplumsal algı ve dayatmaların neden olduğu ayrımcılıkla karşı karşıyadır.

Kadınların toplumsal yaşama aktif katılımının artırılması ve etkin bir şekilde hayata geçirilmesi için kolektif  çalışma, örgütlenme ve mücadeleye her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.

Kadınların uğradıkları şiddet karşısında “Uygulansın” dedikleri İstanbul Sözleşmesi bir anda siyasi otoritenin tek taraflı imzası ile fesih edilmiştir. Bu kadınları savunmasız ve tehlikelere açık bırakmıştır. Salgın nedeniyle, hayatta kalma ve işini kaybetmeme çabalarına, eklenen bu sorumsuzca, kadınların beklenti ve taleplerini yok sayan hamle, biz kadınlarda daha fazla bir arada olma ve birbirimize sahip çıkma refleksini güçlendirmiştir.

İşyerinde, sokakta, evinde ekonomik, psikolojik, fiziksel şiddetin farkındalığını yaşayan kadınlar, bir insan hakkı olan yaşamlarına sahip çıkma kararlılığı içindedir.

1 Mayıs’a doğru bu inanç ve kararlılıkla; sorgulayıcı bilimsel düşüncenin, demokrasinin, aydınlanmanın ve barışın sesi yükselinceye kadar bu güçlü çabamızdan, eşitlik ve adalet taleplerimizden tabi ki vazgeçmeyeceğiz.

Olcay Ozak, Gıda- İş Genel Sekreteri

İşçi kadınların da katılımı sağlanmalı

Pandeminin etkilerinin daha da derinleştiği bir dönemde Türkiye işçi ve emekçileri olarak 2021’in 1 Mayıs’ına hazırlanıyoruz. Ekonomik krizin üzerine gelen Covid-19 salgını işçi ve emekçileri daha da yoksullaştırdı, işsizliği artırdı. Bütün bunlar içerisinde kadın işsizliği ve kadın yoksulluğu daha arttı ve daha görünür oldu.  Ücretsiz izin ve kısa çalışma ödeneği gibi uygulamalar, KOD 29 işçi ve emekçiler açısından çok fazla mağduriyet ve gelir-iş kaybı yarattı. Kadınlar bu sıralamada da en önde yer aldılar. Diğer yandan ülkede artan enflasyona istinaden ücretlerin paralel oranda artmamış olması gelir kaybına yol açtı.  Kadının yoksulluğunun artığı bu dönemde eşit işe eşit ücret talebi bugün düne göre daha elzem oldu. Çünkü birçok iş yerinde hala kadınlar erkeklerle eşit ücret almıyor ve ücret eşitsizliği bu dönemde daha da arttı. Dolayısıyla eşit işe eşit ücret talebi çok net açığa çıktı. Bir başka önemli sorun işyerlerinde kreş olmaması, ekonomik sıkıntılar artık kadın ve erkeğin çalışmasını zorunlu kılıyor ancak toplumsal işbölümü de çocukların bakımı meselesinde kadınlar üzerinden çözümlenmeye çalışıldığında kadınların çoğu ya çocuklarının evde üzerlerine kapıyı kilitleyerek işe gidiyorlar ya da güvensiz ortamlara bırakıyorlar. Bu anlamda kreş talebi de 2021 Mayıs’ında çok temel bir talep olarak hala yerini koruyor.

Güvenceli iş çok öne çıkan bir talep çünkü işten çıkarılma meselesinde kadınlar yine en ön sırada yer alıyorlar, güvenceli iş talebi ve güvenceli çalışma talebi, iş güvencesi ile çalışma talebi kadınların bu dönem en öne çıkan taleplerinden. İnsanca yaşayacak ücret de çok önemli, birçok kadın hayatını yalnız ya da işte eşinden ayrı çocukları ile sürdürmek zorunda kaldı.

Salgın dolayısıyla eğitime ara verilmesi, eğitimin evlerden devam etmesi yeni ihtiyaçları ortaya çıkardı. Örneğin tablet ihtiyacı internet ihtiyacı bunların gideri evde kalan çocukların gözetimi gibi meseleler de yine kadınlar açısından yeni bir gider kalemi olarak ortaya çıktı.

Tüm bunlara yönelik nasıl bir çalışma içerisinde olmalıyız peki? Kadınların toplumsal yaşamda ve sendikalarda çok da bahsi geçmemekte, erkek ağırlıklı yönetimler ve erkek ağırlıklı idareler var. Kadınlar maalesef karar mercilerinde yer alamıyorlar, bu çalışma yaşamı açısından da böyle sendikalar açısından da böyle. Buraların çoğu erkek ağırlıklı çalışan işletme ve işyerleri ya da kurumlar, örneğin iki mühendisin biri kadın diğeri erkek aynı anda işe başlamış olsunlar kadınlar ömürlerinin bir döneminde çocuk bakımı, korunması ve eğitimi gibi durumlarda çalışma yaşamına ara veriyorlar. Döndüğünde erkek meslektaşı ilerlemiş oluyor, kendisi ise bıraktığı yerden devam etmek zorunda kalıyor. Bu fırsat eşitsizliği yaratıyor. Yapılması gereken daha fazla farkındalık yaratılmasıdır. Toplumsal cinsiyet kaynaklı eşitsizliğin giderilmesi için kadınlardan yana pozitif ayrımcı önlemleri hayata geçirmek gerekmektedir. Buna ek olarak ailede çocuğun ve yaşlıların bakımı, çocuğun eğitimi gibi konularda sosyal politikalar geliştirip kadınların çalışma yaşamındaki yerlerini koruması, ilerlemesi ve geliştirmesi sağlanmalıdır.

Bu dönem İstanbul Sözleşmesi’nin ortadan kaldırılması ve 6284’e yönelik saldırılar gündemde. Devletten, kadınlara yönelik şiddeti önleyen ve onları şiddetten koruyan yasaları uygulamasını, hayata geçmesini beklerken İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiler. Bu durum kadına yönelik şiddeti arttırdığı gibi yeni şiddet vakalarını da ortaya çıkardı. Günde ortalama üç kadınının hayatını kaybettiği bir ülkede değil İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmak, sözleşmenin bütün kuralları ile uygulanmasını ve 6284’ün de buna paralel olarak uygulanması için özel çaba sarf etmek gerekiyor. Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin kendileri için ne anlama geldiğini iyi bildiği için sokaklarda bu talebi dile getirdi ancak bunun biraz daha işçi kadınlara da yansıması gerekiyor ki ortak bir tutum geliştirilebilsin.

Nebile Irmak Çetin, Genel-İş Konut İşçileri Şube Başkanı

Kadınlar için KOD 29 acilen geri çekilsin

Pandemi sürecinde milyonlarca insan işini kayıp etti, işsiz sayısı on milyonun üzerine çıktı. Kentler, köyler, mahalleler ve evlerde yoksulluk çekilmez durumda, umudunu yitirmiş eğitimli genç insanlar intihar ediyor. Siyasi iktidarın yıkım politikalarına dur diyecek hedef kitle ise emekçiler, muhalif kesim ve kadınlardır. Yoksullukla artan şiddet kadınların yükünü daha da arttırdı öfkeye yol açtı.

Bu yıkıcı sürece rağmen kadınlar sokakları alanları terk etmediler. İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayın, eve kapanmayla birlikte artan ev içi şiddeti önleyin,  ev içi bakım emeğini kadınların omuzlarına yıkmayın, dedikçe tehlikeli görüldüler. Bir gece yarısı İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilerek, kadın düşmanı olduklarını bir kez daha gösterdiler.

Emekçiler için toplu taşıma, toplu ve kapalı alanda çalıştırma ve toplu yemekhanelerde yemek yedirmeyi risk saymayıp Covid 19’dan binlerce emekçinin can kaybına göz yumuluyor. Ancak 1 Mayıs kutlaması açık alanda yapılacak olmasına rağmen bulaş tehlikesi var, diye yasaklanıyor. Biz bu yasakları tanımıyoruz bulunduğumuz her yerde 1 Mayıs’ı kutlayacağız ve taleplerimizi haykıracağız.

Sendikamızın almış olduğu karar da bu yönlüdür, yasaklı olmayan illerde 1 Mayıs kitlesel kutlanacak, yasakların olduğu yerlerde ise belediye işçileri olarak sokaklarda, çöp toplayan kamyonlarda, toplu ulaşım araçlarında, konut ve site bahçelerinde taleplerimizi haykırıp, iktidarın yıkıcı politikalarını protesto edeceğiz.

İstanbul Sözleşmesi’ni savunacağız, işyerlerinde her türlü şiddete, tacize karşı ILO’nun 190 Sayılı Sözleşmesi’nin kabul edilmesini talep edeceğiz. Kadın katliamına yol açan, kadına yönelik her türlü şiddeti özendiren politik yasa ve yaklaşımlara karşı, kadın dayanışmasını güçlendireceğiz.

KOD 29 ile adeta bir kıyım yaşatılıyor.  Kadınlar için bu süreç daha tehlikeli. Evlerine döndüklerinde eşlerinin, babalarının ve diğer erkeklerin “sen hangi yüz kızartıcı suçu işledin” sorusuna maruz kalarak, her türlü şiddeti mubah görecekleri bir ortam yaratılıyor. KOD 29’un acilen geri çekilmesini talep ediyoruz. Emekçilerin öz kaynağı olan işsizlik fonunun müteahhitlere peşkeş çekilmesine, şiddetin bütçesine aktarılmasını istemiyoruz. İşsizlere geçinebilecek işsizlik maaşı, evde ücretsiz çalışan kadınlara da ev içi bakım ücreti olarak verilmesini talep ediyoruz.

Kadınlar için can güvenliği anlamına gelen İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için mücadele eden kadınlar şiddete maruz kaldılar. Bu süreçte sokak ve alanları terk etmeyen kadınlara saldırıldı, gözaltına alındılar ve hatta tutuklandılar. Fakat geri çekilmediler.

Pandemi süreci milyonlarca emekçinin işini kayıp etmesine yoksullaşmasına neden oldu, siyasal iktidar bu ayıplı icraatının üstünü örtmek içinde düşmanca yöntemleri devreye koydu. Fakat yılmayacağız, kadınlar olarak, emekçiler olarak 1 Mayıs’ta bulunduğumuz her alanda taleplerimizi haykıracağız.

Gamze Fırat, Birleşik Metal- İş Sendikası  Kadın Komisyonu

Yaşamın her alanında eşitlik isteyeceğiz

1 Mayıs alınteri ile geçinen sömürülen, ötekileştirilen herkesin tepkilerini, taleplerini dile getirdiği gün. Biz kadın işçiler içinde 8 Mart, 25 Kasım gibi  ücretli ücretsiz emeğimizin sömürülmesine,  yaşamın her alanında ikincil konumumuza,  bedenimiz ve hayatlarımız üzerindeki erkeklerin tahakküme karşı sesimizi yükselttiğimiz  bir gün.   İşçiler bu yaşadığımız düzende emeği sömürülüyor,  iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor, kötü çalışma koşulları altında çalışmak zorunda bırakılıyor.  İş bulanlara kötü koşullar dayatılırken,  çok sayı da insan iş bulamıyor.

İçinden geçtiğimiz pandemi koşullarında durum daha da ağırlaştı.  Yoksulluk arttı.  Kadınlar pandemiden en çok etkilenenler oldu. Evle ilgili işler, hastaların bakımı kadınların üzerinde kaldı.  Kadınların yükü arttı. İşçi kadınlar ev halkına bakmakla hasta etmek arasında gidip geldi.  Alınan önlemler yetersiz kaldı. Neredeyse hiç kimse bir devlet desteği görmedi. Tek başına kaldılar.

Bu 1 Mayıs’ta biz işçi kadınlar sendikamızın ve konfederasyonumuzun belirlediği şekilde kutlamalara katılacağız. Olduğumuz her yerden sesimizi yükselteceğiz. En çok da yaşamın her alanında eşitlik diyeceğiz,  özgürlük diyeceğiz, kadın cinayetleri kadına yönelik şiddet ve taciz son bulsun diyeceğiz.  Güvenceli bir gelecek talebimizi dillendireceğiz, kreş haktır diyeceğiz. Cinsiyetçi iş bölümüne cinsiyetçi istihdama isyan edeceğiz. Bir gece kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilenlere,  hayatlarımızı erkeklerin insafına terk edenlere İstanbul Sözleşmesi’nden de, hayatlarımızdan da, haklarımızdan da vazgeçmediğimizi göstereceğiz.  Kadınlar özgür ve eşit olmadıkça kurtuluş yok diyeceğiz, dostumuza düşmanımıza.

Tülin Çelik, Deriteks Sendikası

Kadınlar güvenceli sendikalı bir iş istiyor

1 Mayıs’a giderken, iş gücü dağılımında erkeklerle zaten eşit olanaklara sahip olmayan kadınlara özellikle kayıt dışı alanlarda süreli ve güvencesiz işlerde ya da ev işçiliği gibi çalışma şekilleri dayatılıyorken ve kriz dönemlerinde yine ilk işten çıkarılan kadın işçiler oluyorken şimdi pandemi dönemiyle birlikte kısa çalışma dayatmalarının ve ücretsiz izne gönderilenlerin başında yine kadın işçilerin yer aldığını belirterek başlamakta fayda var.

Yaşanan tüm bu olumsuzluklarla birlikte işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs pandemi kapsamında gelen yasaklamalarla birlikte işçilerin taleplerini üretimden gelen gücü ile üretim yaptığı fabrikalarda dile getirileceği bir gün olacak.

Biz de Deriteks Sendikası olarak “işçilerin olduğu her alan, her fabrikamız 1 Mayıs alanıdır” diyerek fabrikalarda taleplerimizi dile getireceğiz.

Sendikamızdaki kadın komisyonu ile yaptığımız toplantılar sonucunda şimdiye kadar ki taleplerimize ek olarak “KOD 29 işçilerin değil patronların ahlaksızlığıdır, yasaklansın!” ve “COVİD 19 meslek hastalığı sayılsın” taleplerimizi sıralıyoruz.

Biz kadınlar güvenceli ve sendikalı iş, şiddetsiz bir yaşam talebimizi her zaman dile getiriyoruz. Bununla birlikte kadınların çalışma hayatına katılmasının önündeki engelleri kaldıracak kadın istihdam politikalarının hayata geçirilmesini istiyoruz. Kamuya ait ücretsiz olarak yararlanacağımız kreşler, yaşlı ve hastalar için gündüz bakımevleri istiyoruz. Çalışma yaşamındaki kadın-erkek ayrımının ortadan kaldırılmasını ve eşdeğer işe eşit ücret istiyoruz. Esnek güvencesiz, düşük ücretlerle çalışmak istemiyoruz.

Şiddetten tacizden mobbingten arındırılmış iş yerleri istiyoruz.

Şükran Yılmaz Koç, Genel-İş Dersim Şube Başkanı

Kadınlar için İstanbul Sözleşmesi

Bizler 15 Temmuz gibi süreçleri yaşadık, AKP zulmünü KHK’lılar, ihraç edilenler ve de bölge insanı olarak çok katmerli bir biçimde yaşadık. 1 Mayıs’a gidiyorken tabii ki ekmeğimiz diyeceğiz, tabii ki özgürlüğümüz diyeceğiz, tabii ki haklarımız diyeceğiz ama onlar kadar barışı da önemseyeceğiz. Çünkü barış ulusal birliğimizdir, barış ekonomik refahımızdır ve barış gülebilen insanlar topluluğu demektir. O açıdan olmazsa olmazlarımızdan bir tanesi tabii ki barış olacak çünkü biz bu bölgede yıllardır bir tanımı ve adı sistem tarafından konulmayan bir savaş altında yaşıyoruz. Biz Dersimliler olarak 90’lardan bu yana yaşanan hava operasyonları ile karşı karşıyayız ve helikopter sesleri ile uyuyup uyanıyoruz. Biz kadınlar için barış olmazsa olmazımızdır, demokrasi olmazsa olmazımızdır.  1 Mayıs birlik, mücadele ve dayanışma gününde taleplerimiz bunlar.  İnsanın önceliği ne ise onu talep eder. Biz bu coğrafyada önce barış istiyoruz ki toplum olarak da mutlu olalım.

1 Mayıs’a doğru elbette kadınlar olarak kendi taleplerimizi de savunacağız. Dersim Belediyesinde önemli kazanımlara imza attık. İş yerlerinde 25 Kasım, regl izin günleri, menopoz, 8 Mart izinleri gibi ve daha nice sayamayacağım kazanımlar elde ettik.

1 Mayıs’ta kadınlar için olmazsa olmazımız İstanbul Sözleşmesi’dir çünkü Türkiye’de AKP’li yıllar kadınların ölüm yılları olarak tarihe geçti. Zaten ekonomik kriz yaşanıyorken pandemi süreciyle birlikte her şey alt üst oldu. Bu süreçten de daha çok kadınlar etkilendi.  İstanbul Sözleşmesi’nin kalkmış olması kamuda zaten zor koşullar içerisinde olan kadını ev içi şiddetine de açık hale getirdi.

Kadına yönelik şiddet artık AKP döneminde resmi bir ritüele dönüştü, ölümlerimiz onlar için olağan haline geldi. Bu nedenle 1 Mayıs’a giderken İstanbul Sözleşmesi’nin arkasında durmak çok daha önemli bir hal aldı. Bu açıdan İstanbul Sözleşmesi onlar tarafından kaldırılsa bile bizler tarafından her zeminde ve her zaman unutulmaması gereken bir mücadele alanı ve gerçekliktir.

Mukadder Anadolu, Tümtis Sendikası

Güvenceli iş, eşit ücret, şiddetsiz bir yaşam

Ekonomik sorunlar, toplumsal şiddet, üzerine eklenen korona gündemi işçi kadınların sorunlarını konuşmayı geri plana itmiş gözüküyor. Böyle gözüküyor olsa da işçi kadınların sorunları, dolayısıyla talepleri bütün bu saydığımız gündemlerden bağımsız değil. Güvenceli iş, eşit işe eşit ücret, şiddetsiz bir yaşam özlemi bugün işçi kadınların en öncelikli talepleri arasında yer alıyor. Ücret eşitsizliğinin ortadan kaldırılması için de kadın emeğinin ‘yardımcı’ ya da ‘yedek’ işgücü gibi değerlendirilmemesi, üzerine vurulan çifte boyunduruktan kurtarılması gerekiyor. Yine çalışma yaşamına eşit bir şekilde girmesi, dahası iş yerinde söz-yetki-karar sahibi olabilmesi için de eğitim olanaklarından -buna kurslar, meslek içi eğitimler de dahil- eşit biçimde yararlanması gerekiyor. Toplumsal cinsiyet rolleri, çocuk, hasta ve yaşlı bakımı, kadını çalışma yaşamından koparan bir rol oynuyor. En basitinden işyerinde kreş olmaması nedeniyle kadınlar işlerini bırakıyor dolayısıyla ekonomik olarak bağımlı bir hale geliyorlar.

Bu hizmetlerin kamusal bir hizmet olarak verilmesi, kadının sırtından alınması gerekiyor, Hem işte hem evde çalışıyor olmalarından dolayı kadınların‘erken emeklilik’ gibi bir talebinin olduğunu da biliyoruz. Regl izni, haftalık çalışma saatlerinin 4 saat olarak uygulanması gibi talepleri konuşamıyoruz bile. İşkolumuz taşımacılık, erkek ağırlıklı bir iş kolu olsa da son yıllarda, teknolojik gelişmelere bağlı taşımacılık alt yapısındaki dönüşümler, hali hazırda ucuz olan kadın emeğini ihtiyaç haline getirmiştir. Örneğin lojistik işkolunda kadın emeğinin günlük yevmiye usulüne dayalı ‘geçici’, ‘esnek’ dediğimiz bir biçimde işgücüne dahil olduğunu görmekteyiz ki daha sonra sendikalaşma ile birlikte kalıcı, güvenceli bir iş ilişkisine dönüşmüştür. Bu işgücünü oluşturan kadınlar genelde köyden kente göç eden aile bireylerinden oluşuyor.  Daha sonra bunların yerini daha kalifiye olan ikinci kuşak alıyor. Sendikal çözümler belirli bir ilerlemeyi sağlamış olsa da işkolumuzdaki acımasız rekabet koşulları, örgütsüz, kayıt dışı, esnek çalışma göz önünde bulundurulduğunda hala kat etmemiz gereken uzunca bir yol olduğunu biliyoruz.

Kandile Yenifidan,  Genel- İş Küçükçekmece Şube Üyesi

Kadın örgütlenmesi ile koşullar düzeltilir

Kadın işçilerle ilgili yürüttüğümüz mücadelede kadına yönelik psikolojik baskı ve fiziksel şiddetin öne çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Kadınların gücünün ortaklaştırılması çok önemli, ne kadar duyarlı ve bilinçli de olunsa mücadele ederken ortak bir güç olabilmeyi başarabilmemiz gerekiyor. Kendi adıma işyerlerinde kadın olmaktan kaynaklı pek çok sorun yaşadım, öncesinde çalıştığım işyerinde mobbinge maruz kaldım ve bu nedenle dava açtım.

Kadın işçilerinin koşullarının ancak kadın işçilerin örgütlenmesiyle düzeltilebileceğini düşünüyorum. Bu sayede toplum güzelleşecek, irade sahibi olacak ve kadın işçi kendi gücünü yeniden keşfedecek. Kendi adıma işçi kadının örgütlenip kendi gücüne sahip çıkmasını çok önemsiyorum ve eğer bu gerçekleşmezse önümüzdeki seçimlerde hiçbir partiye oy vermeyi düşünmüyorum. Kadınların örgütlenerek kendi güçlerini ve iradelerini koymaları gerektiğine inanıyorum. Çok kararlıyım, hiçbir erk partisine, gücüne oyumu vermeyeceğim. 1 Mayıs’ın biz kadınlar özellikle de kadın işçiler açısından çok önemli bir gün olduğuna ve gücümüzü göstermemiz gerektiğine inanıyorum.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Smart Solar fabrikasında sendikalaşmaya öncülük eden kadın işçinin işten atılması üzerine yaklaşık 300 işçinin kendilerini fabrikaya kapatarak başlattığı eylem, kazanımla sonuçlandı. İşe geri alınan kadın işçi, “İçeride arkadaşlarımız, dışarda biz… Gurur duydum. İnananlar başardı” diyor.
Türkiye’nin her yerinden kadınlar ve LGBTİ+lar olarak şiddetsiz bir yaşama kavuşmak açısından bizler için hayati öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararını tanımıyoruz demek için 19 Haziran Cumartesi günü Maltepe’deydik. DİSK Kadın Komisyonu, KESK Kadın Meclisi alandayken, Türk-İş’in kadın yapıları mitinge kayıtsız kaldı. 
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!